Günaydın ey ahali bugün diyetimizin 7. Günündeyiz yarın kpss ye çalışmaya başlayacağım erken kalkan yol alır yarında tartı günümüz jjjjjggjjj neysem ben kalkayım fırtına oldu toz geldi üstüme yeterr yaz bitsin hiç sevmiyorum hiçç😑
Spoiler içeriyor
Hafızalarında çakılı kalmış travmaları üzerinden kısa süreli aşk inşa eden oyuncu kadın ve mimar adam. Aşklarının kasveti müziklerle ve filmin siyah beyaz oluşuyla hissini 12 kat fazla geçiriyor. Kadının hafızasındaki acı 2. Dünya Savaşı'nda Alman bir askerle yaşadığı ve askerin…devamıHafızalarında çakılı kalmış travmaları üzerinden kısa süreli aşk inşa eden oyuncu kadın ve mimar adam. Aşklarının kasveti müziklerle ve filmin siyah beyaz oluşuyla hissini 12 kat fazla geçiriyor.
Kadının hafızasındaki acı 2. Dünya Savaşı'nda Alman bir askerle yaşadığı ve askerin ölmesiyle son bulan aşkı. Adamın hafızasındaki acı ise savaşın memleketindeki yankısı. Kadın savaşın tüm yıkıcılığına kişisel hikayesinden şahitlik etmiş. Öyle ki o zamanlar var olmadığı Hiroshima'da yaşananlar dahi görmese de hafızasında yer etmiş. Acı deneyimler birbirlerine benzerler.
Çok yorucular. Yersiz bir itme çekme hali var. Kadın ilk aşkını unutmamayı put edinmiş. Kendine suni bir persona yüklemiş bence. Alman askerle alakası yok, tamamen savaşın yarattığı atmosferin ruh haline yansımasıyla ilintili. Histeria! Maaleseftir.
Yalan yok böyle şeyleri izlerken hafiften kuruluyoruz ama seviyoruz da. Adamın evli olması sinir seviyesini arttırıyor (alo ahlak polisliği) Zaten yüzeysel bir bey. Kadın travmasını atlatsın da sıradakini ben yaşatayım der gibi dinliyor uzun uzun ya da ben kafada kurdum bilmiyorum iyi değilim. O yüzden romantize edemiyorum ilişkilerini, yine de psikolojisi mahvolmuş insanları izleyebilmek güzel. Danke danke.
"Hiroshima'da hiçbir şey görmedin"
Aynen.
İTV Azərbaycan serialında bir inqilab edir həqiqətən. Bu şedevrdir sadəcə. Hansısa Azərbaycan serialına başlamazdan əvvəl onun trailer inə baxıram,əgər bəyənərəmsə seriala başlıyaram. Bu serialın trailer indəki baş rol Adilin anasının səsi mənə o qədər doğma gəldiki seriala başlamamaq üçün heç…devamıİTV Azərbaycan serialında bir inqilab edir həqiqətən. Bu şedevrdir sadəcə.
Hansısa Azərbaycan serialına başlamazdan əvvəl onun trailer inə baxıram,əgər bəyənərəmsə seriala başlıyaram. Bu serialın trailer indəki baş rol Adilin anasının səsi mənə o qədər doğma gəldiki seriala başlamamaq üçün heç bir səbəb qalmamışdı.
Spoiler vermədən serial haqqında məlumat verməyə çalışacam.
Serial yaxın dost olan 5 məktəbyoldaşının həyatını mövzu alır,amma əsas 2 dostun macəralarını əhatə edir. Bu 2 dost(Adil və Fərid) bir gecə görməməli olduqları bir cinayətə şahid olurlar və bundan sonra qatillər onları danışmasın deyə özləriylə aparıb başa salırlar və beyinlərinə elə girirlərki, axırda özləridə onlara qoşulurlar. Bir müddət sonra hadisələr başqa cür cərəyan edir və dostlar ayrı düşür. Finala qədər baş verən hadisələr son bölümə qədər maraq oyadır “görəsən sonra nə olacaq” deyə və son bölümsə möhtəşəm. Hələ finalın son 10 dəqiqəsi qədər təsir edən az serial/film olmuşdur.
Bəzən hansısa filmə/seriala baxanda ordakı obrazlardan birində özünü görürsən. Bu serialda isə özünü bir neçə obrazda görə bilərsən.
Azərbaycanda çəkilən mənə görə ən yaxşı serialdır. İstər mövzusu,istər ssenarisi,istər introsu, istər çəkilişi, istifadə olunan musiqiləri, aktyor heyəti, finalı o qədər mükəmməliydiki əlavə bir söz tapıb deyə bilmir adam. Aktyor heyətinin əksəriyyəti cavanlar olsa da öz işlərinin öhdəsindən layiqincə gəliblər. İzləyin,izlətdirin.
Ay bu yaz favorilerimden biri oldu kesinlikle çook tatlı bir hikayeydi. İzzy ve Jill'in kardeşlik bağı beni çok duygulandırdı ve hikaye tamamen bana geçti. Ufak bir eleştirim var sadece sonu çok hızlı bağlandı gibi geldi bana, daha farklı olabilirdi ama…devamıAy bu yaz favorilerimden biri oldu kesinlikle çook tatlı bir hikayeydi. İzzy ve Jill'in kardeşlik bağı beni çok duygulandırdı ve hikaye tamamen bana geçti. Ufak bir eleştirim var sadece sonu çok hızlı bağlandı gibi geldi bana, daha farklı olabilirdi ama film olduğu için beklediğim kadar detaylı olmaması normal. Sanırım o yüzden de dizi insanıyım...
Puanım: 8/10
Fantastik kurgular okuyan arkadaşlar yorum yapabilirse sevinirim. Evrenin ilk oluşum safhalarındayım. Dilim kirli ve kalabalık olabilir. En küçük eleştiriye bile okeyim. Efsane odur ki karabüyüde ustalaşmak isteyen genç büyücü Pirmav, son noktaya ulaşmak için Kara Tanrı Melun'a kurban vermesi gerekmiştir.…devamıFantastik kurgular okuyan arkadaşlar yorum yapabilirse sevinirim. Evrenin ilk oluşum safhalarındayım. Dilim kirli ve kalabalık olabilir. En küçük eleştiriye bile okeyim.
Efsane odur ki karabüyüde ustalaşmak isteyen genç büyücü Pirmav, son noktaya ulaşmak için Kara Tanrı Melun'a kurban vermesi gerekmiştir. Kılıcını kuşanır ve yolda yalnız bir gezgini bayıltıp ritüel yerine getirmek üzere harakete geçer. Uzaktan gelen ilk kişi civar köylerden birinde yaşayan ve şehre mal satmaya giden bir çiftçidir. Köylünün yanına soğuk kanlı bir şekilde gider, elini kaldırır. Bir anda kılıcına davranır, köylü bu cılız hamleden hemen sıyrılır. Pirmav kovalar fakat köylü elinde ne var ne yok atarak arkasına bile bakmadan kaçmaya koyulur. Sonunda kaçar.
Pirmav kararlıdır, beklemeye başlar. Az zaman geçip hava kararmaya başladıktan sonra yolda atını çeken bir gezgin görünür. Pirmav yanına sinsice yaklaşır. Köylünün bırakıp kaçtığı erzaktan ikram eder. Gezgin ekmekten lokma alacağı sırada Pirmav kılıcına davranır. Bunu son anda fark eden gezgin karşılık verir. Kimi zaman gezgin kimi zaman Pirmav saldırır yorucu ve uzun bir mücadelenin ardından gezgin mağlup olur. Fakat ritüel yerine gidene kadar kan kaybından ölür.
Pirmav yine beklemeye koyulur. Gecenin karanlığında bir adam görünür, üzerine hiç düşünmeden atlar. Adam darbeyi kolayca savurur. Pirmav ikinci hamleyi yapmadan adam karşı atağa geçer. Ortalıktaki sis biraz dağılınca Pirmav adamın bölgenin lordlarından birine şovalyelik yaptığını düşünür. İyi zırhı, iyi kılıcı ve bu işteki mahareti Pirmav'ı geri çekilmeye zorlar. Pirmav kaçar, fakat ağır yaralıdır.
Bu işin kılıçla halledilemeyeceğini anlar ancak pes etmeye niyeti yoktur. Tuzaklar kurmaya karar verir. Bir çukur kazar. Üzerine etler ve ekmek koyar. İnsanların gelip çukura düşmesini beklemeye koyulur. O gece büyük bir fırtına çıkar dışarı çıkmak, bölgeden geçmek imkansızlaşır haliyle ne bir kişi gelir ne bir kişi gider.
Pirmav kan kaybından ölmek üzere bir vaziyette ritüel yerine gider. Davutyıldızının ortasına geçer. Ay batmakta, gün doğmaktadır. Eline hançerini alır. Fırtınalı gökyüzüne son bir kez bakar.
"Ey Yüce Melun,
Ey Kara Melun,
Ey Büyük Melun
Ben geldim.
Bana sırrını, ruhunu, büyünü sun.
Bu kurban karşılığı sun.
Ahdimiz karşılığı sun..."
Gözünü kırpmadan kendi canına kıyar. Davutyıldızı akan kanla beraber tamamen koyu kırmızı bir renge bürünür, dolar ve taşar.
Pirmav ertesi gece gözlerini açar. Artık daha keskin görmekte daha keskin duymaktadır. Boğazından damlayan karakana iğrenerek bakar. Kokusundan, bilhassa kendi kokusundan tiksinir. Davutyıldızının ortasında bir kitap görür. Eline alır ve okumaya başlar. Kitapta ne yazdığı bilinmez fakat Pirmav önce dünden kalan gezginin kanını sonra yoldan geçen köylülerin kanını içer. Bu bir süre böylr devam eder. Kanları çekilmiş bembeyaz cesetler etrafta kol gezmeye başlar.
Pirmav bazılarına kendi kanından verir, bazılarını ise davutyıldızında boyunlarını ısırarak kendine çevirir. Bu dönüşümden sonrasında "Altın kanatlar" adını alacak vampirler ortaya çıkar. Bizzat Pirmav kadar insanlıklarını yitirirler. Bizzat Pirmav kadar güçlü ve yeteneklidirler ve en az onun kadar acımasızdırlar. Adeta karakanla yeniden doğmuşlardır.
Pirmav uzun bir süre boyunca vampir tarikatını büyütür. Öncelerde masallarda adları anılmaya başlanmışsada artık tüm diyar onların gerçekliğinin farkındadır. Söylenilene göre insanlar Pirmav'ı avlamak için "Orman Pelerinliler"i kurarlar. Amaçları Pirmav'ı öldürmek olan Orman Pelerinliler bir gün zafere hiç olmadıkları kadar yaklaşırlar.
Pirmav vampire dönüştürme ayinini (karanlık doğuş) gerçekleştirirken sığınağına baskın düzenlenir. Ayin yarıda kesilir ve Altın Kanatlılar kurbanlarının tüm kanını ememeden kaçmak zorunda kalır. O ayinden doğanlar ne tam vampir olabilmiş ne de insan kalabilmiştir. İşte o andan sonra vampirler "Gümüş Kanatlar" ve "Altın Kanatlar" olmak üzere ikiye ayrılır. Altın Kanatların içindeki insan tamamen ölmüşken Gümüş Kanatlar yarı canavar yarı insan olarak yeniden doğmuşlardır.
Altınlarla Gümüşler birbirlerini pek sevmeselerde beraber yaşamaya mahkumdurlar. Zira Gümüşler her ne kadar insanlıklarını tamamen yitirmemiş olsalarda insan kanına aç olduklarından dolayı Altınların yanında yaşamaya, Altınlarda gündüzleri korunmaya muhtaç olduklarından gümüşlerin yanında yaşamaya mecbur kalmışlardır.
Günümüzde Gümüşler Gümüşlerle evlenerek, Altınlar Altınlarla evlenerek kendi türlerini devam ettirirler. Pirmav adına dikilmiş olan sunaklarda düzenli ayinlerle vampir kanları sunulmaya devam etmekte. Bir çok yere yayılmış vampir tarikatlarına rastlamak mümkün (belki yedi belki dokuz tane) kimisinde demokrasi hakimken kimisi kendi ırkını üstün görüyor, kimisi vampirliğe tedavi arıyor, kimisi Pirmavın okuduğu kitabı...
Şeytan beni kucakladı ve uzun süre hiçbir şey söylemeden ağladı. Sessizliği, duyduğum bütün çığlıklardan daha ağırdı. Başını omzuma yasladıktan sonra fısıldadı: "Senden korktuğum için ağlıyorum." Şaşırdım. Korkması gerekenin ben olduğumu sanıyordum. Gözyaşlarını silmeden devam etti: "Çünkü sen beni yenmeye çalışmıyorsun.…devamıŞeytan beni kucakladı ve uzun süre hiçbir şey söylemeden ağladı.
Sessizliği, duyduğum bütün çığlıklardan daha ağırdı.
Başını omzuma yasladıktan sonra fısıldadı:
"Senden korktuğum için ağlıyorum."
Şaşırdım.
Korkması gerekenin ben olduğumu sanıyordum.
Gözyaşlarını silmeden devam etti:
"Çünkü sen beni yenmeye çalışmıyorsun. Beni aşmaya çalışıyorsun. İnsan, karanlığıyla savaşırken ona benzemeye başlar. Sen ise karanlığını tanıyıp yine de ışığı seçiyorsun. Benim sonum, benden nefret edenlerle değil; beni geride bırakabilenlerle gelir."
O an anladım.
Şeytanın en büyük korkusu, insanların onu yenmesi değilmiş.
Ona ihtiyaç duymayacak kadar özgürleşmeleriymiş.
04.26