Beyler Ayn Rand okuyan var mı? Cemre Demirel'de sohbet aralarında falan sürekli duyuyorum. Kimdir bu bayan, okuyan veya dinleyen var mı? Veya Storytelde falan dinlenebiliyor mu?
Cemre Demirel namıdiğer Michael Sikkofield'ın birdiğer kitabıda buymuş. Bunuda diğer kitabını okuduktan en kısa süre sonra okuyacağım. Keşke yüklü miktarda param veya bir kişisel kredi kartım olsaydı da satın alaraktan adam destek amaçlı bi destek falan olsaydık ama yok mmaalesef.…devamıCemre Demirel namıdiğer Michael Sikkofield'ın birdiğer kitabıda buymuş. Bunuda diğer kitabını okuduktan en kısa süre sonra okuyacağım. Keşke yüklü miktarda param veya bir kişisel kredi kartım olsaydı da satın alaraktan adam destek amaçlı bi destek falan olsaydık ama yok mmaalesef. Bu arada adamın babasıda ölmüş. Açıkçası üzüldüm Allah rahmet eylesin. Youtube'da da güncel yayınları var. Temiz, güzel ve benim gibi araştırmayı seven, araştırmaya meraklı güzel bir şahsiyet. Kitabın içeriğine dikkat etmedim zira halihazırda diiğer kitabını okuyorum ama içeriğide güzeldir muhtemelen tanıtım bülteninden okuduğum kadarıyla. Bu arada bu sene okuyacağım bilmem kaçıncı kitap bu sene bi tür patlama yaptım, yaşadım maşallah nazar faln değmesin. :p
Eveet, şimdi geçelim bu kitaba. Sonda Kitap hakkındaki düşüncelerimide aktarırım buraya.
Hakan Günday'ın yeraltı romanlarını andırıyor.
Spoiler içeriyor
Anladığım kadarıyla Cemre Demirel bu yazısında tasavvufun bir şirk gibi ya da şirk gibi olmasada şirke götürecek kadar güçte bir anlayış olduğunu anlatmaya, açıklamaya çalışıyor. Açıkçası kitaba daha yenii başladım, bitirdiğimde kişisel görüşümüde buraya aktarırım. Bu adamın Youtbe'da tasavvuf hakkında…devamıAnladığım kadarıyla Cemre Demirel bu yazısında tasavvufun bir şirk gibi ya da şirk gibi olmasada şirke götürecek kadar güçte bir anlayış olduğunu anlatmaya, açıklamaya çalışıyor. Açıkçası kitaba daha yenii başladım, bitirdiğimde kişisel görüşümüde buraya aktarırım. Bu adamın Youtbe'da tasavvuf hakkında 1 videosu mevcut 2'si falanda gelir, gelecek demiş ama icraatı yok(muş) kaç senedir. Açıkçası deist olmayıp müslüman olmasından ötürü bir diğer youtuber olan Diamond Tema'dan bu adamı kendime daha yakın gördüm bağ olarak tabii manevi anlamda. Diamond'ın banave biize kattıklarınıysa açıklamama gerek yok sanırsam, her ne kkadar bende bi ara agnostik olsamda şu an müslümanım o mahiyettten açıklama yaptım.
Bu kitap hakkında çok şey söylenir ama başlangıç olarak sadece şu sonsözü buraya atayım:
Sadece Allah'ın rızası için yazdığım, yazımından beş kuruş para talep etmediğim ve uğrunda bir sürü risk aldığım bu kitabı, teşhisi daha 14.yüzyılda koyan İbn Haldun'un bir sözüyle noktalıyorum:
"Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler."
Ruhçular ve sufiler lafta kutsal kitaplara inanırlar fakat kutsal kitabın söylediklerine daima mecazi anlamlar yüklerler. Yahudi mistikleri olan Kabalacıların Tevrat'a mecazi anlam yüklemeleri gibi, Hristiyan ülkelerde yaşayan New Age'cilerin İncil'e mecazi anlam yüklemeleri gibi, bizim tasavvufçular da Kur'an'a mecazi anlamlar yüklerler. Bu, "Ben bu kitaba inanmıyorum" demenin kurnazca bir yöntemidir. "Ben bu kitaba inanmıyorum" diyerek dindarlar tarafından dışlanmak yerine, kitabın söylediği her cümleye kendilerince bir anlam katar, kendi dinlerini kurarlar. Sufilere göre Kur'an'daki cennet ve cehennem de mecazdır, zira işin sonunda Allah ile bir olmak vardır. Cehennem onlara göre kişinin Allah'tan uzaklaşması, cennetde Allah'a yakınlaşması anlamında mecazi terimlerdir. Örneğin Yunus Emre'nin şu meşhur dörtlüğünde de bunu görebilirsiniz:
"Cennet cennet dedikleri,
Birkaç köşkle birkaç huri,
İsteyene ver onları,
Bana seni gerek seni."
Yüzyıllardır bize bu sufiler sempatik olarak gösterildikleri için, Yunus'un bu dörtlükte "Bana Allah'ın rızası gerek" demek istediğini düşünebilirsiniz. Fakat Yunus'un söylediği çok açıktır:"Cenneti, nimeti boşver, ben Allah ile bir olmak istiyorum".
Akıl yoluyla, düşünceyle hiçbir şey elde edemezsin, bunlar boştur ve avamın işidir. Gerçek bilgi sadece şeyhten gelir,çünkü şeyh doğrudan Allah'a bağlıdır, hatta Allah'ın vücud bulmuş halidir. Sen bu dünya işlerini bırak, gel şeyhine bağlan ve kurtul. .. Uyanın güzel kardeşim, Allah rızası için uyanın. Size'mübarek'diye anlatılan adamlar gerçeğin üstünü örten hakikat düşmanlarıdır. Bunlar sizin hem bu dinyanızı, hem de ahiretinizi mahvediyor. Ve sanmayın ki bunlar sadece eskide yaşamış, ölüp gitmişlerdir, tabii ki ölüp gittiler fakat etkileri bugün tüm şiddetiyle devam ediyor.
Haa neymiş, her 100 yılda bir İslam'ın "güncelleştirilmesi" için bir mücedddit (yenileyici) geliyormuş(o değilde bende inanıyordum bu saçmalığa) , bu Rabbani de bu güncelleyici arkadaşların en ulularından biriymiş.
Daha elindeki telefonun işletim sistemini güncelleyemez, gider komşunun oğluna yaptırır, bir de gider İslam'ı güncellemeye kalkar.
He sonra da "yahu bunlar hurafe, Kur'an'da yok" deyince biz "reformcu" oluruz. E be kardeşim reformun kralını siz yapıyorsunuz ya?
Tasavvuf; İslam'ın New Age'i, Yeni Ahit'i, yozlaştırılmış halidir. Ki zaten tasavvuf başlı başına New Age(spiritüalizm) dinidir.
Örneğin Bakara Suresi 286.ayette Allah Müslümanların şöyle söylemesini emreder:
"Sen bizim Mevlâ'mızsın. Gerçeği örten nankörler/inkârcılar topluluğuna karşı yardım et bize!"
Bu ayetteki "Sen bizim Mevlâ' mızsın" ifadesinin arapça okunuşuda şudur: "Ente Mevlânâ".
Yani "Mevlana" ; Allah'a söylenmesi gereken bir sözken, "Mevlamız" anlamına gelirken, zamanında Allahlığını ilan etmiş Celaleddin Rumi'ye de biz gidip"Mevlana"diyoruz. Bu ayete ek olarak Tevbe suresinin 51.ayetinde de Müslümanlar Allah'a yine "Mevlana" (Mevlamız) derler, çünkü bu Allah'ın bir ismidir. "Ama şimdi orada o bizim ustamız anlamında saygı..." diye geveleyecek olursanız, size Hristiyanların İsa saygısını örnek olarak veririm. Saygı dediğin şey yalakalığın dozunu arttırıp şirk koşmakla olmaz.
Direkt Allah'tan yardım istemek zor gelir bu insanlara... Kulun Allah ile arasına aracılar koymasının adına Kur'an'da ne denildiğinide gayet iyi biliyoruz: Şirk.
... Zira bu pagan ve spiritüalist inanç eskilere kadar uzanır. Şimdi şu ayetleri çok dikkatli okuyun:
"O gün ki, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere:" Şunlar size mi tapıyorlardı? "diyecek.
" Seni tenzih ederiz. Sensin onlara karşı bizim sahibimiz! Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanmıştı! "diyeceklerdir. (Sebe Suresi 40-41)
.. Ayetler açık seçik işte bu pagan inanışı anlatıyor.
.. Olay sadece nabza göre şerbet meselesidir. Muhafazakarlara ayrı bir dille hitap edersin, modernlere ayrı bir dille hitap edersin, fakat işin özünde hepsine de aynı iddiayı yedirirsin: Şirk ve panteizm. Mesele bundan ibarettir.
Hayretle omudum yazılanları ve sonunda bitirdim. Ve bu kitaptan anlıyorum ki tasavvuf tam anlamıyla bir şirktir, vahdet-i vücud ve şühud, şirkin ta kendisidir. Ve İslam'ın içine de sızmıştır, sızabilmiştir maalesef. tasavvuf = spiritüalizm = paganlık.
Öğretileri yine aynıdır, “tüm varlık birdir, tüm dinler birdir, her şey Allah’tır, sen ve ben de Allah’ız.”
Özetle her zaman söylediğim şu sözü buraya aktarıyorum: "Kusursuz Müslüman, insan yoktur; halihazırda kusursuz bir din vardır." Selametle...
(Yazar ayrıca ileride ateizmin yerini galiba büyük oranda spiritüalizminde alacağını söyler... Kaldı ki illuminati ve yahudi güçlerinin amacıda şudur(yani aynı kapıya çıkar): New World Order Tek dünya, Tek devlet, tek din, tek para, ayrıca kitapta Wachowski kardeşlerden ötürü Matrix'in de tamamen spiritüalist bir film olduğu söyleniyor, doğrudur yüksek ihtimalle öyle ama ben filmi hiç o gözle izlememiştim. Zaten yazar filmi robot insan savaşından öteye nitelendiriyor, kaşık örneğinde olduğu gibi amaç bambaşkaymış aydınlandım. Bu arada tasavvuf mistik bir öğretidir. Bilmeyenler için bkz; Mistisizm)
Spoiler içeriyor
85- Kim, İslamdan başka bir din ararsa o din ondan asla kabul edilmeyecektir. O kimse âhirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.(bu arada buradaki İslam Tanrı'nın bütün dönemlerde var ettiği İslam modeli bkz: İnnedine indallahil İslan) Kim İslamdan başka bir din ararsa…devamı85- Kim, İslamdan başka bir din ararsa o din ondan asla kabul edilmeyecektir. O kimse âhirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.(bu arada buradaki İslam Tanrı'nın bütün dönemlerde var ettiği İslam modeli bkz: İnnedine indallahil İslan)
Kim İslamdan başka bir din ararsa Allah onun aradığı o dini asla kabul etmeyecektir. Ayrıca o kişi âhirette Allahın rahmetini kaybedip hüsrana düşenlerden olacaktır.
Hz. İsa hakkında Hristiyaniar üç gruba ayrılmışlardır;
a- NASTURÎLER: Bunlar "İsa aramızda Allah´ın oğluydu. Sonra Allah onu alıp kendisine yükseltti." dediler.
b- YAKUBİLER: Bunlar diyorlardı ki: "Allah, İsa´nın şeklinde içimize gelmişti. Sonra geri göğe çıktı."
c- GERÇEKTEN İMAN EDENLER: Bunlar da diyorlardı ki: "İsa aramızda Allah´ın kulu ve Peygamberiydi. Sonra Allah onu yükseltip kendisine aldı."
Ne yazık ki, iman etmeyen ilk iki grup iman edenler galip gelerek onları ortadan kaldırdılar. Nihayet Hz. Muhammed (s.a.v.) geldi. Tevhid inancı tekrar ortaya çıktı.
Maide Suresi 105- Ey İman edenler, siz kendinizi koruyun. Siz doğru yolda olursanız başkasının sapması size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah´adır. O zaman yaptıklarınızı size haber verecektir.
Tevbe Suresi 32- Onlar, ağızlarıyla Allahın nurunu söndürmek isterler. Kâfirler istemeseler de Allah, nurunu mutlaka tamamlayacaktır.
Hahamlarını ve papazlarını rabler edinen bu kâfirler, Allahın nuru olan İslâmı yalanlayarak ve insanların onu kabul etmelerine engel olarak ağızlarıyla söndürmeye kalkarlar. İnkarcılar istemese de Allah, dinini mutlaka yüceltecek ve nur olan hakkı tamamlayacaktır.
Yunus Suresi 16- Ey Muhammcd, de ki: "Eğer Allah dileseydi Kur´anı size okumazdım. Allah da onu size bildirmezdi. Ben o, Kur´an gelmeden önce yıllarca aranızda bulundum. Hiç aklınızı kullanamaz mısınız
Ey Muhammed, onlara de ki: "Eğer Allah dileseydi ben size bu Kur´anı okumazdım. O da size bunu bildirmiş olmazdı. Ben, bana vahiy gelmeden önce kırk yıl sizin içinizde kaldım. O süre içinde böyle bir iddiada bulundum um Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz Şayet ben böyle bir şeyi uyduracak olsaydım bunu daha önce yapardım.
Âyet-i kerime, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)´in, hak Peygamber olduğunu beyan etmektedir. Zira o, müşriklerin arasında kırk yıl yaşamıştır. Hayatının bu bölümünde davranışlarıyla, aklı ve güvenirliliği ile hep seçkin bir şahsiyet olarak tanınmıştır. Kırk yaşından sonra, böyle mümtaz bir şahsiyetin, kendiliğinden kitap uydurup ve bunu, Allah tarafından gönderildiğini söylemesi mümkün müdür Bunun böyle olduğunu iddia etmek akıl işi değildir.
19- İnsanlar, sadece tek bir ümmet idiler. Sonra ihtilafa düştüler. Eğer rabbinin geçmişteki bir sözü olmasaydı, ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hüküm verilmiş olurdu.
İnsanlar, aynı dine mensup tek bir ümmetti. Fakat dinleri hususunda ihtilafa düştüler. Böylece yolları ayrıldı. Eğer rabbinin "Bir topluluğun eceli gelmeden helak edilmeyecektir." şeklindeki sözü olmasaydı, ihtilaf ettikleri hususlarda, onların aralarında hükmünü verir hak yolda olanları kurtarır, bâtıl yolda olanları ise helak ederdi.
107- Allah, seni bir zarara uğratırsa, onu senden kaldıracak ancak O´dur. Sana bir iyilikte dilerse lütfuna kimse mani olamaz. O, lütfunu kullarından dilediğine verir. O, çok affeden ve çok merhamet edendir.
Ey Resulüm, şayet sana Allah tarafından bir sıkıntı veya bir felaket dokunacak olursa onu senden, Allaha ortak koşulan putlar değil ancak Allah kaldırır. Şayet Allah sana bir hayır diler, herhangibir nimet verirse, Allahın lütfuna karşı gelecekte hiçbir kimse yoktur. Allah, darlık ve genişlikleri, rahmet ve felaketleri, kullarından dilediğine isabet ettirir. O, kullarından tevbe edip ona yönelenin tevbesini çokça kabul eden ve kendisine iman edip itaat edenlere de çokça merhametli davranandır.
Bu âyet-i kerime, hayrın da şerrin de, faydanın da zararın da ancak Allah tarafından olduğunu, bu hususta ona hiçbir şeyin ortak olmadığını, bu sebeple, ibadet edilmeye de sadece onun layık olduğunu beyan etmektedir.
Bu hususta Abdullah b. Abbas şu hadis-i Şerifi rivayet etmektedir: Abdullah b. Abbas diyor ki:
" Birgün Resulullah´ın terkisine binmiştim. Resulullah (s.a.v.) bana şöyle dedi: "Ey genç sana bazı şeyler öğreteceğim. Sen, Alîahın emrini gözet ki Allah da seni korusun. Allahın emrini gözet ki, onu yanında bulasın. Birşey istediğinde Allah´tan iste. Bir yardım dilediğinde Allah´tan dile. Ve şunu iyi bil ki bütün ümmet bir araya gelip sana herhangi bir fayda sağlamaya çalışsa Allahın, senin için takdir ettiğinin dışında sana hiçbir fayda sağlayamazlar. Yine bütün ümmet sana herhangi bir zarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allahın, senin için takdir ettiği dışında sana herhangi bir zarar veremezler. Artık kalem kaldırılmış ´ sahifeler durulmuştur.
108- Ey Muhammed, de ki: "Ey insanlar, size rabbiniz tarafından hak geldi. Kim doğru yola giderse kendi lehine doğru yola gitmiş olur.Kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Ben, üzerinize vekil değilim.
Ey Muhammed de ki: "Ey insanlar, size, hak olan Kur´an geldi.Onda hidayet ve açıklamalar vardır. Kim hak yolu tutar, dosdoğru giderse, ancak kendi lehine hareket etmiş olur. Kim de Allah katından gelen hak din´den ve kitaptan sapacak olursa, kendisine zarar vermiş olur. Ben, sizi düzeltmek için üzerinize gönderilmiş bir zorba değilim. Ben, ancak tebliğ eden bir Peygamberim.
Hud Suresi 109- Ey Muhammed, şu putperestlerin taptıklarının bâtıl olduğundan hiç şüphe etme. Bunlar da daha önceki atalarının yaptıkları gibi puta tapmaktadırlar. Muhakkak ki biz onlara, ceza paylarını eksiksiz vereceğiz.
Ey Muhammed, sen kavminin, Allaha ortak koşan müşriklerinden, put ve benzeri şeylere ibadet edenlerin, ibadetlerinin bâtıl ve yersiz olduğundan şüphe etme. Onlar ancak, daha önceki atalarının put ve benzeri şeylere taptıkları gibi tapmaktadırlar. Onların, atalarını taklit etmekten başka hiçbir delilleri yoktur. Şüphesiz ki biz de onların hak ettikleri ceza veya mükâfaatları eksiksiz olarak vereceğiz. Onlar, yaptıklarından dolayı serbest bırakılmayacaklardır.
Bu hususta bir Hadis-i Şerifte şöyle anlatılıyor: "Ebu Rezin diyor ki:
"Dedim ki: "Ey Allahın Resulü, rabbimiz, yarattığı varlıkları var etmeden önce neredeydi Resulullah: "O, kendisiyle beraber hiçbir şey bulunmaz bir haldeydi. Ne altında hava bulunuyordu ne de üstünde. Allah, arşını suyun üzerine yarattı.
118- Eğer rabbîn dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat onları serbest bıraktı, Onlar da durmadan ihtilaf etmektedirler.
Allah teala bu âyet-i kerimede, dilemiş olsaydı bütün insanları tek bir din üzerinde ittifak eden tek bir ümmet yapabileceğini, fakat hikmeti gereği onları, kendi ilahi iradesiyle bir dinde toplamayıp serbest bıraktığını ve insanların da bu serbestlikten istifade ile ihtilaf ettiklerini beyan etmektedir. Fakat bunlardan bazıları hak yolu tutmuş diğerleri ise bâtıla saplanmışlardır.
Yusuf Suresi 106- Onların çoğu ancak müşrik olarak Allaha iman ederler.
Kafirlerin çoğu Allaha, aynı zamanda putları da ortak koşarak iman ederler. Onlar, kendilerini Allahın yarattığını ve rızıklandirdığıni söylerler. Bununla beraber Allahın dışındaki varlıkları ilahlık mertebesine yükseltirler ve onları Allaha ortak koşarlar.
19- Aleyhine azap vaadi gerçekleşen kimseyi mi, cehennemde olanı mı sen kurtaracaksın.
Bu âyet-i kerime şu şekilde de izah edilmiştir: Ey Muhammed sen, hakkında azap vaadi gerçekleşen kimseyi mi hidayete erdirecek ve sen mi onu cehennem ateşinden kurtaracaksın Sen buna güç yetirecek değilsin.
♦Allah teala bu âyet-i kerimede, insanları hidayete kavuşturacak olanın ancak kendisi olduğunu, Hz. Muhammed´in dahi insanları hidayete erdinneye gücünün yetmeyeceğini beyan ediyor. Böylece Resulullahı, iman etmeyen inatçı kâfirler karşısında teselli etmiş oluyor.
Uzun uğraşlar sonucunda - yaklaşık 4 aydan beri- sonunda bu kitabı okuyabildim.
Açık ara izlediğim en iyi çizgi dizi, animasyon. Hepsini izleyince burayı güncellerim. Birdiğer sevdiğim çizgidizide Southpark'tır(Regular Show ile beraber). O uzun soluklu bu da maalesef ki kısa soluklubir çizgidizidir. Ama şimdi öyle desemde kısa olması daha iyi olmuş zira bokunu…devamıAçık ara izlediğim en iyi çizgi dizi, animasyon. Hepsini izleyince burayı güncellerim. Birdiğer sevdiğim çizgidizide Southpark'tır(Regular Show ile beraber). O uzun soluklu bu da maalesef ki kısa soluklubir çizgidizidir. Ama şimdi öyle desemde kısa olması daha iyi olmuş zira bokunu da çıkarabilirlerdi. Tadı damağımızda kalması daha iyi kısacası...
s. 4 e. 08
(Letterboxd hesabımın adı bile Rick and mort siz düşünün artışın hahahahah)
Spoiler içeriyor
5. Vaziyetin için son hükmü ölüm verecek(Lucius Annaeus Seneca) İnsanın ölümün ötesine taşıyabileceği şey, verdiği ders yahut söylevler değil, içselleştirdikleridir. Böylece ölüm, nasıl bir yaşam sürdürüldüğünün, kişinin kendine kattığı gerçek değerlerin ortaya çıkacağı bir nihayet olarak tasvir edilmiştir. 8. Çok…devamı5. Vaziyetin için son hükmü ölüm verecek(Lucius Annaeus Seneca)
İnsanın ölümün ötesine taşıyabileceği şey, verdiği ders yahut söylevler değil, içselleştirdikleridir. Böylece ölüm, nasıl bir yaşam sürdürüldüğünün, kişinin kendine kattığı gerçek değerlerin ortaya çıkacağı bir nihayet olarak tasvir edilmiştir.
8. Çok az insan son saatlerini yaşadığının bilinciyle ölür(Michel de Montaigne)
Bu yüzden ölüm geldiğinde canı yanacağından değil de ölümü beklemek acı verici olduğundan ölümden korktuğunu söyleyenler ahmaktır. Mevcutken rahatsızlık vermeyen şey, beklenti halindeyken nafile bir acıya sebep olur. Bu yüzden kötülüklerin en büyüğü ölüm, bize hiçbir şey yapamaz çünkü biz varken ölüm henüz gelmemiştir; ölüm geldiğinde ise artık biz yokuzdur. O halde ölüm, ne yaşayana ne de ölüye hiçbir şey yapamaz zira yaşayan için söz konusu değildir, ölü ise artık yoktur. Fakat insanlar bazen ölümden sanki en büyük kötülükmüşçesine kaçınırlar, bazen ise hayattaki kötülüklerden kurtulmak için onu seçerler. Bilge insan ne hayatı küçümser ne de hayatın son bulmasından korkar.(Epikür)
"Uyumaya gittiğim her gece ölüyorum. Sonraki sabah uyandığımda ise yeniden doğuyorum." Mahatma Gandhi
"İnsanın korkması gereken ölüm değil, hiç yaşamamış olmaktır." Marcus Aurelius, Meditasyonlar
Nasıl ki doğa, doğumla beraber her şeyin başlangıcını getirirse, ölüm de onların sonunu getirir; öyleyse tıpkı doğumdan önce bizler üzerinde hiçbir şeyin tesiri olmaması gibi, ölümden sonra da olmaz. Bunda ne kötülük olabilir? Zira ne yaşayanlar ne de ölüler ölümün tesiri altındadır. Ölünün mevcudiyeti yoktur, yaşayana ise ölüm dokunmamaktadır.
"Pek çok insan henüz yirmi beş yaşındayken ölür ancak yetmiş beş olana kadar gömülmezler." Benjamin Franklin
Bedendeb sıyrılan ruh, kendi yasasını gerçekleştirmek için daha özgürdür(Plotinos)
Ve eğer ruh saflığını kaybederse, yaşadığı kötülük ölümünde değil, hayatındadır.
Ruhun yeraltında ceza çekmekte olduğunu varsayalım, orada bile kötülüğün kaynağı ölüm değil, yaşamıdır; talihsizlik belli bir karakterle sürdürülen hayat biçiminden kaynaklanır.
Hayat, bir ruhun ve bedenin ortaklığıdır; ölüm ise bedenin çözülmesidir; o hâlde ruh, hem yaşamda hem de ölümde, kendini evinde hisseder.
Bir iblisin bir cellâdı infaz edeceği meydanda cehennem giyotini olacak; bu sabah saat dörtte vuku bulacak. Sıra bize gelince etrafında kalabalık oluşturacağız. (Victor Hugo)
"Ölmekte korkulacak hiçbir şey yoktur. Esas korkunç olan hiç yaşamamış olmaktır." (Victor Hugo, Sefiller)
"Ölüm korkusu, yaşama korkusundan kaynaklanır. Dolu dolu yaşayan kimse her an ölmeye hazırdır." Mark Twain
"Çok fazla yaşam sevgisinden,
Umut ve korkunun özgürleşmesinden,
Kısaca şükranlarımızla sunuyoruz tanrılara
Ne olursa olsun
Hiçbir hayat sonsuza dek yaşamaz;
Ölüler asla yükselmez;
En zayıf nehir bile
Dökülür denize güvenli bir yerde."
Bulanan bilincinde, bu acı ölüm değil düşüncesi dalgalandı. Ölüm acıtmazdı. Hayattı bu acıyan; bu korkunç boğulma duygusu hayatın verdiği acıydı; hayatın ona indirebileceği son darbeydi bu. (Jack London)
"Yaşamın tadını çıkarın. Ölüm için çok daha uzun zamanınız olacak." Hans Christian Andersen
"İnsanlar ölümden korkarlar, tıpkı çocukların karanlıktan korktuğu gibi; çocuklarda bu doğal korku, masallarla nasıl artarsa diğerinde de aynı şekilde artar. Elbette, günahın bedeli düşünüldüğünde ölümü tefekkür etmek ve başka bir dünyaya geçiş, kutsal ve dini bir niteliktedir ancak doğaya bir vergi ödermişçesine ölümden korkmak zayıflıktır." Francis Bacon
Spoiler içeriyor
Bence bu roman psikolojik bir roman. Neyse bitirdiğimde bu gönderiyi güncelleyeceğim, henüz başladım. En sonda bende nasıl bir ruh hali uyandırdığını söylerim artık.. Kitapta birtakım ruh bozuklukları, hastalıkları anlatılıyor, tasvir ediliyor. Kitapta - bir erkek, bir kadın-iki ayrı şahıs bulunuyor…devamıBence bu roman psikolojik bir roman. Neyse bitirdiğimde bu gönderiyi güncelleyeceğim, henüz başladım. En sonda bende nasıl bir ruh hali uyandırdığını söylerim artık..
Kitapta birtakım ruh bozuklukları, hastalıkları anlatılıyor, tasvir ediliyor. Kitapta - bir erkek, bir kadın-iki ayrı şahıs bulunuyor ve kaderleri bir şekilde kesişiyor. Bir erkek var ama kadın ruhlu, utangaç, naif ve içine kapanık birisi. Karşı taraftada bir kadın ama erkek ruhlu, kaba bir portre, kişilik mevcut. Kitabın sonu beni çok etkiledi hatta öyle ki bana kendi hayatımı bile düşündürttü. Acaba benide sevdiğini söyleyen kızdan neden hiç cevap, geri dönüt bir şekilde de olsa neden gelmiyor diye yakınıyordum ama bu kitapta da geçtiği üzere okuduktan sonra çok net anladım ki; belkide Tanrı O'nun canını almıştı yani vefat etmişti. Zaten hayatta ölüm denen gerçeğide asla göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Belkide çok karmaşık, çetrefilli gözüken, bizim kafamızda binbir türlü senaryoyla kurduğumuz şeyler basit bir nedene bağlıdır kim bilir? Kitabın sonu gerçekten etkileyiciydi. Şimdi kitaptan altını çizdiğim yerlerden birkaç kesit: (bu arada puanım 10/10)
"ben bu kadını yedi yaşımdan bu tarafa okuduğum kitaplardan, beş yaşımdan beri kurduğum hayal dünyalarımdan tanıyordum. Onda Halit Ziya'nın Nihal'inden, Vecihi Bey'in Mehcure'sinden, Şövalye Büridan'ın sevgilisinden ve tarih kitaplarında okuduğum Kleopatra'dan, hatta mevlit dinlerken hayal ettiğim, Muhammed'in annesi Âmine Hatun'dan birer parça vardı. "
" Dünyada sizden, yani erkeklerden neden bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en doğal haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için... Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin mutlaka sözlü ifade edilmesi şart değil... Erkeklerin bakışları, gülüşleri, ellerini kaldırışları, kısaca kadınlara öyle bir davranışları var ki... Kendilerine ne kadar aptalca güvendiklerini görmemek için kör olmak gerekir. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için yeterlidir. Kendilerini sürekli bir avcı, bizi de zavallı birer av olarak görmekten asla vazgeçemiyorlar. Bizim görevimiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... Ben bu aptalca ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz? Sizinle, bunun için dost olabileceğimizi zannediyorum. Çünkü halinizde o anlamsız kendine güvenme yok... Fakat bilmem... Ne kuzuların ağzından vahşi kurt dişlerinin sırıttığını gördüm... "
...
" buna sadece hayvanlık diyemeyeceğim. Yalnız bu kadar olsa gene doğaldır. Bu, hayvanlıktan aşağı bir şey... İnsan ikiyüzlülüğünün, kurnazlığının, zavallılığının karıştığı bir hayvanlık... İğrenç... "
" Yoksa sizi sıkıyor muyum? Boyuna konuşuyor ve sizi sabahtan beri oradan oraya sürüklüyorum. Kadınların bu kadar sokulgan olması iyi bir şey değil. Ciddi söylüyorum, canınız sıkıldı ise sizi serbest bırakayım!"
"Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar önemli değil çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması... İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan bir tek yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü ayrım sunidir... "
" Maria... "diye fısıldadım; "Nasıl oluyor da bir insan diğer bir insanı bu kadar çok mutlu edebiliyor? İnsanın içinde ne müthiş bir enerji gizli olması lazım!"
"İçimin boş kalan bir taraf bulunduğunu ve bu boşluğun bana bir eziklik verdiğini hissediyordum. Bir şey eksikti fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü hatırlamayarak hafızasını ve ceplerini karıştıran, sonunda, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm. "
" En tatlı hayalinin gerçekleştiğini gördüğüm bir rüyadan acı gerçekle uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu. "
" Ruhum rüzgarsız ve dalgasız bir deniz gibi sakindi. "
" Telgraf eniştemdendi. "Baban öldü. Yol parasını gönderdim. Derhâl gel!" diyordu. Hepsi bu kadardı. Dört, beş basit, anlamı gayet açık kelime. Buna rağmen uzun süre elimdeki kâğıda baktım. Her kelimeyi teker teker ve birkaç defa okudum. Sonra kalktım, biraz önce hazırladığım paketi kolumun altına sıkıştırdım, dışarı çıktım."
"Asıl önemli olan, iki insanın birbirini bulması bu kadar zor olan şu dünyada, bu az bulunan mutluluğa ulaşmaktı. Öte tarafı hep ayrıntıydı."
"Eğer buna yaşamak demek mümkünse, yaşadım..."
"Evlendim. Daha o gün, karımın bana herkesten daha uzak olduğunu anladım. Çocuklarım oldu. Onları sevdim fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile..."
"İşlerim bana hiçbir zaman zevk vermedi. Bir makine gibi ne yaptığımı bilmeden çalıştım. Bile bile aldatıldım ve bundan bir tür zevk de duydum. Eniştelerim tarafından aptal yerine kondum ve aldırış etmedim. Borçlarım, borçlarımın faizi ve evlenme masrafları elimde avucumda kalan birkaç parça malı aldı, götürdü. "
" Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, neredeyse bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın simgesiydi. "
" Bunun sebebi herhâlde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan kader olarak gördüğü şeyleri kabul etmeye her zaman hazır. "
" Oysa sebeplerin en büyüğü, en karşı konulmaz, ölüm varmış. "
" Bir hayatı baştan aşağı dolduracak kadar zengin olan hatıralar, böyle kısa bir zamana sıkıştırıldıkları için gerçeğinden daha canlı, daha etkiliydi. "
" Senin hakkında verdiğim yanlış bir karara dayanarak bütün insanları suçladım, onlardan kaçtım. Bugün gerçeği anlıyorum fakat geleceğimi sonsuz bir yalnızlığa mahkûm etmeye mecburum. Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam. "
" Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı? Zannetmem. Tesadüf eseri seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatında var olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin. "
"Fakat ona dair hiçbir şey bilmiyorum. Ne ismini, ne bulunduğu yeri. Buna rağmen hayalimde onu daima takip edeceğim. Kafamda ona bir hayat seyri çizip yanında yürüyeceğim."(spoiler uyarısı ❗tanımadığı kızı hakkında) .. "Her şeyi, her şeyi özellikle ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı..."
"Sanki büyük bir korkuyla sakladığı ruhunu bir kereye has olmak üzere dışarıya, bu defterin yapraklarına yansıtmış, ondan sonra gene içine kapanıp senelerce susmuştu."
Ayrıca bir küçük dipnot; bu kitap bana ölümü hatırlattığı için, sevgili Sabahattin Ali'ye teşekkürlerimi bi borç bilirim...
Cüzi irade, cennetini de cehennemini de yanında taşırdı. Cüzi iradenin külli iradeye karşı bir savaşı değildi bu. Bu, hata yapma imkanını elinde bulundurmanın sonsuz lanetiydi. - Ahmet Sarı
Arkadaşlar Sabahattin Ali'nin herhangi bir romanını okumak istiyorum. Pek başlangıç takıntım yoktur ama yine de size sorayım.: Sizce ilk hangi kitabını okumalıyım?
Spoiler içeriyor
°Evimizin ve eşyalarımızın bir anda yok olmaması, oturduğumuzda vücudumuzun atomlarıyla sandalyenin atomlarının karışmaması, ileri adım attığımızda her zaman ileri gidebilmemiz, vücudumuzun beslenmesi ve varlığı, doğa yasalarının sürekli olarak muhafaza edilmesi sayesindedir. °Allah'ın uzaya aşkınken uzayın her noktasına müdahalede bulunduğuna inananlar…devamı°Evimizin ve eşyalarımızın bir anda yok olmaması, oturduğumuzda vücudumuzun atomlarıyla sandalyenin atomlarının
karışmaması, ileri adım attığımızda her zaman ileri gidebilmemiz, vücudumuzun beslenmesi ve varlığı, doğa yasalarının sürekli olarak muhafaza edilmesi sayesindedir.
°Allah'ın uzaya aşkınken uzayın her noktasına müdahalede bulunduğuna inananlar için, zamana aşkın Allah'ın zamanın tüm anlarına müdahalede bulunduğunu kavramasında bir sorun olmaması gerekir.
°Doğduğumda baş aşağı edildi kum saatim; kavuşmaya kaç kum tanesi kaldı Rabbim?
°İnsana kendini beğendirme arzusu, kendisini Allah'a beğendirmesi için verilmiştir. Başkaları beğenmez kaygısıyla Allah'tan uzak durmak nasıl bir çelişkidir!
°Allah'a düşman olanlar, başkalarını da Allah'ın yokluğuna inandırınca Allah'ı yok edeceklerini sanırlar.
°Kalp kalbi verene açılması için verilmiştir: 'Kalpler, ancak Allah' ın hatırlanmasıyla tatmin olur. ' (13-Rad Suresi 28)
°Belaların en belalısına diklenerek diyelim ki:' Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz. '(2-Bakara Suresi 156)
°Anlamı, derinliği, yaralarına merhemi ve hiç sarsılmaz zemini arayanlara şu ayet yetmez mi? "Allah kuluna yetmez mi?" (39-Zümer Suresi 36)
°Şöhretperestlikle fani insanların zihnindeki "büyük ünlü" olmaya çalışacağına, Allah' ın ezeli zihnindeki yüzü ak bir kul olmaya çalış.
°Bütün dünyanın en beğendiği kişi olmaktansa Allah'ın yüzde bir daha fazla beğendiği kişi olmak çok daha önemlidir.
°Allah'ın bağışlamasını uman bizler , iş bağışlamaya gelince ne kadar da cimriyiz!
°Ümidimizin sebebi, her şeyin daha iyi olacak olmadı değil, her şeyin ardında Allah'ın hikmeti olduğunu bilmemizdir.
°“Vahyedilen İslam” ile “benimsenmiş olan İslam” arasında farkı belirlemek “İslam nedir?” sorusuna vereceğimiz cevap için hayati önemdedir.
°Allah, insanlara mesajlarını ilettiği Kuran’a çağı aşan tarifler ve örnekler koymuştur ki insanlar Kuran’ın Allah’tan olduğunun delillerine şahit olabilsinler.
°Temel mesele tarih boyunca Müslümanların ne yaptıkları
değil, İslam’ın ne olduğudur.
Toplumun şekillendirdiği aklı Kuran ile düzeltmek yerine Kuran’ı toplumun şekillendirdiği akla uydurmak, Kuran’ın
Allah’tan olduğu iddiasıyla çelişkilidir.
°Sonsuza kondurulmuş nokta kadar aciz; noktalığımızda Sonsuz’u bulacak kadar donanımlıyız.
°Dünya işlerinde öndekilere bakıp imrenen, ahiret işlerinde geridekilere bakıp tembellik edenlerin, dünya işlerinde geridekilere bakıp şükretmeleri, ahiret işlerinde öndekilere bakıp gayret etmeleri gerekmez mi?
°Akılla alevlenen duyguya, duyguyla beslenen akla ihtiyacımız var.
°Bu dünyadaki hayatla sınırlı bakıldığında ölüm; bir koyun, bir sinek ya da bir pire ile insanı eşitler.
°Ölümü öldürüp ölümsüzleşemezsin Ölümün Sahibi’ne yönelmeden.
°Zihin ayakların önünde, ayaklar ise şimdide yürür. Şimdinin hazları zihni uyuştursa da ayakların önünde yürüyüp
ölümü görebilen zihin için bu hazlar anlamsızdır.
°Zamanın hızlı akışı, mutluluğu da üzüntüyü de anlamsızlaştırıyor: “Zamanı Aşkın Olan’ın dışında bir hakikat yok” diyor.
°İnsanda bu kadar acizliğin ve bu kadar becerinin birleşmesi ne kadar garip! Burnu akar ama karadelik hesabı yapar. Tuvaletini istediği kadar tutamaz ama Ay’a araç gönderir. Ne zaman öleceğini bilmez ama milyarlık sayılarla hesap yapar.
°Evrenin sonlu olması bazı insanlar için varoluşsal bir krizin kaynağı olmuştur. Birçok insan kendi ölümünün tesellisini
evrende bıraktığı eserlerin, namın ve neslin devam etmesinde bulmuştur. Dünyada dev eserler bırakma isteği ölümsüzleşme arzusunun bir tezahürü değil midir?
°Evrendeki muazzam ihtişamla beraber hayatın orantısız kısalığı, sadece bu dünya için yaratılmadığımızı ve ahiretin var olduğunu desteklemektedir.
°İnsanın gönlünden kopan feryatlarının ve dualarının farkında olan bir Yaratıcısının var olduğunu idrak etmesinden daha değerli ne olabilir?
°“Her kültüre anlayış gösterme” yaklaşımını savunanlar,
“Kendi kültürüme göre her kültüre anlayış göstermem” diyen birine de anlayış göstermeleri gerekince çelişkiye düşmeleri kaçınılmazdır.
°İçimizde fıtratın delilleri, evrende muhteşem sanatın ve kudretin tezahürleri, elimizde Kuran’ın ayetleri varken Allah’tan nasıl şüphe edilir?
°İman için aklı reddedenler, imanı en
büyük dostundan mahrum ederler.
°Temel soru atomu nasıl gördüğümüz değil, görmenin nasıl var olduğudur.
°Ne mutlu Allah’ın yarattığı evrenin, verdiği aklın, biçimlendirdiği benliğin ve gönderdiği Kitap’ın çelişmediğini
bilenlere!
°Yapay zeka birçok alanda insan zihninden daha başarılı olabilir ama en basit bilinç durumunu bile taklit edemez; arada
derece farkı değil, mahiyet farkı var.
°Allah’a atıf yapmayan biri de ahlaklı olabilir ama rasyonel bir ahlaki yapıyı temellendiremez.
°“Her şey şüphelidir” diyenler, bu yaklaşımlarıyla şüphesiz bir şey iddiasında olduklarının farkında olmadan kendilerini yalanlarlar.
°Arzularımızda dercedilmiştir varlığın ve hayatın sırları.
°Gerçeğe geleneği, moderniteyi ve yüceltilmiş kişileri gerçeğin mutlak kaynakları olarak görerek değil; Kuran, akıl (felsefe) ve bilimle ulaşabiliriz.
°İnsan aklını sürekli anlamaya davet eden Kuran, aklı kullanmayı ibadet seviyesine yerleştirir. Bu, bilgeliğe en üst seviyede bir değer kazandırır ve Allah’tan dolayı bilgiyi sevmeyle bilmekten dolayı Allah’ı sevmeyi kaynaştırır. Bildikçe sever, sevdikçe Allah’ın davetinden dolayı daha çok bilmek istersiniz. Bu, felsefenin şükürle birleşmesidir.
°Materyalist-ateist varlık anlayışında, evreni aşkın hiçbir varlık olmadığından, bilinçsiz madde parçacıklarından oluşan
evrenin bağlayıcı ahlak yasaları empoze etmesi düşünülemez.
°“Neden farklı arzularımız bizi Allah’ın varlığına inanmaya yöneltecek şekildedir?” tarzındaki olağanüstü önemdeki sorunun yegane rasyonel cevabını teizm sunmaktadır.
°Sorumluluk ancak iradenin varlığıyla anlamlıdır. İradesi olmayan bir insanın yaptıklarıyla tepeden yuvarlanan bir kaya
arasında ne fark kalır? Tepeden
yuvarlanan bir kayayı sorumlu
tutmak ne kadar anlamsızsa iradesiz insanı sorumlu tutmak da o kadar anlamsızdır.
°Evrimin doğru olup olmadığı ayrı, İslam’a uyup uymadığı ayrı bir tartışmadır. Önce bu ayrımı yapmak, sonra İslami açıdan sorun zannedilenleri masaya yatırmak gerekir.
°“Bir Müslüman evrimci olabilir” demek “Evrimci olmalıdır” demek değildir. “Evrim Kuran’la çelişmez” demek “Kuran’dan
evrim çıkar” demek değildir.
°Kuran’da kınanan Firavun ve Ebu Leheb gibi kişiler insandır fakat bu hususu kimse insan onuruna zıt bulmamıştır!
İnsan türünün üyeleri arasında böylelerinin olmasını insan onuruna aykırı bulmuyorsak, hayvan türleriyle hayat ağacındaki herhangi bir ilişkiyi insan onuru açısından nasıl sorun olarak görebiliriz?
° Bir Müslüman, Hz. İsa’yı ilahlaştıranlardan dolayı Hz. İsa’ya sevgisinden vazgeçmediği gibi, bilimi ateizm için araçsallaştırmaya çalışan ateistler yüzünden Allah’ın yarattığı varlıkları tanımada en önemli yardımcılardan biri olan bilimden
de vazgeçmemelidir.
°Yanlışa düşmekten korumada araç olan şüphecilikle, kendisi hedef olan kutsanmış şüpheciliği ayırt etmek gerekir. Birincisinin gayesi gerçeğe ulaşmak, ikincisinin gayesiyse postmodern safsatacılıktır.
°Ateist-evrimci görüşe göre akıl, doğruyu bulmak için değil hayatta kalmak için oluşmuştur. Dolayısıyla bu görüşün sahipleri, kendi akıl yürütmelerine güvenecek bir zemin bulamayarak kendi kendilerini çürütürler.
°Zayıf aklın daha çok iman edeceğini sanmak bir kuruntudur; böylesi bir aklın sadece hurafelere düşme ihtimali artar.
°“Gerçeği nasıl kavrarım?” yerine “Zihnimdeki kurguyu nasıl doğru çıkartırım?” diye uğraşanlar, ne kadar maharetli ve lafbaz olsalar da sonunda kaybedenlerden olmaya mahkumdurlar.
°Basit ruhlar, zengine zenginliğinden dolayı hürmet eder.
°En büyük putların çoğu bırakılamayan alışkanlıklardır.
°Bilinmediği halde bilindiği sanılanlar, bilinmediği bilinenler ve bunların dışındaki bilinmeyenler var. Bir de bu kadar bilinmeyenlerin içinde bilebildiklerimiz var. Bu kadar acizlik içinde bunları bilebilmemiz bir mucize.
°Kabının deliğini kapamazsan en gür çağlayanlardan bile su alamazsın.