Spoiler içeriyor
‘Satıcı, yeni taşındıkları evde Rana’nın uğradığı saldırının ardından, eşi Emad’ın failin peşine düşmesiyle adalet, intikam, gurur ve evlilik arasındaki sınırların giderek parçalanmasını anlatır.’ 🕯️ “Aldırma sen. Hayat kimse için kolay değil.” 🕯️ Binalar yalnızca beton ve harçtan ibaret değildir; içinde…devamı‘Satıcı, yeni taşındıkları evde Rana’nın uğradığı saldırının ardından, eşi Emad’ın failin peşine düşmesiyle adalet, intikam, gurur ve evlilik arasındaki sınırların giderek parçalanmasını anlatır.’
🕯️
“Aldırma sen. Hayat kimse için kolay değil.”
🕯️
Binalar yalnızca beton ve harçtan ibaret değildir; içinde yaşayan insanların korkularını, sırlarını, ahlakını ve zamanla görünür hâle gelen çatlaklarını da taşırlar. Asghar Farhadi’nin Satıcı filmi, Tahran’da bir binanın iş makinelerinin sarsıntısıyla çatlaması ve sakinlerinin tahliye edilmesiyle başlar. Fakat daha ilk dakikadan itibaren anlarız ki yıkılmak üzere olan yalnızca bu bina değildir. O çatlaklar, birazdan Emad ve Rana’nın hayatına, evliliklerine ve kendileri hakkında kurdukları bütün inançlara yayılacaktır.
Emad ve Rana, eğitimli, entelektüel ve tiyatroyla uğraşan modern bir çifttir. Evlerini kaybettikten sonra tiyatrodan arkadaşları Babak’ın bulduğu yeni daireye taşınırlar. Ancak bu evin duvarlarında, eski kiracısının geçmişinden kalan görünmez bir gölge vardır. Toplum tarafından “kötü kadın” diye damgalanan eski kiracının müşterilerinden biri, bir gece Rana’yı evde yalnız yakalar. Rana, gelen kişinin Emad olduğunu düşünerek kapıyı açık bırakmış ve duşa girmiştir. Kapıdan giren adam ise onun hayatında geri dönüşü olmayan bir kırılmanın başlangıcı olacaktır.
🪁
Farhadi, saldırının kendisini göstermez. Çünkü bu filmde asıl şiddet, kameranın görebildiği birkaç saniyede değil; o saniyelerden sonra insanın içinde başlayan sessizliktedir. Rana’nın evi artık ev değildir. Banyo artık mahremiyetin değil, korkunun mekânıdır. Kapının sesi, ayak sesleri, yalnız kalmak ve kendi evinde bulunmak bile travmanın hatırlatıcısına dönüşür. Rana olanları unutmak, hayatını yeniden kurmak ister. Fakat Emad’ın yarası başka bir yerde açılmıştır.
Emad başlangıçta karısını korumak isteyen bir eş gibi görünür. Fakat saldırganı aradıkça, aradığı şeyin yalnızca adalet olmadığını yavaş yavaş fark ederiz. Rana’nın yaşadığı acı, Emad’ın zihninde kendi gururuyla birleşir. Karısını koruyamamış olmak, onun erkekliğine ve kendisi hakkındaki düşüncelerine dokunur. Böylece Emad, Rana’nın yarasını iyileştirmek yerine failin peşine düşer. Her bulduğu ipucu onu gerçeğe değil, öfkesine biraz daha yaklaştırır. Adalet aradığını düşünürken, intikamın içine sürüklenir.
⚖️
İşte Satıcı tam burada sıradan bir dram olmaktan çıkar. Çünkü Farhadi bize kötü bir adamın hikâyesini anlatmaz; iyi olduğuna inanan bir insanın, uğradığı haksızlığın içinde yavaş yavaş nasıl değişebileceğini anlatır. Emad’ın dönüşümü bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü onu başta anlayabiliriz. Hatta ona hak bile verebiliriz. Fakat film ilerledikçe, haklılığın insanı her zaman iyi bir yere götürmediğini görürüz. Bazen insanı karanlığa götüren şey kötülük değil, haklı olduğuna duyduğu sarsılmaz inançtır.
Bu dönüşüm, çiftin sahnede Arthur Miller’ın Bir Satıcının Ölümü oyununu sergilemesiyle daha da anlam kazanır. Emad, sahnede Willy Loman’ı oynarken gerçek hayatta da onun gurur, başarısızlık ve aşağılanma duygularının içine düşmeye başlar. Sahnedeki hayat ile gerçek hayat birbirine karışır. Tiyatrodaki makyajlar ve kostümler, insanların gerçek hayatta yüzlerine taktıkları toplumsal maskelere dönüşür. Bir süre sonra seyirci şu soruyu sormaya başlar: İnsanlar gerçekten kimdir ve kim olduklarını göstermek yerine hangi rolü oynamayı seçerler?
🪔
Sonunda Emad, saldırganı bulur. Fakat karşısında beklediğimiz gibi korkunç bir canavar yoktur. Karşımızda yaşlı, güçsüz, kalbi dayanmayan ve ailesinin gözünde saygın bir baba olarak yaşayan sıradan bir adam vardır. Farhadi tam bu noktada seyircinin bütün ahlaki dengelerini yerinden oynatır. Çünkü suçlu hâlâ suçludur; fakat artık onu yalnızca bir canavar olarak görmek mümkün değildir. Emad ise mağdurun yanında duran adamdır; fakat öfkesi onu masum bırakmaz. Bir insanın yaptığı kötülük ile taşıdığı insanlık aynı anda var olabilir.
Ve intikamın en korkunç hâli burada ortaya çıkar: Emad, karşısındaki adamı cezalandırırken yalnızca onunla değil, kendi içindeki karanlıkla da yüzleşir. Rana’nın istediği şey cezalandırmak değil, yaşananların sona ermesidir. Çünkü Rana bilir: Bazı şeyler geri alınamaz. Bazı acılar başka birine acı çektirerek iyileşmez. Emad ise bunu kabullenemez. O, geçmişi değiştiremeyeceğini kabul etmek yerine geçmişin hesabını sormaya çalışır.
🎈
Satıcı bu nedenle bir suç, saldırı ya da intikam filmi değildir. Bu film; gururun insanı nasıl körleştirdiğinin, toplumun “namus” anlayışının bir kadının acısını nasıl gölgeleyebildiğinin ve adalet arayışının ne kadar kolay intikama dönüşebileceğinin hikâyesidir. Farhadi kimseyi tamamen masum, kimseyi tamamen suçlu bırakmaz. Çünkü gerçek hayatta da insanlar çoğu zaman yalnızca bir sıfattan ibaret değildir: Ne yalnızca mağdur, ne yalnızca suçlu, ne yalnızca iyi, ne de yalnızca kötüdür.
Filmin sonunda Emad ve Rana yeniden tiyatroya döner. Yüzlerine makyaj yapılır. Birazdan yeniden Willy ve Linda olacaklardır. Perde açılacak, seyirci karşılarına oturacak ve onlar rollerini oynayacaktır. Fakat biz artık o yüzlerin arkasında ne olduğunu biliyoruz. Bir zamanlar aynı evde birbirine sığınan iki insan, artık aynı sahnede durmaktadır; fakat aralarında görünmeyen, kolay kolay kapanmayacak bir mesafe vardır.
🍂
Belki de filmin başındaki çatlak bina bu yüzden unutulmazdır. Çünkü Farhadi bize daha en başta ne olacağını söylemiştir: Bazı yapılar yıkılmadan önce çatlar. İnsanlar da öyle.
Satıcı bittiğinde geriye yalnızca Rana’nın yaşadığı travma ya da Emad’ın öfkesi kalmaz. Geriye insanın kendi vicdanına yönelttiği, cevabından korktuğu bir soru kalır:
Bize yapılan kötülük bizi değiştirdiğinde ve biz de o kötülüğü bir başkasına taşımaya başladığımızda, hâlâ kendimizi iyi insan olarak görebilir miyiz?
Farhadi’nin filmini sarsıcı yapan şey, bu soruya cevap vermemesidir. Perde kapanır. Makyaj silinir. Tiyatro biter. Ama o soru, insanın içinde kalır. Çünkü bazı binaların çatlakları onarılabilir; insanın içinde açılan çatlakların hangisinin kapanacağını ise kimse bilemez.
🍂