Sevgi, hüzün, öfke, hırs, kıskançlık, mutluluk, pişmanlık, neşe... Tüm bu duygularımız ve daha fazlası hâlihazırda bizim birer parçamız mı yahut yaşadıkça keşfedip öğrendiğimiz şeyler mi? Bu sorunun farklı farklı türevlerini de sık sık düşünürüm ama net bir sonuca varabildim mi,…devamıSevgi, hüzün, öfke, hırs, kıskançlık, mutluluk, pişmanlık, neşe... Tüm bu duygularımız ve daha fazlası hâlihazırda bizim birer parçamız mı yahut yaşadıkça keşfedip öğrendiğimiz şeyler mi?
Bu sorunun farklı farklı türevlerini de sık sık düşünürüm ama net bir sonuca varabildim mi, orası meçhul.
En çok merak ettiğim de insanın doğuştan getirdiği birtakım özelliklerinin olup olmadığı... Hani bazıları boş bir levha olarak nitelendiriyor ya bebekleri... O açıdan diyorum. Gerçekten bomboş mu geliyoruz bu dünyaya?
Bu boş levha mevzusunun benim mantığıma çok da yattığını söyleyemem çünkü düz bakarsak boş bir levha olarak doğmak demek, her bebeğin bir nebzede birbirinin aynısı olarak dünyaya gelmesi, yaşadıkça farklılaşması demek ama daha yakından, daha dikkatli bakıldığında yeni doğmuş bebeklerin bile kendine has karakteristik özellikleri olduğu görülüyor.
Yani en azından ben öyle görüyorum. (Bilmem, şaşı mıyım acaba...)
Sonuç da şuraya bağlanıyor ki sonradan öğrenmediğimiz ve bizim zaten birer parçamız olan şeyler de mevcut. (Yeni doğmuş bebek: Tamam, boşuz da o kadar değil yani... Peki...)
Diğer taraftan bir de şu açıdan bakabiliriz ki öğrenme sürecimiz doğduğumuz andan mı itibaren başlıyor yoksa daha da önce, anne karnında da mı hislerimiz, duyularımız mevcut?
(Dön geri, dön geri, o yol çıkmaz yol...)
Aa, dur canım daha yeni yakıyoruz beyinleri...
Bir de şu mevzu var. Hayatı boyunca sevilmemiş birinin sevgiyi, şefkati hiç bilmemesi. Demek ki öğrenilen bir durum da var ya da belki kullanılmadıkça körelen bir taraf... (Isı geliyor sanki yavaştan...)
Neyse, buradan pek de bir yere varamıyoruz, bunları boş verelim şimdilik... Olayı filme bağlıyoruz hemen... Bir filmi nasıl mı beğenirim? Filmin son jeneriğiyle beyin yakmaya başladıysam o film benim için gayet hojdur. (Nokta)
Bu noktayı hızlıca kaydırıp uyarı bitim noktasına geçebilirsiniz, zira aşağıda bir miktar keyif kaçıran detaylar mevcuttur. ( Evet, evet bu bir ⚠️Spoiler⚠️ uyarısı)
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Filmin jeneriğine boş boş bakmaya başladığımda David karakterinin neyi sembolize ettiğini düşünüyordum.
Olaya biraz da iç içe geçmiş halkalar misali yaklaşacağım. İlk halka: Koşulsuz sevgiye programlanmış David, bir çocuğun en temel gereksinimi düşündürüyor: Sevgiyi... Bir çocuğun onu dünyaya getiren ailesinin koşulsuz sevgisine gereksinimini... Tam da buraya "Bakamayacağınız çocukları dünyaya getirmeyin." lafı mükemmel oturuyor zira yüzyıllardır bu derbeder dünya, sağlıklı sevilmemiş çocukların hıçkırıklarında fazlasıyla boğuluyor. Biz yine de cümlemizi filme göre evirelim: "Bakamayacağınız metaları kendinize bağlamayın." diyelim.
Bir diğer halkaya geçiyorum. Flesh Fair'da David'e robottur diyip geçilemediği gibi çocukluk da deyip geçemiyoruz. Biz farkında olsak da olmasak da hayatımızın büyük bir bölümü çocukluk tecrübelerimiz, korkularımız, travmalarımız üzerine kuruluyor. Nasıl mı? Daha dikkatli bakın. Misal çocukken o karanlık odada öcü var diye korkutulan birinin 40 yaşında da karanlığa tedirgin yaklaşması mı ya da başka misal çocukken suyla şaka yapılmış birinin 50 yaşında da boğulmaktan korktuğu için sudan kaçması, hatta bir yudum suyu bile zor içmesi mi, diğer bir misal öğretmeninden bir silgi için tokat yemiş birinin farkında olmadan çocuğuna bir sürü silgi alarak onu korumaya çalışması mı, bir misal daha sen çocuksun, diye duyguları küçümsenmiş veya yok sayılmış birinin ne kadar yetişse de kendini var saymakta zorlandığını mı dersiniz... Ne olursa olsun, dikkatli bakarsanız illaki görürsünüz. Ondandır ki bir çocuğu neyle korkuttuğuna, üzerinde nasıl bir etki bıraktığına dikkat etmesi gerek insanın zira koca bir hayata dokunabiliyor. Tıpkı David'in hayali için Mavi Peri'nin karşısında iki bin yıl harcaması gibi...
Bir tane daha halka... David'in Monica'ya kaç yıl yaşayacağını sorduğunda Monica'nın 50 yıl deyip bu süreyi uzun olarak nitelemesi ve Tedy'nin ise hiç de uzun bir süre olmadığını söylemesine bakalım bir de. Zaman kısa veya uzun fark etmez, asıl önemli olan nasıl değerlendirildiği zira yeri gelir bir 'an'a bin ömür sığdırılıra inananlardanım...
Bir halka daha... Şimdi yapay zeka boyutuna bakarsak ve yazıya giriş kısmımı birleştirirsek 'gerçek sevgi' kavramını düşünüyoruz. Yapay zeka sevgiye programlandığı için bunu doğuştan kısmına benzetebiliriz ama Prof. Hobby'i bulduğu sahnede bencilliği, kıskançlığı, hayal kırıklığını ve bunların dışa vurumu öfkeyi, cinneti yaşadığı, bir de üstüne kendini suya attığı sahnedeki tükenmişliği eklediğimizde tüm bu kısımlarda bir miktar bu hisleri sonradan keşfetmiş olması da söz konusu. Bu durumda David'in hisleri doğuştan mıydı yoksa hepsini sonradan mı keşfedip öğrendi? Peki, tüm bunları gerçek olarak nitelememiz için kriterimiz ne olmalı? Bir robotun sonsuz sevgiyle programlanmış olması, neredeyse bir insan gibi olması onun sevgisini gerçek yapar mı? Sonuçta bir noktada da adı üstünde 'neredeyse' gerçek... Bir de filmin başındaki soru: "Bir robotun koşulsuz sevgiye programlanması insanların da onu sevmesini sağlar mı?" Sahi ya sevmek için neye ihtiyaç duyarız?
Bir başka halka... Joe'nun üzerine yıkılan cinayet ve Martin'in David'i kıskanmasını, Monica'nın istemese de David'den etkilenmesini düşünürsek ilk başta hayatı kolaylaştırmak amacı güdülerek ortaya çıkmış yapay zekanın aslında bir noktada hayatı zorlaştırdığını görüyoruz. Çünkü insanın kendi ürettiğinden bile etkilenebilecek bir zaafı söz konusu ve duygusallığının karmaşıklığı...
Bir öteki halka daha... Hissetmenin sadece insana has olduğu zannına kapılıyoruz. Film buna net bir biçimde yapay zekalar bile hissedebilir, diye cevap veriyor olsa da asıl düşündürücü nokta, his mevzusunun da ötesinde "Bu hissetme kabiliyetine sahip varlıklara karşı ne denli sorumluyuz?" kısmı. Yani Monica'nın sonuçlarını bilmesine rağmen David'in bağ kurma protokolünü etkinleştirmesi ve çıkan sorunlarla başa çıkamayınca da ormana atmasından sonra gelecekte insan hakları, hayvan hakları gibi "Robot hakları da söz konusu olacak mı?"yı düşünmeden edemiyor insan... Ya da "Yapay zekalar eylemlerinden ne ölçüde sorumlu tutulabilir"i...
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
⚠️ Derin bir nefes alabilirsiniz, tehlike geçti. Spoiler yemediniz, tebrikler 👏🏻
Genele bakarsak filme ne muhteşem ne de berbat diyemiyorum. Filmin düşündürücü pekçok felsefi, edebi yanı vardı. Jude Law ve David'i canlandıran çocuk başta olmak üzere oyunculuklar da çok iyiydi, çekim, konu, filmin atmosferi de gayet hoştu ama bir yandan da sanki bir şeyler olmamış gibiydi. Film biraz ağır ilerliyor, onun da etkisi olabilir. Hafiften de finali tatmin etmiyor gibi ama bu, filmi keyifle izlemediğim anlamına da gelmiyor tabii... Kült olabilecek kapasiteyle başlamış ama sona doğru bir miktar savrulmuş bir film. Benim için izlemeye değerdi ama sizin için? Onun kararını da size bırakıyorum. İzleyeceklere keyifli seyirler 🎬🤖🧚🏻♀️
.
.
.
Not: Yazdıkça yazıp kendimi kaybettikten sonra dönüp de yazdıklarıma bakınca off yine boş yaptım iyice ya hissi... Peşimi asla bırakmıyor 😶🔫
8/10
⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐⭐☆☆