10. bölüme kadar çok sıkıcıydı izlerken keyif almadım yanlız 10. bölümün son yarısını ve diğer iki bölümü çok beğendim çok güzeldi akıcıydı onun dışında o kadar sıkıldım ki yani yaklaşık 2 ayda falan bitirdim sonunda bitirdim bıkmıştım
Şahane bir filmdi,haluk bilgiler de feyyaz yiğit de cok guzel oynamış,uyarlandığı film kpss de çıktığı ve bilmediğim icin yapamadigimdan bir travma bende ama bunu baya sevdim
Paris, Texas, ilk bakışta yavaş temposuyla dikkat çeken, ancak derinlikli anlatımıyla izleyicide kalıcı bir etki bırakan bir yapım. Film boyunca olay örgüsünden ziyade karakterlerin iç dünyasına odaklanılması, anlatının temel gücünü oluşturuyor. Wim Wenders’in yönetmenlik anlayışı oldukça sade fakat etkileyici. Özellikle…devamıParis, Texas, ilk bakışta yavaş temposuyla dikkat çeken, ancak derinlikli anlatımıyla izleyicide kalıcı bir etki bırakan bir yapım. Film boyunca olay örgüsünden ziyade karakterlerin iç dünyasına odaklanılması, anlatının temel gücünü oluşturuyor.
Wim Wenders’in yönetmenlik anlayışı oldukça sade fakat etkileyici. Özellikle geniş çöl manzaraları ve uzun planlar aracılığıyla yalnızlık, yabancılaşma ve aidiyet temaları başarılı bir şekilde yansıtılmış. Travis karakterinin sınırlı diyaloglarla bile güçlü bir ifade sunması, filmin duygusal yoğunluğunu artıran önemli unsurlardan biri.
Filmde geçmişle yüzleşme teması, abartıya kaçılmadan, doğal ve inandırıcı bir biçimde işlenmiş. Bu durum, izleyicinin karakterlerle daha güçlü bir bağ kurmasına olanak tanıyor. Final bölümüne doğru ise hem anlatı hem de duygusal yoğunluk belirgin biçimde artıyor; özellikle müzik kullanımı ve diyaloglar oldukça etkileyici bir atmosfer yaratıyor.
#Diziden Alıntılar# 🪶 Orada küllük var. - Sen sigara içmiyorsun! Ama gözlüyorum. 🪶 Senin çalışmalarında tanrıyı göremedim. Kiliseye gitmiyorum. Tanrı sözcüğünü kullanmıyorum. Bir insan, hiç kuşku yok ki sözcükleri kullanmadan özgür olabilir, tercih yapabilir. Eğer isterse Tanrıyı önemseyebilir. Neye inanabilir?…devamı#Diziden Alıntılar#
🪶 Orada küllük var.
- Sen sigara içmiyorsun!
Ama gözlüyorum.
🪶 Senin çalışmalarında tanrıyı göremedim.
Kiliseye gitmiyorum. Tanrı sözcüğünü kullanmıyorum. Bir insan, hiç kuşku yok ki sözcükleri kullanmadan özgür olabilir, tercih yapabilir. Eğer isterse Tanrıyı önemseyebilir.
Neye inanabilir?
Yalnızlık burada, orada. Hiçbir şey yoksa boşluk vardır.
🪶 İçinde insanlar yaşadığı sürece her ev ilginçtir.
📌 Bana her şeyi anlat.
Şimdi korkmuyorum!
📌 Aşkı kalbinde hissedersin...
➕ Çok acı çektim ama artık acı çekmek istemiyorum.
➕ Öğretmenine aşık olan küçük kız değilim.
➕ Senin olan bir şeyi çalabilir misin?
➕ ...Bizi düzeltmeye çalışıyor.
➕ Her yerinde ben var. Sen büyücü müsün?
➕ Ondan, onun yapamayacağı çok şey bekledin.
➕ Senin sevgini kazanması gerektiğini biliyordu.
(7.bölümden)
✔️ Bir teori var; birini kurtarırsan oda başkasını kurtarır.
🗝️ Yasalar, doğayı taklit etmemeli onu geliştirmelidir.
🗝️ İnsanlar başkalarını yönetmek için hukuku icat etti.
🗝️ Yasalar kim olduğumuzu ve nasıl yaşayacağımızı belirliyor. Biz yasalara ya uyarız yada ihlal ederiz.
🗝️ İnsanlar özgürdür. Onların özgürlükleri başkalarının özgürlükleri ile sınırlandırılmıştır.
🗝️ Ceza intikamdır. Özellikle zarar vermeyi amaçlayan cezalar suçu önlemiyor.
🗝️ Yasalar kimin için intikam alıyor? Masumlar adına mı? Masumlar mı kanunları yapıyor?
🗝️Habil ile Kabil'den bu yana ceza suçunun bir caydırıcılığı olmamıştır. (5.bölümden)
🗝️ Kızlar, erkekleri öpmekten hoşlanır gibi görünürler ama aslında şefkat isterler.(6.bölümden)
Şahsi görüşüm bu dizi kesinlikle büyülü falan olmalı. O gün içerisinde ne kadar gergin ya da üzgün olursam olayım tüm gerginliğimi çekip alıyor veya unutturuyor. Gerçek bir başyapıt. Günlük hayattan kesit aktarımını bu kadar iyi yansıtan başka bir yapım izlemedim…devamıŞahsi görüşüm bu dizi kesinlikle büyülü falan olmalı. O gün içerisinde ne kadar gergin ya da üzgün olursam olayım tüm gerginliğimi çekip alıyor veya unutturuyor. Gerçek bir başyapıt. Günlük hayattan kesit aktarımını bu kadar iyi yansıtan başka bir yapım izlemedim ve işin en iyi tarafı komedi yapmak gibi bir gayeleri yok; çabasız bir komedi, kimi zaman dram ve her sezon finali bölümünde film tadında tarihi bir bölüm ortaya koymuşlar.
Bu diziyi benim nezdimde özel yapan noktaysa günlük hayattan insanları görebilmem. Gına gelmişti mafya, töre ve garip şive yapan dizilerden; başrollerde benzer yüzleri görmekten ve gerçeklikten uzak 'kusursuz yalı hayatı' yaşanan dizilerden.
Hala bu diziyi izlemediyseniz şöyle söyleyeyim, bu dizinin en kötü bölümü bile bayağı iyi. Bir başlayın zaten sonrasında devamını merak edersiniz.
#2021-2026
"+Dün bana, insanları kurtarırsa onu sevip sevmeyeceğimi sordu. Beni kazanmak için savaşa katılıyor. - Sen de savaşacak mısın? ×Hayır, güvenli bir yere kaçıyorum." Yanlış diziyi izlediğimi fark ettiğimde çoktan üçüncü bölüme gelmiştim. Üstelik ikisi arasındaki etkileşimi komik bulmuş, her ne…devamı"+Dün bana, insanları kurtarırsa onu sevip sevmeyeceğimi sordu. Beni kazanmak için savaşa katılıyor.
- Sen de savaşacak mısın?
×Hayır, güvenli bir yere kaçıyorum."
Yanlış diziyi izlediğimi fark ettiğimde çoktan üçüncü bölüme gelmiştim.
Üstelik ikisi arasındaki etkileşimi komik bulmuş, her ne kadar kız sığ davransada zaman geçtikçe karakterin gelişeceğini düşünmüştüm.
Ama bu ne saçma dizi böyle!
Aradan savaş geçti, ölümünü bile gördü. Yine de aptal gururundan ağzını açıp iki kelime edemedi.
İkisi arasındaki ilişkinin bir yere varıp varmayacağına olan merakımla bir sezon izledim. Ama sahiden baydı!
Önyargı ve gururdan bir yere varılamadı bir türlü. Ha oldu ha olacak derken işleri iyice sarpa sardılar. Son bölüm bile hatta son sahnesi bile aptalcaydı.
10 bölümü boşuna izlemişim.
Bazı insanların değişmeyeceğine inanmak gerekiyor demek ki.
İnsan sevse de çirkin karakterini bir kenara atamıyor.
2/10
Sadece bir engellilik hikayesi değil; modern dünyanın kusursuzluk takıntısına, nezaket maskesi ardındaki gizli cehalete ve bir insanın onurunu koruma mücadelesine tutulmuş dürüst bir aynadır. Serebral palsi (beyin felci) ile yaşayan Liu Chunhe’nin hikayesi, izleyiciye "asıl engelin hangi zihinlerde olduğunu" sert…devamıSadece bir engellilik hikayesi değil; modern dünyanın kusursuzluk takıntısına, nezaket maskesi ardındaki gizli cehalete ve bir insanın onurunu koruma mücadelesine tutulmuş dürüst bir aynadır. Serebral palsi (beyin felci) ile yaşayan Liu Chunhe’nin hikayesi, izleyiciye "asıl engelin hangi zihinlerde olduğunu" sert bir dille hatırlatıyor. Başrol oyuncusu Jackson Yee’nin (Yi Yangqianxi) performansı, bir oyunculuk dersi niteliğindedir. Yee, bu role hazırlanırken aylarca serebral palsili bireylerle vakit geçirmiş, sadece onların hareketlerini değil, o bedenin içinde hapsolmuş ruhun dünyaya haykırışını da içselleştirmiştir. Bu performans, izleyiciye bir "rol" değil, kemiklerin, kasların ve bakışların birleştiği çıplak bir gerçeklik sunar.Film, günümüzün "modern" dünyasının, geçmişin sözde cahil toplumlarından çok daha acımasız olabileceğini kanıtlıyor.Sınıf Sahnesi ve Yosun Şiiri: Chunhe’nin sınıfta okuduğu o şiir, aslında bir varoluş manifestosudur. Çocukların onunla alay etmesi, sadece çocukça bir saflık değil; ailelerinden ve modern toplumdan miras aldıkları "farklı olana tahammülsüzlük" hastalığıdır.Fiziksel olarak "sağlam" görünen insanların, Chunhe’nin öğretmen edasıyla seslendirdiği şiire gülmeleri, tiksinerek bakmaları alaya almaları, asıl iğrenç engelin empati yoksunluğu olduğunu gösterir.Anneanne karakteri, filmde "eski toprak" bilgeliğinin ve sadakatin temsilcisidir. Modernizmin insan ilişkilerini metalaştırdığı bir çağda, anneannenin Chunhe’ye sahip çıkması; bir çınarın, fırtınada eğilen bir fidana gövdesini siper etmesi gibidir. Onun için Chunhe, "bakılması gereken bir yük" değil, "yeşertilmesi gereken bir can"dır. Bu bağ, filmin en saf ve en onurlu damarıdır.Çin'de yaşayan milyonlarca serebral palsili birey için bu film, sadece bir sinema eseri değil, toplumsal bir tanınma aracıdır. Film, bu insanları yardıma muhtaç öznelerden, akademik ve mesleki başarı hedefleyen (öğretmenlik hayali gibi) güçlü bireylere dönüştürür.Chunhe, eksikliğini bir zayıflık olarak değil, bir kimlik olarak kabul eder. Onun dürüstlüğü ve içindeki bitmek bilmeyen sevgi, modernizmin ruhsuzlaştırdığı insanlık için bir panzehirdir. O, "Büyük Dünya"da kendine "küçük ama onurlu" bir yer açarken, aslında hepimize emeğin ve direnmenin ne demek olduğunu öğretir.
Bir iş çıkışı akşamı sakince dinlenip hülyalara dalmalı bir film.. Bazen öyledir; nedenini bilmeden çekilir gidersin. Romantik bir ilişkinin nasıl başladığına dair hoş, yormayan bir film.
Sıkılarak izlediğim doğrudur. Emine karakterinin ben bu kadar daktilo gibi güzel İstanbul Türkçesi konuşmasını sevmedim. Hikaye gerçekçi yaşandığına eminim çünkü bu konuyu ben çok duyuyorum çevrede. Ama sanat filmi yapmak için karanlık ve ruhsuz yapılmış film bence. Sevemedim önermem
Sinematografisiyle ön plana çıkan, bir oturuşta bitirilebilecek bir mini dizi. Ancak dizinin temposu kişiden kişiye değişebileceği için bazılarına ağır veya sıkıcı gelebilir.