“Netice: Fena bir nesil yetiştiği hakkındaki iddialar ne derece doğru olursa olsun, gençliğe hücum etmekte haksızız. Haksızız, çünkü yaptığı heykeli yumruklayan bir heykeltraş vaziyetindeyiz. Gençlik bizim eserimizdir.”(1941) Peyami Safa, Eğitim, Gençlik, Üniversite, s.196
Üzüntülerimizle beraber yaşayalım" başlıklı bir Fransızçalışma makalede, General de Gaulle'ün şu sözü var: "Meseleler halledilmez, onlarla beraber yaşanır." Öyleyse marifet, bu hırçın hayat arkadaşıyla geçinmesini bilmektir. Eğitim - gençlik - üniversite / Peyami Safa
En rahat, en dinç ve zihinlerinin en açık vakitlerinde yazın serin, kışın sıcak sınıflarında elli dakikalık dersten çıkmak için bir ân önce zili bekleyen ve sınıftan birbiriyle yarışarak çıkan bu asrın talebelerinden Allah'a sığınırız. Sanki yangından kaçıyorlar ya da zâlim…devamıEn rahat, en dinç ve zihinlerinin en açık vakitlerinde yazın serin, kışın sıcak sınıflarında elli dakikalık dersten çıkmak için bir ân önce zili bekleyen ve sınıftan birbiriyle yarışarak çıkan bu asrın talebelerinden Allah'a sığınırız. Sanki yangından kaçıyorlar ya da zâlim bir kâtilin esâretinden kurtuluyorlar!
İlim yolunda / Abdülfettah Ebu Gudde
İNSANLIK DERSİ… İngiliz medeniyet tarihçisi Arnold Toynbee ile birlikte, Toroslardaki bir Yörük köyüne gittik. Köy kahvesine girince, ilk karşılaştığımız ihtiyara: - “Babacığım biz açız diyebildim... - “Oğul yeter ki, siz fukaranın olanına katlanın gerisi kolay! Nemiz varsa sizindir. Yalnız Rabbim…devamıİNSANLIK DERSİ…
İngiliz medeniyet tarihçisi Arnold Toynbee ile birlikte, Toroslardaki bir Yörük köyüne gittik.
Köy kahvesine girince, ilk karşılaştığımız ihtiyara:
- “Babacığım biz açız diyebildim...
- “Oğul yeter ki, siz fukaranın olanına katlanın gerisi kolay! Nemiz varsa sizindir. Yalnız Rabbim yoktan var eder. Onu bizden bekleme!”.
- Tercüme ettim, Toynbee şaşkınlıkla;
- “Hakiki bir filozof, hikmet ehli bir adam!” dedi.
İhtiyar çok güzel yiyecekler getirdi. Bütün ısrarlarımıza rağmen para kabul etmedi;
- “Taa nerelerden bu kuş uçmaz, kervan geçmez yere geldiniz, gönlümüze ferahlık verdiniz. Bir de para mı vereceksiniz? Ne parası?” dedi.
Ama ben çok ısrar edince:
“Bak oğul neşemizi ve gönül huzurumuzu bu ‘kahpe para’ için kaçırmaya değerse ver!”
Artık ısrar edemezdim. Toynbee’ye söylediklerini aynen tercüme ettim.
İngiliz’in gözleri yaşardı ve şunları söyledi:
“Lütfen söyleyeceklerimi aynen tercüme ediniz. Bize kelimenin en kuvvetli mânâsıyla ebedi ölçüde bir insanlık dersi verdi. Bu borcu hiçbir zaman eda edemeyeceğiz. Biz sanayileşirken büyük hatalar yaptık. Maddi servet ve modernleşmek pahasına bütün bu değerleri kaybettik. Siz de aynı tehlikeyle karşı karşıyasınız, bizden ders alın. Hep böyle kalın.”
Ramazan Arslan
Bir yazım vardı, yaklaşık 3 sene evvel yazdığım. Altından ismim silinip o kadar kişiye atfedildi ki, artık "anonim" bir hale geldi. Gelsin gelmesine de, neredeyse kırpa kırpa çeyreğini bırakmışlar. Bari bunu yapmasaydınız diyerek yazımın orjinal halini yıllar sonra sizinle paylaşayım.…devamıBir yazım vardı, yaklaşık 3 sene evvel yazdığım.
Altından ismim silinip o kadar kişiye atfedildi ki, artık "anonim" bir hale geldi. Gelsin gelmesine de, neredeyse kırpa kırpa çeyreğini bırakmışlar.
Bari bunu yapmasaydınız diyerek yazımın orjinal halini yıllar sonra sizinle paylaşayım.
Beynimiz de bir algı var "sapık" dendiği zaman sadece akla erkek gelir..
Oysa sapık kadınlar da yok mudur toplumumuzda?
Çok garip geldi değil mi okuyunca "sapık kadınlar"(!)
Şimdi tasavvur edelim;
Bir erkek düşünün ki avret mahallini iyice belli edecek tarzda çok dar bir pantolon giyse, kalçası ve mahrem uzuvları belli olsa toplum onlara;
-Sapık, rezil, ahlaksız! diye tepki gösterir değil mi?
Kesinlikle bu böyle olur.
Ama şimdi bakıyoruz, başı örtülüsünden açığına bazı hanımların giydikleri taytlar, strec pantalonlar her hatlarını belli etmekten ziyade, uzaktan bakıldığında çıplak sanılacak kadar bedenlerine yapışmış bir vaziyette!
Pekiiii, böyle bir durumda erkeğe müdahale ediliyor, erkek ayıplanıyor da, kadına neden edilmiyor?
Haa o kadının özgür yaşam tarzı değil mi?
Ben zaten kimsenin o özgürlüğüne(!) laf etmiyorum şuanda.
Sadece şunu belirtmek istiyorum;
- Erkeklere neden yok o özgürlükten?
Elhamdulillah Müslümanım! Diyorsak eğer, adımız gibi de iman ediyoruz ki İslam dininde kadın baştan aşağı avrettir!
Sokağa çıktığında örtünmesi ilahi bir emirdir!
Örtünmezse günahı vardır!
Peki kadınlar için durum bu derece ciddi olduğu halde tayt, mini etek, dekolte gibi kavramlar ona özgürlük oluyor da, erkeğe neden sapıklık oluyor?
Kadının avret mahallinin belli olması moda, erkeğin ki sapıklık öyle mi?
Nasıl oynanmış zihinlerle, algılarla görüyor musunuz?
Bu artık ilmende, bilmende ortadadır ki; kokuların bilinç ve şehvet üzerinde etkileri vardır.
Hatta geçmişte avrupada afrodizyak (cinsel uyarma, dürtü) etkisi olduğu için yasaklanan parfüm çeşitleri olmuştur.
1400 yıl evvelde bir kadının kokusunu başkasına duyuracağı şekilde kokulanıp topluma girmesi Peygamber lisanı ile yasaklanmıştır!
Müslümanım diyen bir hanım için durum bu kadar ciddi iken;
Otobüse/metroya bedenini parfüme bulayıp binen, istemsizce burnumuzun direğini sızlatan ve yanımızdan ifil ifil geçtiğinde beynimizin limbik sistemine direk şehvet hormonu uyarısı verecek kadar kokulanan bir kadın;
-Ben istediğimi giyerim bana bakmayın o zaman! Dediği gibi
-Ben istediğimi sürerim beni koklamayın da!" diyebilir mi orada bulunanlara?
Niye otobüste bulunan en az 20-30 kişinin özgürlüğü alınıyor ellerinden? Bu adamlar yol boyunca bu kadının feromon hormonu salgılatan ve dolayısı ile testesteron seviyesini yükselten o cazibeli kokusuyla beraber yolculuk yapmak zorunda mı efendim?
Ben bakın "helal olduğu halde" hiç çarşı pazarı göğüsleri yarıya kadar atletinden fırlayan tarzda gezen bir erkek görmedim.
Siz gördünüz mü?
Görsek sapık diye kovalarız muhtemelen..
Peki ben eğilip domates seçerken herhangi bir kadının göğüslerini neden görmek zorundayım?
Yani göz zinasına her dakika bulaşmama gayretinde olan ve evliliğe de güç yetiremeyen bunca genç benim gördüklerimi görüyorsa asrın Yusuf'u olmuşlardır Biiznillah!
Herşeyi geçtim!!!
Bizim evlatlarımız neden sokakta bacak, kalça, göğüs ve bizim evde "mahrem" diye öğrettiğimiz organları görmek zorunda?
Herhangi bir resmi makama, toplantıya, düğüne;
Sırt, göğüs, bacak dekoltesi içeren bir takımla gelen erkek gören oldu mu?
Yada pantolonu dizlerinin üzerinde olan bir adamı ne kadar ciddiye alırsınız?
Yaz sıcağında kadın iki düğmesini açıp rahatlarken adam niye gırtlağına kadar çektiği kravatla boğulmak zorunda?
Kadın açınca modern bayan, erkek açınca neden serseri kılıklı?
Kim koydu bu kuralları?
Kadını açarak özgürleştiren bu algı, erkeğe neden aynı açılma özgürlüğünü tanımıyor?
Olmaz ki ama.. Hani biz eşittik?
Bir bankta kalçasının tam altına gelecek kısalıkta şortu ile oturan bir adamın yanına çocuğunuzu oturtur musunuz?
Hadi ama samimi olun..
Ne münasebet değil mi?
Deli midir sapık mıdır nedir! Teklifim bile nasıl çirkin geldi size..
Peki aynı şekilde oturan, kalçasından aşağısı çıplak bir kadının giyinişi neden sizi aynı şekilde rahatsız etmiyor hiç düşündünüz mü?
Kim oynadı bizim algılarımızla?
Vel hasıl;
Sokaklarda yatak odası kıyafeti ile dolanan erkek nasıl normal değilse, o şekilde dolanan bir kadın da benim nazarımda normal değildir!
Toplum ahlakı denilen bir durum vardır.
Kimse, "ben istediğimi giyerim sen bakma" diyemez geçin bu zihniyetleri artık.
Bu durum aynı bir antilobun aslanların önünden geçipte "ben özgürüm, beni yiyemezsiniz" demesi kadar absürd bir durumdur işin özünde.
Madem açılıp saçılıp, istediğimizi giyeriz kimse bakıpta nefsi hislenmesin diyorsanız çıplaklar kampını neden kınıyorsunuz o zaman?
Bu kampta da herkes çıplak geziyor ama kimse kimseden şehvet duymuyor niye rahatsız oluyorsunuz?
Çünkü "toplum ahlakı" denilen bir durum var ve herkes bu kurallara uymak zorunda!
Bugün erkekler giyse, ahlaksız/sapık diyeceğimiz kıyafetleri, kadınlar giydiğinde sorun olmuyorsa burda bir "algı operasyonu" var demektir..
Bazı kirli eller bile bile beynimize bunları işliyor.
Toplumumuzun ahlakını bozuyorlar!
Toplumumuzun kalitesini düşürüyorlar!
Bugün evlatlarımız evde mahremiyet eğitimleri alıp, çarşı pazarda bir çok kadının göğsünü, kalçasını, bacaklarını görmek zorunda kalıyorsa bu da bir "ÇOCUK VE TOPLUM İSTİSMARI" sayılmalıdır!
Sokaklarda ki bu giyinik çıplaklar düzelmedikçe, toplumumuz da düzelmeyecektir!
Ben bir kadın olarak sokakta yürüyemez hale geliyorum. Cünkü kadının kadınada mahrem bölgeleri vardır. Ve ben o bölgelerı gördüğümde günaha giriyorum. Hal kadınlar için dahi bu kadar vahimken erkekler ne durumda düşünmesi bile zor!
Peki ağızlarını açabiliyorlar mı?
Ne mümkün!
Hele bi konuşsunlar bakalım(!)
Alemlerin Rabbi, Kuran'ı Kerim'de; "Kalbinde hastalık bulunanlardan" söz ediyor!
Kimdir bu kalbinde hastalık bulunanlar?
Bu yazıdan sonra oturup bunu tefekkür edelim.
Sonun sonundayız..
Artık ben az diyeceğim, siz cok anlayın(!)
Yağmur İbiç/ 22.02.2018
Allah'tan ümit kesmek câiz değildir. Allah'tan isteyeceğini az istemek de câiz değildir. "Yâ Rabbi şu kadar versen yeter" formunda dua edilmez. İsterken de Allah Teâlâ'nın şanına yakışır şekilde istemek lazım. Mülk O'nun, kudret O'nun, güç ve kuvvet O'nun.. Muhammed Kasım…devamıAllah'tan ümit kesmek câiz değildir. Allah'tan isteyeceğini az istemek de câiz değildir.
"Yâ Rabbi şu kadar versen yeter" formunda dua edilmez. İsterken de Allah Teâlâ'nın şanına yakışır şekilde istemek lazım. Mülk O'nun, kudret O'nun, güç ve kuvvet O'nun..
Muhammed Kasım Gültekin
İmam Nevevî, binlerce sayfadan oluşan otuzdan fazla eser kaleme almış ve 45 yaşında vefat etmiş deyince omuzlar çöküyor, mazeretler artıyor. Bisiklet sürmeyi öğrendiğimiz yaşlarda hafızlıklarını bitirmişler, duyduklarını unutmamışlar, haza alim adamlar... Durun biraz dertleşelim: Esasen şeytan ve nefsimiz bizimle oyun…devamıİmam Nevevî, binlerce sayfadan oluşan otuzdan fazla eser kaleme almış ve 45 yaşında vefat etmiş deyince omuzlar çöküyor, mazeretler artıyor. Bisiklet sürmeyi öğrendiğimiz yaşlarda hafızlıklarını bitirmişler, duyduklarını unutmamışlar, haza alim adamlar... Durun biraz dertleşelim:
Esasen şeytan ve nefsimiz bizimle oyun oynuyor. Göstermek istediğini gösteriyor. Taklit edilmesi imkansız, nev'i şahsına münhasır şahsiyetlerden mazeret duvarları örüyor. Çünkü tam tersi örnekler de var. Mesela İbn Hazm, İzz b. Abdisselam, el-Kisâî, Kaffâl el-Mervezî ve dahaları.
Kimisi otuz yaşlarında kimisi kırk yaşlarında ilme başlamış. Birisi bir şeyi yüz defa tekrar etmezsem kafama girmiyor demiş. Bir de sahabeyi düşünün. Pek çoğu ilk surelerini otuz yaşından kırk yaşından sonra duyup ezberlemiş. Şu kalıyor geriye: HİÇ BİR MAZERETİMİZ YOK!
Eğer kafamızda ezbere sahabe sayısından daha fazla futbolcu ya da şarkıcı ismi varsa; Kuran'a ve Sünnete ayırdığımızdan daha fazla vakti yemek kavgası programlarına, PUBG'ye, Netflix'e ayırıyorsak. Moral bozucu şeyler yazmayı sevmem ama kusura bakmayın VALLAHİ MAZERETİMİZ YOK.
Dünya piyasalarından anlayıp zekatı hesaplayamıyorsak, mühendislik/tıp okumayı becerip bir fıkıh usülünden anlamıyorsak, İngilizce'nin yanına eklediğimiz ikinci dil eğer Arapça değilse hele hiç kusura bakmayalım, Kudüs/Ayasofya işlerini de bi bırakalım. Biz bu dükkanı kapatalım.
Kapatalım, eğer bembeyaz sakallı bir dede küçüçük bir sıpanın doğum günü için karışık kuruşuk bir kafede "happy birthday"e el çırpıyorsa, kızlarımızı Tiktok'a emanet ettiysek ve çok acayip özgür erkek çocuklarımızın odalarında tek başlarına ne halt ettiğinden haberimiz yoksa.
Ya da bırakalım şu eski nesillerin kirli yakasını. Savaşa yeni başlayanlar için söyleyelim: Şu Tih'ten çıkamayan bizlerden bi kurtulun. Azad edin bizi. Ümit bağlamayın. 28 Şubat'taki mağduriyetlerin faturasını hala ödetmeye devam eden sahte kahramanlıklarımıza bir son verin.
Doğru dürüst güneş bile açmayan bir ada ülkesini hala güneş batmak bilmeyen bir imparatorluk olduğunu zannetmenin konforunu yaşayan, bastonlu masonların ve saçları dökülmüş Cumhuriyet ninelerinin derin devletinden fobi üreten şu kokmuş cesedlerimizin üzerine basıp geçin.
Toparlanın. Besmele çekin, hamd edin, salavat getirin. Böyle başlayın ki işler kesada uğramasın. Allah'a iman edip yürüyün. Sakın bize bakıp yenilmeyin. Sakın kurt dalamış eski köpeklerden cesaret beklemeyin. Gerekirse bizi kesip hendeklere doldurun ve yolunuza devam edin.
Hüseyin Gökalp