“Acaba bu hayata arkasını çevirip bir hücrede yaşamak mı, yoksa hayatın bütün meşakkatlerine, maskaralığına göğüs gererek insaniyete hizmet ederek ölmek mi daha büyük bir muvaffakiyettir?”
Tarihin ilk feminist kadın yazarı Fransız Christine de Pizan'ın geceleri onu uykusuz bırakan düşüncelerle derin bir araştırmaya girmesiyle başlıyor kitap. Pizan, dönemin Fransız yazar ve şairlerinin, soylularının neden ağzından ve kaleminden çıkan her lafın kadınlara dair asılsız yargılar olduğunu sorgulamaya…devamıTarihin ilk feminist kadın yazarı Fransız Christine de Pizan'ın geceleri onu uykusuz bırakan düşüncelerle derin bir araştırmaya girmesiyle başlıyor kitap. Pizan, dönemin Fransız yazar ve şairlerinin, soylularının neden ağzından ve kaleminden çıkan her lafın kadınlara dair asılsız yargılar olduğunu sorgulamaya başlıyor. Dikkatinizi çekerim; yıl 1405. Kadınların hayvan mı insan mı olduğuna dair 'bilimsel' araştırmaların yapıldığı ve dönemin en popüler tıp kitabında kız çocuklarının anne karnında oluşan bir mutasyonla meydana geldiğinin yazdığı yıllar.
Babası sarayda doktor olarak çalışan Christine için bulunmaz nimet olan saray kütüphanesi, günlerini ve gecelerini geçirdiği yegane mekandı. Kadınların gerçekten de filozoflar, bilim adamları ve yazarların dediği gibi nankör, sadakatsiz, kusurlu olup olmadığını -her ne kadar kendisine ve çevresindeki kadınlara baktığında tek bir örneğini görmemiş olsa bile- öğrenmek için okumalar yaptı.
Bir gece çalışmaktan halsiz düşüp masa başında uyuklarken aniden üç asil kadının karşısında belirmesi ile hayali şehrini inşaa etmeye başladı. Sırasıyla Bilge Kadın, Erdemli Kadın ve en son da Adil Kadın'ı dinleyerek onların aktardığı tarihteki büyük kadınların hikayeleriyle Kadınlar Şehri'nin surlarını, sokaklarını ve evlerini inşaa etti. Bu aktarılan hikayeler yıllar süren araştırmalarındaki tarihe damga vuran kadınlara ait. Birçok şehre adını veren, birçok şehir kuran, nice hayatlar kurtaran, savaşlar kazanan, icatlar yapan, büyük insanlar yetiştiren binlerce kadın...
Adamların kırılgan egolarının sonucunda asırlarca kadınlara ettikleri hakaretler ve çektirdikleri zulümlerden korunmak için tüm bu asil kadınların birlikte yaşayabileceği şehir kurma fikri yıllar sonra Perkins'in Kadınlar Ülkesi romanına da elbette ön ayak oldu.
Bu kitabın daha 1405 yılında Ortaçağ Avrupa'sının boğucu karanlığında bir kadının dönemin zihniyetine baş kaldırarak yaktığı bir ışık olduğunu hatırlamalıyız. Bugün protofeminizm olarak tanımladığımız erken dönem kadın hareketinin öncülerinden biri olan Pizan'ın o dönem radikal sayılan bazı fikirleri elbette şu an anti-feminist gelebilir; bence böyle hissettirmesi de feminizmin asırlar içindeki yükselişine şükretmemizi sağlıyor.
Bu kitabı alıp okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum, geçen sene ilk defa dilimize çevrildi ve şu anlık tek baskısı fol yayınlarında.
"...Dolayısıyla insan akıl sahibi bir varlık olarak kadını sevmekte kusur ettiğinde doğayla ters düşmüş olur ve bu en adi yoldur çünkü onlar kadınları eleştirmekle kalmıyor böylesine yüce ve kutsal bir varlığın bir kusur olarak ortaya çıktığını veya eksik olduğunu söyleyerek Tanrı'yı aşağılıyorlar."
"...Üstelik dünyada işlenen sayısız suçun ve vahşetin sorumlusu da kadınlar değildir. Her birinin kusursuz olmamasına da şaşmamak gerekir, nitekim kalabalık kocaman bir şehir olan Ninova'da bile tek bir iyi insan yoktu. Tanrı peygamberi Yunus'u gönderdiğinde halk tövbe etmediği takdirde şehri yok edeceğini bildirmişti. Aynı şekilde Sodom'da da doğruluktan nasibini almış tek bir insan bile kalmamıştı. Lut'un şehri gökten inen bir ateşle yok olmaya terk etmesi de bunu gözler önüne sermiştir. Üstelik şunu da unutmamalısın ki İsa Mesih'in çevresinde yalnızca on iki adam vardı ama onların bile arasında kötü biri çıktı. Buna rağmen erkekler bütün kadınların kusursuz olması gerektiğini, olmayanların taşlanmayı hak ettiğini söylemeye cüret edebiliyor! O zaman ben de onlara derim ki; önce dönüp bir kendinize bakın, aranızda günahsız olan varsa ilk taşı o atsın! Şunu bil ki sevgili kızım; gün gelir de bütün erkekler gerçekten erdemli olursa kadınlarda o zaman onları takip eder fakat dürüst olmalıyım ki bütün kadınların erdemli olması çok daha yakın ve çok daha büyük bir ihtimaldir."
"...Şimdi böyle konuşan adamların ne kadar nankör olduklarını görebiliyor musun? Bütün nimetlerden faydalanıp kime teşekkür edeceklerini bilmiyorlar. Onları hayata getiren bir kadın olduğu halde kadınları kendilerinden aşağı görüyorlar. Oysa kızım, hiçbir erkek kadınların insanlık için yaptıklarının ve yapmaya devam ettiklerinin karşılığını veremez."
böyle iğrenç böyle pis böyle itici bir filmi nasıl seyrettim bilmiyorum ama hiçbir kısmında tadı olmayan kasvetli bir şey olduğuna eminim, bittiğinde dini inancımın saflığına bile şükrettim. böyle dersem de bir iki boş insanın saçma sapan örneklerle senin inancın da…devamıböyle iğrenç böyle pis böyle itici bir filmi nasıl seyrettim bilmiyorum ama hiçbir kısmında tadı olmayan kasvetli bir şey olduğuna eminim, bittiğinde dini inancımın saflığına bile şükrettim. böyle dersem de bir iki boş insanın saçma sapan örneklerle senin inancın da şunu normal kılıyor vs vs zırvalayacağına eminim o yüzden çok bir şey demek içimden gelmiyor ama en uyduruk şekilde ben de kapılmışım zamanın hızlı akışında değerlerin de basit halinin normalleştirilmesine, bunu fark ettim en azından. iyi tarafından bakmak lazım. basit canlılarız, bazen gücüme gidiyor
The ramparts of ice animesinin 1. Sezonu bugün çıkan 14. Bölümü ile final verdi. 2. Sezon onaylandı. Çıkış tarihi 1 ekim 2026 olarak duyuruldu. Paylaşan: @brave_bird
Spoiler içeriyor
Obsession görsel olarak gerçekten iyiydi; gerilimi, atmosferi, çekimleri vs. çok başarılıydı ama Bearın sürekli pasif ve korkak hâli, sürekli HER ŞEYE okey oluşu o kadar şeye rağmen HÂLÂ kızla bir şeyler yaşamaya devam etmesi son derece mide bulandırıcı ve sinir…devamıObsession görsel olarak gerçekten iyiydi; gerilimi, atmosferi, çekimleri vs. çok başarılıydı ama Bearın sürekli pasif ve korkak hâli, sürekli HER ŞEYE okey oluşu o kadar şeye rağmen HÂLÂ kızla bir şeyler yaşamaya devam etmesi son derece mide bulandırıcı ve sinir ediciydi. Finalde sadece kızlara üzüldüm gerçekten hayatları mahvoldu. Gerdi evet ama beklediğim kadar çarpıcı ve başarılı bir senaryo değildi.
Spoiler içeriyor
Uzun zamandır aklımda olan ama bir türlü başlamaya emin olamadığım bir seriydi. Yaklaşık iki ay önce bir alıntısına denk geldim ve "Tamam, artık okuma zamanı." dedim. Sonrası mı? O ay içinde tüm seriyi bitirdim. 😅 Açıkçası biraz önyargılı başlamıştım ama…devamıUzun zamandır aklımda olan ama bir türlü başlamaya emin olamadığım bir seriydi. Yaklaşık iki ay önce bir alıntısına denk geldim ve "Tamam, artık okuma zamanı." dedim. Sonrası mı? O ay içinde tüm seriyi bitirdim. 😅
Açıkçası biraz önyargılı başlamıştım ama okudukça bana tam anlamıyla eski 2015 Wattpad enerjisini verdi. Böyle yormayan, akıp giden, eğlenceli kitapları seviyorum. Hayatın yoğunluğu içinde güzel bir kaçış oluyor. Gün içinde elimden düşmedi desem yeridir.
Tabii çiftimiz zaman zaman "Artık bir karar verin de arkasında durun!" diye isyan ettirdi. Gökçen sık sık "Bu kadar da olmaz artık kızım..." dedirtirken, Murathan'a da birkaç kez "Aklını nerede bıraktın canım?" diye söylenmiş olabilirim. Ama arkadaş çevreleri... özellikle Barut Timi... İşte onlara gerçekten bayıldım. Sırf bu aileyi okumak için üç dört kitap daha çıkarılsa hiç düşünmeden okurum. Bir arada oldukları sahneler kitabın en keyif aldığım kısımlarıydı.
Gelelim başrollerimizin babalarına... Yusuf ve Ali...
Açıkçası onları ve eşlerini okurken içim burkuldu. Kitapta en sevdiğim bölümler onların olduğu sahnelerdi. Çocuklarına ve eşlerine duydukları sevgi çok içtendi. Özellikle Yusuf'un, "Erkek çocuğu sevilmez derlerdi... Ben seni sevmelere doyamadım oğlum." sözü beni en çok etkileyen cümlelerden biri oldu. Sanırım bu yüzden onların yeri bende hep ayrı kalacak.
Yorumumu biraz fazla uzattım sanırım, gelelim konusuna...
İki çocukluk arkadaşının birlikte büyürken ayrılmak zorunda kalmalarıyla başlayan hikâye, yirmi yıl sonra yeniden kesişen hayatlarıyla bambaşka bir boyut kazanıyor.
çocukken verdikleri sözleri tutarak biri doktor, diğeri ise asker oluyor. Aynı şehirde görev yapmaya başlamalarıyla, zamanın aslında aralarından hiçbir şeyi götürmediğini; sadece üzerini örttüğünü fark ediyorlar. Unuttuklarını sandıkları geçmiş, tüm sırları ve yaralarıyla yeniden gün yüzüne çıkarken, bir yandan geçmişin izleriyle yüzleşmeye, bir yandan da geleceklerini birlikte inşa etmeye çalışıyorlar.
Eğer asker–doktor temalı, çocukluk arkadaşlığı, aile bağları ve ikinci şans hikâyelerini seviyorsanız bu seriye mutlaka bir şans verin.💠
Daha bu sabah bitirdim bu animeyi. Gayet hoş ve güzel bir animeydi arkadaşlık olsun aşk olsun bana gayet tadında geldi. İkinci sezonu gelecek gibi şeyler duydum ama zaten anime 40. bölümde bitiyor mangaya bakarsak. Devamını merak eden de 41. bölümden…devamıDaha bu sabah bitirdim bu animeyi. Gayet hoş ve güzel bir animeydi arkadaşlık olsun aşk olsun bana gayet tadında geldi. İkinci sezonu gelecek gibi şeyler duydum ama zaten anime 40. bölümde bitiyor mangaya bakarsak. Devamını merak eden de 41. bölümden itibaren mangasını okuyarak devam edebilir bu arada. Tatlı hoş bir animeydi ama devam için ikinci sezonu beklerim ben açıkçası. Güzeldi yine de. İzlenir.