✨Ölümlülerin dertleri zamanla yumuşar, fırtınalar hep aynı güçle esmez ve mutlu insanların sonsuza kadar sürmez mutluluğu. Her şey sürekli bir uçtan diğerine gidip gelir. Cesur insan her zaman umut edebilendir, korkaklara özgüdür umutsuzluk.
Spoiler içeriyor
Filmi izlemeden önce bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Müzikal filmleri normalde sevemiyorum. Filmin içine girmemi zorlaştırıyor. Ama bu filmde tam tersi oldu. Film, danslar ve müzikler aracılığıyla sizi daha fazla içine çekiyor. Beni en çok etkileyen kısmı ise sonu. Birbirlerini sevmeye…devamıFilmi izlemeden önce bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Müzikal filmleri normalde sevemiyorum. Filmin içine girmemi zorlaştırıyor. Ama bu filmde tam tersi oldu. Film, danslar ve müzikler aracılığıyla sizi daha fazla içine çekiyor. Beni en çok etkileyen kısmı ise sonu. Birbirlerini sevmeye devam etmelerine rağmen sadece diğer kişinin zihninde anı olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Birbirleri için verdikleri onca çaba bir anıya dönüşüyor sadece. Sonda iki taraf da hayallerini gerçekleştiriyor ama ona rağmen içinizde hep bir burukluk oluyor. Hayaller uğruna vazgeçilen derin bir bağ.
Filmde çok fazla diyalog yok ama bakışlarla o kadar çok şey anlatıyorlar ki. Filmi izlerken ağlayacağımı bile düşünmemiştim. Ama sondaki bakışma beni mahvetti. O bakışmada sadece özlem ya da kırgınlık yoktu. Alternatif bir yaşama yas, belki de biraz hayallerin gerçekleşmesinin gururu vardı. İzledikten sonra zihnimde müziklerle beraber film tekrar tekrar oynuyor.
Filmin ilk yarısı boyunca Yanılgı kitabı aklımdan çıkmadı. Kitapla aynı yıllarda geçmesi, çiftin düşüncelerinin ve duygularının bu kadar zıt ve uyumsuz olması kitapla aşırı örtüşüyordu. Kadın aşkın heyecanını, romantizmini ve kelimeleri isterken; erkek, hayattan yorulmuş bir biçimde, aşktan sadece sessizlik…devamıFilmin ilk yarısı boyunca Yanılgı kitabı aklımdan çıkmadı. Kitapla aynı yıllarda geçmesi, çiftin düşüncelerinin ve duygularının bu kadar zıt ve uyumsuz olması kitapla aşırı örtüşüyordu. Kadın aşkın heyecanını, romantizmini ve kelimeleri isterken; erkek, hayattan yorulmuş bir biçimde, aşktan sadece sessizlik ve huzur istiyor. Yanılgı kitabındaki şu alıntının, filmdeki çiftin aşktan beklentilerini iyi anlattığını düşünüyorum.
"- Hem sonra ikiniz de aşktan o kadar farklı şeyler bekliyorsunuz ki, Tanrım! Sen, senin hayatın hep sakin, tatlı, düzgündü... Sana gereken doğal olarak aşkın heyecanları, olağanüstü hazlar, yeni acılar ve kelimeler, kelimeler, kelimeler...
- Peki ya ona ne gerekiyor?
- Huzur, sadece bu...
- Anne, ne yapmalıyım?
- Ah, ne yapmalısın? Onu daha az sevmelisin belki de?"
Bu beklentilerin farklılığı, çiftin hatalar yapmasına ve birbirlerinden uzaklaşmalarına neden oluyor. İlk yarıda bu hataları ve uzaklaşmayı izlerken, ikinci yarıda ise tekrar bağ kurmalarını, affetmeyi öğrenmelerini ve olgunlaşmalarını izliyoruz. Aynı dertle dertlenmek, ortak acılara sahip olmak onları birbirlerini anlamaya itiyor.
Filmde bahsi geçmese bile Walter'ın bu kadar içine kapanık ve az konuşan biri olmasının arkasındaki nedenin, yaşadığı dönemdeki savaşın etkisinin onda devam etmesi olduğunu düşünüyorum. Bahsettiğim kitapla aynı yılda geçmesi ve aynı psikolojide olmaları tesadüf değil. Savaş bitmiş olsa da etkileri kolay silinmiyor.
Genel olarak filmi beğendim. Sadece ilk yarı benim için biraz yavaş ilerledi. İkinci yarısı bu kadar güzel olmasa belki beğenmezdim bile.
Sadece birinin ölmesiyle yas tutmayız. Aramıza mesafeler giren insanlara, vazgeçilen hayallere, gerçekleşmeyen beklentilere ve yaşamak isteyip yaşayamadığımız hayata da yas tutarız. Yas konusunu çok güzel işleyen bir animasyon. Sadece yas da değil anlatılan. Derin bağların, sevginin ve bir insan sıcaklığının…devamıSadece birinin ölmesiyle yas tutmayız. Aramıza mesafeler giren insanlara, vazgeçilen hayallere, gerçekleşmeyen beklentilere ve yaşamak isteyip yaşayamadığımız hayata da yas tutarız.
Yas konusunu çok güzel işleyen bir animasyon. Sadece yas da değil anlatılan. Derin bağların, sevginin ve bir insan sıcaklığının nasıl birinin hayatını değiştirdiğini izliyoruz. Sadece birine sarılmak, elini tutmak bile o insanın hayatını güzelleştirebiliyor.
Ana karakterimiz, küçüklükten beri zorbalığa uğrayan ve insanlarla arasında sorunlar olan biri. Belki bu yüzden onu bol bol kitap okurken görüyoruz. Onu bu özelliğinden ötürü çok içselleştirdim. Kendi kitap okuma serüvenim de böyle başlamıştı. İnsanların verdiği hayal kırıklıklarından ve onlarla olan sorunlarımdan bir nebze olsun uzaklaşmak için.
İşlediği ağır konular ve içeriği yüzünden ailecek izlenebilecek bir animasyon değil. Hâlihazırda yas sürecindeyseniz ya da depresyondaysanız tetikleyici olabilir. O yüzden iyi bir ruh hâlinde izlemenizi öneririm.
Zorba kitabı, iki birbirine zıt dostun hikâyesi. Birisi etken, sevinci hayat amacı yapmış, anda yaşayan, hayatını olabildiğince dolu dolu yaşayan Aleksi Zorba; diğeri ise hayatının çoğunu okuyarak ve yazarak, kitapların arasında geçirmiş, edilgen, zihnini bilgilerle doldurmuş ama bu bilgilerle ne…devamıZorba kitabı, iki birbirine zıt dostun hikâyesi. Birisi etken, sevinci hayat amacı yapmış, anda yaşayan, hayatını olabildiğince dolu dolu yaşayan Aleksi Zorba; diğeri ise hayatının çoğunu okuyarak ve yazarak, kitapların arasında geçirmiş, edilgen, zihnini bilgilerle doldurmuş ama bu bilgilerle ne yapacağını bilmeyen, yaşamaktan korkan Patron.
"Zorba'ya bakılırsa, insanın da, doğanın da amacı sevinçler yaratmaktı. Kimileri bunu 'bir ruh yaratmak' diye belirtiyorlar."
Zorba karakterini okurken onun özgürlüğünü, yaşamdan zevk alan hâlini sonuna kadar hissediyorsunuz. Bazı düşünceleri sinir bozucu olsa bile onu okurken kaygılardan bir an olsun uzaklaşıyor ve içinizi hafif bir sevinç kaplıyor. Patron karakterini okumak ise benim için aynaya bakmak gibi. Kendimi eleştirdiğim çoğu şeye sahip. Kitap boyunca istiyorsunuz ki bir kere korkmadan yaşasın. Patron'u içten içe tutan zincirleri görüyorsunuz. Bir şeyi yapmak isteyip sürekli kendini geri çekişini ve sürekli yaşamaktan korkuşunu...
Kitap bitinceye kadar hep umudum vardı; bir yerde karakter gelişimi yaşayıp sonunda özgürleşecek diye ama olmadı. Baştaki Patron nasılsa sonda da öyleydi.
Kitap olay ağırlıklı değil. Bu yüzden doğru zamanda ve doğru beklentiyle okumak gerekiyor. Aksi hâlde sıkılıp bırakabilirsiniz. Çok fazla karakter de yok ama iki dostun ilişkileri ve karakterleri o kadar derinlikli ki bu karakter eksikliği gözünüze batmıyor.
Yazar önsözde, Zorba'yı hayatında tanıştığı birinden ilham alarak yazdığından bahsediyor. Yine aynı önsözde onunla daha erken yaşta tanışmayı dileyip artık değişemeyeceği bir yaşta olduğunu söylüyor.
Zorba'yı, Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor kitabını okurken görüp almıştım. Kitabı biraz beklettim ama doğru zamanda okuduğumu düşünüyorum. Çetin Balanuye, Zorba karakterinin Spinoza'nın felsefesine uygun bir örnek olduğunu düşünüyor.
"Zorba'nın pusulası hiç de karmaşık değildir: Doğasının gerektirmeleriyle barışık, bedenli, etkin, meraklı ve -hem bir neden hem de bir sonuç olarak, - her fırsatta sevinçli!"
Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor - Çetin Balanuye
"Ona karşı ne hissettiğimi biliyorum ve bu değişmeyecek. Ben yaptığım seçimlerden ibaretim. Ve onu seçiyorum." Film özgür irade ve kader konularını işliyor. Kader diye bir şey var mı? Varsa çabalarsak kaderimizi değiştirebilir miyiz? Soruları üzerinden ilerleyen bir film. Bu konuları…devamı"Ona karşı ne hissettiğimi biliyorum ve bu değişmeyecek. Ben yaptığım seçimlerden ibaretim. Ve onu seçiyorum."
Film özgür irade ve kader konularını işliyor. Kader diye bir şey var mı? Varsa çabalarsak kaderimizi değiştirebilir miyiz? Soruları üzerinden ilerleyen bir film. Bu konuları işlemesine rağmen derinliği olan bir film değil. Karmaşık bir kurgusu yok. Kafanızı dağıtmalık, sizi bir süre kendi dertlerinizden uzaklaştıracak eğlenceli bir film. Ayrıca filmin renk paleti çok hoşuma gitti. Gri tonlarının hâkim olduğu çok sahne vardı. Bu yönüyle gözüme de hitap etti. Bilimkurgu filmlerindeki çiftler bana çok tatlı geliyor. Nedenini bilmiyorum ama sevgileri daha gerçekçi ve samimi geliyor. Daha önce perfect sense izlemiştim ordaki çift de çok tatlıydı burdakiler de öyle.
Film, salgın bir hastalığın yayılması sonucunda insan nüfusunun yalnızca yüzde birinin hayatta kaldığı bir dönemde, bilim insanlarının tedavi bulabilmek için birilerini geçmişe göndererek virüsün orijinal hâlini elde etmeye çalışmalarını anlatıyor. Başlarda yavaş tempoyla ilerlese de film, zamanla merak duygusunu artırarak…devamıFilm, salgın bir hastalığın yayılması sonucunda insan nüfusunun yalnızca yüzde birinin hayatta kaldığı bir dönemde, bilim insanlarının tedavi bulabilmek için birilerini geçmişe göndererek virüsün orijinal hâlini elde etmeye çalışmalarını anlatıyor.
Başlarda yavaş tempoyla ilerlese de film, zamanla merak duygusunu artırarak daha akıcı bir hâle bürünüyor. İnsanların yazgılarından kaçmaya çalışırken bile ona hizmet etmeleri alt metni, bana Kral Oidipus'u ve Predestination filmini çağrıştırdı.
Film, The Mandalorian dizisinin devamı niteliğinde olup Mandalorian'ın Yeni Cumhuriyet için Komutan Coin'i aramasını ve bununla birlikte gelişen olayları anlatıyor. Diziyi sevdiğim için filmi büyük bir hevesle izlemeye gitmiştim, ancak benim için bir hayal kırıklığı oldu. Sinemada izlemeseydim büyük ihtimalle…devamıFilm, The Mandalorian dizisinin devamı niteliğinde olup Mandalorian'ın Yeni Cumhuriyet için Komutan Coin'i aramasını ve bununla birlikte gelişen olayları anlatıyor.
Diziyi sevdiğim için filmi büyük bir hevesle izlemeye gitmiştim, ancak benim için bir hayal kırıklığı oldu. Sinemada izlemeseydim büyük ihtimalle yarım bırakırdım. Öncelikle kurgusu çok zayıf. Neredeyse hiç olay yok. Kurgudaki boşluğu aksiyon sahneleriyle doldurmaya çalışmışlar. Diziyi sevmemin asıl nedeni Grogu ile Mandalorian arasındaki bağdı; filmde ise bu bağı iyi yansıtan sahne yoktu.
Filmin sevdiğim tek yanı görselliğiydi. Özellikle ikinci yarısı görsel açıdan beni oldukça etkiledi. (Ejderyılanın tasarımına bayıldığımı ifade etmeden geçemeyeceğim.)
6/10 🎬
10 bölümlük çoğu insanın merakını uyandırabilecek konulardan oluşan bir belgesel. Verilen bilgiler ne anlamanızı zorlaştıracak düzeyde karmaşık ne de sıkıcı olacak düzeyde basit. Bu yüzden de bölümün nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. İzlemek keyif veriyor. Belgeselle ilgili hoşuma giden bir diğer şeyse…devamı10 bölümlük çoğu insanın merakını uyandırabilecek konulardan oluşan bir belgesel. Verilen bilgiler ne anlamanızı zorlaştıracak düzeyde karmaşık ne de sıkıcı olacak düzeyde basit. Bu yüzden de bölümün nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. İzlemek keyif veriyor. Belgeselle ilgili hoşuma giden bir diğer şeyse bölüm içinde filmler ve röportajlardan kesitler barındırması. Sadece sevmediğim nokta bazı bölümlerde konuklar alakasız geldi daha fazla alanında uzman insan görmek isterdim. En sevdiğim 3 bölüm Beyin Yıkama, Nasıl Odaklanırız?(Cal Newport'u görmeyi beklemiyordum sürpriz oldu.) ve Hafıza oldu. Ayrıca bazı bölümler Hafıza ve Rüyalar gibi fizyolojik psikoloji dersim için tekrar niteliğinde oldu.
Sosyal medyada gördüğümde konusu çok ilgimi çekmişti. Direkt okumaya başladım. Aşırı akıcı bir kitap. Sıkıldığım bir sayfa bile olmadı. Sonu benim için tahmin edilemezdi. Bazı yerleri ağzım açık okudum. Kitap aynı günü tekrar tekrar yaşayan ama her gün farklı bir…devamıSosyal medyada gördüğümde konusu çok ilgimi çekmişti. Direkt okumaya başladım. Aşırı akıcı bir kitap. Sıkıldığım bir sayfa bile olmadı. Sonu benim için tahmin edilemezdi. Bazı yerleri ağzım açık okudum. Kitap aynı günü tekrar tekrar yaşayan ama her gün farklı bir konakçının içinde uyanıp bu yerden kurtulmak için cinayeti çözmesi gereken birini anlatıyor. Akıcı ve merak uyandırıcı olması nedeniyle reading slumptan çıkmak için ideal bir kitap.