📌İnsan aynı türküyü aynı içtenlikle Söyleyemiyor ki uzun zaman Hayat dolduruyor her boşluğu kendince Bir başka başlangıçla Tutuşmak üzere yeniden Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun Soğuyor acılar bile Kendi yazdığımız, kaleme aldığımız şiirler dışında diğer şairlerin yazmış olduğu şiirleri hep…devamı📌İnsan aynı türküyü aynı içtenlikle
Söyleyemiyor ki uzun zaman
Hayat dolduruyor her boşluğu kendince
Bir başka başlangıçla
Tutuşmak üzere yeniden
Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun
Soğuyor acılar bile
Kendi yazdığımız, kaleme aldığımız şiirler dışında diğer şairlerin yazmış olduğu şiirleri hep kendimize okuyoruz. İnsanoğlu bu konuda böyle gelmiş ve böyle de gidecek. Şair belki çoğu şiirinde kendi acısını kaleme almış ama ben bunları kendi hayatıma göre okudum. Kendi yaşantıma, kendi duygularıma, kendi deneyimlerime göre aldım her bir dizeyi... Burada çok sevdiğim ve bana çok şey katan belki de çok zorlu zamanlarımda bana destek olan tek tük insandan bir tanesi çok güzel bir cümle kurmuştu. "Elif insanlar şiir yazar ve diğer insanlar bu şiirleri hep kendine okur, sevdiğine okur. Bu yüzden şiir mahremdir." Gerçekten de o günden sonra mahrem gibi geliyor artık. Sanki yazılan kişiye bile versen o şiirleri bir şeyler yok olacakmış gibi bir his bırakıyor.
Şükrü Erbaşın şiirlerine dair ilk eserini okuduğum için memnunun. O dizeler arasından biraz bitik bir hâlde, yüreğim dağılmış hâlde çıksam da...
Şairimiz 1953 Yozgat doğumlu bir Anadolu erkeği. Şiirlerinde de Anadolu'dan izler, Yozgat şehrinden izler gördüm. "Köylüleri niçin öldürmeliyiz" adlı şiiri döneminde dönemin cumhurbaşkanı tarafından eleştiri almış. Evet belki de biraz acımasız denilebilecek bir şiir olabilir ama haklı olduğu pek çok yanda mevcuttu. Acımasız denilebilecek kısımsa o insanların öldürülmesini cidden istemesi. Kötü olan her insanın topluma kazandırılması gerekiyor. Köylü olan insanlarında içlerinde iyi olabilecek kişiler varken şehirli olan bir çok insanın da içinde yobazlık ve cahillik mevcut. Maalesef böyle şeyler statüye pek bakmıyor. Her zaman olduğu gibi mesele yine insanlıkta bitiyor.
📌"Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işaret olarak
Onları herkesin ortasında döverler"
Hem Yozgat'ta doğan hem de hayatının büyük bir çoğunluğunu burada geçiren bir şairden söz ediyoruz.
Ankara dışında çevre illerde bulunan içanadolu illerinin bence güzel bir özetiydi. Pek tabii böyle şeyler Ankara'da da olabilir ama diğer illerde köy yerleşimleri daha mevcut. Böyle bir yerden çıkan bir adam da bu cümleleri eminim boşuna sarfetmemiştir. Zira oraların ne hâlde olduğunu göre göre büyüyor.
Başka nelere değinmiş şairimiz dizelerinde diye sorarsanız eğer içerisinde bir çok şey vardı. En yüce duygulardan birisi olan aşk, aşk kavramının olmazsa olmazı kadın, yas süreçlerine mazhar bırakan ve bir gün her canlıyı bulacak olan ölüm, kendi gibi olan şairler ve yazarların alıntıları, alıntıları ile birlikte onlar için yazdığı bir kaç dize ve olmazsa olmaz toplumsal meseleler...
-bir çocuğun varlığına dair yazılan bir çok şiir vardı, okurken acaba çocuğunu kaybetti mi diye düşündüm çoğu yerde fakat buna dair bir bilgiye rastlamadım hayatını okurken. Bu durumda o dizeler ya evladına dair yazdığı özlem veya kendi çocukluğuna dair kaleme almış olduğu dizelerdi-
Kadınlar için yazılmış şiirler demişken...
📌"Geçip giden onca erkek
Onca erkek tüm yükünü
Üstüme yıkmış gibi
Gövdem tonlarca ağırlığın altında
Bir batık gemi
Çocukluğum olmadı benim
Gençliğim olmadı"
Bir genelev çalışanı kadınının bile hissedebileceği olağan duyguları bir şairin özellikle de erkek bir şairin bu şekilde kaleme alabilmesi ne büyük bir yetenek..
Kadının kadını bile anlamadığı bu devirde Şükrü Erbaş yeteneği der susarım...
Beni çok fazla etkileyen şiiri vardı ama bir kaçına -belki daha fazlasına- değinmeden geçmek istemiyorum.
📌"Sözcük sözcük dökülen ölü duygularım benim
Yine yarım yine güdük kalan öksüz çocuklarım
Benim acılar da boy veren can çiçeklerim"
Şiir için, kendi dizeleri için kullanmış şairimiz bu dizeleri. Zira şiir çoğu zaman acı... Çoğu zaman hüzün... Çoğu zaman dermanının kalmadığı yerde yarım kalan öksüz çocuklar...
Şiir yazmak ve okumak her ne kadar güzel olsada insanın yüreğini bir noktada yorduğu da aşikar bir gerçek. -bence-
📌"Zaman buldukça uğra
Tek neşem bu benim
Beklemek ve bulmakla yaşadığım
Dili tutulmuş bu şaşkın sevinç.
Eşyalar geri çekiliyor sen gelince
Bir ayrıntı gibi içinde kaybolduğum
Sığ ilişkileri günlerin
Geri çekiliyor, dudaklarıma kadar
Yükselen sıkıntı suları
Tutunup kirpiklerinin ışığına
Mavi bir kıyıya çıkıyorum
Kurtuluyorum boğulmaktan.
Aldığım soluğu duyuyorum, varlığımı
Dünyanın benim için de var olduğunu.
Gülümseyen ve bağışlayan
Bir genişliğe dönüyor içimdeki keder
Dumanı kalkmış karlı bir dağ gibi
Açılıp aydınlanıyorum güneşinle
İnanıyorum yeniden sevgiye ve güzelliğe.
Aralarından ilgisiz geçtiğim insanlar
-Telaşlı, dalgın, uzak-
Daha bir dost görünüyor, daha bir sıcak
İçlerinden biri olduğumu duyuyorum
İyi gözle bakabiliyorum her şeye.
Gelişin hayata bağlıyor beni
Anlıyor musun
Zaman yarat ve uğra..."
Ben aşkı evvela derin bir merhamet zannettim diyen üstat Reşat Nuri Güntekin gibi özetlemiş sevgiyi Şükrü beyde.
Sevgiyi sevgili sayesinde evvela bir yaşama hevesi sandık demiş bir noktada. İnceden de sonlara doğru bir sitem vermeden bitirmemiş şiiri.
Bir kaç konuda benim ciddi anlamda yüreğimin yorulduğu bir eserdi. Bu herkes için böyle olacak diye bir kural tabii ki yok. Çünkü her bir dizesi ayrı zarif her bir dizesi ayrı anlamlı. Bunlardan bir kaçı benim için fazlasıyla anlamlıydı ve beni asıl yoran, üzen şeyde buydu tam olarak.
Yani herkes için sürpriz olabilecek bir eser denilebilir bir noktada. Şiir seven her insanında bence mutlaka okuması ve kitaplığında yer vermesi gereken birisi Şükrü beyin eserleri.
Biraz daha alıntı bırakıp kaçıyorum. İyi geceler dilerim raf ahalisi.
📌Yüreğim kırk kilitli hayal odası...
📌Aylarca bir çocuğun gülüşüne takıldı
Kalbim ki
Bulanık bir gökyüzünde duru kalmış
Tek incelik bulutuydu
Kalbim ki
Kendi yağmuruyla dolup dolup boşalan
Küçücük bir göldü
Üstünde nilüferlerden bir beyaz örtü
Boğuldu sonunda kendi sularıyla...
📌Seni koruyacağım sana bile sezdirmeden
Gökyüzü gibi uzaktan ve beklentisiz
Gereceğim yüreğimi üzerine
Sevmek biraz da bu değil midir?
Islatmasa da sesini bir daha
Bir isyan türküsü gibi sürdüreceğim yağmurunu
Düşlere ömürler veren duygu bulutunun...
📌Yanlış bir kapıyım ben
Önünde yanılmış bir çocuğun durduğu
Açılsam acılara değer kanatlarım
Açılmasam--
Simsiyah bir mutsuzluktur duruşum
📌Dillerinde bir eski bildik rüzgarla
Konuşuyor kendi merkezinde iki genç
Saçları sözlerine karışmış
Gülüşleri gamzelerinde düğümlü
📌Çok uzun gözlerinde gölgelendi özgürlüğüm
Uzun bir suskunluğu konuştuk sessizce
Çok uzun bir suskunluğu, buruksu
Anlayıp konuştuk sessizce...
📌İnsan ki anılardan bir buluttur
Hayatın sonsuzluğa akıp giden göğün de
Savruldukça çoğalır çözüldükçe birikir...
Düşmeden son damlası toprağın rahmine
Kim bilir kaç mevsim görür
Kaç rüzgar geçirir...
📌Yüzünü yakın tut biraz
Dünya geçiyor olanca görkemiyle
Tat alamıyorum
📌Katlansam kalbim, uysam aklım dayanmıyor bu çizginin çağrısına...
📌Yüreğimde büyüttüğüm gül güneşe çıkamaz
Yüreğim o gülü büyütmezse ışıyamaz
📌Bana verdiğin mutluluğu
Paylaşacak kimsem yok
Sevincimi içimde
Ve yalnız taşıyorum.
Biliyorsun ya susarak yaşamak zorundayım seni
📌Boğuldum çırpına çırpına iki duygu arasında
Yine de bir sonuca, bir sonuca varamadım...
📌Sana söylediğim bütün sözleri topla
Bir tanım çıkar onlardan kendince
Her hecesine yüreğini koyarak...
📌Sevdiğine yanıt vermedikten sonra başka kime yanıt verir yeryüzünde insan?
📌Kanıyor kendi rengine göre herkes...
📌Herkesin ömrü kendinin hem yanlış hem doğrusudur
Ve insan ölüme ancak anılarını götürür...
📌Özü gitmiş ömürler, ölü alışkanlıkların tutsakları.
📌Yaşamak bir uzun yolculuk ki
Bitirmeden biteriz
📌Duruşun bir ayrılık resmi çiziyor
Akşamın incelen sularına
Susuşun yıkıyor beni en zayıf yerimden
Bilmez miyim içindeki kederi
Yüzü yağmura gömülü düşüm
Böyle buğulu camlarda dalgın
Gözlerin iklimini yitirmiş iki bulut
Bulanıp durur bir uzak rüzgarla
Aykırı mevsimler içinde
Saçların saklar omuzlarındaki yükü...
Dönsem ve öpsem incitmeden
Alnının gücenik ülkesini
Benim ömrümsün sen, onurum, geleceğim...
Gitmek hangi acıyı onarır ki
Bilmez misin çare değil üzüntü.
📌Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.
📌Seni kendimden tanıdım çocuk
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol
Gövdesi acılardan acılara köprü
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur
Olan kendimden.
Eğildim öptüm yıkık alnından
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine
Biraz daha dedim içimden, biraz daha;
Gün olur, onuru güzel çocuk
Acı da yakışır insanın yüreğine.
📌Uzun bir suskunluğu dağlıyor türkülerimiz.
-alıntıları eleye eleye bir hâl oldum, elimden gelse tüm kitabı vereceğimi fark edince bir dur artık elif dedim-