Lise dönemimden beri dinlediğim öyle bir soundtrack müzik var ki, zamanı hem hüzünle hissettiriyor hem de onun kaçınılmazlığına teslimiyetimi hatırlatıyor, bu da kaslarımı gevşetiyor, huzurlu hissettiriyor. Hans Zimmer/Time adlı parçadan bahsediyorum. Bestelendiği filmden apayrı bir yeri var bende, nedenlerini uzun…devamıLise dönemimden beri dinlediğim öyle bir soundtrack müzik var ki, zamanı hem hüzünle hissettiriyor hem de onun kaçınılmazlığına teslimiyetimi hatırlatıyor, bu da kaslarımı gevşetiyor, huzurlu hissettiriyor. Hans Zimmer/Time adlı parçadan bahsediyorum. Bestelendiği filmden apayrı bir yeri var bende, nedenlerini uzun uzun bir günlük edasıyla yazacağım.
Parça piyano ile başlıyor ve belli notaları müzik yükselse de devamlı tekrar ediyor. Bu bana zaman hakkındaki unutkanlığımızı hatırlatıyor, hep öyle oldu. Son zamanlarda yarım bıraktığım kitaplardan biri olan Tim Maudlin'in Fizik Felsefesi/Uzay ve Zaman kitabı'nda dikkatimi çeken bir şey okumuştum zaman hakkında. Zamanın aslında olmadığını ve her şeyin çürüdüğü, bir nevi entropiye teslim olduğu bu evrende bizim buna anlam atfetme gereksinimimiz olarak zaman kavramını yarattığımız yazıyordu. Aslında tuhaf ama olabilir. Akrep ve Yelkovanı aynı şaşmaz hızla hareket eden saat de insan icadı neticede. Zaman algısı da onun ürünü. Zaman ne hissedilir ne gösterilebilir. Zaman bence insanlığın kavrayamayacağı hakikatlerden birisi olarak kalacak hep. Konu uzadı ama bunu yazmalıydım.
Parçanın ilerleyişindeki yükseliş çok kademeli. Birden yükselmek yerine birkaç enstrünmanın katılması ile yükselme var. Zirve noktası bana hep yetişkinliğin doruk noktasını hatırlatırken zirveden sonraki ani çöküş birden gelen yaşlılığı acımasız olarak gösteriyor. Başlangıçtaki piyano ritimlerini tekrar net olarak duyabiliyoruz bu son kısımlarda. Çocukluk ve yaşlılık bir nevi aynı ağır tonda hissettiriyor.
Bitişteki kesilme hissi ise düpedüz ölüm. Ölümün sesi olsa benim için böyle olurdu sanırım. O sesin işitilen son ses olması ve evet, şimdi ne olacak hissiyatı...tabii o hissiyatı "yaşayan" bir insan artık yok. O sesle kelimeler de bitiyor.
Time'ı lisede iken sinemaya ve felsefeye merak saldığım o yıllar keşfetmiştim. Aynı zamanlarda büyük bir şey keşfettiğimi düşünüyordum: soundtrack müzik. Sonra sanırım birkaç yıl bu müzik türüne sardım. Filmlerini ise sonra izledim ama filmleri sanki büyüyü bozuyordu. En az Time kadar etki yapan başka bir parçası ise Chevaliers de Sangreal'di. Da Vinci's Code filminin müziğiydi o da. İntrosu mükemmeldi.Bir The Last Samurai müziği olan A Way Of Life ise apayrı bir dinginlik veriyordu. Bu ve daha nice parça ile sınavlara çalıştığım yıllardı. Ama Time eseri, apayrı bir büyü ile, yaklaşık 10 yıldır istikrarlı bir şekilde dinlediğim en müthiş eseri.
Ve farkına varıyorum ki hiç sıkılmayacağım çünkü belli nota dizilimleri olan bir eser değil salt, bana özel bir zaman algısı.