Bir bilimkurgu hikayesinin bu kadar felsefik olmasını beklemeyiz normalde. Hem şaşırttı hem de mutlu etti. Bir gezegenin okyanusu size canlı olarak görmek istediğiniz kişiyi gönderiyor. Pişmanlıkları yok etmek, hataları düzeltmek ve her şeye yeniden başlamak belki. Belki de tam tersi...…devamıBir bilimkurgu hikayesinin bu kadar felsefik olmasını beklemeyiz normalde. Hem şaşırttı hem de mutlu etti. Bir gezegenin okyanusu size canlı olarak görmek istediğiniz kişiyi gönderiyor. Pişmanlıkları yok etmek, hataları düzeltmek ve her şeye yeniden başlamak belki. Belki de tam tersi... Sadece bununla da kalmıyor yazar. Gezegenleri keşfetme nedenini, insanî bir bakış açısıyla yorumluyor. Okuru düşündüren, sorgulatan bir metin.
Bence insanın içine çok sessiz ama çok güçlü dokunan kitaplardan biri. Bilimkurgu gibi başlıyor ama aslında merkezinde “zeka”, “insan olmak”, “yalnızlık”, “sevgi ihtiyacı” ve toplumun insanlara nasıl davrandığı var. Özellikle karakterin dünyayı algılayış biçiminin değişmesini okumak çok etkileyici oluyor. Kitabın…devamıBence insanın içine çok sessiz ama çok güçlü dokunan kitaplardan biri. Bilimkurgu gibi başlıyor ama aslında merkezinde “zeka”, “insan olmak”, “yalnızlık”, “sevgi ihtiyacı” ve toplumun insanlara nasıl davrandığı var. Özellikle karakterin dünyayı algılayış biçiminin değişmesini okumak çok etkileyici oluyor. Kitabın en güçlü yanı, seni karakterin zihninin içine gerçekten sokabilmesi. Bazı yerlerde umutlu hissediyorsun, bazı yerlerde içini garip bir hüzün kaplıyor. Ama bunu dramatik olmak için zorlamıyor daha çok insanı düşündüren bir duygusu var. “Bir insanı değerli yapan şey ne?” sorusunu çok hissettiriyor. Ayrıca dili ve anlatım tarzı da çok özel. Karakterin gelişimini sadece olaylardan değil, yazım şeklinden bile anlayabiliyorsun. Bu yüzden okurken karakterle bağ kurmak çok kolaylaşıyor.
islam dünyasının tartışmasız en iyi filmlerinden biri olan Çağrı, İslamiyet'in doğuşunu ve yayılışını anlatmaktadır. Filmin çekiminde, aynen İslamiyet'in doğuşunda olduğu gibi, çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır. Çekimleri Fas'ta başlayan film, Fas hükümetinin; Suudi Arabistan'dan gelen, filmde Hz.Muhammed'in temsil edileceği söylentileri ve film…devamıislam dünyasının tartışmasız en iyi filmlerinden biri olan Çağrı, İslamiyet'in doğuşunu ve yayılışını anlatmaktadır.
Filmin çekiminde, aynen İslamiyet'in doğuşunda olduğu gibi, çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır. Çekimleri Fas'ta başlayan film, Fas hükümetinin; Suudi Arabistan'dan gelen, filmde Hz.Muhammed'in temsil edileceği söylentileri ve film müziğine gelen tepkiler nedeniyle geri adım atması üzerine sekteye uğrar.
Çekimler daha sonra projeye gönülden inanan Muammer Kaddafi'nin desteği ve finansmanı ile Libya'ya alınır. Kaddafi, finans desteğinin yanında Libya halk direnişi örgütünü de özellikle savaş sahnelerinde figür ihtiyacı için Moustapha Akkad'ın hizmetine sunar.
Film, 12 farklı dilde dublaj yapılarak
İslamiyet'i anlatmaya adanmıştır. Efsane boksör Muhammed Ali'nin Bilal-i Habeşi rolünü oynamak istemesi; ancak Akkad'ın, Ali'nin şöhretinin filmi gölgelemesinden çekinmesi nedeniyle bu teklifi kibarca reddettiği de söylenmektedir.
Suriye kökenli Amerikalı Müslüman
yönetmen Moustapha Akkad, islam dünyasına armağan edeceği bu film için müziklerin de en az film kadar iddialı olması gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden dönemin en gözde ve iki Oscar ödüllü bestecisi Maurice Jarre ile çalışmaya karar verdi. Jarre'ın talebi nettir: Çekim mekânlarına yakın çölde yaşamak ister; çünkü ruhunun derinliklerinde hissetmeden tek bir nota dahi üretemeyeceğini söyler. Ayrıca islam tarihini anlatan kitaplar ister.
Çekimler devam ederken aylarca çöldeki kerpiç evlerde ve çadırlarda konaklayan Jarre, aradığı müzikal kıvamı yakalamaya çalışır.
Hem bir Avrupalı hem de Katolik bir
Hristiyan olmasına rağmen Jarre, titizliğini sanatsal dehasıyla birleştirerek yaptığı müziklerde islam'ın insanlığa çağrısını olağanüstü bir başarıyla yansıtmıştır. Akkad, Jarre'ın tüm isteklerini kabul ederek bizlere bu unutulmaz filmi, aynı derecede etkileyici müzikler eşliğinde armağan etmiştir.
Filmde, kameranın objektifinin peygamberin gözlerine dönüştürülmesi tekniği de anlatımdaki büyük bir sorunu çözmüştür. Film boyunca Hz.
Muhammed'in yüzü gösterilmez, sesi duyulmaz.
İslamiyet'in doğuşunu ve yayılışını anlatan Moustapha Akkad yönetmenliğinde çekilmiş büyük bir filmdir.
Filmin etkisi ise yalnızca sinema ile sınırlı
kalmamış, özellikle islam dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştır. Çağrı, birçok insan için islam tarihini görsel olarak ilk kez bu kadar etkileyici ve anlaşılır şekilde sunan yapımlardan biri olmuştur. Özellikle Hz. Muhammed'in gösterilmemesi gibi hassasiyetlere dikkat edilmesi, filmin geniş kitleler tarafından kabul görmesini sağlamıştır. Yıllar geçmesine rağmen hâlâ izlenen ve yeni nesillere önerilen bir film olması, onun kalıcı etkisinin en önemli göstergelisidir.
Kitabı genel olarak severek okudum. Yapılan kötü yorumların aksine ben anlatım dili ve detayları çok beğendim. Evet kitap bir tık yavaş ilerliyor ama Kemal'in zihninin içinden okuduğumuz için bu şekilde olması bana çok normal geldi. Sadece bir kısmını okurken birazcık…devamıKitabı genel olarak severek okudum. Yapılan kötü yorumların aksine ben anlatım dili ve detayları çok beğendim. Evet kitap bir tık yavaş ilerliyor ama Kemal'in zihninin içinden okuduğumuz için bu şekilde olması bana çok normal geldi. Sadece bir kısmını okurken birazcık zorlandım o da tekrara düştüğü için onun dışında genel olarak okuması çok keyifli ve merak uyandırıcıydı. Konusunu bilmeyen yoktur diye düşünüyorum o yüzden konusundan bahsetmeyeceğim. Kitabı bitirir bitirmez de dizisine başladım bakalım o nasıl işlenmiş...
Kilise’nin cadıları şeytani varlıklar olarak adlandırdığı çağda, genç bir cadı olan Anna birinin ölümüne sebep olur. Birini öldürmenin cezası olarak idama mahkum edilen genç kızı, yaşadıkları bölgeyi yöneten Prens Roland Wimbledon kurtarır ve Anna’nın kendisine çalışmasını ister. Prens Roland Wimbledon…devamıKilise’nin cadıları şeytani varlıklar olarak adlandırdığı çağda, genç bir cadı olan Anna birinin ölümüne sebep olur. Birini öldürmenin cezası olarak idama mahkum edilen genç kızı, yaşadıkları bölgeyi yöneten Prens Roland Wimbledon kurtarır ve Anna’nın kendisine çalışmasını ister.
Prens Roland Wimbledon Graycastle Krallığı’nın dördüncü Prens’idir. Krallığın en ıssız,en bereketsiz topraklarına kısacası “ Tanrı’nın unuttuğu yer “ olan sınır kasabasına resmen sürgüne gönderilir. Roland, Krallık yönetimiyle ilgilenmeyen sadece kendi eğlencesine bakan kötü şöhretli bir Prenstir. Ancak bir gün bir şekilde bütün bu tavrı değişir. Bir anda yönetimle ilgilenmeye ve güçsüz olan bölgelerini kalkındırmaya başlar. Bütün bunları yaparken de daha önce kendisinin sahip olmadığı keskin zeka gösterir ve hiç kimsenin daha önce hiç görmediği “ Büyü “ gibi görünen çağ dışı yeni icatlar üretmeye başlar. Kilisenin her şeye karışıp insanların beynini yıkayarak bütün yönetim gücünü elinde tuttuğu çağda Kilisenin yönetime karışamadığı, cadıların da özgürce yaşayabileceği dinle yönetilmeyen bir Krallık kurmak isteyen Roland’ı uzun bir yolculuk bekliyordu … Ancak bu kötü şöhretli Prens’e bir anda ne olmuştu ? Ani bir karakter değişimi yaşayan bu kişi gerçekten de Roland Wimbledon mıydı ?
Çin Novel’ından uyarlanma bir anime. Dili Çince yani. Çince’ye alışık olmayanların kulağını tırmalayacaktır şimdiden uyarayım 😂 (Neyseki ben alışkınım)
Animede bu konudan pek bahsedilmiyor ama aslında Prens’in bedenine başka birisi giriyor. Burası spoiler değil,yanlış anlaşılmasın. Hatta Novel’ın konusu da bu. Ama animesinde bu durumdan hiç bahsedilmiyor. Karakter, prensin bedeninde uyanıyor ve kimdir,nerden gelmiştir falan demeden hatta hiç küçük bir afallama bile yaşanmadan hemen yönetime el koyuyor 😂😂😂 Bir tanıtaydınız adamı bize 😂 internette araştırmasam ana karakterin modern dünyadan gelen 30-40 yaş aralığında zeki bir mühendis olduğunu bilmeyecektim. Bu arka planının anlatılmaması büyük bir eksiklik olmuş ancak neyseki hikaye güzeldi. Ana karakterin cadı, avcı, şövalye, zanaatkar vs çeşitli insanlardan oluşan bir ekip kurması, ekipte herkesin farklı bir etkisinin olması ve ana karakterin icatlarıyla herkesi şaşırtmasını izlemek keyifliydi. Su gibi aktı gibi dizi. Hatta o kadar iyi aktı ki 8 bölüm az geldi 😂 ben beğendim. Devamını da izlerim muhtemelen 👍🏻
Bu diziyi nasıl açıklamalıyım inanın bende bilmiyorum. İçimi tuhaf bir heyecan sardı diziyi izlerken. Çok güzel farklı bir havası vardı ve beni fena sardı. Benim bir dizide isteyebileceğim her şeyi bana sundu fazlasıyla beklentimi karşıladı. Bence daha fazla izlenmesi gerekiyor.…devamıBu diziyi nasıl açıklamalıyım inanın bende bilmiyorum. İçimi tuhaf bir heyecan sardı diziyi izlerken. Çok güzel farklı bir havası vardı ve beni fena sardı. Benim bir dizide isteyebileceğim her şeyi bana sundu fazlasıyla beklentimi karşıladı. Bence daha fazla izlenmesi gerekiyor. Özellikle finaline hayran oldum. Aceleye getirilmeden her şeyi yerli yerine koyan bir final olmuş. En mükemmel dizilerde bile bazen finaller geride kalıyor o yüzden bu dizi ilk saniyesinden son saniyesine tam manasıyla bir bütün olarak çok iyiydi. Gönül rahatlığıyla iyi ki izlemişim diyorum.
Dizi, yaşadıkları travmalardan dolayı evlenmek istemeyen iki insanın bir sürü tesadüfle bir araya gelmesini konu alıyor. Beraber geçirdikleri bir geceden sonra kader onları bir araya getirmeye niyetlidir.
Öncelikle dediğim gibi zaten diziye aşık oldum. Ama oyunculara değinmeden geçemem. Choi Jin-hyuk benim fazlasıyla hayran olduğum biri kesinlikle bambaşka bir havası var. Çok fazla izleme şansım olmadı ama nerede izlesem hayran oldum. Oyunculuğuyla, tavrıyla, gülüşüyle onu fark etmemek imkansız. Burada da çok güzel bir karakter canlandırmış ceomuza laf yok. Kadın başrolü daha önce izleme şansım olmadı ama bence gayet temiz bir iş çıkarmış o da. Çifti ben güzel buldum şahsen uyumları hoşuma gitti. Başta biraz soğuk kalabilirler gibi gelmişti ama bence tam olmuşlar. İkinci erkekte çok yakışıklıydı bu arada onu da söylemeden geçemeyeceğim, sonunda onunda mutlu olmasına sevindim. Çok keyifli bir romantik diziydi kesinlikle izlemelisiniz. Keyifli seyirler.🩷
Evet yer yer güldürüyor ama bütün mizahı sürekli aynı stereotiplerin etrafında dönüyor. Bir süre sonra herkesin birbirinin kültürüyle dalga geçtiği tekrar eden skeçler izliyormuş gibi hissettirdi bana. Karakterlerin çoğu da derin değil açıkçası. Damatların hepsi tek bir özelliğe indirgenmiş gibi…devamıEvet yer yer güldürüyor ama bütün mizahı sürekli aynı stereotiplerin etrafında dönüyor. Bir süre sonra herkesin birbirinin kültürüyle dalga geçtiği tekrar eden skeçler izliyormuş gibi hissettirdi bana.
Karakterlerin çoğu da derin değil açıkçası. Damatların hepsi tek bir özelliğe indirgenmiş gibi yazılmış. Film başta cesur bir şey söyleyecek sanıyorsun ama sonunda çok güvenli alanda kalıyor. Gerçekten güçlü bir sosyal eleştiri yapmıyor, sadece herkese biraz laf atıp geçiyor.
Bazı sahneler komik olsa da iki saate yakın aynı şakanın farklı versiyonlarını izlemek yoruyor. Özellikle sonlara doğru tempo bayağı düşüyor. Bana göre “izle geç” tarzı bir film olmuş, bittikten sonra çok da etkisi kalmıyor.