Keşke... Hayatınızda ne kadar 'keşke'niz oldu, hiç saydınız mı? . . . Düşündü mü ne çok keşke buluyoruz, değil mi? Gerçi hoş, düşünmesek bile buluyoruz zihnimizin bir köşesinde usul usul kemirip duran keşkeleri... Bazen düşünürüz ya keşke orada onu söylemeseydim…devamıKeşke... Hayatınızda ne kadar 'keşke'niz oldu, hiç saydınız mı?
.
.
.
Düşündü mü ne çok keşke buluyoruz, değil mi? Gerçi hoş, düşünmesek bile buluyoruz zihnimizin bir köşesinde usul usul kemirip duran keşkeleri...
Bazen düşünürüz ya keşke orada onu söylemeseydim diye...Keşke orada sussaydım, keşke orada konuşsaydım...Keşke şunu yapsaydım...Keşke bunu yapmasaydım... Keşke şu olsaydı...Keşke bu olmasaydı...
Keşke o an gitmeye cesaret edebilseydim diye mesela durmadan tekrarlarız ya aynı cümleleri bazen. Peki ya gidip de keşke kalmaya cesaret edebilseydim de der miydik?
Bu konuda uzun zamandır hayatıma dahil ettiğim bir özdeyiş var. Dal dal budaklanan olasılıklar yumağında boğulmaya başlanan her vakit insana iyi gelen hayat mottolarından...
"Olmuş olan olabilecek olanların en iyisidir."
Ya da en hayırlısıdır da denilebilir.
İnsanı rahatlatan bir yanı var bu cümlenin çünkü insana şunları fark ettiriyor:
1- Bazen bazı şeyler tamamen kontrolümüz dışındadır ve bana öyle geliyor ki kontrol edemediğimiz veya değiştiremeyeceğimiz şeyler için endişelenmek, aynı şeyin acısını iki defa yaşamak gibi... Bazen sadece akışına bırakmalı... (Mazoşist değilsek zorumuz ne kendimizle, tek seferlik acı neyimize yetmiyorsa 🙄) (Yok yok, ben tek seferde anlayamam acıyı, aşırı düşünüp tekrar tekrar yaşayınca geliyor kafası ahahahjs)
2- Her zaman yaşanma ihtimali olan bir başka seçeneğin daha iyi olabileceğini düşünürüz, taa ki o ihtimali yaşayana kadar...
3- Hayattan çoğu zaman istediğimizi değil de ihtiyacımız olanı alıyoruz, farkında olmasak ve hatta hoşumuza gitmese bile...
4- Gelelim bu cümlenin en güzel yanına... Her nereye, hangi ihtimale savrulursanız savrulun yakanızdan tutup sizi şu ana, şu saniyeye, kendinize geri getirebilmesi... Yani bazen yapılması gereken tek şey kabullenip yola devam edebilmektir.
5- Ve bu cümlede şöyle bir sihir de saklanır: En olumsuz durumu bile tutup evirip çevirip olumluya çevirebilme sırrı... Zira hayat veya gerçek nereden baktığınıza göre değişir. Bu pencerenin manzarasını beğenmedin mi, başka pencereye de mi geçemiyorsun, ee en azından camlarını sil bari...(Aa öyle deme ama sarı bezin büyüsü bir başkadır😂)
Bundan sonrası Spoiler içerir, demedi demeyin spoiler bitim noktasına kaçın⚠️
.
.
.
.
.
.
.
.
Sevdiğimiz insanlar için her zaman en iyisini isteriz ama bazen bunu yaparken en büyük zararı sevdiklerimize bizzat biz veririz. Nasıl mı? Sevdiğimiz insan adına kararlar alıp seçim hakkını elinden alarak, neye ihtiyacı olduğunu kendisinden çok daha iyi bildiğimizi sanarak... Tıpkı Evelyn'in Joy'un sesini duymaması, ne istediğini anlamaya vakit ayırmaması ama sürekli ne yapması gerektiğini de söyleyip durması gibi... Neyse ki sonunda Evelyn, canı yansa bile kalma veya gitme kararını kızına bırakma, kendi kararını vermesine izin verme noktasına geliyor ama bunu yaparken de bir yandan kendi babasının yaptığını Joy'a yapmayarak gitmesini istemediğini ve her zaman her şartta kızının yanında olmak istediğini söyleyebiliyor. Hem gitmesine izin verip hem de gitmesine izin vermemek gibi...
Bu noktaya kadar Evelyn'in bir nevi kendi babasının bir başka kopyasına dönüşmüş olduğunu görüyoruz. Evelyn'in kendisi de takdir edilmeyen, kabullenilmeyen, gurur duyulmayan bir çocukken kızının da kendisi gibi olmasını istemediği hâlde takdir etmeyen, gurur duymayan, kabullenmeyen bir ebeveyne dönüşüyor. Bu da hayat koşuşturmacası içinde eleştirdiğimiz, şikâyetçi olduğumuz durumları başkalarına yaşatma noktasına çok kolay geçebildiğimizi gösteriyor.
Bu kınadığına dönüşme kısır döngüsünün kırılma noktasının ise ilk önce kendini kabul etme olduğunu görüyoruz filmde. Kim olduğunu, ne olduğunu, tüm seçimlerini ve sonuçlarını, duygularını, sevinçlerini, acılarını, hayal kırıklıklarını, iyi kilerini teker teker kabullenme...
Bu kabullenme noktasında Evelyn'in omuzlarından büyük bir yükün kalktığını da görüyoruz. Babasının düşündüğü, kocasının vergi memuruna söylediği, kızının yaptığı, kafaya taktığı her şeyin sorumluluğunu almayı bırakıyor ve alması gereken yegane sorumluğu görüyor: Kendi düşüncelerinin ve duygularının sorumluluğu... Çünkü geri kalan her şey önemsiz ve aynı zamanda da ziyadesiyle önemli... Yaşadığı her anın kıymetini ve önemini böylece anlıyor Evelyn.
Filmde Evelyn ve Joy yani anne kız üzerinden yürütülen anlamsızlık ve mânâ çatışması bu noktada çözülüyor ya da iç içe geçiyor demek daha doğru oluyor. Zira Joy'un yarattığı kara deliğimsi bagetle anlattığı her şeyin anlamsız ve önemsiz oluşunu yani kocaman bir hiçlik düşüncesini, Evelyn tam mânâsıyla kızının baktığı yerden bakarak onu ve düşüncelerini anlayıp bir nevi o hiçliği üzerine giymesiyle kendini de anlamlandırınca üçüncü göz metaforuyla da artık her şeyi çok farklı bir yerden görür oluyor ve hâliyle de o devasa her yere ve her evrene yayılan hiçliği her şeye dönüştürmeyi başarıyor. Anlamsızlığın ve düzensizliğin içerisinde bile anlam, kaosun içinde bir düzen buluyor. Daireyle işaretlenmiş kağıt sahnesinde de zihin çatlamasının ötesine geçiyor, iki seçenek haricinde bir üçüncü seçeneğe, dengeye ulaşıyor.
Ve olay koca bir paradoksa dönüşüyor: Hiçbir şey aslında her şeydir ve her şey aslında hiçbir şey... Bu beyaz ve siyahı dengeleyip griyi bulmaktan ziyade beyazın içindeki siyahı ve siyahın içindeki beyazı görmek gibi. Sonuçta her şey zıddıyla kaimdir, değil mi?
Burada aklıma başka bir hayat mottosu daha geliyor: "Mutsuzluğunu sev, mutluluğundan iğren. Her şey birbirine karışır. Tüm kazanımlar birer kayıp, tüm kayıplar birer kazanım hâline gelir."
Bu söze bayılıyorum çünkü hayata dair derin bir anlamı var gözümde. Bilmiyorum, sizin de hayatınızda böyle anlar olmuş mudur? Hani o anın içindeyken, yaşarken en berbat şey başımıza gelmiş gibi hissederiz ya ve sanki hep de böyle berbat gidecekmiş gibi... Ama sonra bir an gelir, gelmez gibi durur ama gelir, o anın içinden çıkıp da görürüz o anı... iyi ki o an, bir başka şekil değil, tam da olması gerektiği gibi olmuş ve o anı yaşamışız, deriz. Tıpkı Evelyn'in en berbat hâli gibi duran versiyonunun aslında en mükemmel versiyonu olması gibi...
Evelyn'in döngüyü kırdığı ikinci halkaysa kocasıyla, babasıyla, kızıyla ve vergi memuru Deirdre ile sağlıklı bir iletişim kurmayı başarması. Temelde insanın anlamadığı şeyi hor görmesi gibi Evelyn de kocasını, kızını ve Deirdre'yı doğru anlamadığı gibi aynı zamanda da kendinden aşağı görerek sürekli onlara karşı her evrende kırıcı davrandığını anlıyor. Hayatındaki her şeyi mahvedip batırdıklarını düşünürken aslında hayatını anlamlandırdıklarını fark ediyor.
Bu da denkleme nezaket, anlayış, ilgi ve empati katıldığında sorunların çok daha kolay çözüldüğünü gösteriyor. Genel olarak bakıldığında Evelyn'in çevresinde görünürde hiçbir şey değişmezken; kocası, babası, kızı, çamaşırhanesi, vergi fişleri, Deirdre hiçbiri değişmezken aslında her şey değişmiş oluyor çünkü temelden Evelyn değişiyor, seçimlerinin değerini ve önemini anlıyor.
Ayrıca Evelyn'in tüm paralel evrenlerinde, kendisinin en berbat versiyonundan en gelişmiş versiyonuna kadar ortak olan bir nokta; kendini diğerlerinden üstün gördüğü bir bencilliği var ve yaşadığı bütün değişimlerin merkezinde bu yönde bir arınma da söz konusu. Evelyn, filmin başında kocası için "Bazen ben olmasam nasıl hayatta kalacak diye merak ediyorum." demesi ve sonda rakunlu aşçı Chad'e "Hiçbirimiz tek başımıza işe yaramayız. Yalnız olmaman güzel bir şey." demesinde bunu görebiliyoruz. Bu da her şey birbiri, bir diğeri için vardır, felsefesine çıkıyor. Yani bir bakıma Waymond'ın simgelediği felsefe.
Evelyn, başta ailesinin ve kendisinin hayatının daha kolay ve basit olması için didinip her gün kendi içinde yeni bir savaş verirken ve bunların hiçbirinin kocasının umrunda olmadığını sanarken aslında kocasının da Evelyn'den farklı kendi yöntemiyle bir savaş verdiğini fark ediyor. Bütün bunlar da Evelyn'i daha kolay ve basit bir hayat için bu kadar didinmesinin önemsizliğine ve mânâsızlığına çıkarıyor zira basitliğin doğası bu kadar harcanacak efordan çok uzakta dingin bir noktada saklanıyor. Kısacası filmin başında basitliğin içerisinde kaos yaşarken sonundaysa kaosun içerisinde basitliği yaşarken buluyor Evelyn kendisini.
Film bize her sahnesiyle hangi anın neye dönüşeceğini bilemeyeceğimizi söylüyor. Bazı şeyleri anlamlandırmak için doğru zamanının gelmesi ve yaşamak gerekiyor.
Ve ben filmde en çok Evelyn ve Joy'un iki kayayken Evelyn'in o ana bile bir mânâ katabildiği, olması gerekeni umursamayıp, sınırların dışına çıkıp gönlünden geçeni yaşadığı sahneyi sevdim. Joy'un "Burada hiçbir şey yapman gerekmez, sadece öylece durmak gerekir." dediği noktada bile Evelyn'in öylece durmama seçeneğinin de var olduğunu göstermesi, hiçbir şey yapamazken bile her şeyi yapabilecek güce sahip olmayı hissettirmesi, öylece durmaktan öte var olabilmesi etkileyiciydi.
.
.
.
.
.
.
.
.
⚠️Vay be ne güzel kaçtın shshfjfjk ve tebrikler spoiler yemedin 👏🏻
Bu filmi -nasıl tarif etseemm🤔- beğendim desem değil, sevdim desem değil, filme bayıldım desem değil... ben... bu filme... galiba... aşık oldum (Amaann ben de ayran gönüllü mü neyim, her önüme gelen filme aşık oluyorum ahahahsksj👁👄👁)
Film adı gibi gerçekten de her şeyi içerisinde barındırıyor, ortaya saçtığı sürüsüyle detaylardan, pek çok filmi çağrıştıran sahnelerinden yaşattığı duygulara kadar... İlk 20 dakikası film hep böyle mi gidecek ya hayal kırıklığını yaşıyorsunuz, sonra ayy ayy noluyo noluyo diyorsunuz ve nereye bağlanacak diye meraklanıyorsunuz, sonrası aile bağları, anne-kız ilişkisi, seçimlerin önemi, sorumluluklar, paralel evren, zihin sıçraması, bilinç bağlaması, kaos, nihilizm, atlama, sıçrama, hoplama rampası, zihin çatırdaması, kung fu, savaş, dövüş, barış, sevgi diyerekten filmin hızına da yetişmeye çalışırken yaşanan çıtlak çatlak zihin pörçüklenmesi 😂
Ve filmin bana hissettirdiği bir düşünceyi daha paylaşarak noktalıyorum bu yazıyı...
Hayatta bir şeylere başlamak için tamamen hazır ve iyileşmiş olmak zorunda değilsin, erteleme... 🍃
100/10
🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌟🌌