Bir yerlerdeyim biliyorum aklındayım yüreğindeyim biliyorum seninleyim Yürüdüğün yoldayım çizdiğin resimdeyim İzlediğin filmde ağladığın şarkıdayım seni hissettiğim her an bende seninleyim binbir heves büyüttüğüm çocukluğum can kırıkları bata bata yaralarını sardığım Artık seviliyoruz dediğimdeki o mutluluğunu Sana yoldaş verdim canına…devamıBir yerlerdeyim biliyorum aklındayım yüreğindeyim biliyorum seninleyim
Yürüdüğün yoldayım çizdiğin resimdeyim
İzlediğin filmde ağladığın şarkıdayım
seni hissettiğim her an bende seninleyim
binbir heves büyüttüğüm çocukluğum
can kırıkları bata bata yaralarını sardığım
Artık seviliyoruz dediğimdeki o mutluluğunu
Sana yoldaş verdim canına can verdim
Bir gün ölürsem bilmediğin bir yerlerde
Olur da hissedemezsen beni
Bil ki o gün değil çok önceden ölmüştüm çocukluğumu bıraktım sana emanet...
"anladım neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana hayatın bana başat bana avrat oluşunu öğrendim." `:ismet özel` byung-chul han, yorgunluk toplumu`nda yorgunluğu tek bir deneyim olarak değil, iki karşıt kip olarak düşünmeyi önerir. 1. tüketen yorgunluk birincisi, geç kapitalizmin ürettiği performans öznesinin…devamı"anladım neden yorgunluk
gülümserlik getiriyor insana
hayatın bana başat
bana avrat oluşunu öğrendim."
`:ismet özel`
byung-chul han, yorgunluk toplumu`nda yorgunluğu tek bir deneyim olarak değil, iki karşıt kip olarak düşünmeyi önerir.
1. tüketen yorgunluk
birincisi, geç kapitalizmin ürettiği performans öznesinin yorgunluğudur. bu, "pozitif potansiyel"in mutlaklığı içinden doğar. yapabilirsin, daha fazlasını yapabilirsin, kendini aşabilirsin buyruğunun yorgunluğu. burada özne dışarıdan zorlanmaz, kendini zorlar. sonuç, bir şey yapamama halidir. ama bu durma dinlenme değildir. bu, tükenmedir. insan işinden, hedefinden, hatta kendinden yorulur. yorgunluk burada ayırıcıdır. "ben ve yapmam gerekenler" arasına mesafe koyar, dünyayı bir yükler toplamına çevirir. "ben senden/sizden/kendimden yoruldum, der. özne ile nesne ayrımı yaparak. han’ın tarif ettiği depresif, dağılmış, içe çökmüş özne tam da bu pozitiflik fazlalığının ürünüdür.
2. nefes veren yorgunluk
ama han, peter handke üzerinden bir başka yorgunluk biçimini de görünür kılar. bu, "negatif potansiyel"den gelen, durabilen, askıya alabilen, gevşeyebilen bir yorgunluktur. bir şeylere karşı değil, bir şeylerle birlikte yaşanır. nesnelerden değil, birlikte olmaktan doğar. ayırmaz, birleştirir. felç etmez, yavaşlatır. bu yüzden de tüketmez, toparlar.
bunu ilk kez lisedeki bir piknikte çok çıplak biçimde hissettiğimi hatırlıyorum. hepimiz bir şeyin ucundan tutmuş, masa kuruyor, bir şeyler taşıyorduk. bir arkadaşım işi ustaca başkasına yıkıp hiç yorulmadan masaya oturmanın hesabını yapıyordu. bana tuhaf gelmişti. çünkü orada mesele masanın kurulması değildi. birlikte kurmaktı. pikniğin parçası biraz da birlikte dağılmak, birlikte yorulmaktı. kendini yormayarak "kârlı" çıkmıştı ama deneyimin dışına düşmüştü. yorgunluğu paylaşmamak, aslında o anı paylaşmamaktı.
aynı şeyi yıllar önce okuduğum gorki’deki bir sahnede de sezmiştim. `kazana atılan bez parçaları` belki teknik olarak fazlaydı. birinin dediği gibi, herkesin bir şey atmasına gerek yoktu. ama herkesin bir parça atması, yapılan şeyi birinin işi olmaktan çıkarıp ortak bir eyleme çeviriyordu. orada yorgunluk, verimsizlik değil, ait olmanın bedensel karşılığıydı. sonuca değil, birlikte oluşa yazılan bir yorgunluktu bu.
ismet özel’in dizesindeki "gülümserlik getiren" yorgunluğu da böyle tatlı içten bir yorgunluktur.. performans öznesinin çöken yorgunluğu değil. hayata katılmış olmanın, bir şeye ve birilerine değmiş olmanın yorgunluğudur. insanı eksiltmez, gevşetir. sertliğini alır, yalnızlığını değil. dostluk bağı kurar, toplumsallaştırır.
kısacası, han’ın ayırdığı iki yorgunluk şunu söyler: biri pozitif potansiyelin zorbalığından doğar ve insanı yalnızlaştırır, diğeri negatif potansiyelin açtığı boşluktan doğar ve insanı dünyaya geri verir.
Amir khan filmlerinde anlatılmak istenen hikaye her zaman ilgi çekici olmuştur. Gerçekten on numara bir film olmuş. Aamir Khan yine döktürmüş, adamın rolü için girdiği o fiziksel değişim bile ne kadar emek verdiğini kanıtlıyor. Sadece bir güreş filmi değil; babanın…devamıAmir khan filmlerinde anlatılmak istenen hikaye her zaman ilgi çekici olmuştur.
Gerçekten on numara bir film olmuş. Aamir Khan yine döktürmüş, adamın rolü için girdiği o fiziksel değişim bile ne kadar emek verdiğini kanıtlıyor. Sadece bir güreş filmi değil; babanın kızlarına olan güveni, o azim ve vazgeçmeme hikayesi insanı acayip gaza getiriyor.Müzikleri ve o final sahnesindeki heyecanıyla izleyeni içine çekiyor. Hem duygulandırıyor hem de "helal olsun" dedirtiyor. "İmkansız diye bir şey yoktur"u o kadar samimi anlatmışlar ki, bittikten sonra insanın hemen bir şeylere başlayası geliyor. İzlemeyen çok şey kaçırır, tam bir başyapıt!
Spoiler içeriyor
“Kan bağı her şeyi çözmüyor; bazen en derin yaralar en yakınlardan geliyor.” Eylül Erdem, zorlu bir çocukluk geçirmiş, ailesel problemler nedeniyle erken yaşta hayata karşı sertleşmiş bir genç kadındır. Asi, kural tanımayan ve otoriteye karşı gelen bir yapıya sahipken, iç…devamı“Kan bağı her şeyi çözmüyor; bazen en derin yaralar en yakınlardan geliyor.”
Eylül Erdem, zorlu bir çocukluk geçirmiş, ailesel problemler nedeniyle erken yaşta hayata karşı sertleşmiş bir genç kadındır. Asi, kural tanımayan ve otoriteye karşı gelen bir yapıya sahipken, iç dünyasında kırılgan ve duygusal bir kişiliği barındırır.
Bu özellikleri, onun çevresiyle kurduğu ilişkilerde zaman zaman çatışmalara neden olur.
Hayatındaki dönüm noktalarından biri, eğitim hayatına yeniden yön vermesi ve tıp alanında ilerlemeye karar vermesidir.
Disiplinli bir çalışma süreci sonunda başarılı bir doktor olur. Meslek hayatı, onun hem insanlara yardım etmesini sağlar hem de geçmişiyle yüzleşmesinde önemli bir rol oynar.Eylül Erdem'in karakter gelişiminde, hayatına giren insanların etkisi büyüktür.
Kitap insanın sınırsız arzularının ve saplantılarının nereye varacağını yahut varamayacağını anlatıyor. Aslında sınırsız demek ironik olur. İnsanoğlu kendi başına hiçbir zaman sonsuz olamaz. Yaradandan gelen gücün taklitçisi olur ama ötesine geçemez; doğaya sapkınca hâkim olmak ister lakin ne kadar ritim…devamıKitap insanın sınırsız arzularının ve saplantılarının nereye varacağını yahut varamayacağını anlatıyor. Aslında sınırsız demek ironik olur. İnsanoğlu kendi başına hiçbir zaman sonsuz olamaz. Yaradandan gelen gücün taklitçisi olur ama ötesine geçemez; doğaya sapkınca hâkim olmak ister lakin ne kadar ritim tutarsa tutsun, doğaya inşa edilenler; bir gün yıkıntı haline gelebilirler.
Başarısız yazar Hitomi için adaya kurduğu panoroma başta bir ütopya (cennet) olabilir ancak bu hem ziyaretçiler hem de doğanın bizzat kendisi için bir distopyadır (cehennem). Kitapta anlatılan panoroma adasının betimlenişi, bir tablo gibidir. Ressam bizzat fırçaları ile darbe vururken tuvale, gözlerimizi her kaydırışımızda yeni manzaralarla karşılaşıyor gibiyiz. Burada zihinlerimizde sürrealist bir tablo canlanır adeta; gerçek ile rüya iç içe gibidir.
Sonlarda beliren bir dedektifle birlikte yazarın Sherlock Holmes'tan ne kadar etkilendiğini anlıyoruz. Edgar Allen Poe etkisinde olduğunu anlamak içinse kitabın kasvetli ve grotesk havasına bakmamız yeterlidir. Estetik takıntılı, kötü bir başkarakteri okumanın da rahatsız edici bir deneyim olduğunu söylemem gerek.
Sonu fazla aceleye gelmiş.
biraz açık konuşmak istiyorum zorla bitirdim. Murat Menteş’i çok severim kitaplarını çıkar çıkmaz alırım o ilk heyecanımla okurum ama maalesef bu kitapta bir heyecan bulamadım hatta bitirmemi sağlayan iki şey var biri Tanpınar ki zaten konu bu ikincisi eski Türkçe…devamıbiraz açık konuşmak istiyorum zorla bitirdim. Murat Menteş’i çok severim kitaplarını çıkar çıkmaz alırım o ilk heyecanımla okurum ama maalesef bu kitapta bir heyecan bulamadım hatta bitirmemi sağlayan iki şey var biri Tanpınar ki zaten konu bu ikincisi eski Türkçe ya da Osmanlıca nasıl diyorsanız artık yazılı olması odağımı diri tuttu diyebilirim.
Spoiler içeriyor
"Seninle birlikte birbirimizden sıkılmadan yaşayacağımızı hayal bile edemezdik." "Hislerimiz bizi, bize rağmen o kadar sıkı birleştirdi ki..." "-Neden üzgün görünüyorsun? -Çünkü bana sözcüklerle konuşuyorsun. Bense sana duygularla bakıyorum." ChatGBT'nin Yorumu: ●Pierrot, klasik bir hikâye anlatmak yerine, bilinçli olarak dağınık ve…devamı"Seninle birlikte birbirimizden sıkılmadan yaşayacağımızı hayal bile edemezdik."
"Hislerimiz bizi, bize rağmen o kadar sıkı birleştirdi ki..."
"-Neden üzgün görünüyorsun?
-Çünkü bana sözcüklerle konuşuyorsun. Bense sana duygularla bakıyorum."
ChatGBT'nin Yorumu:
●Pierrot, klasik bir hikâye anlatmak yerine, bilinçli olarak dağınık ve şiirsel bir yapı kuruyor. Filmin yönetmeni Godard, zaten sinema kurallarını kırmasıyla ünlü. Bu filmde de “mantıklı olay örgüsü” yerine duygular, düşünceler ve imgeler üzerinden ilerliyor.
Film ne anlatıyor? Ferdinand (Pierrot) sıkıcı, burjuva hayatından bunalmış. Marianne ile kaçıyorlar. Bir tür suç hikâyesi ve yolculuk başlıyor. Ama bu sadece kabuk.
Asıl mesele:
Özgürlük arayışı vs. gerçekliğin kaçınılmazlığı
Ferdinand: Kitap okuyan, düşünen, anlam arayan biri. Hayattan “daha derin bir şey” bekliyor
Marianne: Daha içgüdüsel, anı yaşayan, kaotik biri. Özgürlüğü düşünmeden yaşayan taraf
Bu iki karakter aslında: Akıl vs. içgüdü
Anlam arayışı vs. anı yaşama
Neden bu kadar garip anlatılmış?
Godard bilinçli olarak: Hikâyeyi bölüyor
Karakterleri anlamsız gibi konuşturuyor
Renkleri ve sahneleri abartıyor
Bazen film olduğunu hatırlatıyor
Çünkü şunu demek istiyor:
“Hayat da zaten böyle kopuk, mantıksız ve parçalı.”
Filmin sonu ne demek?
Ferdinand sonunda: Aradığı anlamı bulamıyor. Marianne’e de güvenemiyor
Tam özgürlük de mümkün olmuyor
Ve kendini yok ediyor.
Bu da şunu simgeliyor: “Ne aşkta ne kaçışta gerçek bir kurtuluş yok.”
Kafayı karıştıran şey aslında şu:
Bu film:
“Ne olacak?” sorusuna cevap vermez
“Ne hissediyorsun?” diye sorar
Yani: Mantıkla değil, hisle izlenmesi gereken bir film
Kısaca özetlersek:
Hikâye değil duygu filmi
Karakterler gerçek insan değil fikirlerin temsili. Olaylar mantıklı değil çünkü hayat da öyle
Çılgın Pierrot gibi bir filmde küçük görünen detaylar aslında en kritik anlamları taşır. Marianne’ın sürekli “Pierrot” demesi ve Ferdinand’ın “benim adım Ferdinand” diye diretmesi de bunlardan biri.
“Pierrot” ne demek?
“Pierrot” aslında sıradan bir isim değil.
Fransız kültüründe: Üzgün, yalnız bir palyaço karakteridir
Aşık olur ama karşılık bulamaz
Hep biraz saf, biraz trajik
Yani Marianne, Ferdinand’a isim değil rol biçiyor.
Ona diyor ki: “Sen bu hikâyedeki üzgün, biraz komik, kaybeden aşıksın.”
Ferdinand neden itiraz ediyor?
Ferdinand’ın sürekli: “Benim adım Ferdinand.” demesi çok önemli.
Çünkü: Kendi kimliğini korumaya çalışıyor
Marianne’ın onu tanımlamasını reddediyor
“Ben bir karakter değilim, gerçek biriyim” demek istiyor. Ama işin acı tarafı şu:
Film ilerledikçe gerçekten “Pierrot”ya dönüşüyor.
Yani: Aşkta kaybediyor, yalnızlaşıyor
Trajik sona gidiyor
Bu çatışma aslında ne anlatıyor?
Bu küçük diyalog, filmin özeti gibi:
“İnsan kendi kimliğini mi yaşar, yoksa başkalarının ona biçtiği rolü mü?”
Marianne: Hayatı oyun gibi görüyor
İnsanlara rol veriyor
Ferdinand: Gerçeklik ve anlam peşinde
Ama o oyunun içine çekiliyor
Şimdi biraz sahneler ve detaylar
1. Renk kullanımı (özellikle kırmızı & mavi)
Filmde sürekli:
Kırmızı → tutku, şiddet, kaos
Mavi → melankoli, düşünce
Ferdinand genelde: Daha “mavi” bir karakter (düşünen, hüzünlü)
Marianne: Daha “kırmızı” (ani, tehlikeli, canlı) Bu iki renk aslında onların ilişkisi.
2. Ferdinand’ın kitap okuması
Ferdinand sık sık: Kitaplardan alıntılar yapar. Felsefi konuşur
Bu ne demek?
Adam “hayatı yaşamak” yerine anlamlandırmaya çalışıyor
Ama Marianne: Yaşıyor, düşünmüyor
Bu yüzden sürekli kopuyorlar.
3. Yolculuk (road trip meselesi)
Kaçış hikâyesi gibi görünse de:
Aslında kaçtıkları şey: Toplum. Sıkıcılık
Kimlikleri
Ama: Nereye giderlerse gitsinler
kendilerinden kaçamıyorlar.
4. Final (en önemli kısım)
Ferdinand’ın kendini patlatması:
Bu sadece bir “ölüm” değil.
Şu fikir: “Anlam bulamayınca insan kendini yok eder.”
Ve ironik olan: Tam vazgeçer gibi oluyor
Ama yine de geri dönemiyor
Marianne neden böyle biri?
Marianne çok net bir “gerçek insan” gibi yazılmamış.
O biraz: Kaos. Özgürlük, tehlike
gibi kavramların birleşimi.
Ferdinand’ın aradığı şey aslında Marianne’da var gibi
ama sürdürülebilir değil.
Filmi tek cümleye indirirsek:
“Özgürlük arayan bir adam, hayatı oyun gibi yaşayan bir kadınla karşılaşır ve sonunda hem aşkı hem kendini kaybeder.”
Marianne’ın sevgisi: Daha anlık
Daha yüzeysel. Daha “canı istediği kadar”
Ferdinand’ınki ise: Derin, takıntılı
Anlam yüklenmiş
Yani aynı şeyi yaşamıyorlar.
Marianne’ın aşk anlayışı
Marianne için aşk: Bir oyun gibi
Bir heyecan. Sıkılınca değiştirilebilen bir şey
O yüzden: Bir anda çok yakın
Bir anda uzak. Sonra başka birine gidebiliyor
Bu yüzden izlerken “gerçek mi davranıyor?” hissi oluşuyor.
Çünkü o: Tutarlı bir karakter değil, bir duygu hali. (Beyki bu yüzden kendisini tanımlarken 'Ben duygusalım.' diyor)
Ferdinand’ın hatası ne?
Ferdinand, Marianne’a: “anlam” yüklüyor.
Onu kurtuluş gibi görüyor
Hayatın cevabı gibi görüyor
Kaçış yolu olarak görüyor
Ama Marianne: Böyle bir yükü taşıyabilecek biri değil.
Bu yüzden trajedi kaçınılmaz.
Final sahnesi
1. İhanet: Marianne’ın başka biriyle olması:
Bu sadece aldatma değil
Ferdinand’ın kurduğu “anlam dünyasının çökmesi”
Yani: Sevdiği kişi değil, inandığı şey yıkılıyor.
2. Ferdinand’ın tepkisi
Onu öldürmesi: Aşk cinayeti gibi görünür
ama aslında: “Hayalimi yok ettin” tepkisi
3. Dinamit sahnesi
Ferdinand yüzünü maviye boyar ve dinamiti bağlar. Bu çok sembolik:
Mavi → onun melankolisi, zihni
Patlama → düşüncenin sonu
Yani: “Düşünerek yaşadım, düşünerek yok oluyorum.”
4. Son anda vazgeçme
En çarpıcı an: Fitili yaktıktan sonra
“Ah ne yaptım ben?” der
Bu çok insani bir an.
Çünkü: Ölmek istemiyor aslında
Ama geri dönüş yok
Bu sahnenin anlamı
İnsan bazen: Anlam ararken
Aşkı abartırken
Kaçış peşinde koşarken
kendini geri dönülemez bir noktaya getirir.
Küçük ama önemli detaylar
1. Film içinde film hissi
Karakterler bazen: Tuhaf konuşur
Doğal davranmaz
Çünkü Godard şunu yapıyor:
“Bu bir film” diyor sana sürekli.
Yani: Gerçeklik algını bozuyor.
2. Ani müzikler ve kopmalar
Sahneler: Bir anda kesilir
Alakasız müzik girer
Bu da: Hayatın düzensizliğini taklit ediyor.
3. Ferdinand = entelektüel yalnızlık
Ferdinand aslında: Çok düşünen
Ama yaşayamayayan biri
Bu yüzden trajik: Hayatı analiz ediyor ama hissedemiyor.
En önemli soru:
“Ferdinand haklı mıydı yoksa Marianne mı?”
Cevap: İkisi de eksik.
Ferdinand → fazla anlam yüklüyor
Marianne → hiç anlam yüklemiyor
Film diyor ki: İnsan bu ikisinin arasında bir yerde olmalı.
Devamı yorumda...
Yüce Tanrım, emanet ettiğin görevi yerine getirecek gücü ve inancı bana verdiğin için şükrediyorum. Yol boyunca karşıma çıkan engeller karşısında bana doğru yolu gösterdin. Herkes kaybolmuşken beni cesur kıldığın için sana şükrediyorum. Koruman ve yol boyunca gösterdiğin birçok işaret için…devamıYüce Tanrım, emanet ettiğin görevi yerine getirecek gücü ve inancı bana verdiğin için şükrediyorum. Yol boyunca karşıma çıkan engeller karşısında bana doğru yolu gösterdin. Herkes kaybolmuşken beni cesur kıldığın için sana şükrediyorum. Koruman ve yol boyunca gösterdiğin birçok işaret için şükrediyorum. Yapmış olabileceğim iyilikler için şükrediyorum. Kötülükler içinse pişmanım. Edindiğim dostlarım için şükrediyorum. Lütfen ona da bana göz kulak olduğun gibi göz kulak ol...
🎬 TANRININ KİTABI
Deneme türüne çok yakın biri değilim bu yüzden kitapla ilgili iyiydi ya da kötüydü diye yorum yapmak istemiyorum. Genel olarak baktığımda akıcı ve kolay okunan bir kitaptı. Ancak bana fazla sade geldi yer yer bir yazarın kaleminden çıkmış gibi değil…devamıDeneme türüne çok yakın biri değilim bu yüzden kitapla ilgili iyiydi ya da kötüydü diye yorum yapmak istemiyorum. Genel olarak baktığımda akıcı ve kolay okunan bir kitaptı. Ancak bana fazla sade geldi yer yer bir yazarın kaleminden çıkmış gibi değil de herhangi birinin düşüncelerini okuyormuşum hissi uyandırdı. Cümleler oldukça basit kalmış, biraz daha işlenmiş ve özenli bir dil beklerdim. Bazı bölümlerde “yazmak için yazılmış” bir hava da sezdim. Daha derinlikli ve çarpıcı olsaydı muhtemelen beni daha çok içine çekerdi. Sonuç olarak kitap akıcı olsa da hem içerik açısından yüzeysel hem de dili oldukça basit geldi. Sevenine keyifli okumalar :)