Sultana’yı genel olarak tavsiye etmiyorum; hayatınıza çok fazla şey katacağını düşünmüyorum. Ortalama bulduğum bir film. Fakat üzerinde durulması gereken birkaç önemli noktası var. Öncelikle filmin bazı karakterleri ve yaşadıkları, toplumun görmezden gelmeyi tercih ettiği bir gerçeğe işaret ediyor. Örneğin karakterlerden…devamıSultana’yı genel olarak tavsiye etmiyorum; hayatınıza çok fazla şey katacağını düşünmüyorum. Ortalama bulduğum bir film. Fakat üzerinde durulması gereken birkaç önemli noktası var.
Öncelikle filmin bazı karakterleri ve yaşadıkları, toplumun görmezden gelmeyi tercih ettiği bir gerçeğe işaret ediyor. Örneğin karakterlerden birinin adının Gülistan olması dikkatimi çekti. Kulübün korumalarından biri tarafından cinsel saldırıya uğraması, hamile kalması ve çocuğunu dünyaya getirmesi bana Gülistan Doku’nun hikâyesini hatırlattı. Film ilerledikçe bunun yalnızca tek bir karakterin başına gelen bir olay olmadığını görüyoruz. Fahriye’ye saplantılı hâle gelen ve yaşadığı takıntıyı “aşk” olarak adlandıran bir erkek karakter var. Fahriye ise oldukça zeki ve masum bir kadın; onun söylediklerine inanmıyor. Daha sonra tenha bir yerde bu karakterin fahriye ye saldırdığını öğreniyoruz. Fahriye'nin son sözü şu bu kez ben ölmedim öldürdüm. Ah fahriyemm.
Hikâye aslında oldukça basit. Belki de filmi sevmeyenlerin bir kısmının temel gerekçesi de bu olabilir. Ancak filmin anlattığı şeyin gerçek hayatta karşılığının olması, bence göz ardı edilmemeli. Kadınların kandırılması, çaresiz bırakılması, yalnız kalması, cinsel şiddete uğraması ya da bazı şeyleri ekonomik ve toplumsal koşullar nedeniyle yapmak zorunda kalması maalesef yalnızca filmlere ait meseleler değil. Üstelik film bunu özellikle kadınların bedenlerinin ve cinselliğinin bir sermaye olarak görüldüğü erkek egemen bir düzen üzerinden anlatıyor.
Bununla birlikte senaryo açısından ciddi bir yüzeysellik olduğunu düşünüyorum. Bazı karakterlerin geçmişlerini ve hikâyelerini neredeyse hiç öğrenemiyoruz. Bu nedenle diyaloglar da yer yer sığ kalıyor. Senaristin daha önce LCV filmini yazmış olması da ayrıca dikkatimi çekti. Oradaki anlatımı daha başarılı bulduğum için Sultana’da karakterlerin bu kadar yüzeysel bırakılması beni şaşırttı. Belki hikâye altı bölümlük bir mini dizi formatında anlatılsaydı karakterlere daha fazla alan açılabilirdi.
Filmin oyunculuk ve dans tarafını ise senaryodan ayrı değerlendirmek gerekiyor. Direk dansları için oyuncuların özel eğitim aldığını biliyoruz. Üstelik dansların yalnızca görsel bir gösteri olarak kullanılmadığını düşünüyorum. Karakterlerin dans biçimleri, filmdeki konumlarını ve güçlerini de yansıtıyor.
Fahriye’nin danslarında “wow” dedirtecek bir gösteriş yok. Zaten zoraki yaptığı her hâlinden belli. Bu da karakterine uyuyor. Meral ise filmin en fazla öne çıkarılan karakterlerinden biri olduğu için kostümleri ve danslarıyla çok daha gösterişli. Tuba Büyüküstün’ün bu danslar için aylarca eğitim alması da ekranda kendini belli ediyor. Yanlış anlaşılma olmasın her oyuncu özel olarak dersler almış, hazırlanmışlar.
Anna’nın Meral’i aslında doğrudan yerinden etmek istediğini düşünmüyorum. Daha çok olayların doğal akışına göre hareket ediyor. Miray’ın karakterinde ise tam tersine, dansından ve hâlinden “Meral’in yerini nasıl alamadı?” duygusu geçiyor. Yani karakterlerin sahnedeki konumlarıyla danslarının biçimi arasında bilinçli bir ilişki kurulmuş. Bunun tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Evet müzikler kötüydü ama dinlemekten keyif aldım.
Anna’nın film boyunca belirgin bir duruşu var. Meral’in kendisini fazlasıyla beğenmesi ve bulunduğu konumu sorgulamaması, filmin ilerleyen bölümünde Anna tarafından tersine çevriliyor. Meral’in sürekli yakındığı sistemin aslında karşı koyamadığı bir parçası olduğunu görüyoruz. Anna ise doğru zamanda doğru hamleyi yaparak bu düzeni onun karşısına çıkarıyor. Üstelik Anna da cinsel saldırıya uğramış biri olmasına rağmen diğerlerinden farklı olarak susmamayı seçiyor.
Filmin sonlarına doğru bu güç ilişkisi tamamen tersine dönüyor. Erkeklerin sahnede olduğu, kadınların ise seyirci konumunda bulunduğu bir kulübün ortasına geçiyoruz. Kadınların birlikte eğlenmesi ve mutlu olması da bu açıdan bir çeşit güç değişimi ve intikam duygusu yaratıyor.
Bu yönüyle Sultana, bana Anora filmini de yeniden düşündürdü. Dünyada kadın bedenini sürekli cinsel bir sermaye olarak gören zihniyetin varlığından zaten şüphe etmiyoruz; fakat Sultana’daki bazı noktalar, Anora’nın vermeye çalıştığı mesajı benim açımdan daha anlaşılır hâle getirdi. Yine de Anora’nın aldığı ödülü hâlâ hak ettiğini düşünmüyorum; bu konudaki fikrim değişmedi.
Filmde ayrıca zenginlerin ve güçlü insanların dışarıdan göründükleri kadar masum olmadıklarına dair birkaç iyi örnek var. Özellikle Ender’in sonunda cezasını bulmasını sevdim. Suça ortak olan, para ve tehditle insanları susturan kulüp patronunun da yaptıklarının karşılığını görmesi filmin hoşuma giden taraflarından biriydi.
Cinsellik açısından da filmin sınırını aşmamasını olumlu buldum. Çünkü o kadınların yaşadığı hiçbir şeyi ekranda daha açık görmek istemezdim. Bazı sahnelerin kendisi bile rahatsız ediciyken bunu görsel olarak daha ileri taşımak hikâyeye bir şey katmazdı.
Sonuç olarak Sultana’yı iyi bir film olarak değerlendirmiyorum ama tamamen değersiz de bulmuyorum. Sinematografik açıdan çok güçlü olmasa ve senaryosu yer yer yüzeysel kalsa da toplumun kanayan bir yarasına dokunduğu yerler var. Filmde anlatılan her şeyin birebir gerçek olduğunu söylemek mümkün; kadınların yaşadığı çaresizlik, kandırılma, yalnızlık, şiddet ve sömürü gibi durumların gerçek hayatta karşılığı olduğu da açık.
Belki de filmin en önemli tarafı tam olarak burada: İzlerken rahatsız olduğumuz şeylerin bir kısmı, aslında gerçek hayatta görmek istemediğimiz şeyler. Bu nedenle filmi çok beğenmesem de anlattığı meselenin görmezden gelinmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Benim için ortalama bir filmdi. Fakat üzerine konuşulabilecek tarafları, filmin kendisinden daha ilginçti.
En iyi teklif 7.7/10 Sanatın, aşkın ve yalnızlığın iç içe geçtiği, finaliyle bütün hikâyeyi yeniden sorgulatan bir film. Yavaş ilerliyor gibi görünse de her detay yerli yerine oturduğunda etkisi büyüyor. Bazı insanlar hayatınıza aşk için değil, sizi değiştirmek için girer.…devamıEn iyi teklif 7.7/10
Sanatın, aşkın ve yalnızlığın iç içe geçtiği, finaliyle bütün hikâyeyi yeniden sorgulatan bir film.
Yavaş ilerliyor gibi görünse de her detay yerli yerine oturduğunda etkisi büyüyor. Bazı insanlar hayatınıza aşk için değil, sizi değiştirmek için girer.
Her sahte sanat eserinin içinde gerçek bir şey vardır.
Ayırdığım zamana değen ve daha fazlasını izlemek istediğim filmlerden. Olayların öncesini ve sonrası öğrenmek isterdim. Bi ara 2. filmi çıkacak deniyordu ama ses yok. Oyunculuk, senaryo, görsel efektler, müzikler hepsi çok iyiydi. "Ayağa kalk serseri!" repliğini hâlâ uygun bağlamda kullanırım…devamıAyırdığım zamana değen ve daha fazlasını izlemek istediğim filmlerden. Olayların öncesini ve sonrası öğrenmek isterdim. Bi ara 2. filmi çıkacak deniyordu ama ses yok.
Oyunculuk, senaryo, görsel efektler, müzikler hepsi çok iyiydi. "Ayağa kalk serseri!" repliğini hâlâ uygun bağlamda kullanırım hahshhs. Aynı günü tekrar tekrar yaşamak konseptini severim zaten. Filmin sonunda çalan Love Me Again şarkısı da cukkk oturmuş. İzlenilesi.
Konusunun farklılığını sevdim. Oyunculuklar fena değil. Sıkıcı bir sahne bana göre yok. Ortalama bir film, çok kötü değil çok iyi değil. Bence izlenebilir
Kendini bulmaya çalışıyorsun. Neden yaşadığını, yani yaşamanın bir sebebi olup olmadığını sorguluyorsun. Böyle oluşundan niçin acı çektiğini merak ediyorsun. Çözmen gereken bir bilmece olduğunu ve çözemeyeceğini sanıyorsun. Sadece olmakla, yani başka türlü olmamakla yetinmek zorunda olduğunu çok sonra öğreneceksin. Ve…devamıKendini bulmaya çalışıyorsun. Neden yaşadığını, yani yaşamanın bir sebebi olup olmadığını sorguluyorsun. Böyle oluşundan niçin acı çektiğini merak ediyorsun. Çözmen gereken bir bilmece olduğunu ve çözemeyeceğini sanıyorsun. Sadece olmakla, yani başka türlü olmamakla yetinmek zorunda olduğunu çok sonra öğreneceksin. Ve öyle hiç kıvırmadan söylüyorum işte; aramak zorunda olduğunu asla bulamayacaksın, hiç kusura bakma.
Haarika bir yapım. Ülkenin acımasız gerçeklerine çekinmeden çomak sokan ve vahşeti gözler önüne seren bu yapım övgüyü hak ediyor. Oyunculukları da başarılı bulmama karşın az da olsa mantık hataları mevcut. Ancak böyle yapımların yergiden çok övgü alması gerektiğini savunuyorum. Böylelikle…devamıHaarika bir yapım. Ülkenin acımasız gerçeklerine çekinmeden çomak sokan ve vahşeti gözler önüne seren bu yapım övgüyü hak ediyor. Oyunculukları da başarılı bulmama karşın az da olsa mantık hataları mevcut. Ancak böyle yapımların yergiden çok övgü alması gerektiğini savunuyorum. Böylelikle "normalleştirilmeye" çalışılan şiddet, taciz, cinayet, zorbalık gibi konular hakkında farkındalık ve bilinç oluşturulabilsin. Anlık olarak 3. sezondayım ve eminim bu sezon da mükemmeldir.
Edit: 3. Sezon da harika ötesiydi. Kalite kokuyor. Serdar komiseri oynayan Olgun Toker'in oyunculuk💯 Bu sezon özellikle ele alınan konular mükemmeldi. Umarım birçok kişi izler de bilinç kazanır.
🥀Ya siz, Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat? Nasıldı Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak? ... Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan, Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan Ah dedim sonra, Ah! ... Gülümsedim o sıra, Bazen sevinirim, Sevinmek…devamı🥀Ya siz, Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
...
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan, Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan Ah dedim sonra, Ah!
...
Gülümsedim o sıra, Bazen sevinirim, Sevinmek nedense hep yedi yaşında Ve ah .. dedim sonra, Ah!
...
Aşk diyorsunuz ya, İşte oradaa durun bayım lslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım Kendimin ucunda Öyle ıslak, Öyle kötü kokan, Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım Aşkı aşk bilir yalnız!
...
Bazı yaralar...
Sayıyorum, sayıyorum Hiç bitmiyor güller Sensiz hiç bitmiyor zaman.
Belki saymayı mutsuzlar bulmuştur.
Mutsuzlar hep sayar.
Bizler mihsabıyız hayatın...
...
Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum..
...
İnsan unutandır ve insan unutulmaya mahkum olandır.
...
Uzun bir dize dayardı hayat her sabah karnıma Şiir için düelloya gelmiş bir sevgili gibi, Sorardı:
Daha yazacak mısın?
Hayır derdim, Artık yazmayacağım.
Ama şöyle denir:
Kılıç çeken kılıçla ölür.
Ama şöyle denir:
Kaderden kaçılmaz.
...
Spoiler içeriyor
Öğretmen temalı filmlerin klasik konusu olan yaramaz, hırçın öğrencilere kaba kuvvet uygulamadan da güzel bir gelecek sunabilen bir öğretmeni izledik yine ama bu sefer işin içinde müzik de vardı. E daha güzel. Aslında ben artık öğretmenlerin eskisi gibi çok etkili…devamıÖğretmen temalı filmlerin klasik konusu olan yaramaz, hırçın öğrencilere kaba kuvvet uygulamadan da güzel bir gelecek sunabilen bir öğretmeni izledik yine ama bu sefer işin içinde müzik de vardı. E daha güzel.
Aslında ben artık öğretmenlerin eskisi gibi çok etkili bir yönlendirici olduğunu düşünmüyorum yani bu senaryolar eskiden daha gerçekçi geliyordu şimdiyse öğretmenlerin sözü bile dikkate alınmıyor maalesef. Gerçi ben hiç böyle bir öğretmene rastlamadım o yüzden de bu şekilde düşünüyor olabilirim bilmiyorum. Benim hayatıma iyi yönde etki eden tek bir öğretmen vardı o da ablamın müşterisiydi. Yani ablamı tanıyordu diye adımı falan biliyordu ama hakkını yemeyeyim iyi bir kadındı ondan sonra kendimi bir şey sandım derslerim falan düzeldi jdsfljfj
Genelde benim denk geldiğim öğretmenler ön planda olan öğrencileri daha çok benimsiyor ya da ne biliyim ailesi çocuğun üstünde çok duruyorsa ekstra ilgileniyorlardı ve benim gibi sessiz sakin öğrenciler aile yönünden de pek ilgili değilse arka plana atılıyordu. Geçen gün arkadaşıma okul travmalarımı anlattığım için aklıma geldi de öğretmen yönünden hiç şanslı değilmişim.
Mesela bir hoca vardı onu istesem de unutamam direk kötü hoca deyince gözümün önünde canlanıyor korkunç biriydi. Tek temennim onun gibi biri olmamak.
Bu arada bunun bir genelleme olmadığını, benim denk geldiğim hocaların öyle olduğunu hatırlatayım. Çok iyi ve keşke benim de öğretmenim böyle olsaydı dediğim öğretmenler de var. İşini severek yapan gerçek öğretmenler. Umarım hep böyle insanlara denk geliriz.
Bir de öğretmenlerin etkili olmamasının bir diğer sebebi de sosyal medyadan mıdır yoksa velilerden midir bilmiyorum en ufak şeyde bile direkt şikayet ediliyorlar. Tabii şiddetvari olayların şikayet edilmesine karşı değilim o yönden çok iyi oluyor en azından seslerini duyurabiliyorlar fakat söylenen bir cümleyi bile neden söyledine getirirsek ohoo. Öğretmenlerin işine çok karışılıyor ya öğrenci merkezli eğitimi çok yanlış anladılar çok.
Bugün bile Manisa'da bir çocuk elinde tüfekle okula gitmiş yaa, yaralı öğrenciler var. Daha birkaç ay önce aynısı yaşanmamış mıydı, anlamıyorum bu insanlara ne oluyor niye kimse bir şey yapmıyor sorumluluk falan almıyor. Çok yanlış bir zamanda yaşıyoruz çok..
Bu yazıyı yazmaya dün başlamıştım. Bitmiyor yok her gün eğitim alanında sinir olduğum bir olay daha yaşanıyor her gün farklı bir şeye sinirleniyorum.
Neyse bu konu hakkında konuşsam susamam herhalde filme geçeyim.
...
Filmde ilk başta orkestra şefi bir adam annesinin ölüm haberini alıyor ve Fransa'ya annesinin cenazesine gidiyor daha sonra kapıyı Pepinot adında biri çalıyor ve ona Clament Mathieu'nun günlüğünü getiriyor. Ben ilk başta ne anladım biliyor musunuz? Mathieu o okulda çalışmış ve yapamayınca orkestra şefinin o okula gidip öğrencilere öğretmenlik yapmasını isteyecek falan sandım ne alaka bilmiyorum hatta son kısımlara doğru beraber fotoğraf çektikleri an hemen ilk sahneyi açıp tekrar izledim o zaman dank etti o orkestra şefinin kim olduğu. Yani çok alakasız ama o fotoğrafı gördüğüm an duygulandım ya, nereden nereye.
Clement Mathieu'nu günlüğünü okurken 1949 yıllarına gidiyoruz. Fransa'da bir yatılı okul ve bu okulda da savaş sonrası olduğu için kimsesiz ve zor durumdaki ya da okullarda disiplin sorunları yaşayan erkek çocukları kalıyor e haliyle de çoğunlukla curcunanın olduğu bir okul.
Bir de okul müdürünün "etki tepki" adını verdiği bir disiplin yöntemi var yani çocuk bir şey yaparsa buna hemen bir tepki verilmesi gerekiyor bu tepki de ya dayak ya da hücre cezası oluyor. Mathieu bu yöntemin doğru olmadığını ve çocukların daha çok isyan etmesine ya da ispiyoncu olmasına teşvik ettiğini düşünüyor.
Mesela öğrencilerden biri okulun yaşlı görevlisine bir tuzak hazırlıyor ve bu görevli de ağır bir şekilde yaralanıyor Mathieu bunu bir şekilde öğrenip müdüre söylememeye karar veriyor çünkü eğer söylerse çocuk yine ceza alacak ve bunu tekrarlamasına sebep olacak. Onun yerine zararı telafi edebilmesi için yaşlı adama bakmakla görevlendiriyor. Böylelikle o öğrenciyi kötü olarak nitelendirmek yerine ona insanlık ve sorumluluk aşılamaya çalışıyor.
Bir insan yetiştirmek çok zor yaa, bunun sorumluluğunu almak falan. Ben hiç sorumluluk alabilecek bir insan değilim galiba. Son zamanlarda ara ara bunu düşünüp duruyorum. Hele ki bir çocuğun kişiliğini geliştirmek, ona hep destek olabilmek.. Benim kendime bile faydam yok bir başkasına nasıl olsun deyip duruyorum. Hatta itiraf edeyim bu tarz yapımlar her ne kadar içimi yumuş yumuş etse de daha çok stres oluyorum. Bu süreçten kurtulsam da mesleğe geçiş yapsam artık yaa durduk yere overthinklemekten bıktım artık.
...
Clement Mathieu aynı zamanda diğer öğrencilere de farklı yöntemlerle yaklaşmaya çalışıyor. Fakat çocuklar ona hakaret içeren şarkılar söylediğini görünce koro kurmaya karar veriyor. Çocukları seslerine göre gruplandırıp şarkı söyleyemeyen Pepinot'u da yardımcısı seçiyor. Her birine bir görev yükler falan. Pepinot'a çok üzüldüm ya, çok tatlı biriydi ve okulun en küçük çocuğuydu. Ona ailesinin cumartesi günü geleceği söylendiği için her cumartesi kapının önünde ailesini bekliyordu fakat ailesi savaş zamanı ölmüştü, bundan haberi yoktu.
Koro kurulduğu sırada Pierre Morhange hücrede cezalı olduğu için daha sonradan koroya katılmayı reddediyor fakat sesi o kadar güzel ki Clement bunu fark ettiğinde bir şekilde koroya katılmasını sağlıyor. Annesiyle ilgili bir sorun vardı sanki o kısmı çok hatırlamıyorum neyse Pierre koronun solisti oluyor ve daha sonra Mathieu'nun desteğiyle konservatuara burs kazanıyor ve ünlü bir orkestra şefi olarak yetişkinliğe erişiyor.
İlk başta gördüğümüz orkestra şefi de Pierre.
...
Çok haylaz ve muhtemelen psikolojik sorunları olan bir çocuk Mondain hırsızlık yaptığı iddiasıyla okuldan atılıyor ve bir gün müdür de okulda yokken yangın çıkarıyor. O sırada Mathieu çocukları alıp ormana gittiği için bir nevi kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle kovuluyor. Eğer o okulda olsaydı yangın çıkmazmış falan filan. Yani çocukların okulda olmaması, canlarına zarar gelmemesi de bu durumu kurtarmıyor maalesef bir cumartesi günü okuldan kovuluyor ve o sırada ısrarla peşinden gelen Pepinot'u da alıp gidiyor.
Mathieu'nun okuldan çıktığı an çok duygusaldı ya bir an ben bile hiçbiri onunla vedalaşmayacak sanmıştım ama pencereden uçurdukları kağıt uçaklarla veda ettiler. Mathieu'nın her ne kadar başarısız olduğunu düşündüğü bir hayatı olsa da kimilerinin hayatında derin bir etki bırakmıştı.
Çok güzeldi yaa koroda çalan her şarkıyı çok sevdim, sürekli söyleseler hiç sıkılmadan dinleyebilirim ara ara açıp dinliyorum zaten. Pierre'nin sesi de çok güzelmiş hatta gerçekten korodan seçilmiş bir şarkıcıymış. Bu arada söyleyemeden edemeyeceğim komşumuzun oğluna çok benzediği için ve o çocuğu da pek sevmediğimden izlerken biraz sinir olmuştum ama sesi gerçekten güzel jdbfdfnj