O sıcak evimiz artık buz gibi Dört duvar üstüme geliyor sanki Her şey öylesine anlamsız boş ki Sensiz geçen bunca yıl sonunda inan ki Son bir kez haykırsam Dön desem döner misin bana? Barış Manço - Dön Desem Döner Misin
Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr Ve yine içimde şarkılı sesin Gözlerimde çizgi çizgi duraklar, Duraklarda hayâl meyâl sen misin? Sen misin yanyana gezemediğim? İnce sitemini sezemediğim, Sırrını bir türlü çözemediğim, İçimdeki çetin sual sen misin? Bu nasıl yürekten…devamıYine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr
Ve yine içimde şarkılı sesin
Gözlerimde çizgi çizgi duraklar,
Duraklarda hayâl meyâl sen misin?
Sen misin yanyana gezemediğim?
İnce sitemini sezemediğim,
Sırrını bir türlü çözemediğim,
İçimdeki çetin sual sen misin?
Bu nasıl yürekten söylenmiş makam?
Dinlediğim bütün türkülerde gam.
Lâleli-Aksaray arasında bir akşam,
Dinlediğim tatlı masal sen misin?
Ne derse aldırma şimdi artık el.
Gel bir akşam yine türkülerle gel!
İstanbul seninle çok daha güzel
İstanbul'dan güzel hayal sen misin?
Biliyorum seni türküler yaktı,
Türkülü gözlerin ıslak ıslaktı.
Şimdi beni sokak sokak her akşam vakti.
Dolaştıran dişi kartal sen misin?
Yine akşam, yine gurbet, yine başımda efkâr.
Ve yine içimde şarkılı sesin.
Gözlerimde çizgi çizgi duraklar
Duraklarda hayâl meyâl sen misin?
Yavuz Bülent Bakiler
Spoiler içeriyor
"Yusuf'tum kör kuyularda..." tüm gün kafamda bu şarkı çaldı. Yusuf, Yusuf, Yusuf... Yüz kere Yusuf, bin kere Yusuf. Çünkü bu kitabı okurken insanın aklında en çok kalan şey gerçekten de o oluyor. Her olayın içinde, her duygunun ortasında hep Yusuf…devamı"Yusuf'tum kör kuyularda..." tüm gün kafamda bu şarkı çaldı.
Yusuf, Yusuf, Yusuf...
Yüz kere Yusuf, bin kere Yusuf.
Çünkü bu kitabı okurken insanın aklında en çok kalan şey gerçekten de o oluyor. Her olayın içinde, her duygunun ortasında hep Yusuf var. Sessizliğiyle, gururuyla, içe dönük haliyle ama bir o kadar da güçlü karakteriyle.
Yusuf daha çocukken ailesini kaybediyor ve hayatı bir anda değişiyor. Kaymakam Salahattin Bey onu yanına alıp büyütüyor. Salahattin Bey iyi kalpli bir adam ama hayatın içinde biraz savrulmuş gibi. Yusuf’a sahip çıkması çok güzel ama evde olan bitene çoğu zaman engel olamıyor. Özellikle karısı Şahinde söz konusu olunca…
Şahinde gerçekten kitabın en sinir bozucu karakterlerinden biriydi. Sürekli gösteriş peşinde, insanların ne düşündüğünü fazlasıyla önemseyen ve çıkarcı biri. Yusuf’u hiçbir zaman sevdiğini hissetmiyorsun zaten. Bu kadının olduğu kısımları okurken aşırı sinirim bozuldu. İçimden sürekli keşke Yusuf şunu bi kaşık suda boğsa diye geçirdim. 🥴
Muazzez ise tam tersi çok daha saf ve temiz bir karakter. Yusuf’la aynı evde büyüdükleri için aralarında çok doğal bir bağ oluşuyor. Yusuf zaten duygularını açıkça gösteren biri değil ama Muazzez’e karşı olan sevgisi çok net hissediliyor. Bu sevgi öyle büyük sözlerle anlatılan bir şey değil daha çok sessiz ama çok güçlü bir bağ gibi.
Yusuf büyüdükçe kasabaya da yabancı biri olarak kalıyor. Çünkü o kasabanın insanları gibi değil. Daha çok kendi halinde, gururlu ve dürüst bir karakter. Belki de bu yüzden o ortamın içinde hep biraz yalnız.
Bir de kasabanın zengin ve kötü karakterleri var. Özellikle Şakir ve onun çevresi tam böyle güçlerini kullanıp insanlara üstten bakan tipler. Şakir zaten kitabın en itici karakterlerinden biri. 1 Şahinde 2 bu 🤦🏻♀️
Sürekli sorun çıkaran, insanları kışkırtan ve Muazzez’e de göz koyan biri. Yusuf’un onunla karşı karşıya gelmesi bu yüzden kaçınılmaz oluyor.
Salahattin Bey’in ölümü beni etkileyen anlardan biriydi. Sanırım artık dizi, film ve kitaplarda beni en çok etkileyen kısım birinin ölümü ve ondan sonraki sessizlik oluyor. Bir insan gidince evin havasının bile değişmesi… O boşluk gerçekten çok iyi anlatılmıştı. Sanki evin içindeki her şey susmuş gibi. O andan sonra zaten hikayenin ağırlığı daha da artıyor.
Salahattin Beyden sonra evin sorumluluğu Yusufa kalıyor ve omuzlarındaki yük daha da artıyor. Katiplik yaparken Salahattin Bey yerine gelen yeni kaymakam tarafından süvari tahsildarı yapılıyor. At üzerinde görev yaparak, Muazzezden ayrı, köy köy dolaşıp evini geçindirmeye çalışırken bu sırada evde olan şeyleri okuyunca insanın içi daralıyor. Şahinde’nin evde topladığı o saçma insanlar, gereksiz eğlenceler, Muazzez’in o ortamların içinde kalması… Bu bölümleri okurken kafayı yedim resmen. Yusuf görse ne hissederdi diye düşünmeden edemedim. Yusuf’un o an ki hissetmesi gereken kırgınlığı, üzüntüyü okurken ben hissettim.
Benim bile Muazzez'e bakışım değişmişken bütün bu karmaşanın içinde yine de Yusuf’un Muazzez’e olan güveni beni gerçekten şaşırttı. Çünkü Yusuf bazı şeyleri duyuyor, bazı şeyler kulağına geliyor ama yine de Muazzez’i suçlayan biri olmuyor. En zor anlarında bile ona olan inancını kaybetmiyor. Bu bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü çoğu ilişkide insanlar en ufak bir olayda bile birbirinden şüphe etmeye başlıyor ama Yusuf’un Muazzez’e olan sevgisi güvenle birleşmiş bir sevgi. Ne olursa olsun onu suçlamıyor, onu kötü görmüyor. Bence bir ilişkide en önemli şeylerden biri de bu zaten. Sevgi kadar güvenin de olması. Yusuf’un Muazzez’e duyduğu güven o kadar gerçek hissettiriliyor ki okurken insanı etkiliyor.
Bazen çok iyi insanlar yanlış ortamlarda yaşıyor ve o ortam onları yavaş yavaş tüketiyor. Yusuf'un hikayesi de böyleydi...
Sabahattin Ali bu kitabı 3 cilt şeklinde yazmayı düşünmüş ama buna vakti olmamış. Cevdet Kudret bir söyleşisinde eğer Sabahattin Ali yaşasaydı ikinci cildin adının Çineli Kübra olacağını üçüncü cildin de dağdan şehre inen Yusuf'un hikayesini konu alacağını söylemiş. Bunlar da yazılsaydı acaba nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum şu an. Keşke devam etseydi. 🥲
Kitabı yeni bitirdiğim için hala etkisindeyim o yüzden kitap hakkında konuşmak istediğim her şeyi yazdım sanırım biraz fazla uzun olmuş olabilir. Son olarak da beğendiğim alıntıları bırakıyorum. 🫣
✨"-O gelmez artık.
-Nereden biliyorsun?
-Gidişinden belliydi."
✨"Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur."
✨"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
✨"Kendini halinden şikayete alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun."
✨"Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi."
✨"Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti."
✨" Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor..."
Spoiler içeriyor
Birkaç sene önce kitabını okumuştum uzun zamandır da filmini merak ediyordum ve izleyebildim. Konusu küçük Barış’ın, annesiyle birlikte kadınlar koğuşunda yaşamak zorunda kalmasıyla başlıyor. Daha dünyayı tanımadan, sokakta koşmadan, gökyüzünü özgürce izlemeden parmaklıkların arasına doğmuş gibi bir çocuk… Onun için…devamıBirkaç sene önce kitabını okumuştum uzun zamandır da filmini merak ediyordum ve izleyebildim. Konusu küçük Barış’ın, annesiyle birlikte kadınlar koğuşunda yaşamak zorunda kalmasıyla başlıyor. Daha dünyayı tanımadan, sokakta koşmadan, gökyüzünü özgürce izlemeden parmaklıkların arasına doğmuş gibi bir çocuk… Onun için gardiyanlar, sayımlar, demir kapılar hayatın doğal bir parçası ve bu duvarların içinde ışığı var: İnci.
İnci ile Barış’ın bağı o kadar saf, o kadar temiz ki… Barış’ın İnci’ye duyduğu sevgi çocukça ama çok derin. İnci gittikten sonra Barış'ın koşup yetişememesi, gidip yatağına oturması ve bıraktığı yastığı alması beni aşırı üzdü. Sanırım en çok da sevdiğimiz, bağlandığımız birinden ayrılmak ve bir daha hiç görememe ihtimali insanı parçalıyor. İnci gittiğinde Barış’ın gözlerindeki boşluk, kaybın ne demek olduğunu anlatmaya yetiyor. Ağladım...
Barış'ın annesine de gelecek olursam yaptığı seçimle çocuğunu dört duvar arasında büyümeye mahkûm etmesi ne kadar doğru? Bir annenin gönlü nasıl razı olur çocuğunun gökyüzünü parmaklıkların ardından izlemesine? Film boyunca bir türlü sevemedim şu kadını.
"Sen artık yıldız görebiliyor musun İnci?
Bizim göğümüzün bir tek yıldızı var, senin göğünde akşam oluyor mu?"
"Sevdanın hası tek olur, o da eskidendi
şimdiki sevdalar laylondan"
Yaşar Kemal İnce Memed kitabında şöyle diyor: "Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir." Bu böyledir. "İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acıdan çok daha ağırdır."
Spoiler içeriyor
İlk bölümlerde sadece merak duygusuyla izlemeye başlamıştım ama sonra fark etmeden hikâyenin tam ortasına düşmüşüm. Bir bölüm bittiğinde hemen diğerine geçme isteği… Gerçekten aşırı sardı. Satoru’nun çocukluğuna dönüp hataları düzeltmeye çalışması sadece bir gizem hikâyesi değil aslında. Bu dizi bana…devamıİlk bölümlerde sadece merak duygusuyla izlemeye başlamıştım ama sonra fark etmeden hikâyenin tam ortasına düşmüşüm. Bir bölüm bittiğinde hemen diğerine geçme isteği… Gerçekten aşırı sardı.
Satoru’nun çocukluğuna dönüp hataları düzeltmeye çalışması sadece bir gizem hikâyesi değil aslında. Bu dizi bana geçmişle yüzleşmeyi, pişmanlıkları ve keşkeleri düşündürdü. Bir çocuğun yalnızlığını fark etmek, birinin hayatına küçük bir dokunuşun bile ne kadar büyük bir değişim yaratabileceğini görmek insanın içini sızlatıyor. Özellikle Kayo’nun yaşadığı şeyler o kadar gerçek ve o kadar ağırdı ki izlerken bazen nefesim daraldı. Çocukların sessiz çığlıklarını bu kadar sade ama bu kadar etkileyici anlatmaları gerçekten çok güçlüydü.
Satoru’nun küçük yaşına rağmen gösterdiği kararlılık ve annesiyle olan bağı da ayrı bir güzeldi. Anne karakteri o kadar güçlü ve sezgisel ki bazı sahnelerde onun duruşuna hayran kaldım. Bir annenin çocuğunu gerçekten görmesi ve anlaması çok etkileyiciydi.
Animelere karşı hep bir önyargım vardı. Herkes bilir shssh Fazla bana hitap etmeyen şeylermiş gibi gelirdi ama Erased bu düşüncemi tamamen kırdı. Eğer tüm animeler böyle güçlü hikâyelere sahipse gerçekten büyük bir şeyi kaçırıyormuşum.
Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için kahraman olmaya gerek yok, sadece yanında olmak yeterli. Ve bazen geçmişi değiştiremeyiz ama birine uzattığımız el geleceği tamamen değiştirebilir. Gerçekten çok sevdim, çok etkilendim ve iyi ki izlemişim dediğim diziler arasına girdi. 🫡
"Güçlüklere göğüs germezsen senin için bir yol açılmaz."
"
-Birine inanmak tuhaf bir söz değil mi? Sonuçta birine gerçekten inaniyorsan "Sana inanıyorum" demene gerek kalmaz. Havaya inanıyorum demek gibidir bu.
-Yani aslında inanmadığın için mi inandığını söylersin?
-Evet bununla beraber inanmanın sahte olduğunu falan söylemiyorum. "Sana inanıyorum" lafıyla aslında inanmayı umduğunu belirtirsin.
"
Spoiler içeriyor
İnsanın kalbine sessizce dokunan, bağırmadan ama derinden sarsan filmlerden biri. İzlerken aslında kocaman olaylar olmadığını fark ediyorsun; ortada büyük dramlar, abartılı sahneler yok ama buna rağmen insanın içini parçalayan bir gerçeklik var. Bir babanın elinden geleni yapmaya çalışması, ama bazen…devamıİnsanın kalbine sessizce dokunan, bağırmadan ama derinden sarsan filmlerden biri. İzlerken aslında kocaman olaylar olmadığını fark ediyorsun; ortada büyük dramlar, abartılı sahneler yok ama buna rağmen insanın içini parçalayan bir gerçeklik var. Bir babanın elinden geleni yapmaya çalışması, ama bazen ne kadar çabalarsa çabalasın yetememesi… Oğluyla birlikte iş ararken yaşadığı umut ve hayal kırıklığı aslında sadece bir karakterin değil, dünyadaki birçok insanın sessiz mücadelesini temsil ediyor. O sahnelerde babanın gözlerinde hem bir gurur hem de kırılganlık vardı. Güçlü görünmek zorunda olan ama içten içe yorulmuş bir adam.
Ali ve Zehra’nın sadece bir çift ayakkabıyı paylaşmak zorunda kalması aslında yoksulluğun en sade ama en ağır anlatımlarından biriydi. Bir çocuğun hayalinin sadece bir ayakkabı olması… Bu o kadar saf ve o kadar gerçek ki insan kendi hayatındaki birçok şeyi sorgulamaya başlıyor. Ali’nin koşu yarışındaki sahnesi özellikle kalbimi paramparça etti. Herkes birinci olmak isterken onun tek istediği üçüncü olmaktı. Çünkü onun için önemli olan kazanmak değil, kardeşinin mutlu olmasıydı. Bu, saf sevginin ve fedakarlığın en temiz haliydi.
Annemle birlikte izledik ve izlerken zamanında o da teyzemle aynısını yaşadığını anlattı. İlkokula gittikleri zaman teyzemin öğretmeni ona yeni bir bot hediye etmiş. Sabah annem öğlen de teyzem giyiyormuş. Teyzem çok vermek istemiyormuş ama annem yine de bi şekil giyip gidiyormuş hatta bazen zorla aldığı bile oluyormuş 🫣 Bunu anlatırken gülüyorduk ama aslında filmin ne kadar gerçek olduğunu o an daha iyi anladım. Çünkü bu hikaye sadece filmde değil, gerçekten yaşanmış, yaşanan bir şeydi. Belki farklı evlerde, farklı çocuklarda ama aynı duygularla…
"
-En iyi üçüncü koşucuya bir çift spor ayakkabı veriyorlar. Eğer üçüncü olursam ayakkabıları sana vereceğim.
-Peki ya üçüncü bitiremezsen?
"