yüz sayfadan az kaldı bitmesine ama yok. dayanamıyorum daha fazla. işkence gibi. hangi saçmalığa takılacağını şaşırıyor insan. okuma alışkanlığı kazanmaya çalışan genç arkadaşlara yardımcı olur. bir puan bunun için. bir puan da yazarın daha güzel kitaplar yazdığını bildiğim için. 2/10
Instagram'da filmden bir sahne gördüm. Başrol kızın koşu yaparken bir anda durup ağlamaya başladığı sahne. Çok gerçek hissettirdi ben de izlemeye karar verdim. Bence oyunculuklar pek iyi değildi. Özellikle oda arkadaşını oynayan kızın tavırları gerçekten utandırıcı ve sahteydi. Ayrıca senaryo…devamıInstagram'da filmden bir sahne gördüm. Başrol kızın koşu yaparken bir anda durup ağlamaya başladığı sahne. Çok gerçek hissettirdi ben de izlemeye karar verdim.
Bence oyunculuklar pek iyi değildi. Özellikle oda arkadaşını oynayan kızın tavırları gerçekten utandırıcı ve sahteydi. Ayrıca senaryo da kötüydü. Gereksiz sahnelerle ve olması gerektiği kadar uzun olmayan sahnelerle doluydu. Olaylar boşlukluydu. Ve 2000'ler gençlik filmlerinden bekleneceği üzere her şey abartılıydı.
Ama bu işte bir tuhaflık var. Film kötü. Doğru. Ama hisleri olduğu gibi aktarıyor yine de bir şekilde. Ve bu tamamen eski bir film olmasından kaynaklı. Nostaljik şeylerin böyle bir etkisi var.
Ana karakterler arasındaki aşkı hissettim hem de bütün o saçmalıklara rağmen. Anne ve babasına çok kızdım. Şu korumaları çok sempatik ve tatlı buldum. Ama enn çok kızın kapana kısılmışlığını hissettim. Oldukça çaresiz bir his. Her şeyi bu kadar sükunetle karşılaması şaşırtıcıydı. Ben olsam... diye başlayan birçok öfkeli cümle kurdum izlerken.
Filmin kaliteli olmaması ondan zevk almaya kesinlikle engel değil. Çok güzel zaman geçirdim. Eski ve saçma gençlik filmlerini seviyorum.
6/10
Agatha Christie kitaplarını çocuk yaşlarda, toyken okumadığım için çok pişmanım. Bana akıl almaz bir heyecan yaşatırlardı. Şimdi bile coskulu hislerle kuşatılmış haldeyim. Kitaba dün gece başladım, şimdi bitirdim. Öyle sürükleyici bir anlatım var ki kitabı kapatıp hayata devam etmek çok…devamıAgatha Christie kitaplarını çocuk yaşlarda, toyken okumadığım için çok pişmanım. Bana akıl almaz bir heyecan yaşatırlardı. Şimdi bile coskulu hislerle kuşatılmış haldeyim. Kitaba dün gece başladım, şimdi bitirdim. Öyle sürükleyici bir anlatım var ki kitabı kapatıp hayata devam etmek çok zordu. Sürekli elimdeydi.
Ben niyeyese Poirot romanlarının bizzat baş karakterin ağzından ya da ilahi bir bakış açısıyla yazılmasını bekliyordum. O yüzden yine bir dedektifin yakın arkadaşı modeli okumak hafif bir hayal kırıklığı hissettirdi diyebilirim. Yine de bu his çok çabuk geçti. Kitap oldukça basit bir dille, çetrefilli bir hikayeyi anlatıyor. Okuyucuya suçlunun bulunması için çok fazla ipucu vermekle birlikte bu ipuçlarının gerçek değerini vermiyor. Yani hep şüpheli ve merakta kalıyor ama tahminler yürütemiyorsun. Düşürünce, bu ciddi yazma yeteneği ister.
Kitabın sonunda gerçekten şaşırdım. Bütün delillerin ve olayların harikulade bir şekilde ilişkilendirilmesi, eksik hiçbir parçanın kalmayışı ve daima suçluluların hak ettiği cezayı alması kitap bittikten sonra çok hoş bir tatmin hissi bırakıyor.
8/10
Gerçekten fizik kitapları bu kadar komik mi yoksa benim espri anlayışım mı çok garip ikileminde kalmama sebep olan bir kitap. Yazar hanımın bildiklerini aktarma becerisine hayran kaldım. Öyle ki daha ilk sayfaları okurken derhal kendisinin başka kitabı olup olmadığı araştırmasına…devamıGerçekten fizik kitapları bu kadar komik mi yoksa benim espri anlayışım mı çok garip ikileminde kalmama sebep olan bir kitap. Yazar hanımın bildiklerini aktarma becerisine hayran kaldım. Öyle ki daha ilk sayfaları okurken derhal kendisinin başka kitabı olup olmadığı araştırmasına giriştim. Ne yazık ki bulamadım.
Kitap üç ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, maddenin özünü arayan ilk Yunan filozoflarından başlayıp modern fiziğe dek süregelen en küçüğü arama macerasını anlatmış. Maddenin yapı taşlarını neden bu kadar merak ediyoruz ve bulduklarımız ne işimize yarayacak meselesine açıklık getirmiş. Ayrıca "şu tarihte şu bulundu" gibi yüzeysel bir anlatımla geçilmemiş. Hangi parçacık, ne zaman, neyden ilham alınarak, nasıl bir deney tasarlayarak, hangi sonuçlardan keşfedilmiş sorularına en anlaşılır halde cevap verilmiş. İç içe geçen keşfediş tarihleri, hem kronolojiyi bozmadan hem de anlama kolaylığı sağlayacak hiyerarşide aktarılmış.
İkinci bölümde, Standart Model anlatılmış. Keşfedilen parçacıklar, keşfedilmeyi bekleyenler, parçacıklar arasındaki ilişkiler Standart Model olarak bilinen tabloya gözümüzün önünde yerleştirilmiş. Fotoğraflardan, diyagramlardan ve çok hoş, oldukça komik gerçek hayat benzetmelerinden yararlanılmış. Burası benim en sevdiğim kısımdı.
Üçüncü ve son bölümde ise, Standart Model'in eksiklerinden yola çıkarak ulaşmayı beklediğimiz ufuklardan bahsedilmiş. Neden kütleçekim kuvveti ile başımız belada? Her Şeyin Teorisi ne demek oluyor ve biz neden onu arıyoruz? Hatta ucundan biraz karanlık madde ve karanlık enerji meselelerine de değinilmiş. Parçacık fiziğinde kullanılan teknolojileri, yani parçacıkları oluşturan hızlandırıcılar ile onları yakalayan dedektörleri, en basit şekilde aktarmış.
Kitap 2006 yılında yazılmış. Yani CERN'deki büyük hadron çarpıştırıcıda Higgs bozonunun keşfedilmesini beklerken. Kitabın son kısmında ayrıca bu büyük beklentilere de yer verilmiş. Sezen Sekmen CERN'de alınan sonuçlar ardından neler düşünüyordur çok merak ediyorum.
İlgililer için başlangıç - orta seviye bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Okuması bir hayli keyifli. Daha çok olsa da okusam türünden. Bir Türk bilim insanının elinden okuyor olmanın gururu bambaşka.
9/10
Spoiler içeriyor
Film kitaba dolayısıyla mükemmele çok yakındı. Bana yaşattığı yüksek duygular sebebiyle her türlü takdiri hak ettiğini düşünüyorum. Her bir sahnesinin güzelliğine, oyunculuklara, kostümlere, hikayenin işlenişine hayran olmaktan başka şansım yoktu. Zira Dune kitap serisi benim entellektüel dünyamın zirvesinde yer almakta.…devamıFilm kitaba dolayısıyla mükemmele çok yakındı. Bana yaşattığı yüksek duygular sebebiyle her türlü takdiri hak ettiğini düşünüyorum. Her bir sahnesinin güzelliğine, oyunculuklara, kostümlere, hikayenin işlenişine hayran olmaktan başka şansım yoktu. Zira Dune kitap serisi benim entellektüel dünyamın zirvesinde yer almakta. Fremenlerin hayatını, Dune gezegeninin vahşi doğasını, fremen teknolojilerini ve özellikle de solucanları akıl almaz derecede güzel çektiklerini düşünüyorum. Büyük bir zevkle izledim.
!spoiler!
Filmin son 10 dakikası yüzünden öfkeden gözüm döndü. Dolu bir sinema salonunun ortasında olduğuma bakmadan küfür resitali vermek üzereydim. Baron Harkonnen'i küçük Alia'nın öldürmesi o kadar önemli bir detaydı ki. Alia ve Paul arasındaki ilişki için gerekliydi. Alia'nın gücünü görmemiz için gerekliydi. Üçüncü kitapta Alia'nın Hilkat Garibesi olurken Baron tarafından ele geçirilmesinin alt yapısı olacaktı o cinayet. Fakat böylesine önemli bir detayı yok ederek ciddi bir hata yapmışlar. Elbette film esnasında Alia'nın doğuşuna, büyümesine, fremenler tarafından aldığı tepkilere, büyürken Paul ile gelişecek ilişkiye değinmemiş olmaları bana filmin sonunu değiştirecekleri ipucunu verdi. Ama son saniyeye kadar Alia'nın gelip Baron'u öldürmesini görmeyi umut ettim. Devasa bir hayal kırıklığı oldu benim için. Şahsi fikrim; Anna Taylor gibi ünlü ve dikkat çeken bir figüre ihtiyaçları vardı filmin izlenmesini arttırmak için. Tek bir sahneye onu koyabilmek adına gerçek olması gereken Alia figürünü harcadılar. Gerçekten çok üzüldüm. Hayal kırıklığı doluyum.
Başka eksikler de vardı. Mentat Thufir Hawat yoktu mesela, çok önemliydi o. Paul'un Fremen oluşunu, kaderini kabullenişini ve Cihad'ı başlatmasını birkaç aya sığdırdılar. Halbuki bütün bunlar yıllar içinde gerçekleşti. Chani ve Paul'un bir çocuğunun olması gerekiyordu. Ona 2. Leto adını vereceklerdi ve bebek ölecekti. Paul'un olgunlaşması adına çok önemli bir adımdı o. Bebeğini kaybeden bir baba olmak. 2. Leto öleceğini vizyonlarında gördüğü ilk sevdiğiydi zira. Leydi Jessica ve Chani birbirine tamamen düşman gibi gözüktü. Ama bir noktadan sonra ikisinin de tek istediğinin Paul'ün iyiliği olduğunda anlaşıp müttefik olmaları gerekiyordu. Chani Cihadı istemiyordu ve asi bir karakterdi evet ama Paul kararını verdikten sonra her saniyesinde onun yanında destekçisi olmalıydı. Yoluna taş koymaya çalışan, düşmanlaşan bir figür gibi göstermişler kadını. Sonra, atom bombalarıyla ilk kayalığı delmeleri gerekiyordu ki fırtına ve solucanlar geçebilsin...
Böyle epey eksik sayabilirim kitabın çok büyük bir hayranı olarak. Kitabı olduğu gibi filme yansıtamayacaklarını söyleyenler olacaktır. Ben buna inanmıyorum. İnanın bana bunlar kitaptaki yansıtması zor olan kısımlar değildi. Her bir karakterin özünü, içinde yaşadıkları evrenin işleyişini bize olduğu gibi aktarmak zor olan kısımdı. Bunu başardılar. Sonsuz teşekkürler ediyorum. Ama değiştirdikleri bu şeylerin arkasında bir mantık göremiyorum. Frank Herbert olsaydım gerçekten çok üzülürdüm. Senaristleri karşıma alıp bunu niye böyle yaptınız diye sorma şansım olsaydı keşke. Öfkem dinerdi biraz.
!spoiler sonu!
Kitabı okumayanlar için anlaması zor ve boşluklarla dolu bir film olabilir diye düşünüyorum. Zira benim için filmi bu kadar etkileyici yapan şey kitapla olan bağım. O yüzden tavsiyem, özellikle beğenmeyenler için, kitabı okuyun ve filmi tekrar izleyin. Kimi noktada kitabı okurken insanın hayal gücünde canlananlardan daha güzelini perdeye dökmeyi başardıklarını göreceksiniz.
Bana hissettirdikleri ve kalbimdeki yeri dolayısıyla,
10/10
gelmiş geçmiş en sıkıcı anime olabilir. belki komiktir diye açtım üçüncü bölümün yarısına kadar sabredebildim. 1.5 hızında. bu kız karakterleri saf yapıcam derken mal yapıyolar ya. deliriyorum. kızın pasifliğine sinir krizi geçirmek üzereydim. gece gece asabım bozuldu açtığıma pişman oldum…devamıgelmiş geçmiş en sıkıcı anime olabilir. belki komiktir diye açtım üçüncü bölümün yarısına kadar sabredebildim. 1.5 hızında.
bu kız karakterleri saf yapıcam derken mal yapıyolar ya. deliriyorum. kızın pasifliğine sinir krizi geçirmek üzereydim. gece gece asabım bozuldu açtığıma pişman oldum yahu.
sakin, romantik anime izleyenler sever.
normalde animenin kötü olmadığının farkındayım ama benim için 2/10.
Elise Kova ile ilk tanışmam. Dürüst olmak gerekirse minicik bir önyargıyla başladım. Dün akşam saatlerinde ilk bölümü okurken "bu ne yahu bu dünyanın kendi içinde tutarlı bir mantığı yok mu" diyordum. Halbuki anlamak için kitaba biraz daha zaman tanımam gerektiğini…devamıElise Kova ile ilk tanışmam. Dürüst olmak gerekirse minicik bir önyargıyla başladım. Dün akşam saatlerinde ilk bölümü okurken "bu ne yahu bu dünyanın kendi içinde tutarlı bir mantığı yok mu" diyordum. Halbuki anlamak için kitaba biraz daha zaman tanımam gerektiğini biliyordum. Ön yargım son zamanlarda çıkmış fantastik ve romantik bir kitap olmasından kaynaklanıyor sanırım. Ne yazık ki bu kavramlar birleşince kafamda ilk canlanan kelime "kalite" değil.
Sonuç olarak okumaya devam ettim ve şimdi sabahın beşinde kitabın bitişini ilan ediyorum. Birkaç saat içinde kitap bitirmeyeli epey zaman olmuştu. Oldukça sürükleyici bir kitaptı. Heyecan dolu ve merak içinde okudum.
Kötülüğüyle kalp ağrıtan karakterler ve büyük dramalar olmadığı için o kadar mutluyum ki, anlatamam. Günümüzde yazarlar daha çok okunmak için acıdan, ölümden, ihanetten, kötü ruhlardan besleniyorlar. Ve bu beni kitaptan soğutan, canımı yakan bir şey. Bu kitap ise karanlığa müsaade etmeden ciddiye aldırdı kendini. Demek istediğim, içinde karanlık yok diye polyanna gibi kitaptı da denemez. Karakterler olağanüstü sorumluluklarla donatılmıştı en basitinden.
Başta Luella ve Eldes olmak üzere bütün karakteri çok sevdim. Wildow, Rinni, Horlow..
Luella o kadar güçlü, zeki ve azimli bir kadın ki. Eldes'in ona hayranlıkla aşık olmamasının imkanı yoktu. Eldes ise beklediğimden çok daha derin bir karakterdi. İkisi de kalbimde özel bir yere yerleşmiş haldeler.
Olay örgüsünün aşk ve arkadaşlık dramaları yerine hedefler, macera ve dostluk üzerine kurulması öyle hoşuma gitti ki. Luella ve Eldes aşktan önce aynı amacı paylaştılar. Luella'nın da söylediği gibi, birbirlerine yoldaş oldular. Bu benim için aşktan çok daha değerli ve okuması daha zevkli bir şey. Buna karşın aşklarının büyülü gücünü hissetmediğimi de söylemem. Kalbimi farklı çarptıran sahneler oldu. Belki bazen birkaç damla da yaş kdmaksmksmfs
Güzel bir kitabın bitişindeki o hüzünle doluyum. Gözlerim acıyor saatlerce aralıksız okumaktan ama pişman değilim. Elise Kova'dan daha çok okuyacağım gibi görünüyor. Arada bir Luella ve Eldes ile özlem gidermek için uğrayacağım bu kitaba elbette.
--------- 9/10 ---------
İki gün içinde bitirdim ama yoğunluğuma denk geldiği için. Aslen tek oturuşta bitecek kitap. Cinayet romanı olduğunu sanarak okumaya başlamıştım. O yüzden uzun süre ipuçlarını yakalamaya ve doğru yorumları yapmaya çalıştım. Fakat bir noktada psikolojik bir roman okuduğumu fark ettim.…devamıİki gün içinde bitirdim ama yoğunluğuma denk geldiği için. Aslen tek oturuşta bitecek kitap.
Cinayet romanı olduğunu sanarak okumaya başlamıştım. O yüzden uzun süre ipuçlarını yakalamaya ve doğru yorumları yapmaya çalıştım. Fakat bir noktada psikolojik bir roman okuduğumu fark ettim. Bunun farkına varmadan kitap bitseydi beğenmediğim bir kitap olurdu. Çünkü topladığım ipuçları boşuna gitti. Sonunda ters köşe yaptı ama verdiği ince ipuçlarıyla bizi o noktaya götürecek bir yol çizmedi. Önemli olan karakterlerin psikolojik analiziydi.
Bence farklı ve güzel bir kurgusu var. Oldukça sürükleyici. Bölümler çok kısa ve merak uyandırıcı.
Geriye dönüp başından beri psikolojik roman olduğunu bilerek okusam bazı mantık hatalarını fark edeceğimi biliyorum. Ama işin orasını didiklemeden ne kadar zevkle okuduğuma odaklanacağım. Güzel bir deneyimdi.
7/10