KUR’ÂN’I KERÎM’İ NASIL OKUMALIYIZ? ◆ Allah, Kur’ân-ı Kerîm’i kullarına hem bir ibadet vesilesi hem de bir hayat nizamı olarak lütfetmiştir. O, bir yönüyle Müslümana nasıl yaşayacağını ve istikametini nasıl tayin edeceğini gösteren bir rehber; diğer yönüyle de her harfiyle ecir…devamıKUR’ÂN’I KERÎM’İ NASIL OKUMALIYIZ?
◆ Allah, Kur’ân-ı Kerîm’i kullarına hem bir ibadet vesilesi hem de bir hayat nizamı olarak lütfetmiştir. O, bir yönüyle Müslümana nasıl yaşayacağını ve istikametini nasıl tayin edeceğini gösteren bir rehber; diğer yönüyle de her harfiyle ecir kazandıran bir ibadet kaynağıdır. Müslüman, Kur’ân’ı tilavet ettiğinde bu okuyuşundan sevap kazandığı gibi, öğrendiklerini hayata tatbik ettiğinde de ayrı bir mükafata nail olur. Neticede kul, her iki halde de Allah’ın rızasına muvafık bir iş yapmıştır.
◆ Müslüman için Kur’ân okumak; tıpkı namaz kılmak veya zekat vermek gibi bir kulluk vazifesidir. Herhangi bir surenin okunması başlı başına bir ibadetken, hükümlerinin uygulanması ise Allah’ın iradesini hayata taşımaktır. Her iki hal de aynı İslam ilkesinin farklı tezahürleridir.
◆ Müslümanlar, Allah’ın kitabını hem yaşamak hem de usulünce tilavet etmekle mükelleftirler. Bu okuma eylemi, öncelikle Kur’ân-ı Kerîm’in kendi lisanı olan Arapça üzerinden ve bu dile mahsus tecvid kaidelerine bağlı kalarak icra edilmelidir. Zira Kur’ân, ibadet maksadıyla kendi dili dışındaki bir lisanla okunamaz. Bunun temel sebebi; başka bir dile tercüme edildiğinde, Kur’ân’ın kendine has lafız ve mana bütünlüğünün kaybolması, dolayısıyla ortaya çıkan metnin 'Kur’ân tilaveti' vasfını ve sevabını karşılayamayacak kadar aslından uzaklaşmasıdır.
◆ Kur’ân-ı Kerîm’in mealine nasıl bakmalıyız? Meal okumak; sadece bir metni anlamlandırma çabası değil, kulun Rabbi ile kurduğu iletişimi şuur zeminine taşıma gayretidir. Meal okumak, bir Müslüman için "anlama" yolculuğunun başlangıcıdır ancak nihayeti değildir. İmam Gazali’nin vurguladığı gibi, kalbin Kur’ân nuruyla cilalanması ve gerçek bir huşunun oluşması için okunanın manasına nüfuz etmek zaruridir; zira anlamadan okumak, mesajın kalbe ulaşmaması riski taşır. Ancak bu anlama çabası, mezhep alimlerinin çizdiği o "usul" sınırlarını ihlal etmemelidir. Meal, asla Kur’ân’ın kendisi olarak görülmemeli; tercümenin, ilahi kelamın mucizevi derinliğini ve hukuki katmanlarını tam olarak kuşatamayacağı bilinmelidir. Dolayısıyla, meale bakarak dini hüküm çıkarmaya çalışmak, ehil olmadan cerrahlığa soyunmak gibidir.
Sonuç olarak; Mümin için meal, entelektüel bir meraktan ziyade "Rabbim benden ne istiyor?" sorusuna cevap aranan bir ilk basamaktır. Kur’ân’ın evrensel mesajını duymak ve hayatı o mesaja göre tanzim etmek için kıymetli bir anahtardır. Ancak yanlış anlaşılmaları önlemek adına bu süreç, mutlaka muteber tefsirler ve hoca rehberliğiyle desteklenmelidir. Aslolan, lafzı dilde, manayı zihinde, ahlakı ise hayatta birleştirmektir.
◆ Kur’ân okumak için zaman veya mekan sınırı yoktur; günün yirmi dört saati tilavet mümkündür. Ezberden okumalar için abdest veya kıbleye dönme zorunluluğu bulunmaz. Setr-i avret kuralına riayet edilmesi -yani avret mahalli örtülmüşse- yeterlidir. Abdest şartı, yalnızca mushafı eline alarak okuyacak olanlar için geçerlidir. Netice itibarıyla, cünüplük durumu haricinde Müslüman her vakit ezberinden Kur’ân okuyabilir zira abdest okumanın şartı değil, faziletidir.
◆ Bir mümin ne kadar Kur’ân okumalıdır?
Aslında Allah’ın kelamı için belirli bir sınır çizmek ya da rakam telaffuz etmek doğru olmaz. Zira mümin, Rabbinin kelamına doyabilir mi? Elbette hayır. Bu yüzden kişi, imkan bulabildiği her fırsatta Kur’ân’la hemhal olmalıdır. Ancak burada asıl mesele miktardan ziyade sürekliliktir. Bir oturuşta Kur’ân’ı hatmedip haftalarca yüzüne bakmamaktansa, her gün düzenli olarak beş sayfa okumak çok daha kıymetlidir. Unutmamalıdır ki devamlı olan küçük bir amel, düzensiz olan büyük bir amelden daha üstündür.
| İktibas
Resûlullah’ın izinde adeta ‘yürüyen Kur’ân’ olmak ümidiyle…🌿