yıl bitene kadar 33 kitap okuyorum #23 of kimin fikriydi bu saçma meydan okuma (benim) valla yordu ama pes etmek de istemiyorum şunun şurasında 10 kitap kalmış :') babam bahçıvandı, şimdi bir bahçe bu çarpıcı cümle ile başlıyor kitap. ölümün…devamıyıl bitene kadar 33 kitap okuyorum #23
of kimin fikriydi bu saçma meydan okuma (benim) valla yordu ama pes etmek de istemiyorum şunun şurasında 10 kitap kalmış :')
babam bahçıvandı, şimdi bir bahçe
bu çarpıcı cümle ile başlıyor kitap. ölümün ön planda olduğu bi eser okuyacağımı elbette biliyordum ama bu kadar ağır olacağını düşünmüyordum.
kitap güzel ona kesinlikle lafım yok ama çok boğdu beni. zaten içim daralmış bi hâldeyim bir de böyle ölüm, yas, hastalık temalı bir kitap okumak daha da modumu düşürdü.
ama amaa ama üst üste 2 misafirin geldiği bi günde kitabı bitirebilmiş olmak gururdur mesela.
babasının hastalığı, yaşamı ve ölümü üzerine bir ağıt-roman, anı-roman ya da bahçe roman diye tanımlıyor kendisi.
psikolojik olarak kötü bi dönemden geçiyorsanız okumak biraz olumsuz etkiler bırakabilir bünyenizde ama onun dışında akıcı çabucak bitecek hoş bi eser.
zaten aşırı popüler olmuştu sürekli karşıma çıkıyordu okuyabildiğim için mutluyum.
..
.
.
aşağıda da kitaptan hoşuma giden on yüz bin milyon alıntıyı görebilirsiniz
sadece hikâyelerin anlatıcıları hayatta kalıyor, ama onlar da bir gün ölecek. sadece hikayeler hayatta kalacak.
ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? yoksa yokluğun kendisinden mi? o denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor.
kıyamet herkes için aynı anda kopmaz. hepsinin babaları hayatta, diye düşündüm.
bulutların üzerinde bulut olmaz, tıpkı ölümümüzden sonra ölüm olmadığı gibi ...
kendi ölümümüzden söz etmeye bile gerek yok. onu bir kez bile yaşamayacağız.
zaten yokuş aşağı sürüklenen bir dünyadan ayrılıyorum, dolayısıyla neden üzüleyim ki
kelimelere inanan ben, kelimesiz kalmıştım
gözlerini kapatmalıydım. kitaplarda öyle yazıyordu. bunu daha çok bir deyim olarak biliyordum - "ölünün gözlerini kapatmak" veya "yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır, ölüler yaşayanların gözlerini açar"
mutluluk kısa sürer, tıpkı o bahar açıp solan nergisler ve fulyalar gibi. hüzün, her şeyi boğan ve babamın onlardan kurtuluş yok dediği inatçı otlar gibi uzun süre kalır.
evsiz yaşayamayan sadece insanlar değildir, evler de insanları olmadan yaşayamaz.
çocukluk dikeydir. yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, herşey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. yaşlılık yataydır. azıcık dinlenelim,öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor.
aslında bu göçebe bir ağrı. şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor.
yokluk çoğunlukla birinin varlığıyla karşılaştırıldığında utanç verici hale geliyordu.
biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz
için mutluyuz.
babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir atlas'tı. şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle
sonraları. ve yardım için çağıracağım kimsem yok
fakir şeyler bakımından zenginiz
üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar, odanın ortasına çökmüş bir manda gibi, etrafından dolaşmanın hiçbir yolu yok.