Culpa mia: londra ingiliz yapımı filmdir. Mercedes Ron tarafından yazılan culpa Mia İngiliz versiyonu olarak yayın hayatına başladı. Benim yorumum aynı hikaye aynı senaryo.
uzun zamandır okuma listemde duruyordu, çizimlerle süslenmiş, mitolojik bir hikaye kitabı kendisi. yazarını daha önceden biliyor ve seviyordum, ben kirke ve akhilleus'un şarkısı kitapları hanımefendinin elinden çıktı. ben eserin mitolojik boyutunu araştırdım ancak bulabildiğim en ilgi çekici şey, aynı hikaye…devamıuzun zamandır okuma listemde duruyordu, çizimlerle süslenmiş, mitolojik bir hikaye kitabı kendisi. yazarını daha önceden biliyor ve seviyordum, ben kirke ve akhilleus'un şarkısı kitapları hanımefendinin elinden çıktı. ben eserin mitolojik boyutunu araştırdım ancak bulabildiğim en ilgi çekici şey, aynı hikaye üzerine yazılmış oyunlar oldu. muhakkak onlara da bakacağım. bernard shaw ve shakespeare'in pygmalion efsanesinden yola çıkarak yazdıkları varmış, meraklısına.
bunu keşke okumasaydım dediğim çok oldu. öncelikle kitap bdsm, swinger ögeler içersin ve biraz da güzel & çirkin atmosferi taşısın diye o kadar yapay bir uğraş vardı ki, kurgu da bu nedenle assla ilerlemiyor ve mantıklı bir yere oturmuyordu. en…devamıbunu keşke okumasaydım dediğim çok oldu. öncelikle kitap bdsm, swinger ögeler içersin ve biraz da güzel & çirkin atmosferi taşısın diye o kadar yapay bir uğraş vardı ki, kurgu da bu nedenle assla ilerlemiyor ve mantıklı bir yere oturmuyordu. en azından bilmediğim bir yazar olduğu için tanışmış oldum diyerek geçeceğim.
yazarının italyan bir kadın olduğunu öğrendiğim kitap, daha ilk andan itibaren beni üzmeye başlamıştı ki daha sonra, peretti'nin bu kitabı kendi hastalığından esinlenerek yazdığını okudum bir yerde. bu kitapta adı geçen hastalık, stargardt; retinanın belirli bir bölgesinde, spesifik bir atık…devamıyazarının italyan bir kadın olduğunu öğrendiğim kitap, daha ilk andan itibaren beni üzmeye başlamıştı ki daha sonra, peretti'nin bu kitabı kendi hastalığından esinlenerek yazdığını okudum bir yerde. bu kitapta adı geçen hastalık, stargardt; retinanın belirli bir bölgesinde, spesifik bir atık türünün toplanmasıyla ortaya çıkıyormuş ve günümüzde bilinen bir tedavisi yokmuş. bir hastalığı, küçük bir çocuğun gözünden hayatı da sorgulatarak okutuyor.
…And justice for all. Ne yaparsak yapalım üzülsek de kafayı da yesek dünyanın düzeni belli. Üsttekiler bir şekilde kazanır alttakiler adaletsizlikle mücadele eder.. Orta tabakadaki bu iki tarafı dengelemeye çalışan da naparsa yapsın yetemez ve her iki tarafa da şahit…devamı…And justice for all.
Ne yaparsak yapalım üzülsek de kafayı da yesek dünyanın düzeni belli. Üsttekiler bir şekilde kazanır alttakiler adaletsizlikle mücadele eder.. Orta tabakadaki bu iki tarafı dengelemeye çalışan da naparsa yapsın yetemez ve her iki tarafa da şahit olduğu için kafayı yer ama sonuç değişmez.
“You’re out of order! You’re out of order! This whole trial is out of order!”
Al Pacino baby🎀
Değerli Raf bağlantılarım, Dünya gözüyle Nutuk'u okumuş olmanın mutluluğunu paylaşmak isterim. Niyetim kitap incelemesi yapmak değil kendi deneyimimi aktarmak. Lisedeyken ertelemiştim nasıl olsa bir gün okurum diye. Şimdi 24 yaşında, hayatımın ilk çeyreğinde bu işi halletmem gerektiğini gösteren sebeplere kulak…devamıDeğerli Raf bağlantılarım,
Dünya gözüyle Nutuk'u okumuş olmanın mutluluğunu paylaşmak isterim. Niyetim kitap incelemesi yapmak değil kendi deneyimimi aktarmak. Lisedeyken ertelemiştim nasıl olsa bir gün okurum diye. Şimdi 24 yaşında, hayatımın ilk çeyreğinde bu işi halletmem gerektiğini gösteren sebeplere kulak verdim.
🌱Neden okudum?
Nutuk’a sarılmamdaki başlıca faktör, çaresizliğimdi. Ülkemin belirgin koşullarında, tek başına yapılabileceklerin sınırlı olmasının verdiği o çaresizlik. Başkalarını harekete geçirememenin verdiği yılgınlık, azınlık olarak çabalamanın getirdiği o yorgunluk. Ve nereye yönlendireceğimi bilemediğim öfkem, harekete geçme isteğim, kendimi kaybetmemek için rehberliğe duyduğum ihtiyaç. Tüm bu içsel çatışmaların sonucunda dedim ki ben neden Atatürk'ten yardım almıyorum? Bunca zaman - ki hala öyledir- devam etmemi sağlayan şey, o ve silah arkadaşlarının koruduğu ve miras bıraktığı topraklara bağlılığımken.
Bunu neden çok önemli bir şeymiş gibi anlatıyorsun diyenler olabilir. Aslında bu benim için abartılacak bir konu değil. Ama aynı sorunların çözümlerine hızlıca ulaşmak isteyenler var. Karmaşık veya yüce şeylerden umanlar var. Ya da yolunu/anlamını kaybetmiş olanlar var. Sözüm onlara. Çözüm çok basit. Yolumuz uzun ve vaktimiz var. Yolunu bilmiyorsan o yoldan yürümüş olanlara kulak ver. Kendini geliştirmeye devam et. Tarihi birikime dayanarak yönünü geleceğe çevir. “İstikbal göklerdedir.”
🌱Okuması zor mu?
Bana soracak olursanız sadeleştirilmiş haliyle bile kolay değil bu kitabı okumak, bunu okumaya başlayınca anladım. Kurgudışı okumak beni hep sıkar. Ben bir anı ve öğüt kitabı okuyacağımı düşünürken telgraflar silsilesi okurken buldum kendimi. Çok şey öğrendim, kendi çıkarımlarımı yaptım. Tarih okulda öğrenilmeyecek inceliklerle şekilleniyor. Zor geliyorsa da okuyacaksın kardeşim. Birileri kan dökmüş, birileri hayatını yaşayamamış, birileri sıfırdan bir devlet kurmuş, atam da üşenmemiş kaleme almış. Sen de oku bir zahmet…
🌱Eksik belgeler
Nutuk eksik basılıyor. Sağ olsunlar belgeler kısmını basmadan yayınlıyorlar. Onları sadece konunun uzmanları merak edermiş. Ama Atatürk kitapta belgelere atıf yapıyor?? "Bunu şimdi okursam vaktinizi çok alırım, koyduğum belgeleri okursunuz" dediği yerlerden birinde çok merak ettiğim bir yer olmuştu ve bulamayınca sinirlenmiştim.
Ancak yakından takip ettiğim bir tarihçi gençlerin, gençler için basılmış (yani günümüz türkçesiyle yazılmış ve belge ekleri olmadan) Nutuk’u okumamızı tavsiye ediyor. Bence de öyle. Bazı uzman tarihçiler de eğer konuya ilgili veya tarihçiyseniz ek belgeleriyle (meclis tutanakları vs.) birlikte okumanızı tavsiye ediyorlar.
Eğer henüz almadıysanız öncesinde bu bilgiyi araştırmanıza katabilirsiniz.
🌱Ne öğrendim?
Hayatını ve yeteneklerini milletine adamış asil insan… Kişisel hayatına değinmemesine rağmen senin o karizmatik kişiliğin her yerden görünüyor be atam. Sınır koyma becerileri, liderlik becerileri, analitik zeka, yaratıcı düşünme, sağlıklı iletişim becerileri çağının ötesinde, kıvrak zekalı, sivri dilli: ondan öğrenecek çok şey var. Her zorluk karşısında hep umutlu olması psikolojik sağlamlığının ne kadar iyi olduğunu gösteriyor. Her türlü engellemeye rağmen değerlerinden ödün vermemesi dik duruşuna, sağlam omurgasına hayran bırakıyor.
Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim derler ya. İsmet İnönü’nün kıymetini de ben Nutuk’ta öyle anladım işte. Yine de her şeyi buraya aktaramayacağım aşikar. Gidin okuyun kardeşim, elinizden alan mı var:)
(Yaptım şovumu)
Ek bilgi: Kapaktaki tek vurgu fotoğraflı basım olması ancak içindeki fotoğraflar konudan çok bağımsızdı ve bence bu saçmaydı.
🌱Objektif mi, taraflı mı?
Nutuk elbette taraflı bir kitap. Kendi bakış açısı olmadan böyle bir kitabı yazsa zaten çok eksik bir kitap olurmuş. Kendini savunmak isteyen de bir kitap yazsın olur biter ne bu tantana:D
Şaka bir yana, Nutuk okurken her şeyi tek bir bakış açısına indirgeyerek algılıyorsanız siz zaten ne dünyanın işleyişini ne Atatürk’ü anlamışsınızdır. Hayat tek bir doğru üzerinden lineer ilerlemez. Şahsen ben Atatürk’ün bakış açısından okurken oldukça keyif aldım.
🌱Ne kattı?
Nutuk içimdeki amaç ve anlamları tazeledi, şöyle bir silkeledim kendimi. Şüphe etmemem gereken şeyleri anlamamı sağladı. “Ülkeye sahip çıkamadık sorry atam affet” diye vah vah edenlerden değilim. Çok şükür ki cumhuriyete sahip çıkmamı sağlayacak bilince sahibim ve her gün kendimi geliştirmek daha iyisini yapmak için verdiğim bir emek ve mücadele var.
Peki... ARAP'tan gayrı Müslümanlar, bu müjdeleyici, aydınlatıcı ve gerektiği zaman da korkutucu olan Kur'an'ın bildirmelerini, kendi öz dillerinden gayrı ARAPÇA gibi, tam 19 lehçe(1), O-N-D-O-K-U-Z lehçe (konuşma biçimi) içindeki bir dili yarım yamalak okuma halinde ne anlayacaklardır? Nasıl kavrayacaklardır? Nasıl…devamıPeki... ARAP'tan gayrı Müslümanlar, bu müjdeleyici, aydınlatıcı ve gerektiği zaman da korkutucu olan Kur'an'ın bildirmelerini, kendi öz dillerinden gayrı ARAPÇA gibi, tam 19 lehçe(1), O-N-D-O-K-U-Z lehçe (konuşma biçimi) içindeki bir dili yarım yamalak okuma halinde ne anlayacaklardır? Nasıl kavrayacaklardır? Nasıl yüreklerinden duyacaklar, anlamını yaşantılarının ışığı yapabileceklerdir?Türk Milleti'ne, Kur'an'ının her Müslüman'ın KENDİ ÖZ DİLİYLE okuması ve kulluk vazifelerini eksiksiz kendi diliyle yerine getirmesi hakkını, özellikle Kur'an Kerîm'in çok yerinde, her imkân ve fırsatta tekrarlamasına rağmen, O'nu, Arap dilinin esiri yapanlar ve bu gaflete -hatta ihanete... suikasta...- göz kapayanlar kabirlerinde ve onların bugünkü kalıntıları rahat mıdırlar?Size, dinî yayınların son yüzyılda sayı ve mevzu olarak rekorunu elinde tutan SEBİL-ÜR REŞAD yayınevi sahibi rahmetli Eşref Edib Fergan'dan dinlediğim bir olayı anlatmak isterim:Osmanlı 1914'de, biraz da iradesinin dışında, özellikle ordunun ekmeğine, memurun maaşına kadar uzanmış imkânsızları karşılayacak parayı bulmanın da zoruyla, Almanlar'la beraber Birinci Dünya Harbi'ne katılmıştı. Osmanlı Hakanı, aynı zamanda İslâm Halifesiydi. Kur'an'da CİHAD, yâni HARB, SAVAŞ için kesin hükümler vardı. Eğer Emir-ül Mümin (İslamların Başı) savaş için CİHAD FETVASI yayınlarsa, buna katılmak, dünyanın neresinde olursa olsun FARZ-I AYN (yâni yerine getirmek kişisel olarak) borçtu, şarttı. Katılmayanların günahı affedilmeyecek kadar ağırdı.Ve 1914'de tüm ARAP YARIMADASI Osmanlının egemenliğindeydi. Fetvâ, Şeyhülislâmlık makamında toplanan komüsyonda hazırlandı. Önce müttefikimiz Almanlar'a karşı İngiliz-Fransız Ordusu saflarında çarpışan Afrikalı, Asyalı Müslümanları uyarmak için, daha sonra da Arap isyanlarını önlemek için Medine'ye gönderilenler arasında bulunan Mehmed Akif de vardı.Fetvâ'nın dünya İslâmları'na ulaştırılması için, bu Müslümanların konuştukları dile çevrilmesi kararlaştı. ARAPÇA metin için seçilenler arasında olan Mehmet Akif, Şeyhülislâm Mustafa Hayri Efendi'ye, o günlerde misafiri olan ve Japonya'da İslâm dinini yayan ünlü bilgin Abdürreşid İbrahim Efendi'nin de bu komüsyonda bulunmasını teklif ve kabul ettirmişti.
Aldürreşit İbrahim'in açıklaması bizimkileri hayrete düşürdü:"— Bu Arapça metin tek üslûp ve lehçe ile olamaz. Siz, sadece MISIR ARAPÇASI'nı almışsınız. Bu lehçeyi komşusu Sudan bile bilmez. Betahsis URBAN'ın Arabçası bir ortak lehçeden tamamen mahrumdur. Bunlar, Kur'anı Kerîm'i öyle okurlar ki asli manasını çıkarmak dahi mümkün değildir. Bu itibârla Urban arasında Cihad-ı Mukaddes Fetvasını vacibül ifâ (yerine getirilir) görmek istiyorsanız, ya ehline tevdi ediniz, ya da vazgeçiniz.""Nüzûl sırasına göre Kur'an-ı Kerîm'in 42'nci suresindeki şöyle başlayan âyetin önce metninin başlangıcını, daha sonra manasını hatırlayalım:"— ...Ve kezalike evhaynâ ileyke Kur'anen Arabiyyen litunzire üm-mel'kura ve men havleha ve tunzire yevmelcem'i lâreybefîkhi ferkun fissair."Anlamını şöyle açıklayabiliriz:"— Ve sana ARAPÇA bir kur'ân vahyettik, ki bu Mekke ve öteki şehirlerde yaşayanları korkutasın (hizâya getiresin, uyarasın) ve ergeç olacak kıyamet gününde de olacaklardan hatırlatasın ki bir kısım halk cennete, bir bölümü de cehenneme..."Kur'an-ı Kerîm'in kaç suresinin kaç âyetinde, Tanrı Buyruğunun, NEDEN ARAPÇA indirildiğinin açıklaması var. Bindörtyüz yıldır KUR'AN HAKİKATLERİ ÜZERİNDE kaç bin, kaç onbin, kaç yüzbin kitap yazmış olan İslâm ilâhiyatçıları, bu gerçeklerden ilham alarak neden ve niçin, her Müslüman milletin kendi öz diliyle ibâdet hakkını açıklamamışlar, savunamamışlardır?Cevabını kendim vereyim:Çünkü, kendilerinin de ister istemez bir unsuru oldukları halk üzerindeki egemenliklerini, ayrıcalıklarını kaybetmekten korkmuşlardır. İslâm dünyasında Teokrasinin (din sınıfı egemenliğinin) temel dayanağı ibâdetin ARAPÇA olmasıydı. Dini siyasete sokmakla kalmayarak, siyasetin TEMEL KUDRETİ yapanların sultası, daima, bu tekelden kudret ve kuvvet almıştır. Son tecelli, sekiz yıllık zorunlu eğitimde İmam Hatip Liselerinin ilk kısmıyla, kur'an kurslarının ARAPÇA KUR'ANA dayanmış olması ihtimalidir.Saltanatlarını yıkacak, Türk insanının ana sütü kadar helâl hakkına ulusun sahip çıkma kaygısıydı. Alın tarihi önünüze: Görürsünüz ki hiçbir konu üzerinde ellerindeki ARAPÇA İBADET Demokles'in Kılıcını böylesine pervasız ve insafsız kullanmışlardır.