Instagram'da Sinemori ünlülere soruyor ya "En iyi üç filminiz nedir?" diye. Ben de size soruyorum. Bugüne dek en beğendiğiniz üç film nedir? Cevaplayabilir misiniz... Bir tane de bonus olsun. Yorumlarınızı bekliyorumm.
The Walking Dead: Dead City sonrası uzun bir ara vermiştim. Negan özlemim başlamışken, Daryl Dixon'a da başlama vakti geldi dedim ve iyi ki de başlamışım. Çok iyi bir ilk bölümdü. Daryl Fransa'da ayrı bir karizma olmuş ve onu Avrupa'da görmek,…devamıThe Walking Dead: Dead City sonrası uzun bir ara vermiştim. Negan özlemim başlamışken, Daryl Dixon'a da başlama vakti geldi dedim ve iyi ki de başlamışım. Çok iyi bir ilk bölümdü. Daryl Fransa'da ayrı bir karizma olmuş ve onu Avrupa'da görmek, hikâyenin farklı kıtalara yayılması harika bir fikir. Manzaralar, müzikler ve farklı türdeki zombileri izlemek çok keyifli olacak. 3 sezonu da bitirdiğimde güncellerim belki gönderimi.
Daryl'ı da özlemişiz ya
Obsession filmini beğendim. Gerici bir atmosferi vardı. Konusu ilginçti. Merak uyandırıcıydı. Performanslar da çok iyiydi. Bunları ve detayını film için yazdığım gönderide de okuyabilirsiniz. Ama yine aynı şey oldu. Ne oldu biliyor musunuz? Hayranlar cılkını çıkardı bu işin. Yok makyaj…devamıObsession filmini beğendim. Gerici bir atmosferi vardı. Konusu ilginçti. Merak uyandırıcıydı. Performanslar da çok iyiydi. Bunları ve detayını film için yazdığım gönderide de okuyabilirsiniz. Ama yine aynı şey oldu. Ne oldu biliyor musunuz? Hayranlar cılkını çıkardı bu işin. Yok makyaj yapmalar, kızların birer birer Nikki gibi davranarak reels atmaları... Hatta bir çiftin, Nikki'nin duvar köşesinden Bear'ı izlediği tüyler ürpertici kısmı bile aynen uygulayıp reels yaptıklarını gördüm. Ya yapılabilir, gerçekten toplumumuzda her şey serbest... Yapılabilir ama buna bence bokunu çıkarmak denir, özür dilerim.
Ayrıca Smile serisini izlemiş biri olarak söylüyorum. Smile'ın her bir sahnesi Obsession'dan daha gerici ve ürpertici. Obsession'u farklı kılan konusu ve performansların çok iyi oluşuydu. Film karşılaştırması yapmak istememiştim ama yine hayranlar sanki dünyanın en iyi filmi (korkusu) yapılmış gibi davranıyor. Hayır abi, Obsession çok güzeldi ama en iyisi değildi. Obsessiondan başka korku izlememiş olanlar sanki bu en iyisiymiş gibi davranıyor. Bakın hakkını yemiyorum, Obsession izlemek çok keyifliydi ama hayranların reelslerine denk gelmek, sürekli sürekli denk gelmek keyifli değil 😄.
Yakında vizyona girecek Nolan filmi Odyssey için de aynısı hatta çok daha fazlası uygulanacak. Film güzel olmasına rağmen, dünyanın en iyi filmi ve dünyanın en harika yönetmeni gibi tepkiler göreceksiniz...
Şöyle filmlere denk geldiğimde ben bitiyorum, eriyorum ya. Çekilmiş en nahif filmlerden biri olabilir. Japonların elinden çıkmasına ise hiç şaşırmıyorum. Bu sinema bana çok şey kattı, duygulara boğdu beni. Zaten yok mu şu filmin müziği? Soğuk havanın, geçmişin, aşkın, kederin,…devamıŞöyle filmlere denk geldiğimde ben bitiyorum, eriyorum ya. Çekilmiş en nahif filmlerden biri olabilir. Japonların elinden çıkmasına ise hiç şaşırmıyorum. Bu sinema bana çok şey kattı, duygulara boğdu beni. Zaten yok mu şu filmin müziği? Soğuk havanın, geçmişin, aşkın, kederin, yasın, nezleyken burun çekmenin müziği... Hepsinin ruhunu taşıyordu resmen, çok güzeldi.
Filmde çok özel sahneler vardı. Beni çok etkilediler. Dedenin torununu sırtına alarak canla başla hastaneye götürmesi... Ağaca onun adını vermesi... Hiroko'nun nişanlısının öldüğü dağa doğru bağırması... Çok ince düşünülmüş. Hele ki son kısım ve o fotoğraf.. Fotoğrafa olan o sarılma isteği... Sessizce bir aşk filmiydi benim için "Love Letter". Bu aşkı yansıtmak için ne bir sevişme sahnesi vardı ne de türlü saçmalıklar. Ölen bir kişinin aradan yıllar da geçse yaşayanlarca ne kadar değerli olabileceğini, geçmişte karşılaştığımız birinin hâl ve hareketlerinin, belki hiçbir şey söylemeyişinin dahi zihnimizde kıymetle yer edişini gösterdi Love Letter.
Ben en çok da şuna şaşırdım. Filmde bir erkek ve kadın sarılmıyorlar, kavuşmuyorlar birbirlerine. Öpüşmüyorlar. Bunlar olmadan bir romantizm sunuluyor. Ve his olarak çok daha fazlasını bırakıyor. Ben filmden aldığım duyguları çok sevdim. Değerliydi. Müziğini de listeme ekleyip dinleyeceğim. İyi ki şöyle filmler var.
Bu arada filmde iki kadın karakteri de aynı oyuncu canlandırdığı için ilk bir saat biraz karmaşa yaşanabiliyor. Ama sonra birbiri ile mektuplaşmalarını ve aradaki ince detayı anlayıveriyorsunuz.
Çoğumuzun lisede edebiyat derslerinde sıklıkla adını duyduğu kitap. Ahmet Mithat Efendi'yi "Yazı Makinesi" olarak biliriz. Kitaplarında yazılarınların arasına girerek söylediklerini tasdik etmeye çalışır ve kimi zaman da öğütler verir. O dönem kitaplarında olduğu gibi didaktik eser havası verir kısacası. Bu…devamıÇoğumuzun lisede edebiyat derslerinde sıklıkla adını duyduğu kitap. Ahmet Mithat Efendi'yi "Yazı Makinesi" olarak biliriz. Kitaplarında yazılarınların arasına girerek söylediklerini tasdik etmeye çalışır ve kimi zaman da öğütler verir. O dönem kitaplarında olduğu gibi didaktik eser havası verir kısacası. Bu kitapta Felatun, Alafranga yani Batıyı takip eden bir figürdür. Râkımsa klasik Osmanlı beylerini temsil eder niteliktedir. Ama onun da Batı ile teması kuvvetlidir. Ki kendisi de Batılı yaşam tarzından tamamen uzak kalamamıştır.
İlklerden olduğunu, Tanzimat dönemi romanımızın, edebiyatımızın henüz yeni yeni gelişmekte olduğunu bilerek ve göze alarak okumak gerekli elbette. Fakat Ahmet Mithat Efendi'nin taraf tutan yanı bir süre sonra bende bayma hissi yarattı. Râkım sanki dünyanın en mesut veya iyi olması gereken insanıymış gibi, Felatun da ondan gerizakalısı yokmuşçasına anlatılmış. Aslında daha çok Rakım'a yer verilmiş. Felatun okuyucuyu güldürmek için koyulmuş, olayların gidişatına pek de etkisi olmayan bir karakterdi.
Râkım, Doğuyu yani bizi temsil ediyor diye tamamen iyi olması düşüncesine de katılmıyorum. Bu fikrimi açıklamak için romandaki kadın karakterlere değinmem lazım. Râkım'ın can dostu, bir ara metresi gibi olan Josephino'su... Haftada iki gün Türkçe dersi verdiği Ziklasların kızları Margeret ve Can. Bir de Cariye olarak aldığı güzel Çerkez kızı Canan. Râkım kültürlü, bilge biri, buna şüphe yok ama kızların etrafında olma konusunda maşallahı var. Bunlar dışında kimseyle görüşmüyor kitapta pek de. Josephino ile bir ara yatıp kalkıyor, Canan'a birden aşkı peydah oluyor...
Elbette dönemi düşünürsek Ahmet Mithat Efendi'nin de Râkım'ı dengeli ve başarılı biri olarak addettiğini anlamak zor değil. Sonuçta o dönem çoklu evlilik (Râkım öyle değil.)de vardı ve sosyal hayat bugün gibi değildi. Dolayısıyla bir roman yazıldığında o dönemin şartına göre düşünmek gerektiğini bir kez daha anlıyorum. Kendi kendime bir şeyler anlatıyormuşum gibi oldu ahaha.
Roman sürükleyiciydi. Aslında geç bile okuduğum söylenebilir. Ama uzun uzun düşünülecek bir yanı yok.
Yok mu korku filmi severler burada yahu? Korku filmlerini yabana mı atacağız... Haydi en sevdiğiniz ve en ürkütücü bulduğunuz korku filmlerini yazın ve konuşalım.
Spoiler içeriyor
Filmi ne zaman izleyim izleyim derken 10 saatlik gece otobüs yolculuğuna denk getirdim. Gece yolculuğunda korku filmi izlemeyi seviyorum. Tekinsiz atmosferi hissediyorsunuz ve otobüste bir sürü insan olduğu için de güvenle izliyorsunuz 😄Obsession izlerken inanılmaz gerildim. Her sahnesi insana tırnak…devamıFilmi ne zaman izleyim izleyim derken 10 saatlik gece otobüs yolculuğuna denk getirdim. Gece yolculuğunda korku filmi izlemeyi seviyorum. Tekinsiz atmosferi hissediyorsunuz ve otobüste bir sürü insan olduğu için de güvenle izliyorsunuz 😄Obsession izlerken inanılmaz gerildim. Her sahnesi insana tırnak yedirtmeye ant içmiş adeta. Nikki, genç adamı nasıl rahat bırakmıyorsa film de aynen öyle sizin peşinizden ayrılmıyor.
Korkunun dayandığı basit bir figür var; dilek çubuğunu alıp dileğinizi söylersiniz ve ortadan ikiye kırdığınızda o dilek gerçek olur. Bear da deli gibi sevdiği ama hislerinin onda karşılığının olmadığını bildiği Nikki'ye dair dilek tutarak afedersiniz ama bok yoluna girer. Bu yola tek girse ne ala... Hem kendi hayatını hem de Nikki'nin mahveder...
Nikki'nin saplantı içerikli sahneleri fazlasıyla gerici ve ürperticiydi. Dükkânda Bear arkadaşıyla sohbet ederken kafasını oynatmadan adeta donmuş gibi sürekli Bear'ı izlemesi... Gece pencerenin ardında Bear'ın telefon konuşmasını dinlemesi... Bear uyurken evin köşesinde bir karartı şeklinde onu izlemesi... Anlık ileri gidip geri gelmeleri... Tatlı tatlı konuşurken aniden bağırıp çağırması... Bear evden çıktığında ayakta öylece dikili kalması ve Bear gelene kadar aynı pozisyonda durması... Ve gittikçe daha da sapkınlaşıp delirmesi... Korku sinemasında yok denilmez belki ama uzun zamandır böyle kaliteli performanslarla seyirci önüne çıkmamıştı bunlar. Ortada düşük bütçeyle hazırlanmış kaliteli bir prodüksiyon var. Emeğe fevkalede saygı duyuyorum.
Bear'a hayat veren Michael Johnston ve saplantılı prensesimiz () Nikki'yi canlandıran Inde Navarette'yi ayakta alkışlamak lazım. Hiç sıkılmadan ne olacağını merak ederek izledim. Sonunu da beğendim. Ben böyle filmlerde mutlu son da beklemem pek. Karanlık başladı öylece de bitti. Kurtulan kurtuldu işte...
Nikki başta masum bir kızdı. Yine aniden beliren mimikleri ve konuşmaları vardı ama Bear'ın bencilce dileğiyle kız resmen şeytana dönüştü. Bir yorumda gördüğüm gibi ben Bear'ın da pek masum olduğunu düşünmüyorum. Kendisini sevmediğini bildiği birine böyle bir dilekte bulundu (her şeyden çok beni sevsin) bu dileği Bear'ı bencil kılıyor. Bear, tüm bunlardan evvel Nikki ile sürekli konuşmaya ve ondan hoşlandığını söylemeye çalışıyordu. Acaba Nikki reddetseydi Bear nasıl tepki verirdi? Nasıl hareket ederdi? Bunların cevabını bilseydik Bear'a daha net yorum yapabilirdik aslında ama doğrudan masum değil, kötü birisi de diyemeyiz diye düşünüyorum.
Nikki'ye de Bear'a da arkadaşlarına da üzüldüm... Güzel filmdi. Bence en az 8 i hak ediyor. Hak edene hak ettiği verilir.
İlk defa sinemada izlediğim bir filmden hemen hemen hiçbir şey anlamadım. Arkadaşımla bir hayli istekli gittik ve başlar başlamaz da heyecana kapıldık. İlk bölümü pekala gericiydi ve merak uyandırdı. Ama ikinci bölümde kopmalar yaşandı. Bir kadının kafasında olup bitenler mi…devamıİlk defa sinemada izlediğim bir filmden hemen hemen hiçbir şey anlamadım. Arkadaşımla bir hayli istekli gittik ve başlar başlamaz da heyecana kapıldık. İlk bölümü pekala gericiydi ve merak uyandırdı. Ama ikinci bölümde kopmalar yaşandı. Bir kadının kafasında olup bitenler mi yoksa bunlar diye düşünmeye başlamıştım ama onla da ilgisi yokmuş.
Mekân dünya ile alakasız, başarısız veya sorunlu kişilerin kopyalarını üreten bir yer. Yeni gelen kişiler zannımca bu bozunmuş varlıkları görüyorlar. Mekân, insanların korkularını ve travmalarını emerek karşılarına kâbus gibi çıkarıyor olabilir. Farklı bir filmdi ama ne diyeceğimi, sevip sevmediğimi bilemiyorum. İzleyen kimsenin de direkt anlayabildiğini sanmıyorum.
Beklentimi karşıladı mı? Hayır ya. Daha farklı bir kovalamaca bekliyordum ben. Ama son zamanlarda yükselişe geçen Renata Reinsve'nin korku filmlerine de yakışabildiğini gördüm. Sinemada izlemeye de gerek yok bence. Ama pişman da değilim tabii ki. İyi akşamlar dilerim.
Selamlar. Bugün bedelli askerliğim bitti. Yeniden döndüm buralara. Aileme, mesleğime, sevdiklerime döndüm... 26 gün denilip geçilmemesi gerekiyor. Çok şey katıyor... Sabrı, beklemeyi, küçük şeylerin kıymetini bilmeyi. Komutanlarımızdan da Allah razı olsun, çok iyi insanlardı. Çok saygı duyuyorum. Yaptıkları meslek kolay…devamıSelamlar. Bugün bedelli askerliğim bitti. Yeniden döndüm buralara. Aileme, mesleğime, sevdiklerime döndüm... 26 gün denilip geçilmemesi gerekiyor. Çok şey katıyor... Sabrı, beklemeyi, küçük şeylerin kıymetini bilmeyi. Komutanlarımızdan da Allah razı olsun, çok iyi insanlardı. Çok saygı duyuyorum. Yaptıkları meslek kolay değil. Ben askerimizle, komandolarımızla, Türklüğümüzle gurur duyuyorum. Yemin töreni alanında olmak, yemin etmek, komutanlardan eğitim almak çok gurur vericiydi. Elbette bedelli askerlik diye kolaydan bir süreç sanmaya da gerek yok. Askerlik kolay bir şey asla değil. Gerek manevi gerek fiziksel, sivil hayatımızdaki gibi hareket edemiyoruz. Ben de zorlandım kimi zaman, özellikle ilk üç gün ben nereye düştüm böyle diyorsun adeta... Ancak özü itibarıyla tüm o süreç insana olgunluk katıyor.
Veee filmler, diziler, bağımsız gönderi paylaşımlarıma devam edeceğim. Özlemişim burayı da. Sizlere de yeniden selam olsun.
Vallahi çok farklı bi yapımdı. Bitirdiğimde "Noluyo şimdi" dedim. Sonra yavaş yavaş anladım filmi düşününce. Fena kasvetli ve gerici bir filmdi. Korku kavramını nasıl ele aldığınıza göre korku mu değil mi değişir ama ben netlikle diyebilirim ki ürperticiydi. İnsanların ifade…devamıVallahi çok farklı bi yapımdı. Bitirdiğimde "Noluyo şimdi" dedim. Sonra yavaş yavaş anladım filmi düşününce. Fena kasvetli ve gerici bir filmdi. Korku kavramını nasıl ele aldığınıza göre korku mu değil mi değişir ama ben netlikle diyebilirim ki ürperticiydi. İnsanların ifade edemediği, bastırdığı duyguların, nefretin, sitemin, kinin bir "Hipnoz" sonucu feci dışavurumudur desek yeridir film için. Dedektif Takabe'nin akıbeti en baştan belliydi bence.
Japonlar garip film çekmesini de biliyorlar. Yönetmenin aklına nasıl böyle bir şey gelmiş yahu. Bayıldım diyemem ama kesinlikle kötü değildi. Farklılık görmek isteyen izleyebilir.