○ Gölgeler, üst üste binince daha mı karanlık oluyorlar? ● Emin değilim. ○ Hâlâ bilmediğim çok şey var. Hayat böyle bitiyor işte, galiba. ● Hemen anlarız şimdi! ○ Ne? Hirayama, Göğe bakan adam: Seni ve içinde kök salan yaşama sevincini…devamı○ Gölgeler, üst üste binince daha mı karanlık oluyorlar?
● Emin değilim.
○ Hâlâ bilmediğim çok şey var. Hayat böyle bitiyor işte, galiba.
● Hemen anlarız şimdi!
○ Ne?
Hirayama,
Göğe bakan adam:
Seni ve içinde kök salan yaşama sevincini asla unutmak istemiyorum. 🌾
Yapmaktan keyif aldığın şeyleri şartların debdebesine kurban etmeden yürekten yapma çabanın,
Ağaçların kıpırtısına olan merakın ve hayranlığın,
Onları çekime alırken yüzüne yerleşen tebessümün,
Bunları odanın bir köşesinden biriktirme gayretin,
Sade ama mutlu hissettiğin rutinin,
Kitaplara olan bağlılığın,
Bisiklet sürerken içinde uçuşan kelebeklerin,
Gündoğumunda arabanda çalan kaset eşliğinde sevinçle işine gidişinin,
Alarmla değil sokakları süpüren kadının süpürürken çıkardığı seslerle yorgun gözlerini aralayışının,
Ve daha seni yaşamımda bana hatırlatacak birçok detayın hayranıyım.
Senin gibi insanlar çoğalıp senin gibi insanları çoğaltsın, Allah'a duamdır.
Yaşam sizin gibilerle güzel Hirayama🌱
10/10
Kûsi ji Dıfırın🥹 "Feminist'im." veya "İnsanım." diye geçinen herkesi Agrîn'in yürek burkan hikayesine ortak olmaya davet ediyorum. Tekrar tekrar izlesem de bu dramı bu şarkıdan daha güzel anlatabilmem mümkün değil. Yürek verelim🎶 ... Ji min re gotin, li Qamişlo Dîlber…devamıKûsi ji Dıfırın🥹
"Feminist'im." veya "İnsanım." diye geçinen herkesi Agrîn'in yürek burkan hikayesine ortak olmaya davet ediyorum.
Tekrar tekrar izlesem de bu dramı bu şarkıdan daha güzel anlatabilmem mümkün değil.
Yürek verelim🎶
...
Ji min re gotin, li Qamişlo
Dîlber hatî mest û gêj e
Li ser êşa wê dîlberê
Yek şîretê kes nebêje
Gotin bûk e, lê biçûk e
Çîroka wê pir dirêj e
Destê Rojdar birîndar im
Bi neynûka te dirêj e
Ji min re gotin li Amedê
Dîlber hatî pir dinale
Ber çavê min ji hêstir e
Şev û rojên sor xeyal e
Gotin bûk e, lê biçûk e
Çîroka wê pir dirêj e
Destê Rojdar birîndar im
Bi neynûka te dirêj e
...
Türkçesi yorumda...🌱
• Oyunculuklar çok iyiydi, küçük Hamnet ve annesi inanılmaz bir performans sergilediler baştan sona. Küçücük çocuğun o ağlaması, o role kendini kaptırışını hayretle izledim. • Çok bir şey demeye gerek yok, yeteri kadar övüldü zaten ama o doğum-ölüm sahneleri vesaire…devamı• Oyunculuklar çok iyiydi, küçük Hamnet ve annesi inanılmaz bir performans sergilediler baştan sona. Küçücük çocuğun o ağlaması, o role kendini kaptırışını hayretle izledim.
• Çok bir şey demeye gerek yok, yeteri kadar övüldü zaten ama o doğum-ölüm sahneleri vesaire çok etkileyiciydi diyebilirim.
Görsel kalite olarak da göze hitap eden sahne renkleri ve düzeni hakimdi.
• Çok ağladım, en son ekranı göremiyordum sakinleşmeye çalıştım ama o baş ağrısı geçmedi.
• Bir insanın evladının gözünün önünde can çekişerek öldüğüne şahitlik etmesi, dehşet verici. O yüzden kadının yanında değildi diye kocasını suçlaması oldukça doğal, içim parçalandı. Sona doğru araları düzeldi, yara kabuk tutar gibi oldu ama öyle olmayacağı da seyirciye geçirildi.
En son When Life Gives You Tangerines'te bu konu yine harika işlenmişti, bu film o dramın ve kurgunun yanından bile geçmez ama başarılıydı yine de.
• Ağlamak isteyen; bir annenin sessiz ve derin mücadelesini, yürek sızısını iliklerine kadar hissetmek isteyenler mutlaka izlesin.
8/10
• Beklentimi karşılamadı, bunun sebebi NBC'nin diğer filmlerinin üstüne çıkar diye düşünmemdi. • Olaydan çok sahnelerin izleyiciye ne kadar geçeceğine odaklanılmış. İzlerken en gerçek haliyle akıp gidiyor film. Bile isteye konmuş boşluklar, bakışmalar ve nefes alış verişler; izlerken aynı zamanda…devamı• Beklentimi karşılamadı, bunun sebebi NBC'nin diğer filmlerinin üstüne çıkar diye düşünmemdi.
• Olaydan çok sahnelerin izleyiciye ne kadar geçeceğine odaklanılmış. İzlerken en gerçek haliyle akıp gidiyor film. Bile isteye konmuş boşluklar, bakışmalar ve nefes alış verişler; izlerken aynı zamanda düşünmeni sağlıyor.
Ceylan'ın tarzını bilen biri için ezber bozmamış.
Fakat ben Ahlat Ağacı, Kış Uykusu ve Kuru Otlar Üstüne filmlerindeki o enfes ikili diyalogların beklentisi içerisine girdim.
Doktor ve savcı sahneleri bunu bir nebze karşılasa da fikirlerin savunulduğu o düşündüren, odak isteyen diyaloglar yoktu denebilir.
• Tüm bunlara rağmen sıkılmadan izledim, o karakterlerin psikolojik ruh halini bakışlarından, mimiklerinden, cümlelerinden anlamaya çalışmak hep zevkli gelmiştir.
• Yılmaz Erdoğan'nın karakterini çok beğendim, bir tek ona kanım ısındı. Onu izlerken iyiliğe olan inancım yeşerdi.
O gece orada olan tüm erkek karakterlerden tiksindim diyebilirim, çok umursamazca tavırlar sergiliyorlardı. Hepsi hayatlarında bir şekilde başarısız olmuş ve yenilgiye uğramış ama bunu kendine yediremeyen tiplerdi.
• İnsan iç huzurunu ve kendisine olan saygısını ne olursa olsun yitirmediği müddetçe insandır. O karakterlerin hiçbirinin gözünde o iç huzur yoktu, derin pişmanlık ve özlemlerle dolu koyu bakışlar içimi kararttı resmen. Bu durum olumsuz değil aksine insanın kendinin farkına varabilmesi için olumlu. Bir şeyler okumak ve izlemek özfarkındalığın inşaası için önemli bir yapıtaşı, iyi ile de kötü ile de terbiye oluruz.
Bu yüzden taşrada geçen her hikaye, her karakter tipi insana bir şey öğretmek için oradadır, umarım iyi örneklerden de kötü örneklerden de doğru dersi en verimli şekilde alabiliriz.
7/10
(Ceylan'ın kendisi 10 ise bu film o potansiyelin ancak yüzde yetmişidir. Ödül almış olsa da...)
Spoiler içeriyor
"Korkmamalıyım. Korku, katilidir aklın." • Tam zamanında izledim diyebilirim, ikinci kitabını bitirdikten hemen sonra izleseydim bu kadar keyif alamazdım. • Olay örgüsünü bilmeme rağmen hayretler içerisinde izledim bu filmini de, uyarlama çok kaliteli çok özenli çok gerçek. Okuyucunun bile okurken…devamı"Korkmamalıyım. Korku, katilidir aklın."
• Tam zamanında izledim diyebilirim, ikinci kitabını bitirdikten hemen sonra izleseydim bu kadar keyif alamazdım.
• Olay örgüsünü bilmeme rağmen hayretler içerisinde izledim bu filmini de, uyarlama çok kaliteli çok özenli çok gerçek. Okuyucunun bile okurken hayal edemeyeceği detaylarla bezenmiş. Kim ne derse desin bilim-kurgu'da farklı bir seviye şu yapılan.
Dinin ve fanatiklerinin, inanışların, hırsların, zayıflıkların ve yeteneklerin bir araya geldiği; Mesih, Mehdi inanışının yüzlerce yıl sonra bile süregidip bambaşka bir gezegende bambaşka insan ırkların bile pençesine alabileceğinin anlatıldığı inanılmaz bir senaryo. Lisan-al Gaib, Mehdi, Mesih; ismi her ne olursa olsun din insanları bir umuda bağlamaya devam ediyor.
Onca suyu toplamaları, Fremenlerin o yenilmez yıkılmaz umutları, o üstün yetenekleri, o sarsılmaz inançları; çölü yeşillendirmek, bir cennet yaratmak için yaptıkları fedakârlıklar... Ben ne okuyorum dediğimi hatırlıyorum.
• Kitaplarını da filmlerini de hep öveceğim sanırım. Bana çok hitap ettiği içinse olumsuz bir yanını bulmak ve dile getirmek çok zor. Frank Herbert tarzını hep sevmişimdir.
• Oyunculuklardan bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum, ilk filmdeki ufak tefek acemilikler törpülenmiş performanslar daha ileri seviyeye taşınmış. Zaten oyuncular bildiğim, daha birçok yapımdan takipte olduğum oyuncular. Rebecca Ferguson'un verdiği seyir zevki için bile izlenir ama Zendaya ve Timothèe için de aynı şeyleri söylemek mümkün.
Rolleriyle, mekanla uyum sağlamış adeta bütünleşmişler.
Stilgar, Gurney Halleck kitapta okurken bile karakterlerine hayran kaldığım adamlar, o müthiş heybetleri izlerken de okurken de insanı heyecanlandırıyor.
(Duncan Idaho en sevdiğimdi ama ilk filmde kaldı.)
• Şu iğrendiğim karakterlere de değinmeden geçmek istemiyorum: Baron ve Feyd Rautha
O kadar mide bulandırıcılardı ki izlerken ister istemez yüzümü ekşittiğimi farkediyordum.
Tabii kurgu onlarla tamamlanıyor, onların da oyunculuklarını çok yerinde ve kaliteli buldum.
• Kitapla uyuşmayan kısımları var elbette, çok önemli detaylar değil birçoğu ama umarım düşündüğüm şeyi yapmamışlardır. Yüz dansçıları 3. bölümde Paul'un aynı zamanda arkadaşı olan bir hocası kılığına girerek aralarına sızmaya çalışıyor, umarım onu yaparlar. 2. kitap Dune Mesihi'nde en çok etkilendiğim ve filmde sabırsızlıkla beklediğim yer orasıydı.
Alya'nın doğduğu ve olaylara açıktan dahil olduğu kısımlar da üçte olacak, bu da beni heyecanlandırıyor. Alya karakterini ufak bir gösterdiler, bence gayet iyi bir seçim.
Baharatın etkisi mavi göz detayları daha gizemli kılmış.
• İlk iki kitabındaki tüm olayları içermiyor neyseki, bu da demek oluyor ki 3. bölüm çok daha keyifli olacak.
Çok konuştum ama değdi. Artık 3. kitabı okuyabilirim aynı hevesle.
10/10 ♡
(...) Bu kitabı nasıl yazdım Türkiye'de "Osmanlı" kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. Bu bilinç, beni…devamı(...)
Bu kitabı nasıl yazdım
Türkiye'de "Osmanlı" kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. Bu bilinç, beni duygusal ve duyarlı bir ulusculuğa ve ulusal nitelemeleri ön plana çıkarma eğilimine yöneltti. Ne var ki, mensup olduğum ulusun kökeni hakkında hiçbir sey bilmiyordum. Çünkü o güne kadar, hiçbir şekilde Kürt ulusunun tarihini araştırma, tarihsel bulguları değerlendirme gibi bir düşünce uyanmamıştı zihnimde. Ne eğitimim esnasında, ne de daha sonraki dönemlerde böyle bir ihtiyaç duymamıştım. Bunun "Osmanlılık" kavramının, Osmanlı devletine bağlı halkları ve etnisiteleri kapsayacak anlamda kullanılmasından başka bir nedeni yoktu ve kuşkusuz, bu durum, başka uluslara mensup olan her birimizi bir bakıma birleştirmişti. Zaman zaman kendime şöyle sorduğum oluyordu: Acaba Kürt ulusu hangi kökenden geliyor? Hangi eserleri meydana getirmiştir ve nasıl bir tarihe sahiptir?
(...)
"Kürtler ve Kürdistan Tarihi"
Muhammed Emin Zeki Beg
Film hakkındaki genel yorumlara baktığımda boş, bir şey anlamadım gibi yorumlar olmuş. Bu da gösteriyor ki birçok kez farklı platformlarda dile getirildiği gibi ülkemizde sanat filmleri hakkettiği değeri görmüyor maalesef. Semih Kaplanoğlu gibi dünya çapında başarılı bir yönetmenin ülkemizde tanınmıyor…devamıFilm hakkındaki genel yorumlara baktığımda boş, bir şey anlamadım gibi yorumlar olmuş. Bu da gösteriyor ki birçok kez farklı platformlarda dile getirildiği gibi ülkemizde sanat filmleri hakkettiği değeri görmüyor maalesef. Semih Kaplanoğlu gibi dünya çapında başarılı bir yönetmenin ülkemizde tanınmıyor oluşu, konuk edildiği programların gerektiği kadar ilgi görmemesi çok acı maalesef. VavTV'de konuk edilmiş fakat görüntüleme 400 civarı, yazık.
Ben filmi cidden çok beğendim, biraz manası üzerine araştırma yapıp bir hocamdan da analizini dinleyince inanılmaz güzel bir yapım olduğunun tekrar farkına vardım. Ödüller almış, çekimi 5 yıl sürmüş, çekim esnasında pek çok zorluk ile karşılaşılmış bir film.
Filmde birçok metaforik ve alegorik anlatım bulunmakta. Metaforlar alt metini oluştururken üst metin ise Kuran kıssalarını bilmeyen izleyiciler için gayet anlaşılır bir mesaj içeriyor.
Filmin distopik oluşunu hem kurgudan hem de siyah beyaz olmasından anlarız. Her ne kadar distopik olsa da Kehf Süresi'nde Hz. Musa ve Hz. Hızır'ın kıssasını anlatır. Hz. Musa'nın Hızır ile yolculuğu, Hz. Yunus ile Hacı Bektaş-ı Veli'nin yaşadıklarını çok ustaca ele almış.
Son sahnede Erol'un yere çizdiği şekil ile karıncaların buğdayı topladıkları yeri bulması, Kadim Anadolu'daki bir yöntemin sinemaya yansıtılması tarzı sahneleri çok sevdim.
Ben istesem de filmi hakkıyla analiz edemem fakat bir video önerebilirim.
YouTube'ta @MehmetcanDinç'in Buğday filmi analizine bir göz atmanızı tavsiye ederim.
🫣 9/10
Tabii dizilerini severim, bunu da sevdim. Konsept olarak bir şeyler yapılmak istenmiş fakat tam olmamış gibi hissettim. Bir şey eksikti, kurgu daha tutarlı olabilirdi veya yan oyuncular daha iyi olabilirdi bilemiyorum. Belki de hep aynı mekanda geçti diyedir. Ertan Saban…devamıTabii dizilerini severim, bunu da sevdim.
Konsept olarak bir şeyler yapılmak istenmiş fakat tam olmamış gibi hissettim. Bir şey eksikti, kurgu daha tutarlı olabilirdi veya yan oyuncular daha iyi olabilirdi bilemiyorum. Belki de hep aynı mekanda geçti diyedir.
Ertan Saban ve Dilan Çiçek Deniz gayet iyilerdi, kurguya yakışmışlardı. Sibel karakterinin oyunculuğu çok aşırıydı rolü için, beğenmedim. Bilmem katılan olur mu?
Gamze karakteri için ayrı bir parantez açmak isterim, çok etkili ve kaliteli bir karakterdi. İnanılmaz güzel oturmuştu kurguya ve akışa. Böyle zeki bir karakteri güzel üstlenmişti. Tıpkı Yiğit Dağlı karakteri gibi seyir zevki veriyordu tartışmasız.
Yiğit Dağlı karakteri zaten dikkatleri üzerine toplamayı başaran bir performansa sahip, kurgu onunla tamamlanmıştı.
Senaryodaki vakalar da sıradışı, zengin ve zekiceydi. Psikolojik çözümlemeleri izlemek çok güzeldi, izlerken sıkılmadım.
😇 7/10
Spoiler içeriyor
Ali Atay ve Haluk Bilginer'in başrollerini paylaştığı bu yapım, birçok Türk filminde olduğu gibi, hayatlarında bir şekilde başarısız olmuş kişilerin yaşamda süzülürken karşılaştıkları büyük engeller ve onları bir türlü bulamadığını düşündükleri o hayata tutunma yollarını anlatıyor. İçerik hakkında birkaç analiz…devamıAli Atay ve Haluk Bilginer'in başrollerini paylaştığı bu yapım, birçok Türk filminde olduğu gibi, hayatlarında bir şekilde başarısız olmuş kişilerin yaşamda süzülürken karşılaştıkları büyük engeller ve onları bir türlü bulamadığını düşündükleri o hayata tutunma yollarını anlatıyor.
İçerik hakkında birkaç analiz yapmak gerekirse:
Son sahnede Ali Atay'ın babasının cesedinin yanıbaşında ağlaması,
Nuh Ağacı'nı ateşe vermesi,
Köylülerle ağaç için girdiği mücadele,
Eski eşiyle diyalogları ve babasına karşı güvensizliği, bana Ömer karakterinin aslında kendi içinde bir türlü çözüme kavuşturamadığı iç hesaplaşmasının dışavurumu gibi geldi.
Çünkü her ne kadar olanlar ondan bağımsız ve o başına "birileri" yüzünden gelen durumlara göğüs geriyormuş gibi dursa da "Ömer kendine kızgın."
İçten içe kendine acıyor, bu acıma onda öfkeye ve kendini hunharca savunma duygusuna itiyor. Kendine acıdığını, kaderine karşı öfkesini bir şekilde atmak, bu acıma hissinden olabildiğince uzaklaşma dürtüsü onu yaşananları karşı tarafa mal etmeye itiyor.
Evladının telefondan gelen çığlıkları, onun ağlayışıyla karışıyor. Onun ve yeni doğmuş bebeğinin ortak noktası hayata tutunma çabası oluyor.
Ömer'in babası İbrahim için söyleyeceğim tek şey: Babaların her seçimi oğullarda derin izler bırakır.
(Film hakkında söyleyecek çok şey var aslında ama sadece bu kadar yazabildim.)
7/10 🙈
Okuduktan sonra düşünmeyerek konuştuğuzu anlayacak, aklınızı kullanmadan geçen günlerinize üzülecek, sadece ağzınızdan çıkanlara değil ima ettiğiniz düşündüğünüz her fikri doğru-yanlış potasında eritmek zorunda kalacak, bitirdikten sonra uzun süre konuşacak kelime bulamayacak, Gazâlî kimmiş iliklerinize kadar hissedeceksiniz. 🫣 Bu kitabı okumak…devamıOkuduktan sonra düşünmeyerek konuştuğuzu anlayacak, aklınızı kullanmadan geçen günlerinize üzülecek, sadece ağzınızdan çıkanlara değil ima ettiğiniz düşündüğünüz her fikri doğru-yanlış potasında eritmek zorunda kalacak, bitirdikten sonra uzun süre konuşacak kelime bulamayacak, Gazâlî kimmiş iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
🫣
Bu kitabı okumak nasip işi fikrimce, her insan okuyup ders alamaz. Alsa bile uzun vadeli bir eyleme geçirme süreci yaşamaz.
Allah bizlere bu güzel farkındalıkları, doğruları ömrümüzün sonuna kadar eyleme geçirmeyi nasip etsin. 🌸
Çok çok faydalı, çok bilinçli bir kitap. Kesinlikle okunmalı.
10000/10 👏👏👏