Why does that obstinate little voice in our heads torment us so?' he said, looking round the table. Could it be because it reminds us that we are alive, of our mortality, of our individual souls - which, after all,…devamıWhy does that obstinate little voice in our heads torment us so?' he said, looking round the table. Could it be because it reminds us that we are alive, of our mortality, of our individual souls - which, after all, we are too afraid to surrender but yet make us feel more miserable than any other thing? But isn't it also pain that often makes us most aware of self? It is a terrible thing to learn as a child that one is a being separate from all the world, that no one and no thing hurts along with one's burned tongues and skinned knees, that one's aches and pains are all one's own. Even more terrible, as we grow older, to learn that no person, no matter how beloved, can ever truly understand us.
Aristo, Poetika'da der ki," dedi Henry, "ceset gibi gerçekte görmesi rahatsız edici şeyler sanat eserlerinde bakmaya doyulmayacak manzaralara dönüşebilir."
"Alevlerin aşkınlığı alıp kaldırsa beni ve hassas, içe işleyen soluklarıyla sallansam, bir ateş denizinde yüzsem, kendimi bir düşün ölümüyle tüketsem keşke. Alevlerin güzelliği şafak sökümünü andıran, saf, yüce bir ölüm yanılsaması yaratır. Alevlerin içindeki özdeksiz ölüm akkor kanatları akla getirir.…devamı"Alevlerin aşkınlığı alıp kaldırsa beni ve hassas, içe işleyen soluklarıyla sallansam, bir ateş denizinde yüzsem, kendimi bir düşün ölümüyle tüketsem keşke. Alevlerin güzelliği şafak sökümünü andıran, saf, yüce bir ölüm yanılsaması yaratır. Alevlerin içindeki özdeksiz ölüm akkor kanatları akla getirir. Yalnızca kelebekler mi böyle ölür? Ya kendi alevinde kavrulup ölenler?"
"Doymak bilmeyen tutkuları; insanı hazza da acıya da bütünüyle duyarsız kılan değişmez bir mizaca bin kez yeğlerim. Bilgenin varoluşu boş ve kısırdır, çünkü çatışkılarla umutsuzluktan yoksundur. Ama başa çıkılamaz çelişkilerin kemirdiği yaşamlar çok daha verimli ve ilgi çekicidir. İçteki o…devamı"Doymak bilmeyen tutkuları; insanı hazza da acıya da bütünüyle duyarsız kılan değişmez bir mizaca bin kez yeğlerim.
Bilgenin varoluşu boş ve kısırdır, çünkü çatışkılarla umutsuzluktan yoksundur. Ama başa çıkılamaz çelişkilerin kemirdiği yaşamlar çok daha verimli ve ilgi çekicidir.
İçteki o ateşle ölmeyi koca bir boşluğa, boyun eğişe bin kez yeğlerim."
"Kıyametin baş döndürücülüğünü bütünüyle tanımamış kişi kaosa dönmek istemez. Ama ben dünyanın başlangıcında, en eski burgaçların şeytanca savruluşunda yaşamak isterdim. İçimdeki bütün biçime yönelişler asla gerçekleşmesin; her şey, hiçliğin uyanışı gibi, ilkel bir ürpertiyle titresin. Ben ancak dünyanın başlangıcında ya…devamı"Kıyametin baş döndürücülüğünü bütünüyle tanımamış kişi kaosa dönmek istemez.
Ama ben dünyanın başlangıcında, en eski burgaçların şeytanca savruluşunda yaşamak isterdim. İçimdeki bütün biçime yönelişler asla gerçekleşmesin; her şey, hiçliğin uyanışı gibi, ilkel bir ürpertiyle titresin.
Ben ancak dünyanın başlangıcında ya da sonunda yaşayabilirim."
bunun gerçek hayatta ne kadar olası bir senaryo olduğunu bilmek tüyler ürpertici, çoktan normalleştirdiğimiz hatta klişe haline getirircesine içselleştirdiğimiz böylesine bir çözülmenin kendi başına da gelebileceğini bilmek insanın evlilik ve aile kurumuna olan bakışına bir öldürücü pençe daha atıyor. henüz…devamıbunun gerçek hayatta ne kadar olası bir senaryo olduğunu bilmek tüyler ürpertici, çoktan normalleştirdiğimiz hatta klişe haline getirircesine içselleştirdiğimiz böylesine bir çözülmenin kendi başına da gelebileceğini bilmek insanın evlilik ve aile kurumuna olan bakışına bir öldürücü pençe daha atıyor.
henüz iki bölüm izledim.
kadınlık laneti bir diğer adıyla doğurganlık, postpartum depresyon, monogaminin işlevini koruyup korumadığı, poligaminin ahlaksızlık sayılıp sayılamayacağı, tutku gibi evliliği ayakta tutan duyguların raf ömrü gibi konu başlıkları kafamı patlattı. dizide canavarlaştırılan dişil bir bıkkınlık var ve bunun ikincil kurbanı olan çok güzel seven bir eş, birincil kurbanı tahmin etmek zor değil: çocuk. kendi içinde kayıp ve dürtüsel bir kadın, özgürlüğüne de düşkünse anne olamaz mı? anne olmak için her şeyi çözmüş-halletmiş mi olmak gerekir? anne olmak kadınlık bağlamında tabii ki mecburi değildir ve anne olmamayı seçmek kadınlığından bir şey azaltmaz. bunu teoride hepimiz biliriz. ama gerçekten anne olmamanın günah olduğunu düşünmüyor muyuz toplum olarak? kadının en ulvi ve hatta yegane amacının bu olduğu dikte edilmedi mi yıllarca? öte yandan biyolojik olarak açıklama getirilebilecek güdüsel bir meyil yok mu anne olmayı istemeye dair? anne olmak için mükemmel, travmalarını yenmiş, içindeki labirentlerden bir bir çıkmış mı olmak gerek çocuğuna da kanatmamak için? jenerasyonlar arasındaki travma ve şiddet döngüsünde, iletiminde zinciri kıran olmak ne demek? incir analojisindeki gibi hangi inciri seçeneceğimizi düşünürken hepsini ölü, çürümüş buluyoruz. tek kişiye aşık kalınabilir mi? aşka realist ama bir o kadar pesimist hormonal bir tanım getirilebilir mi? anne olmak zorunluluk mu? bu soruyu bu metinde kaçıncı soruşum bilmiyorum. sözde tabii ki değil ama...
geçenlerde çok güzel bir yazı yazdım.
ilhamım kabarmıştı, depresyon ve kadın zihni üzerineydi.
yanlışlıkla sildim ve şuan o geri alınmazlık hissinin eşliğinde gelen bıkkınlığın ve kabaran duygularımın karmaşası içinde yazıyorum.
ama aklımda yine yeniden o en önemli sorular beliriyor 'ben de bu sona mahkum muyum? bunu seçmek zorunda mıyım? o sedyeye yatmak zorunda mıyım? mutsuz bir yuva kurma korkusuyla yaşamayı ıskalayacak mıyım? annemin sedyedeki acı çığlıkları tarihin tekerrür etmesiyle benim çığlıklarıma dönüşecek mi?'
"Bazen bir kadın değil (henüz yirmi yaşında bile değilim), fakat bu kapıya, bu zemine düşen bir ışık olduğumu düşünüyorum. Ben mevsimlerim, diye düşünüyorum bazen, ocak, mayıs, kasım aylarıyım; çamurum, sisim, şafağım. Savrulamam ya da tatlılıkla yüzemem ya da ötekilere karışamam."
çokça hissetmekten utandığım bir era'dayım. raf'ı ve hissettiğimi zikretmeyi de boşlamışım. birçok sığınağımın yolu tozlanmış. heybedeki özlediklerim çoğalmış. histerik, euphoric, hipomanik elli tane klinik sıfatla rozetlendirilmişim. sanırım tetiklenmiş olmalıyım. uyarıcılara ise hiç bu denli savunmasız olmamıştım. yabancı biri'ne dediğim gibi…devamıçokça hissetmekten utandığım bir era'dayım.
raf'ı ve hissettiğimi zikretmeyi de boşlamışım.
birçok sığınağımın yolu tozlanmış.
heybedeki özlediklerim çoğalmış.
histerik, euphoric, hipomanik elli tane klinik sıfatla rozetlendirilmişim.
sanırım tetiklenmiş olmalıyım.
uyarıcılara ise hiç bu denli savunmasız olmamıştım.
yabancı biri'ne dediğim gibi depresif epizodu tetikleyecek şeylerden imtina ediyorum, ne kadar yapay ve sonlu olsa da hipomanik verimliliği ve yaratıcılığı süregetirmek istiyorum.
bu süreçte duvarlarda yankılanan kahkahamı ve kahkaha atan kendimi çok güzel buluyorum, dakikalarca da inceliyorum kendineliğimi.
öznel bir bakış getirdiğime inanıyorum bazı bazı dünyaya.
kusursuz kusurlarıma sarınıyorum.
ama sonrasında sıkıcı ve aciz buluyorum yaratılışımı.
yaralanmış olmanın çirkin olmak anlamına geldiğine inandırıyorum kendimi.
bazı kavramlar hem fonetik hem de semantik bağlamda bana beni anlatır gibi geldiği için dürtüsel kararlarla vücuduma kazıyorum: vulnerability, fragility, authenticity, catch-22, misanthrope, intimacy, deepness, hamlet syndrome...
garip bir matematik kuruyorum, matematik defterimin sağ üst köşesi misali çiziyorum vücudumu.
bu şekilde canlı hissediyorum sanıyorum.
gülümseyi yüceltiyorum ve her şeyle kolaylıkla baş ediyor görünüyorum.
ama gülüşün kenarındaki sahtelik ve aşırılık kendini hissettiriyor bütün basıncıyla.
aşmaktan türeyen aşırılık kötü deneyimleri aşmama yardım edecek miydi?
yoksa geliştirdiğim yanlış bir davranış örüntüsü müydü bu?
bilmiyorum, bilmemeyi seviyorum.
bilmek lanetini reddediyorum.
anlatılara maruz kalmak istiyorum, idoller ilahlar listemi kabarıklaştırmak istiyorum.
yine yeniden borderline sahrasına düşüyorum.
girl ,interrupted yine yeniden oynatılıyor arka odalarda.
"imagined my character as a plate or shirt that had been manufactured incorrectly and was therefore useless."
"when I was supposed to be awake, I was asleep; when I was supposed to speak, I was silent; when a pleasure offered itself to me, I avoided it. My hunger, my thirst, my loneliness and boredom and fear were all weapons aimed at my enemy, the world."
"my self-image was not unstable. i saw myself, quite correctly, as unfit for the educational and social systems."
"i think many people kill themselves simply to stop the debate about whether they will or they won’t.
Anything I thought or did was immediately drawn into the debate. Made a stupid remark—why not kill myself? Missed the bus—better put an end to it all. Even the good got in there. I liked that movie—maybe I shouldn’t kill myself.
Actually, it was only part of myself I wanted to kill: the part that wanted to kill herself, that dragged me into the suicide debate and made every window, kitchen implement, and subway station a rehearsal for tragedy. "
"scar tissue has no character. It's not like skin. It doesn't show age or illness or pallor or tan. It has no pores, no hair, no wrinkles. It's like a slipcover. It shields and disguises what's beneath. That's why we grow it; we have something to hide."