Peki... ARAP'tan gayrı Müslümanlar, bu müjdeleyici, aydınlatıcı ve gerektiği zaman da korkutucu olan Kur'an'ın bildirmelerini, kendi öz dillerinden gayrı ARAPÇA gibi, tam 19 lehçe(1), O-N-D-O-K-U-Z lehçe (konuşma biçimi) içindeki bir dili yarım yamalak okuma halinde ne anlayacaklardır? Nasıl kavrayacaklardır? Nasıl…devamıPeki... ARAP'tan gayrı Müslümanlar, bu müjdeleyici, aydınlatıcı ve gerektiği zaman da korkutucu olan Kur'an'ın bildirmelerini, kendi öz dillerinden gayrı ARAPÇA gibi, tam 19 lehçe(1), O-N-D-O-K-U-Z lehçe (konuşma biçimi) içindeki bir dili yarım yamalak okuma halinde ne anlayacaklardır? Nasıl kavrayacaklardır? Nasıl yüreklerinden duyacaklar, anlamını yaşantılarının ışığı yapabileceklerdir?Türk Milleti'ne, Kur'an'ının her Müslüman'ın KENDİ ÖZ DİLİYLE okuması ve kulluk vazifelerini eksiksiz kendi diliyle yerine getirmesi hakkını, özellikle Kur'an Kerîm'in çok yerinde, her imkân ve fırsatta tekrarlamasına rağmen, O'nu, Arap dilinin esiri yapanlar ve bu gaflete -hatta ihanete... suikasta...- göz kapayanlar kabirlerinde ve onların bugünkü kalıntıları rahat mıdırlar?Size, dinî yayınların son yüzyılda sayı ve mevzu olarak rekorunu elinde tutan SEBİL-ÜR REŞAD yayınevi sahibi rahmetli Eşref Edib Fergan'dan dinlediğim bir olayı anlatmak isterim:Osmanlı 1914'de, biraz da iradesinin dışında, özellikle ordunun ekmeğine, memurun maaşına kadar uzanmış imkânsızları karşılayacak parayı bulmanın da zoruyla, Almanlar'la beraber Birinci Dünya Harbi'ne katılmıştı. Osmanlı Hakanı, aynı zamanda İslâm Halifesiydi. Kur'an'da CİHAD, yâni HARB, SAVAŞ için kesin hükümler vardı. Eğer Emir-ül Mümin (İslamların Başı) savaş için CİHAD FETVASI yayınlarsa, buna katılmak, dünyanın neresinde olursa olsun FARZ-I AYN (yâni yerine getirmek kişisel olarak) borçtu, şarttı. Katılmayanların günahı affedilmeyecek kadar ağırdı.Ve 1914'de tüm ARAP YARIMADASI Osmanlının egemenliğindeydi. Fetvâ, Şeyhülislâmlık makamında toplanan komüsyonda hazırlandı. Önce müttefikimiz Almanlar'a karşı İngiliz-Fransız Ordusu saflarında çarpışan Afrikalı, Asyalı Müslümanları uyarmak için, daha sonra da Arap isyanlarını önlemek için Medine'ye gönderilenler arasında bulunan Mehmed Akif de vardı.Fetvâ'nın dünya İslâmları'na ulaştırılması için, bu Müslümanların konuştukları dile çevrilmesi kararlaştı. ARAPÇA metin için seçilenler arasında olan Mehmet Akif, Şeyhülislâm Mustafa Hayri Efendi'ye, o günlerde misafiri olan ve Japonya'da İslâm dinini yayan ünlü bilgin Abdürreşid İbrahim Efendi'nin de bu komüsyonda bulunmasını teklif ve kabul ettirmişti.
Aldürreşit İbrahim'in açıklaması bizimkileri hayrete düşürdü:"— Bu Arapça metin tek üslûp ve lehçe ile olamaz. Siz, sadece MISIR ARAPÇASI'nı almışsınız. Bu lehçeyi komşusu Sudan bile bilmez. Betahsis URBAN'ın Arabçası bir ortak lehçeden tamamen mahrumdur. Bunlar, Kur'anı Kerîm'i öyle okurlar ki asli manasını çıkarmak dahi mümkün değildir. Bu itibârla Urban arasında Cihad-ı Mukaddes Fetvasını vacibül ifâ (yerine getirilir) görmek istiyorsanız, ya ehline tevdi ediniz, ya da vazgeçiniz.""Nüzûl sırasına göre Kur'an-ı Kerîm'in 42'nci suresindeki şöyle başlayan âyetin önce metninin başlangıcını, daha sonra manasını hatırlayalım:"— ...Ve kezalike evhaynâ ileyke Kur'anen Arabiyyen litunzire üm-mel'kura ve men havleha ve tunzire yevmelcem'i lâreybefîkhi ferkun fissair."Anlamını şöyle açıklayabiliriz:"— Ve sana ARAPÇA bir kur'ân vahyettik, ki bu Mekke ve öteki şehirlerde yaşayanları korkutasın (hizâya getiresin, uyarasın) ve ergeç olacak kıyamet gününde de olacaklardan hatırlatasın ki bir kısım halk cennete, bir bölümü de cehenneme..."Kur'an-ı Kerîm'in kaç suresinin kaç âyetinde, Tanrı Buyruğunun, NEDEN ARAPÇA indirildiğinin açıklaması var. Bindörtyüz yıldır KUR'AN HAKİKATLERİ ÜZERİNDE kaç bin, kaç onbin, kaç yüzbin kitap yazmış olan İslâm ilâhiyatçıları, bu gerçeklerden ilham alarak neden ve niçin, her Müslüman milletin kendi öz diliyle ibâdet hakkını açıklamamışlar, savunamamışlardır?Cevabını kendim vereyim:Çünkü, kendilerinin de ister istemez bir unsuru oldukları halk üzerindeki egemenliklerini, ayrıcalıklarını kaybetmekten korkmuşlardır. İslâm dünyasında Teokrasinin (din sınıfı egemenliğinin) temel dayanağı ibâdetin ARAPÇA olmasıydı. Dini siyasete sokmakla kalmayarak, siyasetin TEMEL KUDRETİ yapanların sultası, daima, bu tekelden kudret ve kuvvet almıştır. Son tecelli, sekiz yıllık zorunlu eğitimde İmam Hatip Liselerinin ilk kısmıyla, kur'an kurslarının ARAPÇA KUR'ANA dayanmış olması ihtimalidir.Saltanatlarını yıkacak, Türk insanının ana sütü kadar helâl hakkına ulusun sahip çıkma kaygısıydı. Alın tarihi önünüze: Görürsünüz ki hiçbir konu üzerinde ellerindeki ARAPÇA İBADET Demokles'in Kılıcını böylesine pervasız ve insafsız kullanmışlardır.