Ben ne izliyorum dedim tüm film boyunca .Konusu klişe içine eklediği garip sahnelerle(yani izleyen anlar birkaç kere öğürdüm) adını duyurmuştur diye düşünüyorum.
Baştan sona temposunu kaybetmeyen son derece akıcı bir kurguya sahipti. Oyuncu kadrosu nokta atışı seçilmiş; özellikle Christian Bale’in o yorgun, derinlikli dedektif portresi ve Edgar Allan Poe’ya hayat veren Harry Melling’in performansı filme inanılmaz bir atmosfer katmış. Açıkçası izlerken "Tamam,…devamıBaştan sona temposunu kaybetmeyen son derece akıcı bir kurguya sahipti. Oyuncu kadrosu nokta atışı seçilmiş; özellikle Christian Bale’in o yorgun, derinlikli dedektif portresi ve Edgar Allan Poe’ya hayat veren Harry Melling’in performansı filme inanılmaz bir atmosfer katmış. Açıkçası izlerken "Tamam, ben bu olayı çözdüm, hikaye şuraya gidiyor" dediğim anlar oldu ama senaryo finalde öyle bir ters köşe yaptı ki kendimi tamamen yanlış iz üzerinde yürürken buldum. Kasvetli atmosferi, dönemi hissettiren yapısı ve beklenmedik sonuyla kesinlikle zaman ayırmaya değen, bittiğinde de bir süre üzerine düşündürten başarılı bir yapım olmuş.
beklentimin cok cok altindaydi herhangi bir tv dizisi izlemekle ayni sey neredeyse birkac mustehcen sahne ve halusinasyon goruntusu disinda hicbir fark yok. konu isleyisini keske erkek ve kadin dinamiginden cikarip iki kadin ve bebek dinamiginde izleseydik
Spoiler içeriyor
Yaanii çok beğenilen bir animeymiş o yüzden büyük bir hevesle izledim fakat çok mu beklentiliydim acaba bilmiyorum, beklentimi karşılamadı. Gerçi izlediğim dönemden de kaynaklanıyor olabilir çok odaklanarak izlemedim, sürekli molalar verdim o yüzden hep kesildi falan. Bir de anladığım kadarıyla…devamıYaanii çok beğenilen bir animeymiş o yüzden büyük bir hevesle izledim fakat çok mu beklentiliydim acaba bilmiyorum, beklentimi karşılamadı.
Gerçi izlediğim dönemden de kaynaklanıyor olabilir çok odaklanarak izlemedim, sürekli molalar verdim o yüzden hep kesildi falan. Bir de anladığım kadarıyla Japon kültürü ve Şinto inancından esintiler de vardı yani onları bilerek izleyince daha anlamlı olabiliyormuş.
Bir de ben en son Miyazaki'den Gökteki kale'yi izlediğim için o tarzda hareketli bi film izleyeceğim sanmıştım kendimi buna hazırlamıştım onun da etkisi olabilir.
Bu arada tekrar belirteyim kötü bir anime değil hatta çok derin bir anime fakat dediğim şeylerden de kaynaklı çok aşırı sevemedim ama tatlıydı çizimleri ve karakterleri harikaydı.
Bir de şu ana kadar Miyazaki'den izlediğim animelerde hep çirkin lanse edilen yaşlı kadınlar var, onun nedenini merak ettim. Önce düşman gibi görünüyorlar fakat sonradan ana karaktere yardımcı rolü üstleniyorlar. Yani ilk başta o yaşlı karakteri sevmesek de sonradan sevebiliyoruz. Acaba bu, küçükken gelenekselliğin gözümüze kötü görünmesi ve büyüdükçe buna alışmamız ve büyüklerin yol göstermesine, bilgeliğine ihtiyaç duymamızla alakalı olabilir mi diye düşünmüştüm. Sonuçta Japonlar geleneğine bağlı bir millet yaa.. kafadan attım ama bence bir ilgisi var.
İzlediğim üç filmde de karikatürize edilen karakterler hemen hemen aynıymış gibi geldi ya küçük bir kız, onu yanında olan erkek karakter ve yaşlı bir düşman he bir de canlı bir nesne. Genelde o canlı nesne daha çok ilgimizi çekiyor mesela buradaki de No Face'ydi
Burada No Face, daha çok açgözlülük ve aşırı tüketimle ilişkilendirilmiş. Hamamdayken Chihiro ona merhamet gösterdiği için No Face ona bağlanmış ve bir süre ona yardımcı olmuştu fakat diğerleri onu korkuyla karşılamıştı fakat altın verdiğini fark ettiklerinde No Face onları tüketmeye başlamış ve ne kadar altın verirse o kadar ilgi göreceğini fark etmişti bu onu daha saldırgan ve durdurulmaz bir hale getirmişti.
Miyazaki bu karakter için "No Face, gerçekte ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini bilmediğimiz, yüz ifadesi hiç değişmeyen, başka birini ele geçirmek isteyen, kendilik duygusu olmayan kişileri ifade eder. Çevremizde pek çok insanın aslında No Face olduğunu söyleyebilirim." diye bir açıklama yapmış. Aslında izleyince o kadar anlamlı gelmemişti sadece her şeyi tüketiyordu, tükettiği kişilerin seslerini alıyordu diye fark etmiştim ama bu açıklamayı okuyunca karaktere bakışım değişti.
...
Filmde küçük bir kız çocuğu olan Chihiro, ailesiyle birlikte yeni evlerine taşınmak için yola çıkıyorlar fakat babası kestirme diye farklı bir yoldan giderken karşılarına bir tünel çıkıyor. Her ne kadar Chihiro istemese de annesi ve babası durup etrafı keşfetmeye başlıyor ve tünelin sonunda yiyeceklerle dolu bir restoran buluyorlar. Sahipsiz görünen restoranda parasını sonra öderiz diyerek yiyecekleri tüketmeye başlıyorlar. O sırada Chihiro etrafı gezmeye başlıyor ve geri döndüğünde annesi ve babasının domuza dönüştüğünü görüyor.
Ne yapacağını bilemeyen Chihiro Haku'yla karşılaşıyor ve onun yönlendirmesiyle bir hamamda iş bulmaya çalışıyor.
İşte Yubaba'nın yanında da bi şekilde işe başlıyor. Yubaba ise onu kontrol edebilmek için gerçek ismini değiştirip bundan sonra ona "Sen" diye hitap edileceğini söylüyor. Bu da aslında zamanla onun geçmişini unutmasına ve Yubaba'ya bağlanmasına sebep oluyor. Yani eğer ismini, kimliğini unutursan ruhlar dünyasından çıkamazsın.
Haku da Yubaba'ya bağlı çalışan öğrencisi gibi bir şey. Normalde beyaz bir ejderhaya dönüşebilen Nehir Tanrısı'ymış fakat nehiri apartmanlar inşa edebilmek için doldurdukları için evsiz kalmış bu yüzden büyü ve sihir öğrenip güç kazanmak için Yubaba'nın yanında çalışmaya başlamış, gerçek ismini de unutmuş. Yubaba da Haku'ya yardım etmek yerine onu köle gibi kullanıp yönetiyor hatta Yubaba'nın ikiz kardeşi Zeniba'dan da altın mührünü çalmasını istiyor ve Haku bu mührü aldığı için Zeniba tarafından lanetleniyor.
Neyse Chihiro da bir şekilde Haku'ya yardım ediyor falan.
Aslında verdiği mesajlar güzel, anlamlı ama ne biliyim yaa olaylar ve olaylar arasında kurulan bağlantı çok ilgimi çekmedi. Yani bir tutarsızlık varmış gibi hissettim ama soft ve tatlı bir animeydi tabii.
Mesela küçükken Chihiro bir nehre düşmüş ve boğulma tehlikesi geçirmiş o sırada Nehir Tanrısı onu kurtarmış ve bu Nehir Tanrısı Haku'ymuş falan ne alaka?
Bu animeyi beğenen çok beğeniyor beğenmeyen de hiç beğenmiyormuş. Ben ortalarda bir yerlerdeyim her ne kadar benlik olmasa da güzeldi. Müziği de hoştu, çizimleri de sonuçta Oscar bile almış bir film. Ama benlik değil. Ya da bilmiyorum belki de sonradan izlersem hoşuma gider.
Bilemiyorum ne izledim,genç birisinin görünür olmak sevilme isteği ile kendisinin asla ne istediğini anlamadagim bir diğer ana erkek karakerin arasında geçen yılları kapsayan bir saplantılı aşk hikayesi gibi ,ama kitabini aldim okuyacagim belki fikrimde oynama olur bilemiyorum yine de emeğe…devamıBilemiyorum ne izledim,genç birisinin görünür olmak sevilme isteği ile kendisinin asla ne istediğini anlamadagim bir diğer ana erkek karakerin arasında geçen yılları kapsayan bir saplantılı aşk hikayesi gibi ,ama kitabini aldim okuyacagim belki fikrimde oynama olur bilemiyorum yine de emeğe saygi diyeyim.
Arkadaşlar şukufe arkadaşımız herkesin inandığı gibi dans eden balıklara inanıyor ve dipnot bilgiyi de veriyorum büyük bir çılgınlık yapıp kahvaltıdan önce çikolata yemişş?!?!??!?!??!?!?!?!?!?!
Bu bir korku filmlerine göndermeleri olan parodi filmi. Bu filmde kendi filmlerini bile parodi çekmişler, o detayı beğendim ama önceki filmlerde güldüğüm kadar gülemedim. O kadar çok filme gönderme yapmaya çalışmışlar ki biraz boğulmaca gibi hissettim bir çok filmden detay…devamıBu bir korku filmlerine göndermeleri olan parodi filmi. Bu filmde kendi filmlerini bile parodi çekmişler, o detayı beğendim ama önceki filmlerde güldüğüm kadar gülemedim. O kadar çok filme gönderme yapmaya çalışmışlar ki biraz boğulmaca gibi hissettim bir çok filmden detay vardı fakat dediğim gibi işin komedi kısmı pek tatmin edici değildi. Benim için ortalama bir film olarak kaldı serinin en iyisi üçüncü film bence…
⛵ Kıymetli ahali, Christoper Nolan cidden bu için duayeni. Openheimer'ın filmini çektiğinde neden böyle bir düşünce yapısına sahip yönetmen biyografi filmi çekip vaktini boşa harcar ki demiştim. Ki hala da öyle düşünüyorum, Openheimer iyi bir biyografi filmi olabilir ama hayal…devamı⛵ Kıymetli ahali, Christoper Nolan cidden bu için duayeni. Openheimer'ın filmini çektiğinde neden böyle bir düşünce yapısına sahip yönetmen biyografi filmi çekip vaktini boşa harcar ki demiştim. Ki hala da öyle düşünüyorum, Openheimer iyi bir biyografi filmi olabilir ama hayal gücü yüksek insanlar Openheimer tarzı filmlerle vakit kaybetmemeli. Hele bu kadar değerli filmler çekebilecek birisi.
☸️ Hollywood'un ikiyüzlülüğü ve bir yahudi filmi çekmeden Nolan gibi bir yönetmene bile Oscar vermemesi cidden Oscar denilen ödül töreninin ne kadar zırva ve bomboş olduğunun açık bir kanıtı bence. İnception, İnterstaller, Prestige gibi şaheserleri kim çekebilir ki yani.
Openheimer sonrası bekleyişimiz bu sefer hayal kırıklığı ile sonuçlanmadı neyse ki, üstadımız Oscar'ı alınca sonunda kendisini tekrardan buldu.
Öyle bir film çekmiş ki insan diyecek birşey bulamıyor yani muazzam. Başrol zaten Matt Damon, adam oynamamış yaşamış. Bazı insanlar Anna Hatway'in oyunculuğunu pek beğenmemişler ama ben asla öyle düşünmüyorum o da kusursuzdu, Tom Holland da aynı şekilde. Filmde hiç sırıtan birşey yok mu derseniz cevabım tüm filmlerde tek mimik ile devam eden ve her sükse yapacak işe bir şekilde girmeyi başaran Zendaya olurdu. Kendisi dümdüz ortalama bir oyuncu ama nedense kurtulamıyoruz. Nolan'ın Helen karakteri için siyahi bir oyuncu seçmesi çok eleştirilmişti ama bence önemsiz şeylere takılmamak lazım. Troy değil Odyssey izliyoruz ve Helen sadece birkaç dakika var. Göze de batmıyor oyunculuğu, hikayenin ana unsurlarından birisi bile değil.
Senaryoda Nolan filme uyarlamaya uygun olsun diye kitaba göre değişiklikler yapmış ve eleştiren insanlarla film konuşmayın arkadaşlar kitaptaki o rezalet son kimsenin umrunda değil. Nolan doğru yerde doğru değişiklikleri yapıp mükemmelleştirmiş. Fantastik bir hikayeyi bu kadar iyi sahneye aktarması, arkadan tamamen moda sokan soundtrackler filan bu kadar kusursuz mu olur yani. Finali, yaratıklar ve cidden geren sahneleri, adamların hissettiği korku ve çaresizliği resmen biz de izlerken yaşıyoruz.
🗺️ Film Odysseus'un Truva savaşına katılmasını ve sonrasında evine dönmeye çalışmasını anlatıyor. Odysseus her problemi zekasıyla çözmeye çalışan. Elinden geldiğince en az kayıpla kurtulmayı değil gerekirse hile yapıp herkesi kurtarmaya çalışan bir komutan. Truva savaşı bildiğiniz üzere Çanakkale'de eski bir medeniyet varken yaşanmış. Troy şehrine barış amaçlı verdikleri bir tahtadan atın içine saklanmışlar ve şehri yağmalayıp yok etmişler. Savaş çok adi bir yol ile kazanılıyor ve Fatih Sultan Mehmed de bu konuya ilgi duymuş olacak ki İstanbul'u fethettiken sonra Troy'un intikamını aldık demiş. Bu adi yoldan sonra destanımız başlıyor ve Odysseus yolda da yaptığı bazı şeylerin de sonucu olarak tanrıları kızdırıyor. Denizler ve rüzgar ona ve askerlerine geçit vermemeye başlıyor. Fantastik figürler ve farklı medeniyetler ile karşılaşıyor.
🎥 Ayrıca Nolan bu filmi tamamen İmax kameralar ile çekmiş. İmax kameralar 16k netliğinde görüntü kaydedebilen cihazlar ancak 100lerce kilo ağılığındalar ve tank gibi de ses çıkarıyorlar. Oyuncular birbirlerini duyamıyormuş bile. Nolan bu sesi yalıtmak için kamerayı resmen zırh ile kaplatmış, ayrıca devasa ve ağır kameralar ile çekim yapabilmek için belli çekim teknikleri ve ayna kullanmış ki oyuncular birbirlerini görebilsinler. Nolan daha önce de bu kamerayı kullanmaya çalışıyormuş ancak ilk defa Odyssey filminde filmin tamamını bu kameralar ile çekmeyi başarmış.
Kesinlikle izlemenizi öneririm.
Filme Puanım 10/10
Bir kaptan Amerika filmi olarak değerlendirirsek çok birsey diyemem ama bu film ondan fazlası civil war olayları zaten çizgi romanlarda da en cok ilgimi çeken ve normal şartlarda captan Amerika yı desteklediğim bir olay fakat filmde Tony stark'ın bucky'e olan…devamıBir kaptan Amerika filmi olarak değerlendirirsek çok birsey diyemem ama bu film ondan fazlası civil war olayları zaten çizgi romanlarda da en cok ilgimi çeken ve normal şartlarda captan Amerika yı desteklediğim bir olay fakat filmde Tony stark'ın bucky'e olan öfkesini o kadar iyi işliyorlar ve bize sunuyorlar ki team ironman demeyenle arkadaşlığımı çok uzun sürdüremem sadece anlaşmaya bakıcaksak bile filmde işlenen kısımları düşününce sadece yine Tony Stark haklı gibi geliyor ama eğer anlaşma çizgi romanlardaki gibi olucaksa sonuna kadar Steve Rogers derim ve filme gelicek olursak kesinlikle izlenmesi gereken epic bir film