az önce bitirdim kitap bir psikyatristin gerçek hayatta tedavi ettiği 15 garip vakayı ele alıyor kitabın yazarı zaten psikyatristin kendisi ve kendi hayatından gerçek vakaları yazmış genel olarak güzeldi beğendim kitabı
⭐ 10/6.5 ⭐ Gogol'ün kısacık bir hikayesinden herkese merhabalar 🩵 Bir memurun müdürünün kızına aşık olması ile beraber gelen bir rütbe sorgulaması,tanınmışlık isteği,makam arzusu ve aşağılanma.... Kızın başka biriyle evleneceğini duyduktan sonraki delilik süreci, kimliğini ve benliğini kaybetme... Sanırım hikayeyi…devamı⭐ 10/6.5 ⭐
Gogol'ün kısacık bir hikayesinden herkese merhabalar 🩵 Bir memurun müdürünün kızına aşık olması ile beraber gelen bir rütbe sorgulaması,tanınmışlık isteği,makam arzusu ve aşağılanma.... Kızın başka biriyle evleneceğini duyduktan sonraki delilik süreci, kimliğini ve benliğini kaybetme... Sanırım hikayeyi bu şekilde tanımlayabilirim.Şahsi olarak benim beklentimi karşılayamadı, daha farklı şekilde bekliyordum. Sonlara doğru karakterin delirmesini, giderek gerçekliğin kaybolmasını, ambean cümleleriyle, yazılı teorileriyle çok güzel bir şekilde okuyoruz. Bu kısım çok güzel yansıtılmış ama bana kalırsa kahramanımız daha ilk baştan da pek akıllı sayılmazdı. Deliliğin kıyısında geziyordu da sonlara doğru uçurumdan atlamış gibiydi. Okuyacak olanlara tavsiye ederim okumasam da olur muydu, olurdu 😁
Çok güzeldi. Güney İngiltere ve Kuzey İngiltere’nin farklı kesimine sahip iki kişi üzerinden, Sanayi Devrimi sonrası, işçi grevleri, sendikalar, işçi sınıfının sefalet ve açlığı işlenmiş. Ama bunu yaparken de, adil olmaya çalışan, otoriter ve dürüst bir işverenin tarafından da bakılmış.…devamıÇok güzeldi. Güney İngiltere ve Kuzey İngiltere’nin farklı kesimine sahip iki kişi üzerinden, Sanayi Devrimi sonrası, işçi grevleri, sendikalar, işçi sınıfının sefalet ve açlığı işlenmiş. Ama bunu yaparken de, adil olmaya çalışan, otoriter ve dürüst bir işverenin tarafından da bakılmış.
Kuzey’in sertliği, acımasızlığı ama gerçekliği, Güney’in naifliği, zenginliği ama sahteliği gibi eleştiriler içeren 4 bölümlük mini dizi.
İki tarafın da kendinden emin oluşu, kriter ve sınırlarını bilmesi izlemesi gerçek bir şeyler sunuyor izleyiciye.
Kuzey İngiltere’yi Mardin, Güney’i de İstanbul gibi düşününce benim tarafımdan tüm taşlar yerine oturdu, siz devam edebilirsiniz dkdkdk
Tek eleştiri, bir Allahın kulu da, bu teknoloji çağında görüntü kalitesini iyileştirmeyi düşünememiş. Telefonunuzun ayarlarıyla oynamayın efendim ve puslu görmüyorsunuz jddkdj görüntü öyle.
7,5/10
8/10✨ Kdramalardan sonra The Early Spring sağolsun bir süre benim yeni batak cdramalar olacak gibi. Çok soft bir diziydi. Çerezlik, izlerken sadece keyif alacağınız tam kafa dağıtmalık. Çiftimiz çok tatlı, aşkları çok tatlı, her şey çok tatlı. Sadece biraz uzundu…devamı8/10✨
Kdramalardan sonra The Early Spring sağolsun bir süre benim yeni batak cdramalar olacak gibi.
Çok soft bir diziydi. Çerezlik, izlerken sadece keyif alacağınız tam kafa dağıtmalık. Çiftimiz çok tatlı, aşkları çok tatlı, her şey çok tatlı. Sadece biraz uzundu sanki daha kısa olabilirmiş.
Birde çocukluklarının geçtiği kısımda kız çok küçüktü ve çocuk çok büyüktü. Çocuğu da genç başka bir oyuncu oynasaymış daha iyi olurmuş beni o kısımlar biraz rahatsız etti açıkçası dedim noluyor.
Şimdi araya birkaç dizi sokup sonrasında The First Frost izlemeyi düşünüyorum. Kızın abisinin hikayesiymiş. Merak etmek 💃🏻
uc yil onceki sena olsa sasiracagi mutluluktan delircegi seyleri simdiki sena cok normal karsiliyo.. cok garip ben bunu o zaman cok istemistim neden şimdi gerceklesince bu kadar hypelanamiyorum.... bazi seyleri astik heralde idk
Sözlükte her ne kadar ait olamamak, bir şeylerin dışında kalmak gibi anlamlar taşısa da 'yabancı' kelimesi esasında burada daha farklı manalarla taçlandırılmış. Ölüm üzerine kişiden beklenilen bir yas süreci ve bu ölümle birlikte hayata alışmaya devam etmesidir. Yas tutup acısını…devamıSözlükte her ne kadar ait olamamak, bir şeylerin dışında kalmak gibi anlamlar taşısa da 'yabancı' kelimesi esasında burada daha farklı manalarla taçlandırılmış.
Ölüm üzerine kişiden beklenilen bir yas süreci ve bu ölümle birlikte hayata alışmaya devam etmesidir. Yas tutup acısını yaşadığı anlarda, "dünyanın sonu değil" denilir; hayata devam edildiği anlarda ise kişi kınanır. Lakin insanların çoğu kişileri bir bireyden ziyade toplum olarak yargılıyor. O topluluktaki normlar ne ise kişilerin de buna ayak uydurarak kendi benliklerini bırakması isteniyor.
Yabancıya döndüğümüz zaman;
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde pek de önemli olmayan günlük şeyler okuyoruz ve bu kısmı ne kadar boş olarak görseniz de Meursault'nün karakterini anlamlandırmanız, ileriki süreç için altyapı oluşturmak için kurgulanmış bir zemin olarak okuyabiliriz.
İkinci bölümde ise karakterin bir davada yargılanmasıyla bir şeyler hareket haline geçiyor.En başından beri Meursault'nun kayıtsız bir kişiliği olduğunu düşüneceksinizdir ve bu sizi yüksek ihtimalle sinirlendirecektir. Lakin benim okuduğuma göre, Meursault kayıtsız bir kişilikten ziyade donuk bir ruha sahip. Yaşadığı yıllar boyunca duyguları ve düşünceleri uyuşmuş ve bunların tekrar harekete geçmesi için bir tetikleyici unsura ihtiyaç duyuyor. Ama bu uyuşukluk içerisinde geçirdiği sürecin uzunluğu dolayısıyla tetikleyicilerin onu etkilediğini bile zamanla fark edebiliyor.
Yargılanma sürecinde işte sürekli olarak avukatın, savcının, tanıkların onun hakkındaki düşüncelerine şahit oluyoruz ama bir türlü Meursault kendi hakkında yorumda bulunmuyor. Kendisine yöneltilen bazı soruları dahi cevaplayamıyor çünkü kendisine yabancı —Zannımca kitabın ismi de buradan geliyor.— Kendine yabancılaşma. Herkesin karakter için düşünceleri, çeşitli yargıları var ama karakterin kendini soktuğu bir kalıp yok. Yani karakter "Ben böyleyim" diyemiyor, kendini tanımıyor.Davanın sonucu ile o uyuşmuşluğu giderecek şey meydana geliyor aslında. Ölüm düşüncesi. Düşünceden ziyade, ölüm gerçeği. Bir nebze de olsa kendisine getiriyor ve bir şeyler artık anlam kazanmaya başlıyor. Yaşamak onun için bir şeyler ifade ediyor. Annesinin ölümüne bile üzülmeyen bir bireyin zaman içerisinde ölümü, yaşamı, sevinci hüzün vs. kitap boyunca kendince tanımlamasına eşlik ediyoruz.
Bu baskının Dili oldukça ağır, o da eski Türkçe kelimelerin çok olmasından kaynaklı. Günümüz Türkçesi ile dipnot olarak anlamları verilse de bir aşağı bir yukarı inip çıkmak insanı yoruyor. İçeriğe gelirsek, İslam öncesi Türk tarihini detaylı bir şekilde anlatmış, günümüzde…devamıBu baskının Dili oldukça ağır, o da eski Türkçe kelimelerin çok olmasından kaynaklı. Günümüz Türkçesi ile dipnot olarak anlamları verilse de bir aşağı bir yukarı inip çıkmak insanı yoruyor.
İçeriğe gelirsek, İslam öncesi Türk tarihini detaylı bir şekilde anlatmış, günümüzde halen kullanılan kara - ak -gök- yer kavramlarını Oğuzların soy dağılımını çok iyi şekilde anlatmış. İçinde Türk tarihine kültürüne dair birçok değerli bilgi bulabilirsiniz. Günümüz Türkçesi ile çevrilen bir baskısı olsa daha verim alınacağı kesin.
İzledikçe hafıza meselesi üzerine düşünmeye başladım. İnsan kendi yaşadıklarından bile emin olamaz hale gelirse ne hissederdi, bunu düşünmek bile biraz ürkütücü. Beni en çok da aile tarafı etkiledi. Sevdiğin birinin yavaş yavaş değiştiğini görmek ve ona yardım etmek isteyip ne…devamıİzledikçe hafıza meselesi üzerine düşünmeye başladım. İnsan kendi yaşadıklarından bile emin olamaz hale gelirse ne hissederdi, bunu düşünmek bile biraz ürkütücü.
Beni en çok da aile tarafı etkiledi. Sevdiğin birinin yavaş yavaş değiştiğini görmek ve ona yardım etmek isteyip ne yapacağını bilememek gerçekten ağır bir şey.
Film bittikten sonra bir süre etkisinden çıkamadım. Üzücüydü ama sadece üzücü değildi; insanın kendi hayatını ve sevdiklerini de düşündürüyor.
Bir gün kendi hatıralarımıza bile güvenemezsek, kendimizi hâlâ aynı kişi olarak hisseder miyiz?