“Bir kaç yıl içinde, seni unuttuğum zaman, bu çeşit başka hikayeler geçince başımdan, aşkın unutuluşu olarak anacağım seni. Unutmanın korkunçluğu olarak düşüneceğim bu hikayeyi.”
Yerleşik hayata geçiş ve özel mülkiyetle birlikte insan tarihinde yeni bir devir başladı. Nüfusun yüzde l'i yüzde 99'u baskı altında tutmaya başlamış, ağzı laf yapanlar kaptanlıktan generalliğe, kabile başından krallığa getirilmişlerdi. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik artık çok gerilerde kalmıştı. Çoğu…devamıYerleşik hayata geçiş ve özel mülkiyetle birlikte insan tarihinde yeni bir devir başladı. Nüfusun yüzde l'i yüzde 99'u baskı altında
tutmaya başlamış, ağzı laf yapanlar kaptanlıktan generalliğe, kabile başından krallığa getirilmişlerdi. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik artık çok gerilerde kalmıştı.
Çoğu İnsan İyidir, Rutger Bregman, sayfa 124
Stephen King'in aynı adlı romanından uyarlanmış bu film,klasik korku filmi kalıplarının biraz dışına çıkan ama aynı zamanda o türün en temel korkularını da çok iyi kullanan bir yapım.Hikâye küçük bir kasabada geçiyor.Çocukları hedef alan gizemli bir varlık var.Bu varlık genelde…devamıStephen King'in aynı adlı romanından uyarlanmış bu film,klasik korku filmi kalıplarının biraz dışına çıkan ama aynı zamanda o türün en temel korkularını da çok iyi kullanan bir yapım.Hikâye küçük bir kasabada geçiyor.Çocukları hedef alan gizemli bir varlık var.Bu varlık genelde Pennywise adlı korkunç palyaço şeklinde ortaya çıkıyor.Bir grup çocuk (Losers Club) bu korkuyla yüzleşmeye çalışıyor.
Filmin en güçlü taraflarından biri kesinlikle atmosferi. Küçük kasaba havası, sürekli bir şeylerin ters gittiğini hissettiren o garip sessizlik ve geçmişten gelen karanlık bir olayın izleri. Bunlar yavaş yavaş izleyiciye veriliyor. Bu sayede film bir anda korkutmaktan ziyade, içine çekerek huzursuz etmeye başlıyor.
Karakterler konusu da filmin en önemli artılarından biri. Özellikle çocuk karakterler beklenenden çok daha iyi yazılmış. Her birinin farklı bir korkusu, farklı bir geçmişi ve farklı bir kişiliği var. Aralarındaki arkadaşlık da oldukça doğal hissettiriyor. Zaten film biraz da bu bağ üzerinden ilerliyor.
Gelelim korku unsuruna. Filmdeki en ikonik şeylerden biri tabi ki Pennywise karakteri. Ama onu özel yapan şey sadece görüntüsü değil. Asıl mesele, onun insanların korkularını kullanma biçimi. Bu da filmi klasik bir “canavar kovalamacası” olmaktan çıkarıp daha psikolojik bir noktaya taşıyor.
Filmde zaman zaman “jump scare” dediğimiz ani korkutmalar var, evet. Ama bunlar abartılı değil. Asıl etkileyici olan sahneler genelde sessiz, yavaş ilerleyen ve tedirgin eden sahneler. Yani film seni sadece sıçratmak yerine, rahatsız etmeyi başarıyor. Bu da onu daha kalıcı bir korku deneyimi haline getiriyor.
Görsellik ve sinematografi açısından da film oldukça başarılı. Renk kullanımı, özellikle kırmızı gibi dikkat çeken tonların belirli anlarda öne çıkması, sahnelerin etkisini artırıyor. Aynı şekilde ışık kullanımı da oldukça iyi. Karanlık sahneler gerçekten karanlık ama ne olduğunu anlayamayacak kadar değil. Bu denge iyi kurulmuş.
Genel olarak bakarsak, Stephen King uyarlamaları arasında en başarılı olanlardan biri diyebiliriz. Çünkü sadece kitabın korku tarafını değil, duygusal tarafını da yakalamayı başarmış.Bu yüzden ortaya izlenmesi gereken kaliteli bir yapım çıkmış.
“Kötünün hakkını koruyarak iyi olamazsın" Bu söz, "herkese eşit mesafede olma" çabasının bazen adaletsizliğe hizmet edebileceğini savunur. Eğer bir tarafta açık bir haksızlık, zulüm veya kötülük varsa; kötülük yapanın imkanlarını, konumunu veya "hakkını" korumaya çalışmak, aslında mağdurun hakkını çiğnemek anlamına…devamı“Kötünün hakkını koruyarak iyi olamazsın"
Bu söz, "herkese eşit mesafede olma" çabasının bazen adaletsizliğe hizmet edebileceğini savunur. Eğer bir tarafta açık bir haksızlık, zulüm veya kötülük varsa; kötülük yapanın imkanlarını, konumunu veya "hakkını" korumaya çalışmak, aslında mağdurun hakkını çiğnemek anlamına gelir. Gerçek iyilik, tarafsız kalmak değil, haklının yanında durmaktır.
İyi olma çabası bazen aşırı bir hoşgörüyle karıştırılır. Ancak sınırları çizilmemiş bir hoşgörü, toplumsal ve bireysel değerlerin yozlaşmasına yol açabilir. Kötünün eylemlerine "hak" temelinde alan açmak, o eylemin sonuçlarını meşrulaştırabilir. Bu söz, iyiliğin ancak kötülükle arasına net bir mesafe koyduğunda gerçeklik kazanacağını vurgular. Buradaki ana fikir, dikkati kötünün "kayıplarından" alıp mağdurun "maruz kaldıklarına" çevirmektir. Kötüye verilen her taviz, onun verdiği zararın etkisini sürdürmesine neden olur. Dolayısıyla, gerçek anlamda "iyi" bir insan olmanın ön koşulu, kötülüğe set çekmek ve onun ilerlemesine engel olmaktır.
Klasik olarak bildiğimiz DC ve Marvel Super Kahraman hikayeleriin aksine invincible daha özgün bir hikaye sahip zaten sadece ilk bölümü sonuna kadar izlerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız ki sonradan invincible her sezon daha da üstüne koyarak ilerliyor her bölüm daha…devamıKlasik olarak bildiğimiz DC ve Marvel Super Kahraman hikayeleriin aksine invincible daha özgün bir hikaye sahip zaten sadece ilk bölümü sonuna kadar izlerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız ki sonradan invincible her sezon daha da üstüne koyarak ilerliyor her bölüm daha çok heyecanlanmaya ve merak etmeye başlıyorsunuz özellikle invincible' in şu anda biten 4.sezonu inanılmaz bir sezondu umarım sonraki sezonlarda da daha çok üstüne koyarak ilerler. Eğer süper kahraman yapımlarıni okumaya veya izlemeye düşkün biriseniz bu diziyi bir şans verin derim.
9/10
Senaryo akıyor, oyunculuklar konuşuyor! 💥 İstanbul’un karanlık dehlizlerinde adaleti arayan bir adamın hikayesi. Polisiye ve aksiyonun dozajı tam kıvamında. Keşke hemen 2. sezonu gelse dedirten cinsten... Mutlaka listeye ekleyin! ♥️🙏🏻
Karakterimiz duygusal, saf ve iyi niyetli. Yıllık iznini çiftçilerle çalışmak için kullanan ve çoğu şehirli gibi köy yaşamına merak salan, seven biri. Genel olarak huzur verici bir filmdi. İzlerken ilkokuldan, ortaokuldan anılar gelecek aklınıza. Birbiri ardına bir sürü küçük detay…devamıKarakterimiz duygusal, saf ve iyi niyetli. Yıllık iznini çiftçilerle çalışmak için kullanan ve çoğu şehirli gibi köy yaşamına merak salan, seven biri. Genel olarak huzur verici bir filmdi. İzlerken ilkokuldan, ortaokuldan anılar gelecek aklınıza. Birbiri ardına bir sürü küçük detay gözlerinizin önünden film şeridi gibi geçecek. Bütün o anılara şahit olurken çoğunu yaşadığınızı fark edeceksiniz. Yer yer tebessüm ettirdi. Huzur veren sakin bir film arıyorsanız bakın derim.
İstanbul'da annem, Tarik, Talham ve ben kahvaltıda izledik. Başarılı olduklarını da görmek isterdim. Boğazım düğümlendi. Ama başarılı bir dram, ağlama garantili.
Hiç, bir filmi evinizde oturmuş izlerken, durdurup ve o şekilde izlemek istemeyip, “benim bunu sinemada izlemem lazım” dediniz mi? Bugüne kadar ben de dememiştim ama bu film ilk oldu. 30. dakikasında durdurdum ve sinemalardan seans bakmaya başladım. Tabi ne yazıkki…devamıHiç, bir filmi evinizde oturmuş izlerken, durdurup ve o şekilde izlemek istemeyip, “benim bunu sinemada izlemem lazım” dediniz mi?
Bugüne kadar ben de dememiştim ama bu film ilk oldu. 30. dakikasında durdurdum ve sinemalardan seans bakmaya başladım. Tabi ne yazıkki IMAX salonlarından kaldırıldığı için yapamadım. Keşke filme daha erken şans verseymişim.
Film, Grace isimli biyolog bir öğretmenin, güneşimizden beslenen uzaylı bir bakteriye çözüm bulmak üzere uzaya gönderilmesini ve orada yaşadıkları üzerine kurgulanmış. Görevi sırasında edindiği can dostu ile beraber oldukça komik ve eğlenceli yapım ortaya çıkarıyorlar. İzlemeniz şiddetle tavsiye edilir.
10/10
Old Yeller, sadelik içinde güçlü bir hikâye anlatan klasik bir aile filmidir. Çocukluk, sorumluluk, sadakat ve kayıp temalarını oldukça etkileyici biçimde işler. Özellikle insan ile hayvan arasındaki bağ üzerinden duygusal yoğunluğu yüksek bir anlatı kurar. Bugün tempolu filmlere alışmış izleyicilere…devamıOld Yeller, sadelik içinde güçlü bir hikâye anlatan klasik bir aile filmidir. Çocukluk, sorumluluk, sadakat ve kayıp temalarını oldukça etkileyici biçimde işler. Özellikle insan ile hayvan arasındaki bağ üzerinden duygusal yoğunluğu yüksek bir anlatı kurar. Bugün tempolu filmlere alışmış izleyicilere yavaş gelebilir; ancak samimiyeti ve finalinin bıraktığı etki sayesinde hâlâ unutulmazdır. Klasik Amerikan sinemasının en dokunaklı yapımlarından biridir.