Film ilk yayınlandığından itibaren bir şekilde sürekli karşıma çıkıyordu. Başrolünde en sevdiğim aktörlerden biri olan Erkan Kolçak'ın da olduğunu görünce çok da ertelemeden izleyeyim dedim ve izledim. Ben filmi beğendim, lakin bir taraftan da eksik ve hatalı buldum. Filmin konusunu…devamıFilm ilk yayınlandığından itibaren bir şekilde sürekli karşıma çıkıyordu. Başrolünde en sevdiğim aktörlerden biri olan Erkan Kolçak'ın da olduğunu görünce çok da ertelemeden izleyeyim dedim ve izledim. Ben filmi beğendim, lakin bir taraftan da eksik ve hatalı buldum.
Filmin konusunu kısaca özetlemek gerekirse bir ağa kızı olan, aklı pek yerinde olmayan Sümbül ve abisiyle beraber düğünlerde enstrüman çalıp, şarkı söyleyen genç Piroz'un dağları aşan, engel tanımayan masalsı aşkı anlatılıyor. Piroz ve ailesi Dom oluyorlar.
Filmi izledikten sonra yaptığım ilk şey filmin dilime taktığı nigi na nigi na'yı tekrar dinlemek oldu, hemen ardından da Domların kim olduğuna baktım. Domlar için kısaca Hindistan'dan dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış olan çingeneler diyebiliriz. Domlar hakkında pek bilgi sahibi olamadığım için o kültürü ne kadar iyi yansıtmışlar bilemeyeceğim, fakat ben Piroz ve ailesi tarafının tiplemelerini, konuşma biçimlerini beğendim. Bir yerde film hakkında 'şive komedisi yapmışlar.' gibi bir yorum okudum, buna katılmıyorum. Benim açımdan gayet tatlı, samimi bir konuşma biçimi çıkmış ortaya.
Filmin hikayesi beni etkilemiş ve akabinde zevkle izlemiş olsam da senaryosundaki açıklıkları, mantık hatalarını görmezden gelemedim. Burada hepsinden bahsedip izlemeyenler için spoiler vermek gibi bir niyetim yok. Fakat küçük bir örnek vereceğim; Piroz'un damda baya görünür bir şekilde durmasına rağmen kimsenin onu farketmemesi göze bir hayli batan bir hataydı ve filmde bunun gibi hatalar, eksiklikler vardı. Masalsı bir romantik dram oluşturmaya çalışırken işi biraz oldubittiye getirmişler, sonucunda da eksik kalan bir şeyler olmuş.
Film biraz toplama gibiydi, özellikle Romeo ve Juliet'ten alıntı olan sahne bir hayli dikkatimi çekti, diğer yandan da Çingeneler Zamanı filmine benzetilmiş. Çingeneler Zamanı'nı henüz izlemediğim için yorum yapmayacağım bu konuda ama Romeo ve Juliet sahnesi bu esere hayran biri olarak beni mest etti.
Gelelim oyunculuklara. Genel anlamıyla ben oyuncuları ve oluşturulan karakterleri beğendim. Piroz ve Sümbül karakterleri bir yana Bülent Emin'in oynadığı Mirze karakterine hayran kaldım. Bir aşkın peşinde o kadar güzel Mecnun olmuş ki her sahnesini zevkle izledim, çığırdığı her ezgiyi zevkle dinledim. Mirze karakterinin haricinde bir de Kalender'i sevdim ben. Nedense Kalender karakteri bana o kültüre karşı yakın bir şeyler hissettirdi. Kalender'in sahnelerinde tuhaf bir şekilde hem gerildim, hem eğlendim. Evet filmde eğlenceli sahnelerde vardı. Sanırım senaryodaki eksikliğin yanında yine de beğenmemi sağlayan unsurlardan biri de dramın içinde dozunu aşmadan verdiği eğlence oldu.
Son olarak finalden bahsetmek istiyorum. Yüreğime dokunan, gerçeğe yakın, gerçeklikten bir o kadar uzak finalinden. Muazzam bir gün batımı eşliğinde Sümbül'ün sesinden Seyran Qurban şarkısıyla veda ediyoruz filme. Filmin sonuna yakışır bir ezgi, yakışır sözler olmuş. Filmin taçlandırıcısı olmuş adeta Seyran Qurban şarkısı. Kısaca şunu söyleyebilirim ki bu filme Kürtçe ezgiler çok çok fazla yakışmış.
Filmin müziklerini, tuhaf tuhaf ezgilerini çok beğendim. Özellikle filmi izlerken ve izledikten sonra gün boyunca evin içinde hay nigi na nigi na na nigi nigi na na nigi na na diye dolaştım.
Eksikleri gözardı edebilirsiniz şans verilmesi gereken bir yapım bence.