Hadi birlikte utanalım Uyumadan önce Milo ile anılar bölümüne bir yenisini eklemek istedim. Sene 1995 şaka, iki üç sene önce. İşten çıkmıştım ama nasıl üzgünüm. Müdürümle de taklaşmıştım. Bir sürü dert vs üst üste geldi. Arabanın ses yalıtımına fazla güvenmiş…devamıHadi birlikte utanalım
Uyumadan önce Milo ile anılar bölümüne bir yenisini eklemek istedim.
Sene 1995 şaka, iki üç sene önce. İşten çıkmıştım ama nasıl üzgünüm. Müdürümle de taklaşmıştım. Bir sürü dert vs üst üste geldi.
Arabanın ses yalıtımına fazla güvenmiş olacağım, eve dönerken Öyle Bir Geçer Zaman ki Osman gibi hönkürerek ağlıyordum.
Böyle yol gidilmez dedim, çektim sağa. Evde de öyle ağlayamam, teselli edilmek istemiyorum. Bırakın kardeşim, dert benim, ah canım geçti dediğinizde iyileşecek mi, yok.
Nöyse. Bir araba yanaştı, yanda da inşaat vardı, ona girecek sandım, arabayı öne aldım.
Araba tekrar yanıma yanaştı.
Arabanın ses yalıtımı iyi de camlar filmsiz işte, şimdiki arabam öyle mi, tam serrsseri arabası, ön cam bile filmli.
Nöyse. Bir abla indi arabadan. Tam seküler sarışın abla. "Canım iyi misin" diye bir giriş yaptı.
Abla beş dakika önce bu ânı tölere edebilecektim ama artık bu anıyı her hatırladığımda utancımdan kızarıyorum, kendimi yastıkla boğmaya çalışıyorum.
"İyiyim, kem küm" dedim.
"Böyle araba kullanma, kaza yaparsın, ben de böyle bir an yaşadım geçen sene, her şey geçer."
"Tabi, tişikkirlir (nolur git ve yüzümü unut, Allahım beni uzaya fırlat)"
Radyoyu kapattım, tam tribe girmişim. Öle utandım hele öle utandım bıraksa arabayı sırtıma alıp yola devam edecegim, şivem değişti, benliğimi yitirdim.
Sonra burnumda sümük gözümde yaş, iyi günler dileştik.
Utancımdan ağlamam da kaçtı, bir daha da toplum içinde ağlamadım sjsjjs.
Okurken kendinizi çok kasmayın çünkü ben yazarken bile utançtan bayılacak kıvama geldim.
Tamam, olayı unutmasın, ben razıyım. Ama nolur beni ve arabayı unutsun. Sjsjsjs
Bu da böyle rezil bir anım. Sırf uykum var diye anlattım. Çünkü bu tarz hikayeleri sesli anlatmayı severim ki yüz ifadelerimdeki acının da keyfini çıkartabilsin insanlar.
Mümkünse pişkin bir sırıtma, hafif bir kamburluk, yaşlı gözler ve kırmızı bir surat hayal edin, öyle okuyun.
Dünyanın en iyi dizisi geldi. (İzlediğim diziye göre değişir.). Geldiyse ben coşkulu bir gönderi atmadan duramam. Harikasın Matt Murdock, harikasın Daredevil. Intro müziğini doya doya dinlediğim nadir dizilerden. Bu sezonun mükemmel olacağını düşünüyorum zira heyecanlı bir açılış yaptı. Merakım söz…devamıDünyanın en iyi dizisi geldi. (İzlediğim diziye göre değişir.). Geldiyse ben coşkulu bir gönderi atmadan duramam. Harikasın Matt Murdock, harikasın Daredevil. Intro müziğini doya doya dinlediğim nadir dizilerden. Bu sezonun mükemmel olacağını düşünüyorum zira heyecanlı bir açılış yaptı.
Merakım söz konusu olansa belki biraz erken fakat Daredevil'ın Spiderman Brand New Day filminde olup olmayacağı... Punisher varsa DD neden olmasın diyoruz ama bakalım... Ulan harika dizi be.
kimin haklı kimin haksız olduğuna asla karar veremediğim, oldukça hayatın içinden bir hikaye. bazen ilkelerimize ters hareket eden insanlara kurulup sinirleniyoruz. sonra çürümüş düzenin içinde ipin ucu bize dokununca kendi yaptığımızın farkında olmuyoruz. tek bi doğru yok, koşullar var gibi…devamıkimin haklı kimin haksız olduğuna asla karar veremediğim, oldukça hayatın içinden bir hikaye. bazen ilkelerimize ters hareket eden insanlara kurulup sinirleniyoruz. sonra çürümüş düzenin içinde ipin ucu bize dokununca kendi yaptığımızın farkında olmuyoruz. tek bi doğru yok, koşullar var gibi hissettirdi hep bana. kafamda bir sürü düşünce var filmle ilgili, taze çıkınca toparlayamadım djdjdjdjf
BTS geri döndü… Çocukluğumun, ergenliğimin, gençliğimin; sayısız sınav gecemin, umutlarımın ve hayallerimin arka planında hep onların şarkıları vardı. Yorulduğumda dinlendiren, düştüğümde ayağa kaldıran bir ses gibiydiler yıllarca. BTS: The Return belgeselini izlerken sanki yıllar önceki o duygulara, o hayallere yeniden…devamıBTS geri döndü…
Çocukluğumun, ergenliğimin, gençliğimin; sayısız sınav gecemin, umutlarımın ve hayallerimin arka planında hep onların şarkıları vardı. Yorulduğumda dinlendiren, düştüğümde ayağa kaldıran bir ses gibiydiler yıllarca.
BTS: The Return belgeselini izlerken sanki yıllar önceki o duygulara, o hayallere yeniden dokunmuş gibi hissettim.
Yeni şarkılar, yeni albüm, ama içimde uyandırdığı his hep aynı: yıllar geçse de bazı sesler, bazı anılar ve bazı bağlar insanın hayatına kök salıyor… Ve ben yine o eski ben gibi, onların şarkılarıyla hayata biraz daha sıkı tutunuyorum. 💜✨
Hayao Miyazakinin eserleri okadar etkileyici ki bu da yetmezmiş gibi muhteşem fon müzikleriyle zenginleştirmiş. Hayal gücünün sınırsızlığını görmek için mutlaka izlenmeli😍😍😍
Son zamanlarda kore yapımlarına merak sardım. En sevdiğim tarafı tahmin edşlemez senaryoları. Bu dizi de izlediklerim içinde çok heyecan vericiydi. Sonuna kadar katil kim emin olamadım. Dizş bitti hala değilim🥲
Spoiler içeriyor
Anime ilk bakışta klasik bir kahramanlık hikâyesi gibi görünüyor. Ama aslında bir zaferin zirvesini değil, o zaferden sonra geriye kalanları anlatıyor. Bir yolculuk bittikten sonra başlayan bu hikaye, asıl anlamını tam da burada buluyor: İnsanlar için sona ermiş olan şeylerin,…devamıAnime ilk bakışta klasik bir kahramanlık hikâyesi gibi görünüyor. Ama aslında bir zaferin zirvesini değil, o zaferden sonra geriye kalanları anlatıyor. Bir yolculuk bittikten sonra başlayan bu hikaye, asıl anlamını tam da burada buluyor: İnsanlar için sona ermiş olan şeylerin, Frieren için yeni yeni anlam kazanmaya başlaması.
Bu hikâyede kahramanlık, büyük zaferlerden ibaret değil. Asıl mesele, o zaferlerden sonra geriye ne kaldığı. Önceki kahramanlar sadece dünyayı kurtarmadı; aynı zamanda arkalarında takip edilecek bir yol bıraktı. Yeni nesil o yolu yürürken belki daha güçlü ama o yolun anlamını yeniden keşfetmek zorunda.
Frieren için zaman neredeyse önemsizken, insanlar için her şeydir. Bu yüzden onun geçmişi hatırlaması sadece bir nostalji değil, geç kalınmış bir fark ediştir. Yaşanırken sıradan görünen anlar, ancak geçtikten sonra değer kazanır. Hikâye de tam olarak bu duygunun etrafında şekillenir.
Bu yüzden anlatı büyük olaylardan çok küçük anlara yaslanır. Frieren’ın basit hobileri, gereksiz gibi görünen duraksamalar, yol boyunca karşılaşılan insanlar… hepsi aslında karakteri en çok anlatan şeylerdir. Yer yer yapılan mizah ise bu ağır temaların arasında hikayeyi daha insani ve yakın kılar.
İlk bölümdeki yıldız kayması sahnesi, bu hikayenin özeti gibidir. Kahramanlar zafer kazanmış, kutlama yapılmaktadır; ama Frieren o anın içinde olmasına rağmen ondan uzaktır. O an değerlidir, ama aynı zamanda çok kısadır. Ve Frieren bunu o an değil, çok sonra fark eder.
Himmel ise bu hikâyedeki kahramanlığın en saf hâlidir. Onu farklı kılan şey gücü değil; küçük anlara verdiği değerdir. İnsanlara yardım etmesi, hatırlanmak istemesi…
İz bırakma isteğidir.
O, dünyayı kurtarmaktan çok insanların hayatına dokunmayı önemser. Bu yüzden Frieren’ın geç fark ettiği şey, aslında Himmel’in başından beri bildiği bir gerçektir.
Vedalar da bu hikâyede farklı bir yerde durur. İnsanlar vedalaşırken tekrar karşılaşacaklarını düşünür, bu yüzden vedalar kısa tutulur. Ama bu anime daha acı bir şey söyler: Bazen veda ettikten sonra bile geç kalmış olursun. Frieren, Himmel ile vedalaşmış olsa da aslında neye veda ettiğini o an anlamamıştır. Bu yüzden onun yolculuğu yeni bir macera değil, bir telafi arayışıdır. Geçmişte anlamadığı duyguları, şimdi anlamaya çalışır.
Canavarlar ve şeytanlar bu dünyada sadece bir tehdit değil; aynı zamanda karakterlerin neden devam etmek zorunda olduğunu hatırlatan bir gerçeklik gibi duruyor. Bu yüzden savaşlar ve kayıplar, yalnızca bir çatışma olmaktan çıkıp karakterlerin değer verdiği şeyleri daha görünür kılan anlara dönüşüyor.
Anime her ne kadar benim için daha çok anlattığı hikâye ve verdiği hislerle öne çıksa da, aksiyon sahnelerinin ve animasyon kalitesinin etkileyiciliğini görmezden gelmek zor. Özellikle büyü kullanımının görselleştirilmesi ve savaş sahnelerinin akıcılığı, bu dünyanın ne kadar özenle kurulduğunu hissettiriyor. Müzikleri ise benim için ayrı bir yerdeydi; hikâyeden bağımsız olarak bile birçok sahneyi daha etkileyici kılan bir tarafı vardı.
Sonuç olarak bu hikâye bana şunu gösterdi: Kahramanlık sadece büyük zaferler değil, o anların değerini zamanında anlayabilmektir. Çünkü çoğu zaman, bir şeyin anlamı ancak kaybedildiğinde ortaya çıkar. Ve bazen, bunu fark ettiğinde artık her şey için geç kalmış olursun.
"Dikkat edin sayın savcım, buranın zemini kaygandır." "Tapusu olmayınca bu dağlar bir bankacının gözünde beş para etmez." Film beni boğdu boğdu duvara attı. O kadar sey oldum ki hani izlemeseydim, bilmeseydim keske dedim. Dağ serisinden evet daha etkileyiciydi ve hani…devamı"Dikkat edin sayın savcım, buranın zemini kaygandır."
"Tapusu olmayınca bu dağlar bir bankacının gözünde beş para etmez."
Film beni boğdu boğdu duvara attı. O kadar sey oldum ki hani izlemeseydim, bilmeseydim keske dedim. Dağ serisinden evet daha etkileyiciydi ve hani o kadar bir film gibi hissettirmedi ki, belgesel izliyormuşum gibiydim ya her şey o kadar gerçek ki. Zaten filmin başında kameraya bakıp "Sen uyursan herkes ölür!" dediği yerde nasıl sıçradım, nasıl bir etki bıraktı bende anlatamam. Felaket etkileyici bir film. 10/10
Sensiz ben nefes alamam, götür beni gittiğin yere...