Herkese sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir yıl diliyorum. Bol kitaplı ve filmli bir yıl olsun. Bu yıl film hedefimi gerçekleştiremesem de benim için oldukça verimli bir yıl oldu. 😊 2023 Kitap Hedefim : 186/120 2023 Film Hedefim : 137/200…devamıHerkese sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir yıl diliyorum. Bol kitaplı ve filmli bir yıl olsun.
Bu yıl film hedefimi gerçekleştiremesem de benim için oldukça verimli bir yıl oldu. 😊
2023 Kitap Hedefim : 186/120
2023 Film Hedefim : 137/200
2023 Dizi Hedefim : 58/25
Orta-üst sınıf bir Türk ailesini, mercek altına alan ve aslında belki de bir aile üzerinden bize ülkenin genel bir aile panaromasını sunan, babasının baskı ve dayatmalarına maruz kalan, kişiliği tam oturmamış belki de çoğunluğun içinde henüz varolamamış Mertkan'ın hayatının bir…devamıOrta-üst sınıf bir Türk ailesini, mercek altına alan ve aslında belki de bir aile üzerinden bize ülkenin genel bir aile panaromasını sunan, babasının baskı ve dayatmalarına maruz kalan, kişiliği tam oturmamış belki de çoğunluğun içinde henüz varolamamış Mertkan'ın hayatının bir kesitinin bu kadar realist bir yaklaşımla ekrana yansıtılması çok iyi ve başarılıydı. Özellikle o vurdumduymaz gibi gözüken ama içinde kendiyle ve "çoğunluk"la savaş halinde olma durumunu muhteşem bir oyunculukla seyirciye geçiriyor.
Bunların dışında değinilen insanların ötekileştirilmesi, sınıf ayrımı, kimlik, çevre baskısı gibi pek çok konuya da değinmesi hoştu tabii bazı sahnelerde çok hoş ifade edilmemiş olsa da.
Özet olarak filmi sevdim. Filmde tanıdık gelen kısımlar da oldu (Soliter oyununu az oynamadık. 🙈 Sevgilisinden ayrıldığında duygusal şarkılar dinleyip ağlaması, arabayla tur atmalar beni 90'lara doğru bir yolculuğa çıkardı.) ama o telefonun sesi neydi öyle beni benden aldı. 🤣🙈
Küçük yaşlarda Afrika'dan İngiltere'ye okumak için göç eden ve burada bir hayat kuran bir göçmenin hikayesi Sessizliğe Hayranlık. İsimsiz ve kırklı yaşlardaki anlatıcı, kendini bir türlü ait hissedemediği İngiltere'den köklerine ve doğduğu topraklara yolculuğa çıkar ancak orada da hiç bir…devamıKüçük yaşlarda Afrika'dan İngiltere'ye okumak için göç eden ve burada bir hayat kuran bir göçmenin hikayesi Sessizliğe Hayranlık. İsimsiz ve kırklı yaşlardaki anlatıcı, kendini bir türlü ait hissedemediği İngiltere'den köklerine ve doğduğu topraklara yolculuğa çıkar ancak orada da hiç bir şey bıraktığı gibi değildir.
Çokkatmanlı anlatımıyla etnik, ırk, dil, din ve cinsiyet gibi sorunları okurken aslında yine bir tutunamayan hikayesiyle baş başa kalıyoruz. Yazarın kalemini çok sevdim. Tavsiyemdir. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
Kalemiyle ilk defa tanışma fırsatı bulduğum Burhan Sönmez'in 2009 yılında yayımlanan ilk kitabı Kuzey, düş ile gerçeğin, masal ile yaşamın iç içe geçtiği, birinin gerçeğinin başka birinin düşü, başka birinin masalının da diğerinin yaşamı olduğu egzotik doğu masalları tadında büyüleyici…devamıKalemiyle ilk defa tanışma fırsatı bulduğum Burhan Sönmez'in 2009 yılında yayımlanan ilk kitabı Kuzey, düş ile gerçeğin, masal ile yaşamın iç içe geçtiği, birinin gerçeğinin başka birinin düşü, başka birinin masalının da diğerinin yaşamı olduğu egzotik doğu masalları tadında büyüleyici bir eserdir.
Aslında 7 bölümden oluşan bir yol hikayesidir Kuzey. Babası Aslem'in ölümüne tanıklık eden ve onun geçmişinin izlerini sürerek, gerçeğinin ya da hayalinin belki de rüyasının peşine düşen Rinda'nın varmaya çalıştığı Kuzey yolunda kendi benliğine, geçmişine belki de geleceğine yaptığı bir yolculuktur bu.
Bir kaza sonrası yaşadığı travmalardan biri olan derin uyku aşamasına geçememek, rüya görememek ve görülen hafif rüyaları ise hatırlamamak durumuna istinaden notlar aldığını ve rüyalarla ilgili böyle bir eser fikrinin ortaya çıktığını söyleyen yazar, annesine bildiği tüm masalları anlattırıp kayıt altına alır ve Kuzey'in muhteşem masalları da işte böylece ortaya çıkmış olur.
Toplumsal ve siyasal mesajların yanısıra, felsefe, psikoloji, metafizik, astronomi, mitoloji, inanç gibi konulara da değinen yazar, oluşturduğu karakterler ve ilginç isimleriyle de eserde destansı bir hava yaratmıştır. Gölgesini kaybeden Ose, rüyaları satın alan kör çerçi, Safali'deki "kardeşler" in ve Küçük Sultan'ın felsefi sohbetleri, sadece kadınların bildiği farklı bir dilde konuşan Şahmaran kadınları, masalları, hikayeleri, rüyaları, bilmeceleri ve hayallerinin peşinden koşan kahramanlarıyla epik bir şölen sunulmuştur okuyucuya.
Şahmaran Kadınları'yla, Şahmaran hikayesini modern bir tarza dönüştüren yazar, savaşçı Şahmaran Kadınlarının, Menariler'e (Kürtçe'de erkekler demek) karşı savaştıkları, ezilen, aşağılanan, tecavüz edilen, hor görülen kadınları kendi aralarına alıp iyileştirdikleri, eğittikleri, dünyayı daha iyi ve yaşanılır bir yere dönüştürmek için mücadele ettikleri ütopik bir dünya da yaratmıştır.
Safali bölümü için, İhvanı Safa’yı (İslam düşünce geleneğinin ve etrafında bir sır halesi bulunan bu akılcı düşünce grubunu) anmak için kitabın o bölümüne "Safali" adını verdiğini bir röportajında dile getiren yazar, felsefe sohbetleri için de en eskilerden Aristo, Platon, Parmenides, eskilerden İbni Rüşd, Gazali, Sühreverdi, yakın zamandakilerden Marks, Heidegger ve daha başka düşünürler üzerine okumalar yaptığını da söyler.
Büyük bir emek verilen ve her bölümünden ayrı bir zevk aldığım ama en çok Beyaz Tilki, Safali ve Şahmaran Bahçesi bölümlerini beğendiğim kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 9/10
Refik Halid Karay'ın 1913-1919 sürgün yıllarında gezdiği İstanbul, Bursa, Bilecik, Çorum, Sinop, Ankara gibi Anadolu coğrafyasını ve bu coğrafyada yaşayan insanları anlattığı hikayelerden oluşan eserde halkın, devlet ve din adamlarının eleştirilerinin yanısıra kadın hakları, politika, sosyo-ekonomik ve kültürel eleştirilere de…devamıRefik Halid Karay'ın 1913-1919 sürgün yıllarında gezdiği İstanbul, Bursa, Bilecik, Çorum, Sinop, Ankara gibi Anadolu coğrafyasını ve bu coğrafyada yaşayan insanları anlattığı hikayelerden oluşan eserde halkın, devlet ve din adamlarının eleştirilerinin yanısıra kadın hakları, politika, sosyo-ekonomik ve kültürel eleştirilere de değinilmiştir. Dönemin içinde bulunduğu koşulları ve insan panoramalarını gayet akıcı ve sade bir dille anlatan eseri okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
MÖ 469 yılı civarında doğan, "Gnothi Seauton" yani "Kendini Bil" felsefesini savunan ve Yunan felsefesinin kurucularından olan Sokrates, maalesef bizlere yazılı kaynak bırakmamış, öğrencilerinin ve ardıllarının dolaylı anlatımıyla günümüze ulaşmıştır. Bu anlatımlar, Sokrates ve muhataplarının bir konuyu soru-cevap tarzında inceledikleri…devamıMÖ 469 yılı civarında doğan, "Gnothi Seauton" yani "Kendini Bil" felsefesini savunan ve Yunan felsefesinin kurucularından olan Sokrates, maalesef bizlere yazılı kaynak bırakmamış, öğrencilerinin ve ardıllarının dolaylı anlatımıyla günümüze ulaşmıştır. Bu anlatımlar, Sokrates ve muhataplarının bir konuyu soru-cevap tarzında inceledikleri diyaloglar olarak kaleme alınmış ve bunun sonucunda da Sokratik diyalog edebi türü ortaya çıkmıştır.
MÖ 428 ya da 427 yılında doğan ve Sokrates'in öğrencisi olan Platon ise, onu en çok etkileyen ve hayatını değiştiren Sokrates’e eserlerinde sürekli yer vermiştir. Platon, hiçbir diyalogunda doğrudan kendini konuşturmadığı gibi dolaylı olarak Sokrates’in çok yakınında bulunduğunu sürekli ima etmiştir.
Eserlerinin büyük çoğunluğu günümüze kadar
gelen, nadir antik yazarlardan biri olan Platon'un Sokrates'in Savunması adı altında basılan eseri, İmparator Tiberius döneminin (MÖ 1. yüzyıl) aydın
ve astrologlarından Thrasyllos’un trajedi tetralojilerinden (dörtleme) esinlenerek hazırladığı liste baz alındığı için toplam 4 bölümden oluşmaktadır.
1- Euthyphron (Dindarlık Üzerine)
Euthyphron adlı kâhin ve din bilimci ile Sokrates
arasında geçen; dindarlık, kutsallık ve genel olarak insanın Tanrı’ya karşı görevleri hakkında bir diyalogdur.
Diyalog, diğer suçların yanında dinsizlikle de suçlanan Sokrates’in dinî inanışları hakkında da bilgi verir.
2- Apologia (Sokrates'in Savunması)
Apologia, kentin inandığı tanrılara inanmadığı, yeni tanrılar icat ettiği ve gençleri yoldan çıkardığı gerekçeleriyle suçlanan Sokrates'in dava sürecini anlatır. Sokrates’e yapılan suçlamaların yanı sıra Sokrates’in bu suçlamalara verdiği yanıtlara, bu yanıtları verirken mahkemedekilere yönelttiği akıl dolu sorulara ve olaylara felsefi açıdan bakışına da şahit oluruz.
3- Kriton (Yapılması Gerekenler Hakkında)
Kriton adlı öğrencisinin, ölümünden bir gün önce hocası Sokrates'i ziyaret ederek, onun firar etmesi ve bir yurttaşın saygı duyması gereken ilkeler üzerine tartıştıkları bir diyalogdur.
4- Phaidon (Ruh Hakkında)
Dolaylı diyaloglar kategorisine giren Phaidon, Phaidon isimli öğrencisinin, diğer öğrencileriyle birlikte, hayatının son gününde Sokrates’le yaptıkları felsefi konuşmaları, Ekhekrates’le yaptıkları sohbete aktaran bir diyalogdur.
Antik Yunan felsefesinde ruhun ölümsüzlüğünü irdeleyen en önemli eser sayılan Phaidon'da flashback tekniğinin de gayet güzel kullanıldığını görmüş oluyoruz. Okurken en çok keyif aldığım bölüm oldu diyebilirim Phaidon için. İçlerindeki en uzun bölümdü ama hiç bitmesin istedim açıkçası.
Tarihin bilinen en meşhur öğretmen-öğrenci ikilisi olan Sokrates'i ve Platon'u eserlerden de olsa tanıyabilmek çok keyifliydi. Özellikle Sokrates'in sohbetleri sırasında, anlatımındaki o sakinlik ve dinginlik beni büyüledi diyebilirim. Bazı felsefi açıklamaları biraz beyin yaksa da, tekrar tekrar okumama vesile olsa da iyi ki bu dünyadan bir Sokrates geçmiş ve iyi ki Platon, bu büyük filozofun namını bizlere dek ulaştırmış. Kitapla kalın...
Notum : 10/10
2020 Duygu Asena Roman Ödülü’nü alan Irmak Zileli'nin Son Bakış adlı romanında; aramızda yaşayan ama yaşarken görünmeyen, Gürcistan uyruklu Tina'nın ölümüne dakikalar kala bize baktığı o son bakış anında, onu ölüme götüren olaylara tanıklık ediyoruz. Romanda, Tina'nın ölüme giderken ki…devamı2020 Duygu Asena Roman Ödülü’nü alan Irmak Zileli'nin Son Bakış adlı romanında; aramızda yaşayan ama yaşarken görünmeyen, Gürcistan uyruklu Tina'nın ölümüne dakikalar kala bize baktığı o son bakış anında, onu ölüme götüren olaylara tanıklık ediyoruz.
Romanda, Tina'nın ölüme giderken ki son birkaç dakikasından hareketle, kuşaklar boyunca aktarılan geçmişine çevrilen bakışların izi sürülüyor ancak aynı zamanda okuyucunun kendi hayatına, geçmişine, varlığına ya da yokluğuna çevrilen de bir bakış bu.
Yabancı bir ülkede, kimliksiz ve kaçak yaşayan Tina'nın da aslında bizim gibi bir yaşamı ve duyguları olduğunu, bizim gibi hissedebildiğini, korktuğunu, sevdiğini, sevildiğini, üzüldüğünü, özlediğini görüyoruz. Yabancılığın ve dil bilmemenin, anlamanın ve anlatabilmenin yolunu arayan Tina'nın iç sesiyle, son yolculuğunda ona eşlik etmek gerçekten oldukça sarsıcıydı. Son zamanlarda okuduğum ve beni derinden etkileyen nadir kitaplardan biri oldu Son Bakış. Kitapla kalın...
Notum : 10/10
"Ah bizim küçük burjuva duyarlılığımız." Vedat Türkali, 1974 yılında basılan ilk romanı Bir Gün Tek Başına'da, 27 Mayıs darbesi öncesi ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosferinin arka planda olduğu çarpıcı bir aşk hikayesini sinematografik bir özellikle okuyucuya aktarıyor. Bunu yaparken de…devamı"Ah bizim küçük burjuva duyarlılığımız."
Vedat Türkali, 1974 yılında basılan ilk romanı Bir Gün Tek Başına'da, 27 Mayıs darbesi öncesi ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosferinin arka planda olduğu çarpıcı bir aşk hikayesini sinematografik bir özellikle okuyucuya aktarıyor. Bunu yaparken de 60’lı yılların siyasi yapısını, gençlik hareketini ve dönemin İstanbul’unu da gözler önüne seriyor.
Roman, halktan uzak, küçük burjuva diye nitelenen, kendisine ve eşine sevgi ve saygısını yitirmiş, çevresiyle ilişkileri bozulmaya başlamış, korkak, kıskanç, kırklı yaşlarda, evli ve çocuklu bir adam olan Kenan ile daha yirmili yaşlarında, geleceğe umutla bakan, siyasi derinliğe sahip, mücadeleci ve ateşli bir devrimci olan üniversite öğrencisi Günsel'in aşklarının etrafında dönse de Demokrat Parti döneminin siyasi yaşantısını ve karakterler üzerinden insan psikolojisine ve davranışına yönelik derin çözümlemeleri de birlikte sunuyor.
Hikayeye fon olan olayların birebir gerçek hayattan alınarak tarihine, saatine, yerine kadar okuyucuya aktaran ve yakın tarih belgesi niteliği taşıyan eser, aldığı ödüllerle de sanırım rüştünü ispat etmiştir.
Basit ve yalın bir dille anlatılan olay örgüsü çoğunlukla Kenan'ın bazen de Günsel'in perspektifinden anlatılır okuyucuya. Roman her ne kadar uzun olup zaman zaman okurken sıkıldığım noktalar olsa da yine de yakın tarihimize ışık tutması açısından bence önemli bir eserdir. Kitapla kalın...
Notum : 8/10
Zeynep Kaçar, ilk romanı Kabuk'ta üç farklı kuşaktan üç kadının hikâyesini kendi ağızlarından ustaca bir dil ve üslupla anlatıyor. Her birinin ayrı bir hikayesi olan bu kadınların kendi kabukları içinde yaşadığı acıları, kayıpları, terkedilişleri, hüzünleri, kaçışları, hayata ve birbirlerine tekrar…devamıZeynep Kaçar, ilk romanı Kabuk'ta üç farklı kuşaktan üç kadının hikâyesini kendi ağızlarından ustaca bir dil ve üslupla anlatıyor. Her birinin ayrı bir hikayesi olan bu kadınların kendi kabukları içinde yaşadığı acıları, kayıpları, terkedilişleri, hüzünleri, kaçışları, hayata ve birbirlerine tekrar tekrar tutunma çabaları sarsıcı bir dille anlatılırken bir yandan da kendi hayatınızı sorgulamanıza vesile oluyor. Genel olarak erkeklerin sadece isimlerinin olduğu romanda, ana karakter olan kadınların en temel duygusu ise yalnızlık.
Aynı aileye mensup olmanın ve bu ailede doğup büyümenin, üç kuşak boyunca devam eden sevgisizliğin izlerini taşıyan, Gülseren Budayıcıoğlu'nun da dediği gibi "Kader Motifleri" sevgisizlik üzerine çizilen bu kadınların hayatlarını okurken aile kavramının aslında ne kadar önemli olduğunu, ailenin bizi hem yetiştiren hem de kısıtlayan en kilit noktalardan biri olduğunu görüyoruz. Yazar, insanın kendisi olabilmesi için ailesine sığınmak kadar, ondan kurtulmanın çelişkisini de gözler önüne seriyor.
Kalemiyle ilk defa tanıştığım yazarın, tarzını ve anlatımını çok sevdim. Biraz içim burkularak biraz da hüzünlenerek okusam da (belki de çoğumuzun tanık olduğu) bu kadınların hikayelerini okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 9/10
Sokrates'in dar bir sokakta karşılaştığı, değneğiyle yolunu keserek insanların nerede iyi ve erdemli olarak yetişebileceğini sorduğu ve karşılığında cevap alamayınca "Öyleyse peşime takıl ve öğren" dediği öğrencisi Ksenophon, antik Yunan tarih yazıcılığının temel kitaplarından biri sayılan Anabasis'te; Pers tahtında hak…devamıSokrates'in dar bir sokakta karşılaştığı, değneğiyle yolunu keserek insanların nerede iyi ve erdemli olarak yetişebileceğini sorduğu ve karşılığında cevap alamayınca "Öyleyse peşime takıl ve öğren" dediği öğrencisi Ksenophon, antik Yunan tarih yazıcılığının temel kitaplarından biri sayılan Anabasis'te; Pers tahtında hak iddia eden Kyros'un, Yunanlı paralı askerlerden ve Anadolu halklarından oluşturulmuş bir orduyla düşük rakımlı Ege'den Pers Krallığı'nın yüksek rakımlı iç kesimlerine doğru yaptığı seferi anlatır.
Büyük bir askeri seferin güncesi şeklinde yazılan ve "yükselme" ya da "yukarı çıkma" anlamına gelen Anabasis'e, aynı zamanda yazarın anı ve deneyimlerini de içeren bir seyahatname de denilebilir. Toplam 7 kitaptan oluşan eserde, 1. kitapta Doğu'ya doğru ilerleyiş ve savaş anlatılırken diğer 6 kitapta ordunun, tıpkı Odysseia destanında olduğu gibi vatanına geri dönüşü ve sıla hasreti işlenir.
Sardeis'ten yola çıkan yaklaşık 13.000 paralı askerin Kardoukh Dağları'na vardıklarında 9.800 kişi kalmalarından dolayı, Ksenophon'un da eserin bazı bölümlerinde On Binler diye bahsettiği askerler, 215 günde 1150 fersah yol katederek gidiş ve dönüş yolculuğunu 1 yıl 3 ay gibi bir sürede tamamlamıştır.
Sade ve kolay anlaşılır bir dille, akıcı bir anlatıma sahip eseri büyük bir keyifle okuduğumu, Odysseia'yı okurken aldığım tadı aldığımı belirtmeliyim. Bir savaş günlüğü ya da macerası olması gözünüzü korkutmasın çünkü savaş sahnelerinden ziyade daha çok yolculuk üzerine odaklanan, dönüş yolunda hayatta kalabilmek adına askerlerin ve liderlerinin geçtiği zorlu sınavları, verdikleri kararları, sonuçları ve bunlardan çıkardıkları dersleri de gördüğümüz aslında hayat üzerine de dersler çıkarılabilecek nitelikte güzel bir eserdir. İlyada ve Odysseia'dan keyif aldıysanız Anabasis'i de kesinlikle tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Notum : 9/10