"Hiç zamanı olmayan bir adam gibiyim. Yaşamaya zaman bulamayan adam mıyım yoksa? Bir masal vardı, adam gölgesini yitirmişti... Ben neyimi yitirdim, bilemiyorum." Selçuk Baran - Bir Solgun Adam
"Yüzümün yarısı yağmur. Bunu görmen olası mı? Elimi sallasam onlarla konuşacakmışım gibi. Hem uzak hem yakın, nasıl oluyor bu, tıpkı O’nun gibi. Sen onları ne kadar çok seversen onlar o kadar az seviyorlar. Ben sevgisizliklerle karşılaşa karşılaşa büyüdüm kardeşim. Kırık…devamı"Yüzümün yarısı yağmur. Bunu görmen olası mı?
Elimi sallasam onlarla konuşacakmışım gibi. Hem uzak hem yakın, nasıl oluyor bu, tıpkı O’nun gibi.
Sen onları ne kadar çok seversen onlar o kadar az seviyorlar. Ben sevgisizliklerle karşılaşa karşılaşa büyüdüm kardeşim.
Kırık dökük bir ses, hassas, aşırı hassas bir kız çocuğu sesi gibi konuşuyordu. Yani benim gibi.
Bana niçin bu kadar uzaksın. Bu aşk bana niçin
bu kadar çok acı veriyor?
Dünyada olup biten her şeye kırgınım ben. Hayatta hiç yalnız kalmayacaksınızvama bir tarafınız hep ağrıyor, hep yalnız.
Gözlerine beyaz tebeşir çekip tüm lirik şairler uykulandılar
Bitti artık. Ölü bellekte nasıl hiçbir şey yankılanamazsa öyle işte. Bir yerlerde bir şey hâlâ kanıyor. Her şey aynı ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
Ama ben sana bir türlü yakınlaşamıyordum. Çok ama çok acı çekiyordum.
Dua etmek de zaten böyle bir şeydir: Buzla kaplı bir tarlayı geçmek.
Bütün erkekler paranoyak, kadınlardan sevgi beklemiyorlar en derinde, sert ilişkiler içinde yaşamışlar. Sevgiyi yok ediyorlar. Kadın korkusu.
Tam da öyle birine rastlamak istiyordum. Onun gibi birine... ONUN GİBİ biri daha kafamda oluşmamıştı.
Dışarıda su birikintileri var. Bir tanesi bir
Afrika mızrağı ya da yürek şeklinde. Sürekli ağlayan bir Afrika mızrağı: Yüreğim
Uyuyan kediler, usul usul yanan bir soba, dışarıda bulutlu Felemenk gökleri, dışarıda yağmur, dışarıda hüzün. İnsan pencereden bakınca böyle anlarda, çimlerin üzerindeki yağmur damlacıklarını görünce arındığını düşünüyor nedense. Gerçekten insanlar
doğa gibi hüzünle yıkanıyor.
Onu görüyordum. Henüz orada idi. Henüz
kendi değildi. Bir Bizans barbarıydı henüz. Tuhaf, yavaş ve alçak bir Tacikistan melodisi eşliğinde yeşil çekik gözleri ve uzun
beyaz saçlarıyla kendi etrafında dönüyordu henüz. Kar yağmıyordu.
Kendime hem benziyor hem benzemiyordum.
İstanbul’da bir sonbahar. Kafesini anımsa. Suçortaklarını anımsa. Suçortaklarını hatırla. Yılanların kardeşliği. Uzak kuzey gecelerini
anımsa. Senden doğan o melek tanrıyı anımsa. Madencilerin arasında büyüyen o çocuğu düşün. Bir patafizik gibi bedenime, gezegenime gir. Sabahları anımsa. Odadaki güneşi anımsa. İstanbul’da bir sonbahar. Kafesini anımsa. Ya ruhun? O hasta. O uzaklaşıyor benden
Ben ondan uzaklaşıyorum Aramızdaki boşluğa üç kedi yerleşiyor
Beni uzaklaştırmak için
Çöplükten çıkmış gibi dolaşıyor
Bahçesine çıkıyor. Otlara bakıyor
Çam ağaçlarının üstünde bir buğu kırılıyor
Hiçbir şey söylemiyor
Hiçbir şey söylemiyorum
O uzaklaşıyor benden
Ben ondan uzaklaşıyorum
Çam ağaçlarının üstünde bir buğu ayrışıyor
Elinde bir değneğe sarılı pis bir yumakla resim yapıyor,
benim portremi, ona bakıyorum. Değneği bir asa gibi tutuyor.
Başka türlü olsaydı, herkes gibi olsaydı belki olurdu diyorum.
Aynı anda başka türlü birisiyle yapamayacağımı anlıyorum.
Çok tuhaf bir duygu bu, yapıp bozmak gibi. Olanaksızlıklar
dükalığı aşk!
"
"Seni böyle ansızın görmeyi hiç ummuyordum... Bir an için hayal görüyorum sandım. Bunca yıldır hep yaptığım gibi. Tren istasyonunu hatırlıyor musun? Yağmurun altında titriyordun tıpkı şuan olduğu gibi. Rüzgar oldukça şiddetli esiyordu. Gidiyordum ama niyetim çok yakında dönmekti. Sonra kayboldum.…devamı"Seni böyle ansızın görmeyi hiç ummuyordum... Bir an için hayal görüyorum sandım. Bunca yıldır hep yaptığım gibi. Tren istasyonunu hatırlıyor musun? Yağmurun altında titriyordun tıpkı şuan olduğu gibi. Rüzgar oldukça şiddetli esiyordu. Gidiyordum ama niyetim çok yakında dönmekti. Sonra kayboldum. Bilmediğim yollarda dolaşıp durdum. Ellerimi uzatsam sana dokunabilirdim... Biliyorum ve parçalanmış zaman yeniden bütünleşirdi. Keşke sana döndüm diyebilsem ama bana engel olan bir şey var. Yolculuk bitmedi henüz. Henüz bitmedi...
Döndüğümde üzerimde bir başkasının giysileri olacak. Bir başkasının adıyla çağırılacağım. Dönüşüm beklenmedik olacak. Ve sen o tereddütlü gözlerle bana bakıp sen o değilsin diyeceksin. Sana öyle işaretler göndereceğim ki bana inanacaksın. Sana bahçendeki limon ağacından söz edeceğim. Ay ışığıyla aydınlanan küçük pencerenden. Sonra vücudun ve aşkın işaretlerini göreceksin.
Her zaman böyle olmuyor mu? Sonum başlangıcım aslında. Ne diyebilirim ki yıllardır buradan uzaktasın.
Ağlıyorsun. Evet ağlıyorum... Çünkü seni sevemiyorum.
Tanrının yarattığı ilk şey yolculuktur. Bunu şüphe takip eder ve sıla hasreti.
"
"Kitap bir liman benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumunun sınır taşları kitaplardı. Daima başka,daima yabancı,hasta bir gurur pencerelerini dış dünyaya kapayan ruh. Düşman çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yani…devamı"Kitap bir liman benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. Hayat yolculuğumunun sınır taşları kitaplardı.
Daima başka,daima yabancı,hasta bir gurur pencerelerini dış dünyaya kapayan ruh.
Düşman çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yani düşünceye ve edebiyata hür bir tercih sonunda yönelmiyorum. Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım.
Anlıyorum ki , zalim ve kıyıcı gerçekten kurtulmanın tek çaresi, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak.
Zaten yaşanılmaz bir dünya idi artık, cinsi buhran, ruhi buhran en küçük pırıltı yoktu hayatında.
Oynamadı, çocuk olmadı, içine ve kitaplara kapandı.
Gençliğim Allahsız bir çölde akıp giden başıboş bir ırmaktı.
Tenin açlığı, ruhun açlığı ve anlaşılmayan bir kalp ve anlaşılmayan bir kafa ve anlaşılmayan bir vücut. Bir pansiyon odasındadır, koca şehirde yapayalnız. Dehasıyla yalnız, kültürüyle yalnız, ıstıraplarıyla yalnız.
Yaratamıyorsun. Düşünce…düşünce berraktır, sen düşünemiyorsun. Dış dünyadan kopmuşsun, iç dünyan hasta bir hayvanın korkularını aksettiren ayna…kırık bir ayna.
Bakışlarını iç dünyasına çeviren insan, şuurun mağarasında kendi gölgesiyle karşılaşır.
Derin bir düşünceyi anlamak, o düşünceyi kavradığımız anda derin bir düşünceye sahip olmaktır. Kendi içine, kendi kalbine inmektir.
Hem yalnızız hem beraber. Bir nevi mucize.
Şiir bir mikrokozmostu. Bütün ruhunu dökmek istiyordu kelimelere; bütün çilesini, bütün tecrübelerini dökmek istiyordu.
Her kitapta kendimizi okuruz, kendimiz ile yatarız her kadında. Kitaplar, kadınlar, şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş. Onları dolduran senin kafan, senin gönlün.
İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek bu.
Bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. Boğuluyorum, ölüme koşacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. Sevdiklerim yabancılaşıyor. Kitaplar tuğla oluveriyor birden. Dostlarımın sesini tanımıyorum. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kâbus bu, bir hastalık.
"
"Son zamanlarda dünyayla tek bağlantım, şu bilinmeyen pencere, bana hep aynı müzikle karşılık veren. Kim bu? Nasıl biri? Bir sabah onu bulmaya çıkmıştım. Ama sonra bir daha düşündüm. Belki de bilmemek ve hayal etmek daha iyidir." "Neden anne, hiçbir şey…devamı"Son zamanlarda dünyayla tek bağlantım, şu bilinmeyen pencere, bana hep aynı müzikle karşılık veren. Kim bu? Nasıl biri? Bir sabah onu bulmaya çıkmıştım. Ama sonra bir daha düşündüm. Belki de bilmemek ve hayal etmek daha iyidir."
"Neden anne, hiçbir şey beklendiği gibi olmadı? Neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim? Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde? Neden? Söyle bana anne, insan neden bilmez nasıl seveceğini?''
"Neden çaresizce çürümek zorundayız... Acı ve arzularla ikiye bölünerek?"
"Tek üzüntüm bu mu? Yoksa hiçbir şeyi tamamlayamamış olmam mı? Planlarım öylece kaldı. Kelimeler oraya buraya dağıldı."
"Gülümsediğini görüyorum ama üzgünsün.''
"-Yarın ne kadar sürecek?
-Sonsuzluk ve bir gün kadar."
"Sana elma gönderiyorum, çürüyor
Sana ayva gönderiyorum, kararıyor
Sana beyaz üzüm yolluyorum,
hepsi yolda bozulmuş
Sana göz yaşlarımı yolluyorum."
"Sana deniz kenarından yazıyorum tekrar tekrar. Sana yazıyorum ve seninle konuşuyorum. Sen, sen bugünü hatırladığında, gözden ibaretmişim gibi baktım, elden ibaretmişim gibi dokundum, durup seni bekledim titreyerek.
Bugünü bana hediye et."
"Biliyorum bir gün gideceksin. Gözlerinde uzak rüzgarlar esiyor. Ama bugün, bugünü bana ver, sanki son günmüş gibi."
"Gece seni seyrettim. Uyuyor muydun, yoksa sessizce yatıyor muydun bilmiyorum. Düşünebileceklerin aklıma gelince korktum. Sessizliğini bozduğumu düşündüm."
"Uyandığımda, sen hâlâ uyuyordun. Nefes alışını seyrettim. Rüya görüyordun... Alexandre? Beni arıyormuş gibi elinle hafifçe yakaladın. Göz kapakların kıpırdadı, sonra yine uykuya daldın. Gözlerinin arasından bir damla ter yuvarlandı. Yuvarlandı, aktı. Yan tarafta, bebekten ufak bir inilti yükseldi. Kapı gıcırdadı. Bahçeye çıktım ve ağladım. (…) O anın hiç bitmemesini istemiştim! Uçmasını engellemek için bir kelebeği iğnelemek ister gibi! (…) Denize karşı yazıyorum sana, hareketsiz, gözden kaybolmuş. Ev, sıcak süt ve yaş yasemin kokuyor. Sana yazıyorum, seninle konuşuyorum... Böylece kendimi sana yakın hissediyorum, tehdit ediyorum, direniyorsun. Senin yaşamını tehdit ettiğime inanıyor musun, Alexandre? Ama ben âşık bir kadınım sadece. (…) Gece sana baktım. Uyuyor muydun, yoksa sessizce uzanıyor muydun, bilmeden. Düşünebileceklerinden korkuyordum sessiz dünyana nüfuz ederek seni de ürkütmekten. Sonra, bedenimin konuşmasına izin verdim, iyi bildiğim tek lisan, çünkü ancak o zaman tehdit edilmiş hissetmiyorsun. Ben sadece âşık bir kadınım, Alexandre. Kumlarda çırılçıplak yürüdüm. Rüzgar esti... Bir tekne geçti. Sen, uyandıramayacağım kadar uzaktaydın. Üzerimde hâlâ sıcaklığını hissediyorum. Beni hayal ettiğini hayal etmeye cesaret edemiyorum! Ah Alexandre! Bir an bile inanabilsem buna. Koca bir çığlık oluverdim sadece."
"Baban olduğum için özür dilerim Süheyl. Allah seni bize aniden verdi. Sen bebekken herkes senin babana benzediğini söylerdi. Ama iyi ki yavaş yavaş annen Meryem'e benziyorsun. Çok iyi. Büyüyüp bir adam olmana sevindim. Meryem'e gelme dedim. İki adamın sohbetini bölme.…devamı"Baban olduğum için özür dilerim Süheyl. Allah seni bize aniden verdi. Sen bebekken herkes senin babana benzediğini söylerdi. Ama iyi ki yavaş yavaş annen Meryem'e benziyorsun. Çok iyi. Büyüyüp bir adam olmana sevindim. Meryem'e gelme dedim. İki adamın sohbetini bölme. Anne ve babalar çok iyidir Süheyl. Vallahi öyle. Bunu gittiklerinde anlıyorsun. İnan bana. Yemin ederim öyle. Yeni annenin resim defterini de yırtmayasın. Güvercinler seni soruyor. İstersen arada bir uğrayıp onlara bak. Ağlama, Süheyl oğlum. Hayır, aslında erkekler ağlar. Yalnız ağlarken başını dik tutup ağla! Kendine yeni bir anne - baba bulmana sevindim. Ben de olsaydım aynısını... Söylemeyi unuttum. Ayakkabı bağlarını iyi bağla, takılıp düşmeyesin. Allah'a emanet."
22 yaşında eğlenmeye ve modaya düşkün hep çocuk kalmis bir gen kız ile hiç çocuk olamamış bir küçük kızın hikayesi... Molly ailesinden miras kalan parası ile çok iyi bir hayat yaşamaktadır ta ki her şeyini kaybedenekadar. Hayat karşısında savunmasız kalan…devamı22 yaşında eğlenmeye ve modaya düşkün hep çocuk kalmis bir gen kız ile hiç çocuk olamamış bir küçük kızın hikayesi...
Molly ailesinden miras kalan parası ile çok iyi bir hayat yaşamaktadır ta ki her şeyini kaybedenekadar. Hayat karşısında savunmasız kalan Molly iş aramaya başlar ve yolu Ray ile kesişir. Ray ihmal edilmiş bir çocuktur babası hasta annesi ise işkoliktir. Ray bir yetişkin gibi her türlü sorumluluğu üstlenir, kendi kuralları içinde yaşar, içe kapanık, duygularını yok sayan biridir. Molly ise Ray'in tam tersi çocuk gibi savurgan, anda kalan, sorumluluktan kaçan birisidir. Molly, Ray'in bakıcılığını üstlenir. İlk başlarda trajikomik bir ilişkileri olur. Sonrasında ise benzer yaralara sahip olan ikili birbirini derinlemesine anlamaya başlar. Molly'in sekiz yaşındayken ailesini kaybetmesi, Ray'in ise ailesi yanındayken dahi ailesiz kalması ikilinin benzer yaralarıdır. Bu ilişki içinde Molly yetişkin olmayı, Ray ise çocuk olmayı öğrenir.
Hikayenin işlenişi çok güzeldi. Hem dönemlik, çerez bir havası varken diğer yandan pek çok güzel noktalara değiniyordu. Yan karakterlerle olan ilişkileri dahi iyi bir şekilde işlenmişti.
Molly'in erkek arkadaşı ile olan ilişkisine baktığımızda ise Molly erkek arkadaşına bağımlı biridir, sonrasında kendine güveni geldikçe ona olan bağlarını koparabilmeyi öğrenir. Erkek arkadaşının sonrasında onun değerini anlaması da iyi bir şekilde verilmişti. Molly ilk başta bağımlı bir kimliğe sahipti, kendi ayakları üstünde duramayan, kaygılı bağlanan birisiydi. Ama hikaye içerisinde karakter gelişimi ile güvenli bağlanan birisine dönmüştü.
Arkadaşı ile olan ilişkisinde ise yine ilk baştaki bağımlı kişiliği, sorumsuz davranışları ve arkadaşının bunun üstüne kendine hakimiyet kurması ve Molly'in bundan kaçması da güzel işlenmişti. Arkadaşı ile barışmaları ise iki arkadaşın göz göze gelip birbirine bakmaları ile olmuştu. Bu da sanırım arkadaş ilişkilerinde oluşan güçlü bağın çok samimi şekilde yansıtmasıydı.
Benim filmde en beğendim nokta Ray'in karakter gelişimiydi. İlk başlarda tüm çocukluğunu reddetmiş duygularını bastırmış bir çocuk vardı. Kendine ait olmayan görevleri, sorumlulukları vardı. Yetişkinlerin dolduramadigi boşluklarını kendi dolduruyordu. Sonrasında adım adım çocuk olmayı öğrendi. Babası ile iletişim kurduğu an ise onun duygularını kabul ettiği andı. Ray ile Molly'in filcan içinde döndükleri sahnedeyse bir yetişkin bir çocuk, bir çocuk bir yetişkin vardı ikilinin karakterlerinin bulanıklığını göstermenin en güzel yollarından biri olmuş diye düşünüyorum.
Kısacası bir gençlik filminden beklenilmeyecek kadar güzel detaylara sahipti.
(Molly'in kıyafet tarzına hayran olmayan kız yoktur diye düşünüyorum:)
"
-Ben hazır olmadığımda beni yakalıyorsun. Ben deneyip yürütmek istediğimde sen ilgilenmiyorsun.
+Tanıştığımızdan beri sorun benim neyi yanlış yaptığım. Ama sorunu olan ben değilim. Sensin. Sen ve senin bencilliğin. Bütün yaptığın almaktı ve şuanda senin için hiçbir şeyim yok.
"
"
-İşini geri alabilirsin biliyorsun.
+Sanmıyorum. Sen ve ben arkadaş olacağız.
-Erişkinler çocuklarla arkadaşlık etmezler.
+Ben burada erişkin göremiyorum.
-Ben görüyorum.
"
"Her hikayenin bir sonu vardır. Ama hayatta her bir son yeni bir başlangıçtır."
"Gözler, insanın dikkatini dağıtır. Eğer gözlerini kapatırsan daha iyi öğrenirsin." ... "-Hurşit tut şunu. +Bu ne? -Ayna. +Bu ne için? -Kendini görmek için. Ona bakınca kendimi görüyorum. +Ben de görünüyor muyum? -Evet. +Neredeyim? -Bu senin yüzün, bunlar kaşların, burnun, ağazın.…devamı"Gözler, insanın dikkatini dağıtır. Eğer gözlerini kapatırsan daha iyi öğrenirsin."
...
"-Hurşit tut şunu.
+Bu ne?
-Ayna.
+Bu ne için?
-Kendini görmek için. Ona bakınca kendimi görüyorum.
+Ben de görünüyor muyum?
-Evet.
+Neredeyim?
-Bu senin yüzün, bunlar kaşların, burnun, ağazın. Bu sensin Hurşit. ... Aynayı kırdın.
+Üzgünüm, afedersin."
"Derinlik kavramını tanımadıklarından, dünyayla aradaki boşluğu bu çığırtkan sesle kapatıyorlar. Kendi öz seslerini bir kere bile duymadan ölecekler: cezaları bu." "Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Helekonuşmayı bir kere unutmuşsan." "Yorgunum. Verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. Biriktirdiklerimden. " "Sesleri ardarda, hızla…devamı"Derinlik kavramını tanımadıklarından, dünyayla aradaki boşluğu bu çığırtkan sesle kapatıyorlar. Kendi öz seslerini bir kere bile duymadan ölecekler: cezaları bu."
"Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Helekonuşmayı bir kere unutmuşsan."
"Yorgunum. Verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. Biriktirdiklerimden. "
"Sesleri ardarda, hızla izliyordu birbirini, arada hiç boşluk bırakmamacasına, ama o boşluk yine de var. Konuşmakla doldurulmayacak, elle tutulacak kadar somut, yer kaplayan bir boşluk. Araba kalksa, rüzgâr içeri esse, baskısı azalır belki."
"Belki de yıllardır dinlemeden duyduğum bir sesin yerli yerinde olmayışından..."
"Yaşanılan acılar, büyük bir hızla simgesel acılara, okunulan, düşünülen, yazılan acılara dönüşüyordu. Toplu bir sanrı gibiydi"
"yalnız, ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar"
*İstemeye hakkım var mı bilmem, ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana..."
"Yaşananların gerçek yaşama uymadığına, hiçbir zaman uymayacağına inananlar."
"Kusarak biteceğimi sandım. O ölümcül hastalığın bedenimden yıkanıp gideceğini düşündüm. Adı bin kere değiştirilmiş bir sokak köpeği gibi yeni verilecek bir ad’a yaraşmayı düşündüm."
"Birden. Neden korkunun ya da acısının nesneleriyle özdeşleşmişti böylesine? Neyin gerekçesini arama peşindeydi?"
“Yine de çatlak tabak mutfaktan eksik edilemez, vazgeçilmez bir gereçtir, öyle saklanacaktır. Bir daha ateş üstüne konulamaz, öbür tabakların arasına rastgele bulaşıklığa devrilemez, konuk önüne çıkarılamaz artık, ama gece geç saatlerde içine bisküit falan koyabilirsiniz,
artan yemeklerle bir buzluğa tıkabilirsiniz...”
"Bir yaz gecesi, kendini içinde bir gezegen kadar özgür, tek başına, mutlu saydığı denizi gözledi. Hırçındı deniz.Şimdi beyaz olacak yazılarında bunları kaç kereler anlatmıştı. Zorlamıştı."
"Her fırsatta bir dostluğa, bir sevgiye, bir teklife evet demiş ve bütün bunları da iğreti olarak, sonradan yine hayır demek üzere yapmıştı. Dünyayı işine son verebilir, kendisini işine son verilebilir bir nesneolarak görmüştü hep. Asla düşünmemişti ki... Hiçbir şeyden korkmamıştı."
"Ne çok sevmiştim! Bedenim ve belleğim ne kadar unutkandı..."
"Varolamadı, korkularına yenildi, bir tabağın, bir kilimin güzelliğini bütünlemekten öteye gidemedi."
"Kısacası, akılda kalacak bir hikâye kişisiydi. Hikâyesi, daha yokken bile."
"Yalnız, gözlerimizi birbirimizden kaçırır, ötelere
bakardık birlikte. Konuşsak, açıklasak, o şey bozulacakmış gibi."
"Bu ele geçmez anları günü gününe
kayda geçiren sonsuz fotoğraflardaki kişiler, önlerinde uzanan dünyaya, kıra değil, kendi içlerine bakıyor gibiler. Hepsi donuk, içlerinde bakılacak hiçbir şey yokmuşçasına."
"Alınmayan bir kitabı beyaza çevirmekten, hiç yazılmamış, hiç yaşanmamış saymaktan başka ne gelirdi elden? Hem o zaman başkaları, gençler, yeniler doldurabilirlerdi beyaz sayfaları. Kimbilir, belki benimkine benzeyen ya da
taban tabana aykırı düşen deneyleriyle."
"Şarkılar vardı o yaz. Her yaz gibi yazın kendi şarkıları: Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?"
"Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa." "Kimsenin aslını bilmediği, doğrusunu tutturamadığı bir şarkının hep yanlış söylenişi, söyleneceğiydi. Sözcükleri kestirilemeyene, ölüme bir çağrıydı." "Hatırlamak değil başka bir şey. Unutmamak belki..." "Üsteleme. Yolumuz ayrı çünkü. Anlayamazsın." "Bir şeylerin dışındayım…devamı"Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa."
"Kimsenin aslını bilmediği, doğrusunu tutturamadığı bir şarkının hep yanlış söylenişi, söyleneceğiydi. Sözcükleri kestirilemeyene, ölüme bir çağrıydı."
"Hatırlamak değil başka bir şey. Unutmamak belki..."
"Üsteleme. Yolumuz ayrı çünkü. Anlayamazsın."
"Bir şeylerin dışındayım biliyorum. Daha doğrusu bir şeyler bensiz sürüp gidiyor..."
"Bir şeylerden kurtuluyorum galiba. Kabuklardan alışkanlıklarımdan bu tümceyi alışkanlıkla söyledim, hiç düşünmeden.
Temiz söylenmiş ne kaldı ki geriye? "