Dizide bir eksiklik vardı ama ne olduğunu tam bulamadım ayrıca finali kötüydü genel olarak da idare eder bir diziydi... 14 Ekim 2025 - 12 Nisan 2026 İzlendi...
İlk film kadar heyecanlı ve sürükleyiciydi belki ilk filime göre ölen kişiler bir tık daha azdı ama kesinlikle izlemesi keyifliydi heleki sarah Michelle Gellar'ı izlemek , ve sanıyorum ki üçüncü film de gelir , şimdiden herkese keyifli izlemeler. 4/5
Hemen favorilere eklendi 🌸 O kadar naif bir filmdi ki sonunda gözlerimin dolmasına sebep oldu. İyi ki izlemişim ve bugüne kadar niye izlememişim düşünceleriyle doldu kafam . Filmi izleyene kadar Maud Lewis adında bir ressamı hiç duymamıştım . Belki de…devamıHemen favorilere eklendi 🌸
O kadar naif bir filmdi ki sonunda gözlerimin dolmasına sebep oldu. İyi ki izlemişim ve bugüne kadar niye izlememişim düşünceleriyle doldu kafam .
Filmi izleyene kadar Maud Lewis adında bir ressamı hiç duymamıştım . Belki de bu kadar tanınmış olmamasından kaynaklı olarak da beklentimi çok yüksek tutmamıştım ama bana ters köşe yaptı 🌸
Sanatın naifliği ve aşkın gücü 💕
Koskoca dizi küçücük film çok da abartmadan isleyerek beklenti karşılanabilir. Ama gerekli miydi? Hayır. Tommy'e böyle saçma bir son yakışmadı. Hayıe yapacaktınız madem daha hayırlı bir. Şekilde olabilirdi. 10/6
Gotik unsurlar da barındıran bu kısa hikâyenin ana karakteri bir hobi olarak gördüğü çözümleme yeteneğini kullanarak isabetli çıkarımlar yapabilen genç dedektif Mösyö C. Auguste Dupin'dir. Birçok yönden Sir Arthur Conan Doyle'un danışman dedektifi Sherlock Holmes'e benzer. Bir olayın vardığı sonuçtan…devamıGotik unsurlar da barındıran bu kısa hikâyenin ana karakteri bir hobi olarak gördüğü çözümleme yeteneğini kullanarak isabetli çıkarımlar yapabilen genç dedektif Mösyö C. Auguste Dupin'dir. Birçok yönden Sir Arthur Conan Doyle'un danışman dedektifi Sherlock Holmes'e benzer. Bir olayın vardığı sonuçtan geriye doğru giderek onu başlatan nedene ulaşmak ve bir zincirinin halkaları gibi düşünebileceğiniz bu süreçte karanlıkta kalan noktaları açığa kavuşturmak onun için bir tür zihin egzersizi gibidir. Hikâyenin anlatıcısı olan ev arkadaşı ile birlikte yaşar.
Morgue Sokağı'nda münzevi bir hayat süren yaşlı bir kadın ve kızının ölü bulunması ile başlayan bir cinayet soruşturması dikkatini çekince bu vaka ile özel olarak ilgilenmeye başlar. Hikâye Dupin'in, ilk bakışta sıradışı ve anlaşılmaz gibi görünen herhangi bir olayın çözümüne kalıpların dışında düşünme yoluyla kolaylıkla varılabileceği tezi üzerine kuruludur. Tavsiye ederim.
📌Alıntılar:
"Gerçek her zaman bir kuyunun dibinde değildir. Aslında, daha önemli bilgilere bakınca, onun hep yüzeyde olduğuna inanıyorum. Biz onu vadilerin derinliklerinde ararken, o dağların doruklarında durmaktadır." s.19
"Gereksiz derinlik, düşünceyi bulandırır, zayıflatır; gözlerimizi ayırmadan bakarsak, Çobanyıldızı bile gökyüzünden silinip görünmez olur." s.19
"Oysa akıl gerçeği ararken, alışılmış biçimlerin dışına çıkarsa yolunu bulur." s.20
Mitsu işini yapmaya devam ederken babası kadar iyi olmaya karar verir. Dünyada olduğuna inandığı babasının yanına gittiğinde ondan bile iyi olmak ister. Bu arada yeni kişilerle tanışmaya ve hikayelerine ortak olmaya devam eder. Bu ciltte hasta annesini evde yalnız bırakmaya…devamıMitsu işini yapmaya devam ederken babası kadar iyi olmaya karar verir. Dünyada olduğuna inandığı babasının yanına gittiğinde ondan bile iyi olmak ister. Bu arada yeni kişilerle tanışmaya ve hikayelerine ortak olmaya devam eder. Bu ciltte hasta annesini evde yalnız bırakmaya korkan bir kadına pencere silerken annesine göz kulak olmak için söz verir. Sözünü tutarken de biraz savsak davrandığı için hasta olur. Mitsu'nun bu bitmek bilmez merhameti zaten benim en sevdiğim yanı. Sarhoş iş arkadaşına gelişi güzel festivale her sene birlikte katılalım sözünü bile içten içe oldukça ciddiye alan biri, çok tatlı.
Kurgusal anlamda daha önce bir benzerinin olduğunu düşünmüyorum. Gerilim sahneleri de bir o kadar iyi, konun ilerleme tarzı garip sahnelerin tekrarlaması konuyu daha da garipleştiriyor ve sizi çözüme itiyor. Film detaylarla dolu. Keyifli seyirler
" "Ganbare! Nakamura-kun!!" adlı eserin yaratıcısı Syundei, eserin bazı içerikleri nedeniyle internette aldığı yoğun eleştiriler üzerine X hesabını sildi. Ancak aylar önce, eleştirilen öğretmen karakterinin kötü bir niyeti olmadığını zaten açıklamıştı. " paylaşan: @rosa
Spoiler içeriyor
"Dayanamadığın her şeye alışıyorsun." ●ChatGBT'nin Yorumu: Alice in the Cities, Wim Wenders’in “yol filmi” (road movie) anlayışını en saf ve şiirsel hâliyle gösterdiği eserlerden biridir. Hem bir yolculuk hikâyesi hem de içsel bir arayış anlatısıdır. Konu (spoiler vermeden) Film, gazeteci…devamı"Dayanamadığın her şeye alışıyorsun."
●ChatGBT'nin Yorumu:
Alice in the Cities, Wim Wenders’in “yol filmi” (road movie) anlayışını en saf ve şiirsel hâliyle gösterdiği eserlerden biridir. Hem bir yolculuk hikâyesi hem de içsel bir arayış anlatısıdır.
Konu (spoiler vermeden)
Film, gazeteci Philip Winter’ın Amerika’da başarısız bir yazı sürecinin ardından Avrupa’ya dönmeye çalışmasıyla başlar. Bu sırada küçük bir kız olan Alice ile karşılaşır ve bir şekilde onun sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalır.
Birlikte Almanya boyunca bir yolculuğa çıkarlar. Ama bu yolculuk sadece fiziksel değildir; kimlik, aidiyet ve “ev” duygusu üzerine sessiz bir sorgulamaya dönüşür.
Filmin Anlatım Tarzı
1. Yol filmi ama alıştığımız gibi değil
Klasik yol filmlerinde bir hedef, bir dönüşüm ya da dramatik bir doruk noktası olur. Burada ise: Belirgin bir “amaç” yok
Yolculuk daha çok anlamsızlık hissi ile ilerler. Hikâye değil, anlar önemlidir
Wenders, olaydan çok zamanın akışını ve ruh hâlini anlatır.
2. Görüntüler ve fotoğraflar
Philip sürekli fotoğraf çeker. Ama ilginç olan şu: Gördüğü şeyleri yazıya dökemez
Fotoğraflar da gerçeği tam yakalayamaz
Bu, modern insanın gerçekliği deneyimlemek yerine kaydetmeye çalışması eleştirisidir.
3. Sessizlik ve boşluk
Filmde uzun sessizlikler, duraklamalar, anlamsız gibi görünen sahneler vardır. Bunlar aslında: Karakterlerin iç dünyasını açar
Yalnızlık hissini büyütür
İzleyiciyi düşünmeye zorlar
Bu yönüyle biraz Andrei Tarkovsky sinemasını da hatırlatır.
Temalar
1. Aidiyet ve “ev” kavramı
Alice sürekli “evini” arar. Ama ev:
Bir adres mi?
Bir insan mı?
Yoksa bir his mi?
Film net bir cevap vermez.
2. Yetişkinlik vs çocukluk
Philip: kaybolmuş, yönsüz bir yetişkin
Alice: daha net, daha sezgisel
İlginç şekilde yolculukta rehber olan çocuk olur.
3. Gerçeklik ve temsil
Fotoğraflar, yazılar, görüntüler…
Hiçbiri gerçeğin kendisi değildir.
Bu da şunu düşündürür:
“Gördüğümüz şey gerçekten yaşadığımız şey mi?”
Karakter Dinamiği
Philip ve Alice arasında klasik bir “baba-kız” ilişkisi yoktur. Daha çok:
İki yalnız insanın geçici bağ kurması
Birbirlerinin boşluklarını doldurması
Ama bu bağ kırılgan ve geçicidir. Film bunu romantize etmez.
Stil ve Atmosfer
Siyah-beyaz görüntüler → melankoli ve zamansızlık hissi
Doğal ışık ve sade kadrajlar
Neredeyse belgesel gibi bir gerçeklik
Film sana “hikâye anlatmaktan” çok bir ruh hâli yaşatır.
Filmin anlamı (özetle)
“Alice in the Cities” aslında şunu anlatır:
İnsan modern dünyada yönünü kaybetmiştir
Sürekli hareket eder ama bir yere varamaz
“Ev” dediğimiz şey, belki de bir yer değil bir histir
Kısa yorum
Bu film: Sabır ister
Dışarıdan bakınca “hiçbir şey olmuyor” gibi görünebilir. Ama içine girersen çok derin bir yalnızlık ve arayış hissi verir
Final Sahnesinin Anlamı
Filmin sonunda Philip Winter ile Alice nihayet Alice’in büyükannesine ulaşır.
Ama burada önemli olan şey şu:
Bu bir “mutlu son” gibi görünse de aslında tam bir çözülme yoktur.
1. Gerçekten bir varış mı?
Yolculuk boyunca “bir yere ulaşma” fikri vardı. Ama:
Varılan yer kesin bir “ev” hissi yaratmaz
Her şey biraz eksik, biraz geçici kalır
Yani film şunu söylüyor:
“Bir yere varmak, gerçekten ait olmak anlamına gelmez.”
2. Philip’in dönüşümü
Başta:
Yazamayan
Ne hissettiğini bilemeyen
Sürekli kaçan biri
Finalde:
Bir sorumluluk almış
Bir bağ kurmuş
Birine gerçekten “eşlik etmiş” biri
Ama bu dönüşüm tamamlanmış değil.
Sadece bir başlangıç gibi.
3. Ayrılık meselesi
Alice ile yolları ayrılırken:
Büyük dramatik patlamalar yok
Sessiz, sade bir kopuş var
Bu çok önemli çünkü Wim Wenders şunu ima eder: Hayattaki en gerçek bağlar bile kalıcı olmak zorunda değildir.
Alice neden bu kadar merkezde?
Alice aslında sadece bir çocuk karakter değil. Filmde neredeyse bir fikir, bir sembol gibi çalışır.
1. Yön duygusunun temsilcisi
Philip kaybolmuşken:
Alice nereye gitmek istediğini bilir
Sezgileriyle hareket eder
Yani: Yetişkin aklı = karmaşa
Çocuk sezgisi = yön
Bu yüzden yolculukta rehber olan Alice’tir.
2. Saf bakış / filtresiz gerçeklik
Philip sürekli fotoğraf çeker, yani:
Gerçeği dolaylı yaşar
Alice ise:
Doğrudan bakar
Olduğu gibi görür
Bu yüzden Alice:
“Gerçekle doğrudan temas kurabilen son insanlardan biri” gibi.
3. “Ev” fikrinin taşıyıcısı
Film boyunca “ev”i arayan aslında Alice gibi görünür. Ama daha derinde:
Alice = ev duygusunun kendisi
Philip için:
Alice ile kurduğu bağ → geçici bir “ev” hissi yaratır
Yani ev: Bir yer değil
Bir insanla kurulan bağ olabilir
4. Philip’in içsel aynası
Alice’i şöyle de okuyabiliriz:
Philip’in kaybettiği taraf
Yani çocukluğu, sadeliği, açıklığı
Bu açıdan bakınca film:
Bir adamın, kendi kaybettiği tarafla yeniden karşılaşmasıdır.
İkisini birleştirirsek
Final + Alice birlikte şunu söyler:
İnsan bir yere ulaşarak değil, bir bağ kurarak değişir. Ama o bağ bile kalıcı değildir. Yine de o kısa süreli temas bile insanı dönüştürür
Çok sade bir cümleyle film
“Hayatta bazı insanlar kalmaz ama seni değiştirip gider.”
☆Uzun zaman oldu izleyeli ama güzeldi, yol filmleri bir başka oluyor benim için.