Başlığını ve kapak fotosunu görünce çok etkilenmiştim ama hayal kırıklığına uğradım. Günümüzde çoğu şeyin otomatikleşmesi yüzünden ve "Dikkat ekonomosi" modeli, yani kâr elde etmek için odağımızı kendi üstlerinde olabildiğince tutmak için adeta birbiriyle yarışan mega şirketler yüzünden gündelik hayatımızda hep…devamıBaşlığını ve kapak fotosunu görünce çok etkilenmiştim ama hayal kırıklığına uğradım.
Günümüzde çoğu şeyin otomatikleşmesi yüzünden ve "Dikkat ekonomosi" modeli, yani kâr elde etmek için odağımızı kendi üstlerinde olabildiğince tutmak için adeta birbiriyle yarışan mega şirketler yüzünden gündelik hayatımızda hep bir boşluk hissi ve yapaylık yaşıyoruz sürekli.
Kitap da bu problemlere bir çözüm getirir sanıyordum Ama klasik "Eskiden bizim zamanımız daha iyiydi. Telefonları bırakın azcık dışarı çıkın cart curt..." muhabbetinden ibaretmiş. Bunun yerine Cal Newport'un benzer kafada ama daha işlevel kitapları olan "Dijital Minimalizm" ve "Pürdikkat" kitapları okunabilir.
Amatörlüğünü belli etse de vizyonuyla Kurtlar Vadisi'nden sonra Türkiye çapında en iyi suç dizisi olacağına inanıyorum. Ferit Kamacı adında bir boksörün sevdiği insanların öldürülmesi yüzünden yavaş yavaş yeraltı dünyasına girmesini anlatıyor. Şimdiye kadar gördüğümüz mafya tiplemeleri son derece kasıntı, doğallıktan…devamıAmatörlüğünü belli etse de vizyonuyla Kurtlar Vadisi'nden sonra Türkiye çapında en iyi suç dizisi olacağına inanıyorum. Ferit Kamacı adında bir boksörün sevdiği insanların öldürülmesi yüzünden yavaş yavaş yeraltı dünyasına girmesini anlatıyor. Şimdiye kadar gördüğümüz mafya tiplemeleri son derece kasıntı, doğallıktan uzaktı. Burda ise yeri geldi mi el öptüren yeri geldi mi abisinden götüne tekme yiyen, karısına "hanım bu çocukları sen şımarttın bak!" diye bağıran çok gerçekçi bi mafya profili var.
Mesela bir sahnede önemli bir mafya babasını öldüren maşa bir genç kazandığı parayla "Bedelini ödemediğimiz bir şeyi harcamıyoruz abi 😎🔥🥷" diye caka satarken görüyoruz ama birkaç sahne sonra öldürdüğü kişilerin yakınları tarafından işkence edilince "Abi nolur bırakın valla ben bir şey yapmadım!" diye ağlamaya ve trajik şeyler yaşamaya başlıyor. Bu yönüyle 'su testisinin nasıl su yolunda kırıldığını' ve bu tarz şeylere özenilmemesi gerektiğinin altını çiziyor kesinlikle.
Sıfırbir'den tanıdık isimlerin olması bir antipati yaratabilir ama yaratmamalı. Sıfırbir'deki o keko kertenkele kesim değil gerçekten vizyonlu ama amatör gençlerin biraz daha ayakları üstünde durdukları versiyonları var dizide. Keza dizi de dram ağırlıklı o tür işlere nazaran.
Şu ana kadar keyif seyrimi azaltan tek bi amatörlük vardı o da boğazı kesilen bir adamın boğaz kesiği, kanaması falan komple cgi ile yapılmış, o da Hakan Muhafız'ın ikonik yumruk sahnesi gibi kötü olmuş. Bir de çekincem şu ana kadar dört bölüm oldu ama çok hızlı adam harcıyorlar. Üzerlerine yatırım yaptıkları, bir sezon gidebilecek karakterleri bu kadar kısa sürede öldürmeleri ileride içi boş düşmanlar göreceğimiz korkusunu yaşattı bana.
Not: Boksör olan ana karakterin sevgilisine Jack London'ın "Bir Dilim Biftek" kitabını verdiği sahneye kalbimi bıraktım ❤️ keşke "Oyun" kitabını verseymiş ama neyse.
Edit: Dizide formule yedirelemeyen şeyler göze çarpmaya başlıyor ufaktan. Mesela ana karakterin mafyaya girmesi çok yapmacık, bildiğin zorla oluyor. Ayrıca boks bu dizinin önemli bir kısmı olacak zannediyorduk ama sadece birkaç kere adamakıllı gördük.
Sosyopat bir ucubenin filmin başında kolpa sıktığı "I run a succesfull tv news business." cümlesini gerçekleştirmesini izliyoruz ama her sahne gerim gerim geriyor. 'Bir şey olacakmış' gibi yansıtılan sahnelerde bir şey olmayınca insan sonraki sahnelerde tam tereddüte düşüyor 'bir şey…devamıSosyopat bir ucubenin filmin başında kolpa sıktığı "I run a succesfull tv news business." cümlesini gerçekleştirmesini izliyoruz ama her sahne gerim gerim geriyor. 'Bir şey olacakmış' gibi yansıtılan sahnelerde bir şey olmayınca insan sonraki sahnelerde tam tereddüte düşüyor 'bir şey olacak mı olmayacak mı' diye.
Ana karakter inanılmaz bir psikopat. Hayır her dakika birilerini doğramıyor ama en ufak hareketi bile "Ben normal değilim." diye bağırıyor. Üstüne üstlük hiçbir gereksiz abartı, kriz sahnesi yok.
spoiler: acaba filmin sonunda yaşlı ablaya
noldu
İnsanların sigarayı bırakamamalarının tek sebebi sigaranın uzun vadede zararlı ama anlık olarak keyif veren ve stres azaltan bir madde olduğunu sanmalarıdır. Bu kitap sayesinde sigaranın aslında keyifli olmadığını ve size stres verdiğini fark ediyorsunuz. ‘’Nasıl ya ben içerken bayağı bayağı…devamıİnsanların sigarayı bırakamamalarının tek sebebi sigaranın uzun vadede zararlı ama anlık olarak keyif veren ve stres azaltan bir madde olduğunu sanmalarıdır. Bu kitap sayesinde sigaranın aslında keyifli olmadığını ve size stres verdiğini fark ediyorsunuz. ‘’Nasıl ya ben içerken bayağı bayağı keyif alıyorum?’’ diyebilirsiniz. Bu, nikotin bağımlılığının yarattığı bir yanılgıdır. Sigarayı bıraktıktan sonra fark ediyorsunuz ki sigarasız yediğiniz yemekler ve ettiğiniz muhabbetler aslında daha keyifli oluyor.
Sigaranın kimyasal bağımlılığı güçlü ama oldukça kısa bir bağımlılıktır. Yaklaşık birkaç gün içinde etkisini kaybeder. Ama psikolojik olarak 'sizin' sigaraya bağımlılığınız ömür boyu sürebilir. Siz bir yıl sigara içmemiş olsanız da günün birinde yakanızdan kavrayıp sizi tekrar sigaraya başlatabilir. O yüzden sağlıklı ve kaliteli bir hayat istiyorsanız sigara tuzağının nasıl çalıştığını anlamak zorundasınız. Ve bunu en iyi yapan yöntem açık ara farkla Allen Carr’ın yöntemidir. Allen Carr'ın kendisi de 30 yıl boyunca ağır bir sigara tiryakisiymiş dolayısıyla bu tuzağı en yakından tanıyan kişilerden biri kendisi. Eğer kitabı okumaya üşenirseniz Youtube’da 1 saatlik bir Allen Carr videosu var onu izlemeniz de yeterli olacaktır.
BENİM SİGARAYI BIRAKMA MACERAM:
1.5 yıldır sigara içmeme rağmen hiç zorlanmadan bırakabildim ve şu an bir aydır sigara kullanmıyorum. Uzun bir süre gibi gözükmese de ömrüm boyunca bir daha sigara içmeyeceğimi biliyorum çünkü canım hiç istemiyor. Yine de bırakma sürecimde kitabı tekrar tekrar okumama rağmen birçok defa başarısız oldum ama her başarısızlık tuzağı çok daha iyi tanımamı sağladı. İlk önce kendi başıma sigarasızlığa dayanamadım. Sonraki seferde sosyal ortamda arabesk müzik eşliğinde içmem gerektiğine inandığım için başarısız oldum. Ve son seferde yine alkollü bir sosyal ortamda içmem gerektiğine inandığım için başarısız oldum. Ama o anlarda sigarayı içerken bu kitap sürekli kafamın içinde dolanıyordu ve sigarayı bilinçli bir şekilde içiyordum. Dumanı ciğerime çekerkenki yanma hoşuma gidiyordu ama ağzımın içi zehir gibi bir tatla doluyordu. Kendimi susuz ve yorgun hissediyordum. İşin en kötü yanı sigara söndükten sonra hemen bir tane daha yakma isteğiydi. Bu çok küçük ama çok rahatsız edici bir histi. Şu anda günlük harçlık ihtiyacımın yarı yarıya azalmasından, kondisyonumun yükselmesinden ve sakallarımla dişlerimin sararmasından kurtulmam haricinde kesinlikle en büyük kazancım bu sigara içme isteğinden kurtulmak oldu. Yaşadığım ana daha iyi odaklanabiliyorum ve keyif alabiliyorum bu sayede.
Spoiler içeriyor
Neo-noir havası, mükemmel sinematografisi ve hikâye akışının klişelerden uzak olması gibi yönleriyle orijinal fakat izledikten sonra bir şeyler eksik kalmış gibi hissediyorsunuz. Çünkü film genel çerçeveleriyle çizilmiş, başını ve sonunu öğreneceğimiz bir olay hikâyesi değil sadece finaline tanık olduğumuz bir…devamıNeo-noir havası, mükemmel sinematografisi ve hikâye akışının klişelerden uzak olması gibi yönleriyle orijinal fakat izledikten sonra bir şeyler eksik kalmış gibi hissediyorsunuz. Çünkü film genel çerçeveleriyle çizilmiş, başını ve sonunu öğreneceğimiz bir olay hikâyesi değil sadece finaline tanık olduğumuz bir durum hikâyesi gibi. Çünkü bütün hikâyenin üstüne inşa edildiği ana karakteri doğru dürüst tanımıyoruz.
Ryan Gosling film boyunca çok az konuşuyor ve genellikle etrafına manalı bakışlar atmak suretiyle iletişim kuruyor. Bu onu yer yer çok cool gösterirken yer yer de otizmli gibi gösteriyor.
Her şeyiyle ikonik bir film. Etkileyici bir savaş sahnesi gibi. O savaşın neden çıktığını yani o karakterin nasıl bugünkü hâline dönüştüğünü bilmiyorsunuz ama yine de o karakterin ihtişamına tanık oluyorsunuz. Bütün bu şiddet ve deliliğe kendisi sebep olmasa da, hatta bu durumun bir kurbanı olsa da hayatta kalacak kadar karanlık kişiliği yüzünden âşık olduğu kadının ondan kaçtığı sahne muazzamdı. Her şey bittikten sonra uğruna memleketi yaktığı kadından kaçtığı, o sırada kadının kendisini aradığı sahne de.
Tam bir klasik. Jim Carrey'in seslendirdiği ve adeta hayat verdiği Ebenezer Scrooge; huysuz, taş kalpli ve ruhsuz yaşlı bir adamdır. Sokakta gördüğüne selam vermez, dükkânındaki lambayı gereksiz açmaz, herkese karşı kabadır. Hatta filmin başladığı yılbaşı gecesi herkes heyecanlı ve yeni…devamıTam bir klasik. Jim Carrey'in seslendirdiği ve adeta hayat verdiği Ebenezer Scrooge; huysuz, taş kalpli ve ruhsuz yaşlı bir adamdır. Sokakta gördüğüne selam vermez, dükkânındaki lambayı gereksiz açmaz, herkese karşı kabadır. Hatta filmin başladığı yılbaşı gecesi herkes heyecanlı ve yeni yılın getireceği mutlulukların hayaliyle eğlenirken Scrooge hepsinin heveslerini kursaklarında bırakmaya çalışır. Resmen Allah'ın belası pislik bir heriftir bu Scrooge! Zaten scrooge'un kelime anlamı da cimri demektir ya.
Tabii ki böyle rezil bir adamın yılbaşı gecesi de rezil geçecektir! Scrooge, yalnız başına gittiği büyük, soğuk ve ürkütücü evinde hayaletler görmeye başlar. Odasına çıktığında Scrooge'u ölümüne korkutan ve duvarın içinden çıkan hayalet, zincirler içinde ve aynı kendisi gibi yaşlıdır. Hayalet, Scrooge'a "ölmeden önce aynı onun gibi huysuz bi herif olduğunu" anlatır. Buraya, ona her şeyi düzeltmek için son bir şans vermeye geldiğini söyler. Peki Scrooge bu şansı değerlendirebilecek midir yoksa ihtiyar bir bunak olmaya devam mı edecektir?
Aslında bana kalırsa filmin tüm olayı "güler yüzlü olmayan insanların hayatlarında neler kaçırdığı ve huysuz insanların mal olduğu" mesajı. Eh, bu durumda bu filmi sevmek ve oturup da hakkında gece 02.00'da yazı yazmak için şu üç gruptan birine dâhil olmalısınız: Animasyon izlemeyi sevenler, gerçekten huysuz olup da filmden aldığı mesaj ile hayatı değişenler, 2009'da çıkmış bu yapımla nostaljik bağ kuranlar. Aslında ben üçüncü gruba dâhilim.
Liseye başladığımız yıl hazırlık sınıfındayken Feride Hoca'mız önce bu kitabın çocuk versiyonunu ingilizce okutmuş sonra bir sonbahar günü bu filmi altyazısız izletmişti bize. Liseli ergenler olarak o esnada ilgimizi çeken tek şey sınıfı güldürmek için filmle ilgili salakça şakalar yapmak ve Charles Dickens'ın soyadıyla dalga geçmekti.
Şimdiyse o günlerin üstünden nerdeyse 4 yıl geçti. İyi kötü fark etmeksizin yaşanan hatıraların hissettirdiği sıcaklık baş döndürücü düzeyde. Aslında buraya çok şey yazıp sildim ama gereksiz konuşmamak iyidir sanırım. Özellikle de kafanız karışıkken. Her neyse.
Eğer siz de Scrooge ya da benim gibi geçmişin hayaletleri tarafından avlanmak istemiyorsanız şimdiye odaklanın ve geleceğinizi inşa edin. Sizi rahatsız eden her durumu ortadan kaldırın. Kendinizi geliştirin ve hayattan zevk alan bir insan olun. Çünkü çektiğiniz acının bir karşılığı olmuyor ve olmasını beklemek de saçma zaten. Son olarak yaşarken hep yapmadıklarımız için pişman oluyoruz. Yaptıklarımızın pişmanlıkları çabuk geçse de yapamadıklarımız hep boğazımızda yumru olarak kalıyor. Bu yüzden kaybetmekten korkmayın, yaşama nimetinizin elinizden alındığı gün hiç yaşayamamış olmaktan korkun!
Birkaç saat önce ‘’Nejat İşler oynuyormuş izlenir herhâlde ya’’ diyerek açmıştım bu filmi ama şimdi ise tarifsiz duygular içerisindeyim. Hayatımda ilk kez bir film beni böyle çarptı. Normalde filmlerde gördüğüm travmatik olaylardan etkilenmem çünkü gerçek olmadıklarını bilirim lakin bu filmin…devamıBirkaç saat önce ‘’Nejat İşler oynuyormuş izlenir herhâlde ya’’ diyerek açmıştım bu filmi ama şimdi ise tarifsiz duygular içerisindeyim. Hayatımda ilk kez bir film beni böyle çarptı. Normalde filmlerde gördüğüm travmatik olaylardan etkilenmem çünkü gerçek olmadıklarını bilirim lakin bu filmin gerçekte yaşanmış bir olaydan esinlenilmiş olması aklımın köşesinden çıkmadı filmi izlerken. Size tavsiyem eğer aşırı hassas bir bünyeniz yoksa (ki bence varsa da) yazdığım hiçbir şeyi okumadan direkt gidin ve filmi izleyin. Bu travmaya ilk elden maruz kalın. Ama ‘’Yok!’’ diyorsanız, bu travmayı ilk benden dinlemek istiyorsanız size seve seve; uzun uzun anlatırım.
Hikâyemiz sevgililerden oluşan kızlı erkekli bir grup gençle başlıyor. Çiftlerden oluşan ve tıpkı sitcom dizilerindeki gibi herkesin birbiriyle çok yakın olduğu bir arkadaş grubu. Bu arkadaş grubundan iki çiftin yakın zamanda evleneceğini üstelik bu çiftlerden birinin yakın zamanda bir çocuk sahibi olacağı haberini öğreniriz! Bütün bu gelişmeleri barda içerek kutlayan gençlerimiz bir de tatil planı yapmışlardır. Bu tatilde nasıl eğleneceklerini birbirlerine kahkahalar eşliğinde anlatırlarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmezler ve mekânda sadece kendileriyle barın sahibinin kaldığını fark ederler. Ama sorun yoktur çünkü gençler eğlenmeyi sevdiğinden bu bara sık sık gelmektedir ve mekân sahibini tanımaktadırlar! Mekân sahibinin bir kıyağı olarak ısmarlanmış son içkilerini içerlerken mekâna bir grup tekinsiz adam girer.
İşte o saniyede gecenin farklı bir boyutuna geçer zaman ve mekân. Hepsi de ‘’eşkâl tipler’’ olan yeni grup tarafından açıkça süzülen kadınlar önlerine dönerken erkekler korumacı ilkel dürtüleriyle baş başa kalırlar. Aslında kişilerin ne kadar entelektüel veya iyi bir insan olduğunun bir önemi yoktur. Çünkü ortamın medeniyet seviyesi o an ortama giren yabancının medeniyet seviyesine bağlıdır. Kısacası bara giren beş serserinin akabinde kahkahalar bıçak gibi kesilir ve ortamdaki ilkelliğin getirdiği gerilimden çekinen gençler kalkmayı teklif ederler birbirlerine. İşte tam o anda gecenin kaderini belirleyen söz, TGG denilen herifin dudaklarından dökülür: ‘’Bırak, iki tane lavuk yüzünden niye keyfimizi kaçırıyoruz?’’
Bu söz üzerine grup barda kalır ve bar sahibine laf atılmasının akabinde çıkan kavgada serserilerden biri silah çıkartır ve herkes rehin alınır. O saatten sonra bardaki insanlar ikiye ayrılır: İşkence ve tecavüz edenler, işkenceye ve tecavüze maruz kalanlar. O barda saatlerce kadınlara defalarca tecavüz edilir ve erkeklere defalarca dayak atılır. Hayatlarının travmalarını yaşayan ama olayın şokunu atlatan gençlerin aklına sadece tek bir soru gelir: Neden? ‘’Bunu neden yapıyorsunuz?’’ diye sorulduğu zaman çetenin lideri Selim konuşmaya başlar ve anlarız ki Selim farklıdır.
Çetedeki diğer elemanlar sadece şiddet ve seks açlıklarını doyurmak için oradadırlar. Ama o gece Selim için aslında bir hesaplaşma görülüyordur o barda. Varoşun ve Elitin hesaplaşması! Bugüne kadar hayatın sefasını sürmüş gençlerle zevkin ne demek olduğunu bile bilmeyen düşmüş insanların hesaplaşması… Normal şartlarda o bara giremeyecek, tecavüz ettiği kadınla aynı masaya bile oturamayacak bir konumdadır Selim. Selim’in tek derdi içten içe arzuladığı o üst tabakaya hâkimiyet kurmaktır çünkü o tabaka tarafından reddedilmiştir. Diğerleri cinsel açlığı yüzünden tecavüze başvururken Selim bu işi yaparken aslında hiçbir zaman erişemeyeceği sosyal sınıftan intikam almaktadır. Bu yüzdendir ki diğerleri en başta rasgele kadınlara saldırırken o futbolda kendisine üstünlük kuran adamın karısına saldırmıştır. Aynı zamanda sık sık ‘’Burası bu gece benim!’’ şeklinde tiratlar atarak kısa süreliğine de olsa elit tabakayı temsil eden bara hâkim olarak intikamını almıştır.
Ayriyeten filmin sonunda tüm tecavüzcüler öldürülürken bütün bu kötülüklere içten içe karşı çıkan ama yine de sessiz kalan ‘’Çırak’’ karakteri de kendini öldürmüştür. Bence Serdar Akar burada ‘’kötülüğe sessiz kalan dilsiz şeytandır’’ mesajını iletiyor bizlere. Ama bütün bunlar olup biterken arka planda son bir soru daha sorduruyor bize film: İyilik mi kazanır yoksa kötülük mü? Aslında bunun cevabı çok basit: Kazanmak için gereken şartları yerine getiren, kısaca güçlü olan kazanır. Eğer iyiliğin kazanmasını istiyorsak, en azından kötülükten zarar görmemek istiyorsak kötülerden daha güçlü olmalıyız.
Baki; abartılı kaslı adamların, abartılı hareketlerle birbirlerini vahşice dövmelerini konu alan efsanevi bir anime serisidir. Hatta animeyi kayda değer kılan tek şey bu dövüş sahneleridir dersem mübalağa etmiş olmam sanırım. Kemik kırılmaları, diş dökülmeleri, her darbede yere saçılan kanlar ve…devamıBaki; abartılı kaslı adamların, abartılı hareketlerle birbirlerini vahşice dövmelerini konu alan efsanevi bir anime serisidir. Hatta animeyi kayda değer kılan tek şey bu dövüş sahneleridir dersem mübalağa etmiş olmam sanırım. Kemik kırılmaları, diş dökülmeleri, her darbede yere saçılan kanlar ve iç organ hasarları Baki serisinde karşılaşacağınız olağan sahnelerdendir. Tabii ki ‘’bir dövüş ne kadar vahşiyse o kadar iyidir’’ şeklinde saçma bir düşüncem yok. Aslında Baki’deki dövüş şeylerini harika yapan birkaç şey var ama önce hikâyesinden bahsetmek istiyorum:
Baki Hanma, Japonya’da yaşayan ve 13 yaşında olmasına rağmen daha da güçlenmek uğruna her şeyi yapan bir gençtir. Ring ya da sokak, dövüşçü ya da gangster demeden her fırsatta dişli gördüğü rakiplerle dövüşür. Animenin bölümleri “Her erkek, hayatında en az bir kez Dünya’nın en güçlüsü olmayı hayal eder.” sözüyle başlasa da aslında animede bu motivasyonu taşımayan tek dövüşçü Baki’dir. Çünkü Baki’nin amacı dünyanın en güçlüsü olmak değil hâlihazırda dünyanın en güçlü canlısı olan babası Yujiro Hanma’yı yenmektir. Dünyanın en güçlüsü derken bütün dövüş sporlarında şampiyon olmak gibi bir şey değil. Direkt olarak dünyadaki her insandan, her hayvandan hatta antik canavarlardan kaba kuvvet olarak daha üstün olması. Sırf keyif için elleriyle ayı öldüren, yüzlerce korumayı devirerek Japonya başbakanın odasını basan bir canavar. Baki’nin tek amacı ise bu canavardan birazcık da olsa daha güçlü olmaktır. Biz de izleyici olarak Baki’nin sıfırdan zirveye tırmanma yolculuğunda her an kendini geliştirmeye çalışmasına tanık oluyoruz.
Dedim ya dövüş sahnelerini güzelleştiren birçok etmen var. Bunlardan birisi MMA’da olduğu gibi farklı dövüş sanatlarının karşılaştırılması. Devasa bir güreşçiyi bacak kadar bir kung-fu ustasıyla, vücudunun her yerini silah gibi kullanan bir karateciyle sadece yumruk atmayı bilen bir boksörün dövüşünü izlemek çok keyifli oluyor.
Animenin bir diğer yaptığı iyi şey ise anakarakterlerin yanı sıra yan karakterlerin de hikâyelerinin işlenmesi. Farklı motivasyonlarla aynı ringe çıkan karakterlerin ne uğruna mücadele ettiklerini ve bu uğurda ne kadar fedakârlık yaparak dövüştüklerini bilmek karakterlerle bağ kurmamızı sağlıyor.
ÖZETLE: Baki; eğer abartılı dövüş sahnelerini ve dövüş sanatlarının felsefelerini seviyorsanız, dövüş kavramına bir ilginiz varsa kesinlikle izlemeniz gereken bir anime serisi. Her anının dolu dolu geçtiğini söyleyemem önemli sahneler haricinde hızı 1.5x’e alıp bile izleyebilirsiniz bir şey kaybetmezsiniz.
Yine Hakan Günday, yine delilikle dâhilik arasındaki ince sınır çizgisinin üzerinde ip atlamaca. Ama bu sefer diğer eserlerinden en az iki kat daha delice ve dahice bu çizgi roman. Çünkü en az Günday kadar kafadan kırık olan Emre Orhun'la birlikte…devamıYine Hakan Günday, yine delilikle dâhilik arasındaki ince sınır çizgisinin üzerinde ip atlamaca. Ama bu sefer diğer eserlerinden en az iki kat daha delice ve dahice bu çizgi roman. Çünkü en az Günday kadar kafadan kırık olan Emre Orhun'la birlikte hazırlamışlar bu çizgi romanı.
Orhun, Günday'ın romanlarının kapaklarını da tasarlayan oldukça başarılı bir çizer. Hatta Hakan Günday bir keresinde Kinyas karakterini yazarken Orhun'dan ilham aldığını söylemişti.
Eser, Orhun'un çizdiği ve Fransızca yazdığı Medley (son sayfalarda Medley'e ait orijinal metinler var) adındaki çizgi romanın Hakan Günday tarafından yeniden yazılmasından oluşuyor.
Gözlerini dizindeki kanayan yarayla açan bir karakterle başlıyor roman. nereden geldiğini unutmuş ve dizinin acısından muzdarip. Karakter koluna giren ve acılarını satın almayı teklif eden bir palyaço ile gecenin içine doğru ilerlerken biz de onunla birlikte önünde uzanan hikâyeye sıfırdan tanık oluyoruz.
Tamamen deneysel ve doğaçlama olması için Günday, Orhun'dan metinler olmadan sadece çizimleri kendisine göndermesini istemiş. Hikâyeyi ve konuşmaları, bu çizimlerin kendisi üzerinde uyandırdığı etkiye göre yazmış ki bunu görsellerle tam olarak uyuşmayan metinlerden anlayabiliyoruz okur olarak.
Dolayısıyla istikrarlı bir hikâye ilerleyişi yok ama bu zaten bizzat yazarın tercihi. Hikâyenin istikrarsız ilerleyişi sallanıyor ve okurken sizi de kendisiyle birlikte sarsıyor.