Bu gönderi kitap, film ve dizilerden bağımsız bir gönderidir. Herkese merhabalar, yaklaşık altı aydır hiç bir paylaşım yapmıyordum. Ve yazılı olarak kendimi ifade etmek istiyorum. Düşüncelerimi karşıma koyup tekrar düşünüp analiz etmek istiyorum. Konumuz kadın, çocuk cinayetleri... Aslına bakarsanız düşünmenin,…devamıBu gönderi kitap, film ve dizilerden bağımsız bir gönderidir.
Herkese merhabalar, yaklaşık altı aydır hiç bir paylaşım yapmıyordum. Ve yazılı olarak kendimi ifade etmek istiyorum. Düşüncelerimi karşıma koyup tekrar düşünüp analiz etmek istiyorum.
Konumuz kadın, çocuk cinayetleri...
Aslına bakarsanız düşünmenin, anlamaya çalışmanın en ağır ve en zor olduğu çağda yaşıyoruz. Çünkü hiç bir zaman herşey bu kadar göz önünde değildi ve herşeye tanıklık edilebilen başka bir zaman dilimi yaşanmadı.
Ne yazık ki gündemi takip etmek gibi bir hastalığım var. Ve haberleri açtığım her gün insanlığı ve insanlığımı sorgulamaktan, empati kurmaya çalışmaktan bıktım. Heleki benim gibi Türkiye gündemi yetmez birde dünya gündemine bakayım derseniz, bunun karşılığında psikolojik olarak belli bir yıpranmayı ve sorgulamayı göz önüne almanız gerekiyor. Bunun sonucunda karşında dağ, taş bile olsa insan konuşup düşüncelerini dökmek ister. Benim olayımda tam olarak bu.
Adem ve Havvadan başlamaya gerek yok ama insanlık tarihi din, toprak, şan şöhret adına yapılmış savaşlar ve bu savaşların gölgesinde yapılmış katliamlardan ibarettir.
Yok edip var olmakla yaşayan; adına insanlık denen bu virüs ne yazık ki en vahşisinden tut en iyimserine kadar bütün atalarından genlerini alarak yaşıyor.
Yoğun olarak ikinci dünya savaşının sonuna kadar milyonlarca insanın, milyonlarca insanı katlettiği bir dünyadan geriye kalmış ve nüfusu katlaranak çoğalmaya devam eden varlıklarız.
Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle, insanlığın bilgiye erişmesi kolaylaşmış, kendi tarihini okuması mümkün hale gelmiştir. İnsan ne denli vahşi bir yaratık olduğunu görmesi, okuması, anlaması hatta buna şaşırması bile çok fazla bir şeyi değiştirememiştir.
Yine de özgürlük, adalet, eşitlik, eğitim gibi kavramların içini doldurarak daha üst düzeye ulaşmış İskandinav ülkeleri bir çok bakımdan dünyaya örnek olabilmektedir.
Bu noktaya kadar haberlerde gördüklerimi okuduklarımı insanlığında geçmişini düşünerek genel bir çerçevede analiz etmeye çalıştım. Yazımın devamında kronolojik olarak çok geriye gitmeden hem ülkemizde hem de diğer ülkelerden spesifik örnekler dahilinde bir takım düşüncelerimi dile getirmek istiyorum.
Ülkemizde sosyal medyanın gücünü güçlü bir şekilde ilk defa hissettirdiği katliam Münevver Karabulut cinayetidir. Burda sosyal medyanın gücü yeni yeni keşfedilmeye başlandı. Ve o süreçten sonra artık her türlü katliam açık bir şekilde paylaşıldı ve bizler sanki Twitter ve Facebook ortaya çıktığından beri bu olayların meydana geldiğini zannettik.
Daha sonraları Amerika'da Epstein vakası ortaya çıktı ve ne yazık ki bugünlerde ikinci Epstein vakası olan Puff Diddy olayı çıktı.
Bu olaylar şok etti bir çok kesimi çünkü ABD gibi demokrasiyi dünyaya ihraç ettiğine inanılan bir ülkede bunların yaşandığına inanmak zor geliyor insanlara. Ben bu vakaları Afganistan ve Pakistan'da ki Baça bazi ahlaksızlığından farklı tutmuyorum.
Gerçekten her ülkeden verilebilecek sayısız örnek mevcut insanlığımı yitirmeye başlamadan önce beni taşma noktasına getiren ülkemizdeki olaylara da değinmek istiyorum.
Diyarbakır'da Narin, İstanbul'da İkbal ve Ayşenur.
Şu örneklerede bakınca toplumsal çürüme diye bir şey olmadığını toplumların zaten çürük olduğunu anlayabiliriz.
Birşeyleri düzeltmek en azından daha yaşanılabilir bir dünya oluşturmak istiyoruz. Bir şeyler için adım atmak istiyoruz. Hatta bir çoğumuz eğitim, yönetim yada yargı benim elimde olsaydı şunu bunu yapardım diyoruz.
Zaten Teknoloji, bilim ve haberleşmenin bu kadar yaygın olduğu, devlet mekanizmalarının çok hızlı reaksiyon verebildiği eğitimin her yere taşınabildiği bu çağda, bu olaylar bu kadar sıklıkla olabiliyorsa bunun temel sorumlusu ülkenin eğitim, yargı ve yönetim organlarıdır deyip eleştiri yapmaya ve sonra fikir sunmaya başlıyoruz.
Karşımıza başka bir acımasız gerçek çıkıyor ki, bizi yönetenler de insan ? !.
Bizzat bu yönetici konumundaki siyasetçi ve bürokratların karıştığı yada bizzat yaptığı kadın cinayetlerinden olan
Sevim Tanürek
Nadira Kadirova
Yeldane Kaharman
.
..
...
Ve niceleri aklıma geldikçe bazı şeylerin hiçte kolay değişmeyeceğini anlamak zor değil. Bu sadece ülkemize has değil, aynı örnekler gelişmiş yada gelişmemiş ülkeler içinde geçerli.
Meydana gelen vahşetlerin zaten insanlığın bir parçası olarak ele alıp normalleştirmeye çalışmıyorum. İnsanlık kökleri itibariyle kör bir kuyu iken, birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmemek, devletin eğitimi ver(e)memesi, kanunu uygula(ya)maması, yargıya müdahale etmesi sağlıklı bir toplumun oluşmasını engeller.
E yani ne olacak, ne diyorsunuz diye sorarsanız;
Kendi köşemize çekilip herşeyden önce kendimize ve ailemize bakacağız. Herşeyin ailede başladığını unutmamak lazım. İnsan, anne-babanın eğitimi üzerine büyür. Anne gün içinde gündüz kuşağı, baba akşam geldiğinde haber ve mafya dizilerine dalarsa o çocuktan çok fazla bir şey beklenmez. Sabahtan akşama kadar tiktok, pubg... diye büyür gider. Sonrada bu sosyal medyada iğrenç yorumları yapan sapkınlar yada yeni bir vahşetin failleri olarak karşımıza çıkar. İstanbul'da ki olayda katilin babası çocuğumun psikolojisi bozuktu diyor. Ama bu noktada ağzımı bozmaya biraz hakkım var değil mi?
Şimdi bu şerefsiz yaratığın, anne babasının tutuklanıp ceza evine gönderilmesi lazım. Onların anne baba olma tutkusu, başka bir anne babanın evlat acısına sebebiyet vermesinin bütün yönleriyle düşünülmesi gerekiyor.
Ne bu devirde nede başka bir devirde sadece eve ekmek götürmekle, çocuğu okula göndermekle ebeveyn olunmuyor.
Belediyelerin evliliklere onay vermeden önce, evlenecek insanlar hakkında belli başlı ruhsal, psikolojik, sosyal testler yapıp o şekilde evliliğe onay vermesi gerekiyor. 14-15 yaşında evlendirilen çocukların olduğu ülkemizde, bu mümkün mü diye soracak olursanız da, bu olayların sebebi alakalı olsun yada olmasın toplumun bütünüdür. Bunu değiştirmek istiyorsakta mevcut yönetim ve politikaların değişmesi için artık farklı tercihlere yönelmeliyiz. Tarihin gösterdiği net bir gerçek şudur ki, halk ne isterse neyi benimserse devlet onu yapar. Hükümet ve devlet bir birinden farklı kavramlardır. Ve inanın devlet denen mekanizma istenildiğinde inanılmaz derecede etkili çalışır. Ve o devleti var edende bizzat halkın kendisidir.
Evet konu saçılmaya başlamadan bir kaç şey daha söyleyeyip sonlandırmak istiyorum.
İnsanlar sosyal medyada iki yüzlü olmayı ve yeni kimlikler üretmeyi keşfetti. Gerçek hayatta bir seri katille yan yana gelmek ihtimali çok düşük iken, sosyal medyada bu kişiler bir tık ötemizde duruyor. Etkileşim yapmaya başlamak ilk adım oluyor.
Şu noktada klasik tavsiyelerin ötesine geçemeyeceğim.
Küçük yaşta kardeşiniz, yada çocuklarınız varsa onlara bütün yönleriyle sosyal medya eğitimi verin. Siz bilmiyorsanız internetten araştırın. Çocuklar yada gençler hayatı boyunca hiç bir zaman görmediği sadece sosyal medyada etkileşime geçtiği bazı insalar tarafından manipüle edilerek, hayatları karartılıyor. Zaten 85 milyon ülkenin bütün kimlik bilgileri ev adreslerine kadar çalınıp belli uygulamalarda satılığa çıkarıldığı için kötü niyetli insanların bunları kullanarak insanları korkutup manipüle etmesi çok kolaylaşıyor.
Benim söylemek istediklerim bu kadar. Bir anlam bütünlüğü sağlayamadıysam affola. Beynim şimdilik bu kadar sağlıklı düşünebiliyor.
Hepinize kazasız, belasız günler dilerim.