Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 3 } #129 New York, 1962. Sonrasında Pittsburgh, Ohio, Indiana, Iowa, Kentucky, North Caroline, Arkansas, Louisiana, Mississippi, hapis, Alabama. Bu 2 aylık yolda geçen bir serüven. Gerçek bir…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 3 }
#129
New York, 1962.
Sonrasında Pittsburgh, Ohio, Indiana, Iowa, Kentucky, North Caroline, Arkansas, Louisiana, Mississippi, hapis, Alabama. Bu 2 aylık yolda geçen bir serüven. Gerçek bir hayat hikayesi.
Bu yılın ırkçılığından bahsetmem bile gerekmiyor bence. Eve gelen tamirciler siyahi diye dokundukları bardakları çöpe aran başrolümüz Tony Lip. Bu adamın eşi ve 2 erkek çocuğu var. Irkçı olduğu kadar agrasif ama eğlenceki hareketleri var. Gecesinde kulüpte adam dövüp sabahında sosisli yemeye iddiaya giriyor mesela. Garip biri. Bir gün bir iş geliyor. Bir doktora şoförlük yapmasını istiyor patronu. Tony de basit iş diye kabul ediyor. Fakat bu ırkçı adamın karşısına bir siyahi çıkıyor. Film bence burada başlıyor.
Doktor diye gittiği adam sanatçı çıkıyor ve konserleri için turne yapıyor. Bunun için de bir şoföre ihtiyaç duyuyor. 8 haftalık bir süreden bahsediyoruz. Irkçı ve çocukları olan bir adam, siyahi bir adamın şoförlüğünü yapacak. Dünyanın ennn saçma olayı ve mükemmel bir senaryo. Gerçek bir hikaye olduğunu da unutmamak lazım.
Doktor Donald, kendine sadece bir şoför değil de aslında bir kişisel asistan arıyor. Çamaşırlarını yıkayıp ayakkabılarını boyamaya kadar her şeyini yapacak bir adam. Tony'nin sorunları halletme yeteneği aslında onları buluşturan şeymiş. Fakat Tony de bir hizmetçi olmadığını, şoförlüğünü yapabileceğini ve sorunlarını çözebileceğini ama çamaşır filan yıkamayacağını söylüyor. Bu ikili bir şekilde anlaşıyor ve yola koyuluyor. Birbirlerini daha iyi tanımaya başlıyorlar tabiki bu yolculukta. Doktor hep Tony'yi azarlasa ve uyarsa da Tony onun piyano çalmasından sonra bence daha da saygı duymaya başladı. Hem saygı hem de sevgisinin arttığını yavaş yavaş görmek mümkün. Doktor sadece Stainway piyano çalmak istediği için Tony'nin her noktada ikna ediciliğini kullanması çok hoştu mesela. Görevli adama resmen osmanlı tokadını yapıştırdığı sahnede baya güldüm. Tony'nin her gittiği yerden karısına mektup yazması da inanılmaz tatlıydı mesela. Doktorun ise para konusunda hem Tony'ye yardım edebileceğini ve bir şey isterse çekinmeden alabileceğini söylemesi çok hoştu. Tony hep doktorun çok üzgün olduğunu ve bu yüzden çok içtiğini düşünüyor. Fakat iyi anlaştıklarını da hissediyor. Tony'nin doktoru biraz duvarlarının dışına çıkardığını da yavaştan görmeye başlıyoruz. Mesela araba kızarmış tavuk yedikleri sahne baya komikti. Kemikleri camdan dışarı fırlattılar, gülüştüler filan. Sonra Tony gaza gelip karton bardağını da fırlattığı an doktorun o bardağı geri aldıracağını anlamıştıım. İnanılmaz güldüm çok iyi sahneydi. Fakat o sahneden sonra, doktor bir barda içki içmek istediğinde beyazların onu hırpalaması gerçekten aşırı sinirimi bozdu. Tony yine yetişti tabiki ama bu ırkçılığa deli oldum ve bizim baştaki ırkçı Tony'nin ds olduğunu gördük. Karakter gelişimi işte budur. Sonrasında doktor bir adamla basıldığında yine Tony'nin onu kurtarması yine onun gelişimini gösterirken; doktorun sadece kendini, para kazanmayı düşünüyorsun diye ona kızması çok nankörceydi. Tony kesinlikle bunu hak etmemişti. Fakat dostlukları açısından kesinlikle bir milestone'du. Bundan sonra doktor Tony'yi kaybetmek istemediğini net bir şekilde gösterdi ve Tony de onu bırakmayacağını belli etti. Bir hapse girip çıkma da yaşandı tabi arada. Polislerin günümüzde bile bitmeyen siyahi
nefretleri... Ve en son gerçekten yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiler. Son Noel konseri için Alabama'ya vardılar. Doktora iğrenç bir soyunma odası verdiler, depodan hallice. Ses çıkarmadılar. Fakat sonrasında bir de yemek yemek için yemek odasına alınmadığında ve bunun bir gelenek olduğunu söyleyip durduklarında ipler koptu. Yarım saat sonra sahneye çıkaracakları onur konuğunu, siyahi diye yemek salonundan içeri almamaları artık gerçekten kabul edilebilir bir şey değildi. Sonunda doktor de kabul etmedi. Kendini bir kere daha ezdirmedi. Bu noktada da Tony'ye sormayı seçti. Çalmamı istersen çalarım dedi ve Tony orada işte tam bekleyeceğimiz şeyi yaptı. Beraber kalkıp gittiler. Orkestradaki bir adam, Tony'ye şunları söylemişti: Deha, insanların kalplerini değiştirmek için yeterli değildirdir, cesaret de gerekir. İŞTE TAM BUNU İZLEDİK. İNANILMAZDI...
Resmen kaderin yavaş yavaş ağlarını örüşü diyebiliriz. Mükemmel bir dostluğun gerçek bir uyumsuzlukla başlaması bu izlediğimiz aslında. Hiç uyumlu olmayan bir ikilinin hikayesini izliyorsunuz. Dünyanın en garip ikilisi. Para sıkıntısı çeken, haldır huldur, şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir İtalyan ve sakin, sanatçı ruhlu ve parası bol bir siyahi. İnanılmaz bir ikili olduğunu kabul edelim. Biri parasız da eğlenmeyi ve hayatın tadını çıkarmayı bilirken diğeri sanki sadece işini yapıp sonrasında her gece viskisini içmek zorunda kalacağı içsel sıkıntılara sahip. Biri sokak çocuğu gibi davranıp, kendine has aksanıyla konuşurken diğeri sosyetetenin kabul ettiği, tanıdığı ve sevdiği biri gibi. Biri gerçekten aşırı sağlıksız beslenen, ne bulduysa yiyen bir adam diğeri ise hayatında hiç kızarmış tavuk yemeyecek kadar sınırları olan bir adam. Bir tarafta ailesi ve sevdikleri olan, sevilen bir adam ve diğer tarafta sadece seyircisiyle piyanosu olan yalnız bir adam. Bu iki adamın bu hale gelebileceğine kim inanırdı...
"Ben sokaklarda yaşıyorum. Sen tahtta oturuyorsun. O yüzden benim dünyam seninkinden çok daha siyah."
Mükemmel bir film. İnanılmaz bir ikili.
✔️10/10
'21.01.26
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 2 } #9 Film üç farklı akıştan ve farklı karakterlerden oluşuyor. Kısaca Mia ve Vincent, Butch, Honey Bunny ve Pumpkin olarak üçe ayrıldığını söyleyebiliriz. Her bir hikaye farklı…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 2 }
#9
Film üç farklı akıştan ve farklı karakterlerden oluşuyor. Kısaca Mia ve Vincent, Butch, Honey Bunny ve Pumpkin olarak üçe ayrıldığını söyleyebiliriz. Her bir hikaye farklı gözükse de sonunda yolları kesişiyor ve biz de adım adım bunu izliyoruz.
İlk başta birbirlerine Honey Bunny ve Pumpkin diye seslenen sevgilileri izliyoruz. Bunlar soyguncular. Bir restoranda otururken bir anda hadi burayı da soyalım diyorlar. Değişik bir başlangıçtı.
Sonrasınd Marsellus Wallace için çalışan Vincent ve Jules'u izliyoruz bir süre. İkisinin adam öldürmelerini, uyuşturucu almalarını vs izledikten sonra, Mia Wallace'ı görüyoruz.Vincent ve Mia garip bir mekana gidiyor, bir araba içinde yemek yedikten sonra değişik sohbetler ediyorlar. Bir de dans yarışmasına katılıyorlar. Sonrasında işi gereği Vincent, Mia'yı eve bırakıyor ama hep dans ediyorlar, hem sarhoşlar. İşin nereye bağlanacağını onlar dahil herkes biliyor bence. Ama sonra film beni şok etmeyi başarıyor. Vincent'ın aldığı uyuşturucuyu deneyen Mia buradan burnundan kanlar, ağzından köpükler gelerek bayılıyor. Aşırı dozdan ölüm noktasına geliyor yani. Vincent da panikleyip uyuşturucu aldığı Lance'e gidiyor. Beraber kalbin yerini bile bulamayan bir grup, kıza adrenalin iğnesi yapıyor. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi eve dönüyorlar.
Bundan sonra da bir süre dövüşçü Butch'ı izliyoruz. Wallace ve adamları onu yakalamaya çalışıyor. Butch'ın bir sevgilisi ve babasından kalan takıntılı olduğu bir saati var. Kaçmak varken saatinin peşine düşüyor. Evine gidiyor ve bir bakıyor tezgahta bir silah. Bizim salak Vincent onu yakalamak için evine gitmiş ama doğru düzgün beklemek yerine silahsız tuvalete girmiş. Butch da fırsat bulmuşken öldürüyor tabi bizim gerizekalıyı.
En sonununda da bizim soyguncuların restoranında Jules ve Vincent'ın ilk sahnelerinden sonra yemek yediğini görüyoruz. Sonrasında ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Vincent yibe tuvalette tabi o sırada... Jules ile atışıyorlar. Filmde ilk defa birileri ölmeden sonuçlanan bir sahne oluyor diyebiliriz burada.
Yapımcıların filmlerini tek tek izleme olayı bazen çok cazip geliyor. Böyle bir şeye karar verdiğim durumda biri kesinlikle Tarantino olur. Filmlerini çok sevdiğimden değil, inanılmaz kendine has olduğundan. Her filmde ondan bir şey görmek gerçekten hoş olabilir. Ama bunun için bir araştırma ve araya film almadan sadece onun yapımlarını izlemek gerekiyor. Cesaret edebildiğim gün burada kesinlikle yorum paylaşacağım.
✔️7/10
'20.01.26
Spoiler içeriyor
✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 1 } #22 Clarice Starling adında, FBI eğitiminin gözde öğrencilerinden biri bir gün yanında çalışmak istediği hocası Jack Crawford tarafından bir göreve yollanıyor. Bu görev, Dr. Hannibal Lecter…devamı✨️ Tatil bitene kadar her gün 1 popüler film izliyorum. { Gün 1 }
#22
Clarice Starling adında, FBI eğitiminin gözde öğrencilerinden biri bir gün yanında çalışmak istediği hocası Jack Crawford tarafından bir göreve yollanıyor. Bu görev, Dr. Hannibal Lecter adında psikiyatri hastasıyla ropörtaj yapmak. Bu adam yamyam olarak biliniyor ve kimseyle konuşmuyor. Belki Starling'in onu konuşturabileceği ve bir şeyler öğrenebileceği umuluyor. Ortada bir de Buffalo Bill diye bir adam var. Aslında bu adamla ilgisi olup olmadığı da öğrenilmeye çalışılıyor.
Bu inanılmaz zeki ve inanılmaz psikopat adamın, ilk görüşmelerinden sonra Starling'e bir nebze de olsa yakınlık hissettiğini görüyoruz. Onunla uğraşan yan koğuşundaki bir adamı konuşarak öldürdüğü haberi geliyor. Starling'e gidecekken bir isim veriyor: Mofet. Ayrıca cümlesinde "Your Self" kısmı Starling'e garip geldiğinden Mofet hakkından hiçbir bilgi bulamayınca Your Self olarak araştırma yapıyor ve bu adla bir depo buluyor. Oraya gidiyor. Bu depoda 31. birimin on yıllığına Bayan Hester Mofet adına kiralandığını görüyor. Oraya giriyor. İçerisi curcuna. Sonrasında bunun bir anagram olduğunu çözebiliyor Starling. "The Rest Of Me"
Depoda kavanozun içinde bir kafa bulmuştu ve onun gerçek adının Benjamin Respail olduğunu, eski bir hastasına ait olduğunu söylüyor. Bunun da acemi bir katilin dönüşümğ olduğunu söylüyor. Kendisinin öldürmediğini, başkasının yaptığını ima ediyor ve burada aslında ipler başta aradığımız adama; Buffalo Bill'e bağlanıyor. "Bizim küçük Billy başka kadın kurbanlar aramaya başlamıştır." diyerek gerçekten tanıdığını da göstermiş oluyor. Bu adamın kurbanlarını 3 gün canlı tuttuğu, öldürmeden hiçbir fiziksel işkence yapmadığını biliyoruz. Öldürdükten sonra ise derilerini yüzüyor ve her seferinde farklı bir nehire atıyor. Sonrasında da gerçekten bir Buffalo Bill cinayeti izliyoruz. Kızın ağzından bir kelebek kozası çıkıyor ve bu kelebeklerin sadece Asya'da bulunduğunu yani birinin bunları evinde beslediğini anlıyoruz. Bu türün anlamı 'değişim' demekmiş. Billy de böyle bir değişim istiyormuş. Starling bu kavazondaki kafayı bulduktan sonra travesti olduğunu düşünmüştü. Bu sefer de böyle bir noktaya ayak basıyor. Travestiler ve şiddetin literatürde beraber geçmediği, genelde daha pasif olduklarını söylüyor. Sonrasında ise Dr. Lecter, Billy'nin gerçek bir travesti olmadığını ama öyle olduğunu sandığını söylüyor. Öyle olmaya çalışan, cinsiyet değiştirmek isteyen biri. Billy'nin böyle doğmadığını, yaşadıklarının onu bu hale getirdiğini de ekliyor.
Buffalo Bill, gerçek adıyla Louis Friend. Dr. Lecter ile hastası Benjanin Raspail aracılığıyla tanışıyor. İkisi sevgiliymiş. Bir travestiyi öldürdüğü ve derisini yüzdüğü için Benjamin, Louis'den korkmaya başlamış. Son kaçırılan Catherine, senatörün kızı olduğu için aslında Lecter'ın önüne böyle anlaşmalar çıkarıyorlar. Kızın ölmemesi için, psikopata biraz daha imkan sağlayabilirler yani. Bir pencere, bir adada ayda bir gün dolaşabilmek gibi imkanlar. Bunları Clarice'in bilgi almak için uydurduğunu Lecter'a söylediklerinde o da Billy hakkında bir şeyler uydurmaya başlamış anlaşılan. Mesela Louis Friend gibi; Iron Sulfate anagramı.
Aslında Lecter, diğerlerine yanlış bilgi verirken doğru bilgileri gizlice sadece Starling'e veriyor. Mesela imrenmek, aslında Billy'nin cinayetlerinin bir düzenle olması gibi minik ipuçları. Sonrasında Starling şunları fark ediyor; adam hep kilolu kadınları seçiyor ki derilerini kolayca alabilsin ve bunlardan kendine kadın kıyafetleri yapabilsin, onları 3 gün bu yüzden bekliyor ki aç kalıp zayıflasınlar, iyi bir terzi. Starling bunları çözerken Crawfold adamı bulduklarını ve adının Jamie Gumb ve diğer adıyla John Grant olduğunu söylüyorlar. Biliyoruz ki buldukları doğru kişi değil. Fakat Starling eski cinayetlerini araştırırken adamı gerçekten buluyor. İkisi baş başayken adamın o olduğunu anlıyor. İnanılmaz gerici anlardı gerçekten. Ama Starling o kadar şeye rağmen, adamı öldürmeyi başarıyor. Kalbime indi inanılmaz bir sahneydi.
Film başında Crawfold'un özellikle kendi hayatında hakkında hiçbir şey anlatma, kafanın içine girmesini istemezsin cümlesini ben unutamadım ve bu beni her konuşmalarında gerdi. Kendisinin pencereli bir koğuşa geçmesi anlaşması sırasında babasının öldüğünü anlattı. Bu kesin kötü sonuçlanacak diye düşünmeden edemedim. Onlar gerçekten birkaç görüşmeyle birbirlerini tanımaya başladılar, birbirleri hakkınsa bir şeyler öğrenmeye ve bir şeyler anlamaya başladılar.
Film boyunca Starling çok zeki gibi hissetsem de arkada hep Lecter daha zeki diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bir yandan Buffalo Bill cinayetleri çözülmeye çalışıyor ve bir yandan da konunun Lecter ile bağlantısını anlamaya uğraşıyorsunuz. Başrolümüzün doksanlarsa kadın bir FBI ajan adayı olması tabiki filmi güzel bir noktaya çekiyor. Her inceleme yerinde çok garip bir şey görmüşler gibi herkes ona bakıyor ve herkes yürüme çabasında. Kadın bir ajan olmanın zorluğunu gösteriyor film bize.
Fena bir filmdi. Bu kadar geç izlediğim için baya pişmanım. Hiç beklediğim gibi bir şey çıkmadı diyebilirim. Önyargılıydım, gerek yokmuş. Basit bir korku filmi olur sanmıştım. İnanılmaz bir yapımdı.
✔️10/10
'19.01.26
Spoiler içeriyor
2026'nın ilk filmini izleyelim o zaman. Geçen yıl gerçekten çok az film izledim ve bu yıllardır en kötü sayı oldu benim için. Bu yıl biraz daha film izlemeye özen göstermek hedeflerimden biri diyebilirim. Çerezlik filmler tabiki olacak ama IMDB250 listeme…devamı2026'nın ilk filmini izleyelim o zaman. Geçen yıl gerçekten çok az film izledim ve bu yıllardır en kötü sayı oldu benim için. Bu yıl biraz daha film izlemeye özen göstermek hedeflerimden biri diyebilirim. Çerezlik filmler tabiki olacak ama IMDB250 listeme de geri dönsem çok içime sinen bir yıl olabilir.
Bu dizinin bir sahnesini instagramda gördüm ve hoşuma gitti. Bir hareketin hayatı nasıl değiştirebileceğini anlatıyor gibi geldi ve konusuna bile bakmadan 2 gün sonra finallerim başlamasına rağmen açıp izlemeye başladım.
98 yapımı bir film, Gwyneth Paltrow inanılmaz genç, inanılmaz güzel. Eski filmler zaten bu dünyada en zevk aldığım şeyler o yüzden zevk alarak izlemeye başladığımı söyleyebilirim.
İlk sahnede başrolümüz Helen işinden kovuluyor ve apartopar çıktığı evine metro kullanarak geri dönüyor. Biz ise tam bu noktada, o metroya yetişen ve yetişemeyen iki Helen izliyoruz. (tam instagramda gördüğüm o sahne) Metroyu kaçırmak en fazla hayatınızın 10 dakikasını kaybettirir mesela. Fakat gerçekten kelebek etkisi denen şeye çok ama çok inanıyorum. Bunu izlemek inanılmaz olacak bence.
Birinci Helen, metroyu kaçıran Helen olsun. İkinci Helen ise kaçırmayan olsun. Bu şekilde yorumlayalım filmi.
Helen 1 metroyu kaçırdığı için mutsuz, taksi bulmak için çıkıyor ve bir de kapkaça uğrayıp kaşını filan yarıyor. Sonra hastaneye gidiyor. Hayatının çok kötü gittiğini düşünüyor büyük ihtimalle. Helen 2 ise o sırada metroda değişik adamlara uğraşıyor. James adındaki bir adam durmadan sohbet açmaya çalışarak onu rahatsız ediyor fakat fark ettirmeden de keyfini yerine getiriyor. Bunlar olurken Helen'in şu anki sevgilisi onu eski sevgilisiyle aldatıyor. Hangi Helen bunu görecek, hangisi yaşadıklarından dolayı eve yetişemeyecek diye bekliyorsunuz. Helen 2 adamı evde exiyle basarken, Helen 1 bu sahneyi kıl payıyla kaçırıyor. Helen 2, tek başına hem işten kovulmuş hem de aldatılmış şekilde bara gidip James ile karşılaşırken Helen 1 onu aldatan Gerry ile beraber aldatıldığını bilmeden ve James'e yabancı olarak aynı bara gidiyor. Helen 1 o günün sonrası garsonluk işi bulup çalışmaya başlarken Helen 2 ayrılık acısı çekerek evde oturuyor. Helen 1 bir süre sonra gerçekten hayatından zevk almamaya, başkaları tararından azarlanmaya ve ilişkisinde şüphelenip durmaya başlarken Helen 2 bir süre sonra James ile bağını güçlendirip kendi işini kuruyor. Sonrasında ikisinin de hayatları karışıyor. İki yolda da aldatan sevgili tıpış tıpış geri dönüyor. İkisinde de affedilmiyor. İkisinde de Helen hamile kalıyor. birinde Gerry'den birinde James'den ve ikisinde de kaza geçirip bebeği kaybediyor. Birinin sonunda James yanında kalırken, diğerinin sonunda yine Gerry şutlanıyor ve James ile tanışıyor.
Hayat bazen beklemediğimiz anda kötü şeyleri karşımıza yerimizden kalkıp harekete geçmemiz için çıkarıyor olabilir. Bu kötü şeyleri yaşamadığımız takdirde bir anda yaşayıp atlatabileceğimiz bir şeyin acısını yavaş ama uzun bir sürede çekmek zorunda kalabiliyoruz. Böyle olduğunda da o uzun sürede yapabileceğimiz çoğu şeyi yapamıyoruz. Hayat hangi noktada daha iyi bilemeyiz ama bir şekilde yaşıyoruz ve zamanı durduramıyoruz.
✔️6/10
'02.01.26
Spoiler içeriyor
Bir anda kdrama isteğim tuttu ve hemen ilk önerilene başladım. Yine küçük bir deniz kenarı kasabada, Jeju'da yaşayan bir aileyi görüyoruz. Aesoon ailenin en büyük kızı, babası ölmüş ve annesi başka bir adamla evlenmiş fakat bu adam iyi biri olsa…devamıBir anda kdrama isteğim tuttu ve hemen ilk önerilene başladım. Yine küçük bir deniz kenarı kasabada, Jeju'da yaşayan bir aileyi görüyoruz. Aesoon ailenin en büyük kızı, babası ölmüş ve annesi başka bir adamla evlenmiş fakat bu adam iyi biri olsa da işsiz, yan gelip yatan adamın teki. O yüzden annesi gece gündüz demeden dalarak para kazanmaya çalışıyor. Böyle kasabalarda para bu şekilde kazanılıyor. Sonrasında annesi akciğerleri artık iflas ettiği için ölüyor, kızına ölemden bu evi terk et, benim gibi hizmetçi olma, oku ve istediğin gibi şair ol dese de üvey babasının manipülasyonlarına gelen küçük kız, iki kardeşine bakmak için biraz daha, biraz daha derken liseye geçene kadar burada kalıyor. Ölmül annesinin üzerine üniversite parasını ödeyeceğine söz veriyor kalması için ama tabiki büyüdüğünde bu sözü tutmuyor ve başka bir kadınla da evlenince bizim kız ortada kalıyor.
"Jeju'da kadın olarak doğacağıma inek olsaydım..."
En güzel kısmı ise burada ona sahip çıkan bir çocuğun olması. İlk gördüğümüz yaşlarında da peşinde koşarken, beraber pazarda yan yana balık ve lahana satarlarken de kızın peşinden koşuyor. Çocuk için kız tam bir çocukluk aşkı yani. Kız şiir kitapları okurken çocuk hem onun lahanalarını pazarlıyor, hem kendi balıklarını satıyor. Bir yandan da ona hep en rahat oturağı vermesi inanılmaz tatlı ama kızda tık yok maalesef. Sonrasında aslında görüyoruz ki kız hep halinden çok utanarak büyümüş çünkü kız gerçekten çok fakir ve sonra da annesiz kalıyor. Bu yüzden hep üste çıkmaya çalışarak çocuğa kötü davranıyor fakat bu ikili bir noktada artık dayanamayıp birbirlerine kavuşuyor.
Bazı dizilerin kurgusu için ilk bölüm üzücü bir şey olabilir. Ama ben ilk defa her bölümde ağladığım bir dizi izliyorum sanırım. İkisinin hayatı beni o kadar üzüyor ki. İlk başta kızın annesini kaybetmesi klasik bir dram hikayesiydi. Ağlattı tabiki ama klasikti. Sonrasında kızın hizmetçi gibi 2 kardeşine bakmak zorunda kalışı, üvey annesi gelince evden kovuluşu, çocukla Busan'a kaçıp binbir türlü olay atlatışı, çocuğun ailesi tarafından hiç sevilmeyişi, çocuk hayallerinin peşinden gidebilsin diye ondan vazgeçmesi, kalacak tek bir yeri bile olmadığı için neredeyse zengin bir adamla evlenecek olması, bu yolda hayallerinden vazgeçmesi, sonra çocukla kavuşmaları ve bebeklerinin olması ama buna rağmen çocuğun ailesi tarafından nefret edilmesi...
Gwansik inanılmaz bir karakter. Çok küçükken kızın peşinde koşan ve annesi öldüğünde onun kadar ağlayan bir çocuktu, büyüdü ve kendi balıklarını satarken kızın da lahanalarını satmaya çalışan bir genç oldu, büyüdü ve kız kendisiyle evlensin diye her şeyden vazgeçti, büyüdü ve her yeri yara bere olana kadar eşi ve çocukları için çalışan bir adam oldu, büyüdü ve gerçekten para kazanmaya başladığında kıza ölen annesinin evini satın aldı. Büyüyüp durdu ama 7 yaşındayken de 17 yaşındayken de 27 yaşındayken de hep sevdiği kız için yaşadı. Onu üzen her şeyden vazgeçti ve onu mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yaptı.
Her şey rayına oturdu, evleri ve tekneleri oldu derken bu sefer en küçük çocuklarını kaybediyorlar ve yine hayatları yıkılıyor. Burada mesela aşklarının sarsılacağına neredeyse emindim ama onlar o kadar güçlü ki. İnanılmazlar gerçekten.
Her bölüm her dakika ağlatıyor bu dizi beni. Kızın kaderine inanılmaz üzülüyorum ve bunun yanında birbirleri için vazgeçtikleri şeylere, yaptıkları fedakarlıklara deli gibi üzülüyorum. Gerçekten her zorluğa beraber katlanmaları ve birbirlerini inanılmaz derecede sevmeleri beni aşırı etkiliyor. Hayatımda hiç bu kadar hissettiğim ve bu kadra ağladığım bir senaryo olmamıştı herhalde. Uzun süredir böyle bir dizi izlememiştim.
✔️10/10
'16.09.25 ~ 24.09.25
Spoiler içeriyor
Bu filmi çok uzun süredir izlemek istiyorum ama hiç cesaret edemiyordum. Filmi bitirdim ve o kadar pişmanım ki... Filmde 20-30 yaş arasında bir bedene ama 2-3 yaşında bir beyine sahip Bella başrolümüz. Dr. Godwin adındaki manyak psikopat adam onu ölümünden…devamıBu filmi çok uzun süredir izlemek istiyorum ama hiç cesaret edemiyordum. Filmi bitirdim ve o kadar pişmanım ki...
Filmde 20-30 yaş arasında bir bedene ama 2-3 yaşında bir beyine sahip Bella başrolümüz. Dr. Godwin adındaki manyak psikopat adam onu ölümünden çok uzun zaman geçmemişken buluyor ve karnında yaşayan bir bebek olduğunu fark ediyor. Bunu kaderin ona bir hediyesi olarak görüp bebeğin beynini kadının vücuduna yerleştiriyor. Manyak olduğunu söylemiştim...Evin her yerinde kafası ve vücudu değiştirilmiş hayvanlar görüyoruz zaten o yüzden bu senaryoyu kadının hamile olduğunu gördüğümüz an anlıyoruz.
Bella'nın bir deneyden ibaret olduğunu söylediği sahnelere rağmen ona gösterdiği şefkat insanı baya şaşırtıyor açıkçası. Fakat bazen bu da mı deneyin bir parçası diye de düşündürtüyor insanı. Ama gerçekten manyak olmasının yanında bir baba gibi de hissediyor. Bunu özellikle Bella gittiğinde görüyoruz.
Annesinin bedeninde doğan bir bebekten bahsediyoruz. Film bir yandan da beden kavramının basitliğini gösteriyor. Sonrasında beden ve zihin yaşının uyuşmasının önemini de çok net bir şekilde izliyoruz. Olgunlaşmış bedenini 3 yaşındaki zihniyle keşfetmeye çalışması ciddi bir şok yaşatıyor ama böyle olay yaşansa aynen böyle olurdu da diyorsunuz.
İçkiyi, gezmeyi ve doğayı, zevk almayı, öpüşmeyi ve sevişmeyi keşfediyor. Duncan adındaki bir adamla Lizbon'a gidiyor. Lizbona gidince resmen bir görsel şölen izliyoruz. Renkler, yapılar, müzik ve dans... Biz de Bella ile bir keşife çıkıyoruz resmen.
Emma Stone ağzınızı açık bırakıyor. İnanamıyorsunuz. Bir insanın böyle aşırı zor, aşırı saçma ve aşırı uçlarda bir rolü bu kadar mükemmel oynaması inanılmaz. Duncan da Mark Ruffalo bu arada. Yani daha dün bambaşka bir filmini izledim. İnanılmaz bir oyuncu gerçekten her seferinde beni şok ediyor. Her şeyi inanılmaz oynuyor.
Dünyanın tüm iyilikleri ve kötülüklerini teker teker keşfettiğimiz bir yapım. Daha iyi ve hızlı anlayabilmemiz, keşfedebilmemiz için sıfır günlük bir beynin olgun bir bedene konulduğunu düşünün sadece. Çünkü olay buradaki bilimden, Bella'nın varoluşundan çok daha fazlası. Olayların yaşanışı zaten inanılmaz zekice kurgulanmış ama olayların bitişi daha da inanılmaz çünkü başka bir ülkeye gitmek için olayın zekice bitirilmesi lazım. Karakterin gelişimi inanılmaz etkileyici. Her şeyi doruklarda hisseden ve her şeyden zevk alan bir kızın nasıl da hiçbir şeyi hissetmeyen bir kadın dönüştüğünü görüyoruz. Büyüyor, hayatı kendi keşfediyor, bunu yaparken yanlışları ve doğruları görüyor. Sevmeyi, sevilmeyi ve sahteliği öğreniyor. Filmin sonu resmen adım adım işleniyor.
Ruh, beden, beyin, kader ve kan bağı. Hepsi bambaşka kelimeler ama hepsi o kadar aynı kelimeler ki bu filmde. Ve bir o kadar da farklı. Çok fazla sorguluyorsunuz. Sorgulanması gerekiyor, film size bunu sorgulatıyor.
Kamera açıları, renkler, mekanlar ve gerçekten eşsiz müziğiyle inanılmaz bir filmdi. Babylon beni aynı bu yönlerden etkileyen bir film olmuştu ve bu da konusunu bir kenara bırakıp izleme zevkinin sınırlarını zorlayan bir film oldu. Hem aşırı güldürüdü hem de aşırı etkiledi. Mükemmeldi.
✔️10/10
'2.9.25
Spoiler içeriyor
#217 *Gerçek olaylar bulunmaktadır.* Spotlight 4 kişilik bir araştırma ekibi ve bir gün Marty Baron adındaki bir adam bir davatla geliyor. Rahiplerin 10 yıldır 80 küsür çocuğa taciz ettiğiyle ilgili kanıtlanamamış Goaghan adında bir dava bu. Ekip Mike, Sacha, Walter…devamı#217
*Gerçek olaylar bulunmaktadır.*
Spotlight 4 kişilik bir araştırma ekibi ve bir gün Marty Baron adındaki bir adam bir davatla geliyor. Rahiplerin 10 yıldır 80 küsür çocuğa taciz ettiğiyle ilgili kanıtlanamamış Goaghan adında bir dava bu. Ekip Mike, Sacha, Walter ve Matt'den oluşuyor.
Bu çocuklar taciz edilmelerine rağmen ses çıkaeamıyorlar çünkü genelde hepsi kötü ve küçğk mahallelerin zor yaşayan çocukları. Bunu duyurmak hem bir utanç hem de hayatlarını değiştirecek bir adım. Ayrıca kanıtlandıpında ise kilisenin sadece 20bin dolar versiği bir cezaya dönüşmüş taciz. Bunun kilisenin büyük bir olay olmasıyla alakası var tabi.
Burada zor büyümüş çocukların dini ne kaear önemsediğini anlatıyor eski bir mağdur. Rahipin sevdiği bir çocuk olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu, aralarında bir şakayla başlamasını ve sonrasında bunun iğenç şeylere doğru gitmesini ama öyle bir oyun ki ses bile çıkaramamalarını anlatıyor.
Burada olay 1 rahiple başlayıp, 13 rahipe ve sonra 86 rahip çıkacak kadar büyüyor. Filmin sonunda binlerce rahip ve binlerce mağdursan bahsediliyor. Örtbas edilen olay yerleri söyleniyor ve bu da onlarca.
Mark Rufallo'nun tam olarak bir joker oyuncu olduğunu düşünüyorum. Biyografik filmden süperkahraman filmine, romantik filmden aksiyon filmine her şeyde oynayan gerçekten mükemmel yetenekli bir oyuncu. Çok içimizden biri gibi ve bu yüzden aşırı uyuyor rollerine. Sanki yaşıyormuş gibi oynuyor. Cidden çok seviyorum ve her filmini izlemek istediğim ama ömrümün büyük ihtimalle yetmeyeceği biri.
Filmdeki gerçekliği merak ederek biraz araştırdım, spotlight ekibi ve ekip üyeleri, olay yeri ve zamanı, olayda geçen mağdue ve rahip sayıları, bahsedilen belgelerin gizlilikleri, Pikopos Law'un olaydaki yeri ve haberler sonrası istife etmek zorunda kalması gibi tüm şeyler gerçek. Fakat biz olayları birkaç aylıkmış gibi izliyoruz, bu yaşananlar yıllara yayılıyor. Ayrıca bizim olayları çözmede yardımı dokunan bir avukatımız var gibi gözükse de bu da birkaç aya indirgenmesi gibi minimuma çekilmiş bir rakam. Olayın arkasında birden fazla avukat var. Ayrıca emin olamadığımız ropörtaj sahneleri var. Mağdurların ifadelerinin doğrulunu tabiki bilemiyoruz.
Film genel olarak aşırı etkileyiciydi. Zaten böyle bir konunun etkilememesi imkansız. Böyle bir olayın etkisi inanılmaz büyük ve bunu filmde gerçekten hissedebiliyoruz. Sanki gerçek gazetecileri izlemişim gibi hissettiğim bir akıcılık ve oyuncu kadrosu vardı zaten. Mağdur sahenleri, avukatlarla konuşmalar, belgelerin açılması ve haberin basılmasına kadar her aşaması çok iyi anlatılmış, mükemmel işlenmiş. Kesinlikle puanını hak eden bir filmdi.
✔️9/10
'1.9.25
Spoiler içeriyor
Christian Bale'in bu rol için baya kilo verdiğini okumuştum daha önce ama bu kadar belirgin olacağı aklıma gelmemişti. Cidden fena gözüküyor ve bu filmde sık sık dile getiriliyor ya da direkt gösteriliyor. Ayrıca bir yıldır hiç uyumadığını söylüyor ve bu…devamıChristian Bale'in bu rol için baya kilo verdiğini okumuştum daha önce ama bu kadar belirgin olacağı aklıma gelmemişti. Cidden fena gözüküyor ve bu filmde sık sık dile getiriliyor ya da direkt gösteriliyor. Ayrıca bir yıldır hiç uyumadığını söylüyor ve bu yüzden her an uyuyabilecekmiş gibi görünüyor. Christian Bale oyunculuğu şaka değil...
Filmimiz başrolümüz Trevor'ın bir cinayet işlemesiyle başlıyor. Sonrasında ise iş yerinde Ivan adında var olmayan birini görmesiyle bir adamın elini makineye kaptırmasına neden oluyor. Kısaca deliriyor. Sonrasında da kafayı yemiş gibi davrandığından geç de olsa kovuluyor fakat buna fena takıyor. Buzdolabından kanlar akarken ve evinde postitle adam asmaca oyunu bulup dururken onun düşündüğü şey Ivan denen adam ve bunu ona kimin yaptığı oluyo. Buzdolabını açıp da içine bakar dimi bir insan. Ama bizim manyak sırf Ivan'ı bulabilmek için bir arabanın önüne atlıyor ve polise gidip o Ivan'ı gördüğü arabanın plakasını veriyor. O araba da bizim manyağın üstüne kayıtlı çıkmasın mı... Bir de üstüne panikleyip polislerden kaçarak kendini iyice gözler önüne seriyor. Tam bir manyak anlayacağınız. Aslında önceden Ivan'ın fotoğrafınu bulduğunda, bunun kendisinin fotoğrafı olduğunu ona Stevie fark ettiriyor.
Film aşırı renksiz, bu da onu olduğundan da kasvetli yapıyor tabiki. Fakat kafede çalışan Marie'nin yanında Trevor değişiyor, daha katlanılabilir ve daha az korkunç oluyor. Fakat sonrasında onun o kadar annesi ve çocuğunun da kendisini anımsattığını görüyoruz. Onun da gerçek olmadığını kafeye sonrada tekrar gidince anlıyoruz.
Filmin başındaki cinayetin kurbanı Ivan fakat tahmin edebileceğimiz gibi Ivan diye biri olmadığı için bir cinayet de yok. Evdeki 'Who are you' yazıları bu noktada mantıklı olmaya başlıyor.
Aslında filmde gördüğümüz herkes bir şeyi ifade ediyormuş. Kırmızı araba onun eski arabası, Marie'nin oğlu Nicholas vurup kaçtığı çocuk, Route 666 arabasında asılı duran şey, buzdolabındaki adam asmacasının kelimesi Miller değil Killer. Bu travmasını beyninin derinlerine itip olmamış gibi davranmış, uykusuz kalmasının ve kafayı yemesinin nedeni de buymuş aslında.
Trevor'ın gördüğü yol ayrımları kesinlikle metaforik bir anlama sahip. Bunun ne olduğunu film içinde anlamayı umuyordum. Ben bu yolların Trevor'ın seçimleri olduğunu düşünüyorum. Mesela korku tünelinde highway to hell gibi bir yola sapan Nicholas'a diğer tarafa gitmesi için bağırmıştı. Bir yol onun günahlarını ve güçsüzce kendini seçme çabasını temsil ederken diğer yol kendini rahat bırakıp teslim olduğu, artık uyuyabildiği o yolu temsil ediyor. Her seferinde kendini seçerek güçsüzleşti, zayıfladı ve en sonunda kafayı yedi. Fakat sonunda artık teslim olmaya karar verdi ve kazadan sonra ilk defa uyuyabildi.
✔️9/10
'1.9.25
Spoiler içeriyor
Tiktoktan görüp kitap okumaya başlamak bu aralar yaptığım tek ve en saran şey olabilir. Yine görüp tamam başlıyorum dediğim bu kitap hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bazıları ağladıklarını söylediği için başladım açıkçası sadece. Bir de bir limon olayı gördüm…devamıTiktoktan görüp kitap okumaya başlamak bu aralar yaptığım tek ve en saran şey olabilir. Yine görüp tamam başlıyorum dediğim bu kitap hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bazıları ağladıklarını söylediği için başladım açıkçası sadece. Bir de bir limon olayı gördüm ama zerre fikrim yoktu ne olduğuyla alakalı.
Bu kitabın ilk sayfasından itibaren büyüleyici bir şeyler hissediyorsunuz. Sihirli bir ev var, ve bu eve sahip bir teyze var. Bence 2000-2010 arası bir filmi kitaba çevirmişler. Tam olarak bunu hissediyorum çünkü. Aşırı büyülü hissediyorsunuz ve gerçekten kafamda o kadar iyi canlanıyor ki her şey anlatamam.
Clementine (biz Lemon diyelim kısaca), bir yayınevinde çalışan, başarılı, otuzuna gelmiş ve teyzesine aşırı düşkün bir kadın. Çocukluğunda beraber 40 küsür ülkeyi gezmişler ve deli dolu bir kadın kendisi. Fakat sonrasında ölüyor ve Lemon bunu aylar geçmesine rağmen atlatamıyor. Teyzesi ona o küçükken evinin sihirli olduğunu ve bir hikaye anlatmış. Burada bir kadına aşık olduğunu ama kadının 7 yıl öncesinde yaşadığını ve sadece o ev istediğinde 7 yıl öncesine gidebildiğini anlatmış. Öldükten sonra o eve yerleşen Lemon, bu evin sihrini ilk o zaman Iwan ile beraber keşfediyor.
Iwan ise Outer Banks'den o yaz için teyzesinin evinde kalmaya gelmiş, hukuk okuduğu okulunu bırakıp aşcılığa yönelmek istediği için 7 yıl öncesinde iş arayan 26 yaşındaki bir çocuk. (yani günümüzde 33 yaşında)
Iwan 7 evin içerisindeyken yaşanacak her şeyi bilerek günümüzde hayatına devam ederken, Lemon'un her şeyi eş zamanlı yaşaması inanılmaz bir şey. Dışarıda 33 yaşındaki Iwan'ı çok öpmek isteyip öpemezken, eve girdiğinde 26 yaşındaki Iwan'ı bulması ve istediği gibi öpebilmesi inanılmaz bir şey. Arada Lemon için sadece yarım saat var bir de.
Aslında teyzesinin intihar etmiş olması çok kırıcıydı. Vera adında o evde aşık olduğu kadın ile hep mektuplaşırlarmış ve teyzesinin ölümünden sonra bir mektup daha gelince, Lemon araştırıp kadının şimdiki yakında olan evine gidiyor. Vera ona teyzesini hatırlatıyor ve Lemon'dan öldüğünü öğreniyor. Konuşup acılarını paylaşıyorlar ve ayrılırken çocuklarının bir fotoğrafını görüyor. Vera'nın gri gözlü, burada çalışan güzel çocuğunu... Bunu nasıl tahmin edemedim cidden bilmiyorum. Iwan ilk karşılaştıklarında zaten teyzesinin annesinin çok yakın arkadaşı olduğunu ve yaz için evi kullanabileceğini söylemişti. Nesilden nesile giden bir aşk hikayesi yani bu.
Uzun süredir bir kitap okurken bu kadar heyecanlı hissetmiş miydim bilmiyorum. İçim içime sığmayacak şekilde okudum. Her şey çok masumdu ve şefkat hissedebiliyordunuz. Her şeyi anlamak ve buna rağmen kabullenememek, her şeyi kabullenmek ve buna rağmen acı çekmek çok garipti gerçekten. İnanılmaz hissettirdi. Sihirli bir evin anlatıldığı sihirli bir kitap. İlmek ilmek içinize işliyor.
✔️10/10
'09.08.25 ~09.08.25