Bizim Büyük Çaresizliğimiz oldukça isabetli bir kitap ama onu sevmeme neden olan şey olay örgüsünün kendisinden çok insan ilişkilerini ele alış biçimi. Romanın merkezinde Ender ve Çetin’in uzun yıllara dayanan dostluğu ve hayatlarına Nihal’in girmesi var fakat kitabı yalnızca “iki…devamıBizim Büyük Çaresizliğimiz oldukça isabetli bir kitap ama onu sevmeme neden olan şey olay örgüsünün kendisinden çok insan ilişkilerini ele alış biçimi.
Romanın merkezinde Ender ve Çetin’in uzun yıllara dayanan dostluğu ve hayatlarına Nihal’in girmesi var fakat kitabı yalnızca “iki erkeğin aynı kıza âşık olması” diye okumak büyük ölçüde ıskalamak olur. Asıl mesele dostluk, büyümek, geçmişe tutunmak, kaybetme korkusu ve hayatın insanın elinden yavaşça kayması.
Bana göre en güçlü tarafı melankolisi. Bu kitapta büyük olaylardan ziyade küçük anların ağırlığı var. Kahvaltı yapmak, evde oturmak, bir arkadaşla konuşmak, geçmişi hatırlamak gibi son derece sıradan şeyler sürekli başka bir duyguyu taşıyor. Bu nedenle kitap bana biraz “hayatın en önemli dönemlerinin aslında yaşanırken ne kadar sıradan göründüğü” fikrini veriyor.
Ve romanın asıl çaresizliği burada. İnsanların birbirlerini sevmesi, birbirlerine iyi davranması ve birbirlerini anlaması bile bazı şeyleri değiştirmeye yetmiyor.
Bu yönüyle kitabın adı da çok güzel. Ender ve Çetin'in dostluğu romanın gerçek aşk hikâyesi. Nihal elbette önemli ama romanın duygusal merkezinin Ender–Çetin ilişkisi olduğunu düşünüyorum. İki insanın yıllar içinde birbirlerinin alışkanlıklarını, kusurlarını, sessizliklerini ve ruh hâllerini öğrenmesi anlatılıyor. Hatta kitabın romantik tarafını yalnızca Nihal üzerinden okumak bana biraz eksik geliyor. Çünkü Ender ile Çetin arasındaki bağda da çok yoğun bir sevgi ve birbirine ait olma hâli var. Bu yüzden kitapta beni en çok etkileyen soru şu oldu: Bir insanın hayatındaki en büyük aşk romantik olmak zorunda mı? Barış Bıçakçı bunun cevabını açıkça vermiyor. Ve iyi ki vermiyor.
Nihal çoğu zaman kendi başına bütünlüklü bir karakter olmaktan ziyade, iki erkeğin hayatında ortaya çıkan değişimin merkezi gibi duruyor. Bu da modern açıdan bakıldığında romanın tartışılabilecek taraflarından biri. Hatta daha da ileri gidersek, Nihal'in varlığı iki adamın kendi küçük, güvenli dünyalarının bozulmasına neden oluyor. Bu sene yayımlanan akademik bir okumada da Nihal'in, Ender ve Çetin'in geçmişe ve çocukluklarına bağlı kapalı dünyalarını tehdit eden bir kaybın yerine geçen figür olarak yorumlanması oldukça yerinde.
Bir de kitabın “büyümek” meselesini seviyorum. Bence Bizim Büyük Çaresizliğimiz aslında biraz yetişkinliğin yasını tutan bir roman. Ender ve Çetin yetişkinler ama onların dünyasında hâlâ gençlikten kalma bir şey var. Birlikte yaşamak, birbirlerine takılmak, gündelik hayatın küçük zevkleri... Sonra hayat içeriye giriyor ve onlara şunu hatırlatıyor: Artık hiçbir şey eskisi kadar basit değil. Bu yüzden “çaresizlik” sadece aşk konusunda değil.
Çocukluğun geri gelmeyecek olması, bazı insanların hayatından çıkması, bazı ilişkilerin hiçbir zaman tamamlanamaması ve insanın kendi geçmişini değiştirememesi de bunun içinde. Bu açıdan romanın tamamlanmamışlık duygusu çok güçlü.
Ayrıca Bıçakçı'nın anlatımı düşünce ve gözlem üzerine kurulu. Dolayısıyla kitabın güzelliği olaylarda değil, cümlelerin arasında. Bazı kitaplar insanı hikâyeleriyle değil, kendi hayatındaki insanları düşündürerek etkiler. Bizim Büyük Çaresizliğimiz biraz öyle bir kitap.