En sevdiğim 10 Judas Priest şarkısı 1- Beyond the Realms of Death 2- Run of the Mill 3- Nostradamus 4- Revelotion 5- Halls of Valhalla 6- Here Come the Tears 7- Victim of Changes 8- Night Comes Down 9- Rising…devamıEn sevdiğim 10 Judas Priest şarkısı
1- Beyond the Realms of Death
2- Run of the Mill
3- Nostradamus
4- Revelotion
5- Halls of Valhalla
6- Here Come the Tears
7- Victim of Changes
8- Night Comes Down
9- Rising From Ruins (Guardians)
10- Thunder Road
Judas çok yönlü bir grup. Seçerken fark ettim hepsi birbirinden farklı ama hepsi ayrı güzel. Metal sevmeyen insanı bile çekebilir. Şiddetle tavsiye ederim. Baştan sona dinleyin.
"Küvetimin kenarında, pencereden esip gelmiş solgun bir yaprak, adı aklıma gelmeyen bir ağacın yaprağı duruyor; ona bakıyorum, damarlarını okuyorum, karşısında ürperdiğimiz ama onsuz hiçbir güzelliğin olamayacağı o tuhaf faniliği soluyorum. Güzelliğin ve ölümün, hazzın ve faniliğin birbirine bu kadar muhtaç,…devamı"Küvetimin kenarında, pencereden esip gelmiş solgun bir yaprak, adı aklıma gelmeyen bir ağacın yaprağı duruyor; ona bakıyorum, damarlarını okuyorum, karşısında ürperdiğimiz ama onsuz hiçbir güzelliğin olamayacağı o tuhaf faniliği soluyorum. Güzelliğin ve ölümün, hazzın ve faniliğin birbirine bu kadar muhtaç, bu kadar bağlı olması ne harika! Duyusal bir şey gibi derinden hissediyorum doğa ile aklın etrafımda ve içimdeki sınırını. Nasıl çiçekler fani ve güzelken, altın kalıcı ve sıkıcıysa, doğal hayatın da tüm devinimleri fani ve güzelken, akıl kalıcı ve sıkıcı. İşte şu anda reddediyorum onu, aklı ebedi hayat olarak değil, ebedi ölüm, donup kalmış, verimsiz, biçimsiz bir şey, ancak kendi ölümsüzlüğünden ödün verdiğinde biçim ve hayat kazanabilecek bir şey olarak görüyorum. Altın çiçeğe, akıl bedene ve ruha dönüşmeli yaşayabilmek için. Hayır, bu ılık sabah saatinde, kum saati ile solgun yaprak arasında, başka zamanlarda hayranlık duyabildiğim akılla ilgili bir şey bilmek istemiyorum, ben fani olmak, çocuk olmak, çiçek olmak istiyorum."
(Sayfa 91)
Aşk seviyesinde büyük sevgiler beslediğim Hermann Hesse'nin ilk kez 1934 yılında yayımlanan, daha sonraki yıllarda çeşitli yayınevleri tarafından içeriğine eklemelerde bulunan, ana teması ağaç ve doğa olan derleme eseri.
O kadar güzel cümleleri var ki. Hayranım kendisine. Alman ve İsviçre edebiyatında (Thomas mann, heinrich böll gibi yazarlar dışında) bu kadar iyi gözlem yapabilen yazar var mıdır sanmam..
Doğayı seven her okurun okuması gereken bir eser ancak Hesse'ye başlangıç olarak tercih edilmemeli..
Hoşuma giden diğer alıntılar ve şiirler;
"Her şey beklemede, her şey hazırlık içinde, şey ince ince, şefkatle dürten bir oluş heyecanıyla düş kurmakta, filizlenmekte tohum güneşe, bulut tarlaya, körpe otlar havaya doğru. Yıllardır bu vakitlerde, sanki özel bir anda yeniden doğuşun mucizesini keşfedecekmişim gibi, sanki bir kere de ben, bir saat boyunca, gücün ve güzelliğin doğuşunu kendi gözlerimle görüp kavrayacakmışım gibi, hayatın topraktan nasıl gülerek fışkırdığına, genç iri gözlerini ışığa nasıl açtığına bizzat tanık olacakmışım gibi sabırsızlık ve özlemle pusuda beklerim."
(Sayfa 26)
"Ve vakit elverirse, keyfim de yerindeyse, nemli çayıra uzanırım ya da ilk bulduğum sağlam ağaca tırmanırım, dallarda sallanır, tomurcukların rayihasını, taze reçinenin kokusunu içime çekerim, tepemdeki dalların ağını, yeşilin ve mavinin birbirine karıştığını görür, uyurgezer gibi sessizce adım atarım çocukluğumun kutsal bahçesine. Oraya bir kez daha girivermek, ilk gençliğin berrak sabah havasını solumak ve bir kez daha, kısa bir an, dünyayı Tanrı'nın elinden çıktığı gibi, gücün ve güzelliğin mucizesinin bizzat bizde gerçekleştiği çocukluğumuzdaki gibi görmek öyle nadir, öyle enfes bir duygudur ki.
.
.
.
Yine de, benim alnımda da vardı Tanrı'nın parıltısı, baktığım her şey güzel ve canlıydı, düşüncelerimde ve düşlerimde, hiç de dindarca olmasalar da, melekler, mucizeler ve masallar kol kola gezerdi."
(Sayfa 27)
"Elveda sevgili şeftali ağacım! Lorenzo' nun arkasından baktım. Elveda sevgili ağacım! Hiç değilse, seninki düzgün, doğal ve onurlu bir ölüm, ki yüzden şanslı addediyorum seni, artık dermanın kalmayana kadar, büyük düşman kollarını burkup koparana kadar direndin ve dayandın. Sonunda pes etmek zorunda kaldın, düştün ve kökünden koparıldin. Ama savaş uçaklarından atılan bombalarla parçalanmadın, şeytani asitlerle yakılmadın, milyonlarca insan gibi sürülmedin yurdundan, kanlı köklerinle üstünkörü dikildiğin yerden bir kez daha koparılıp yurtsuz bırakılmadın, çöküşü ve yıkımı, savaşı ve etrafındaki rezaleti yaşamak ve sefilce ölüp gitmek zorunda kalmadın. Senin gibilere yakışan, sana layık bir yazgın oldu. O yüzden şanslı addediyorum seni; bizden daha iyi, daha güzel yaşlandın ve ömrümüzün sonunda yozlaşmış bir dünyanın zehri ve sefaletiyle boğuşan, etrafımızı kemiren ahlaksızlığa rağmen bir nebze temiz hava solumak için mücadele eden bizlerden daha onurlu öldün."
(Sayfa 37-38)
"Çiçek çiçek şeftali ağacı,
Hepsi de vermeyecek meyve,
Parıldar gül köpüğü gibi,
Mavilikle bulutlar arasında.
Açar düşünceler de çiçekler gibi,
Bir günde yüzlercesi.
Bırak çiçeklensin! Bırak her şeyi akışına.
Sorma sana getirisini!
Oyun da olmalı, masumiyet de
Ve çiçek bolluğu,
Yoksa dünya dar gelirdi bize
Olmazdı hayatın tadı tuzu."
(Sayfa 40)
"Yüzünde maske taşıyan değişken insanın, doğada büyüyen her varlığa ciddiyetle bakmaya başladığı anda ürkmesi kaçınılmazdır."
(Sayfa 42)
"Ağır ağır söylüyor şarkısını karanlık ağaçlarda yağmur,
Esiyor ormanın üzerinde ürkünç bir kahverengi.
Dostlar, yaklaştı sonbahar, ormanda pusuya yattı bile pürdikkat;
Tarla da boş boş bakar, geleni gideni sadece kuşlar.
Ama güneydeki yamaçta olgunlaşıp göverir çubuğunda asma,
Ateş ve gizli bir teselli saklıdır kutsal kucağında.
Şimdi henüz kanlı canlı, yeşil yeşil hışırdayan ne varsa
Çok yakında solup gidecek üşüyerek, ölecek siste ve karda;
Kanı tutuşturan şarap sadece ve sofradaki gülen elma
Yazdan, güneşli günlerden kalma bir parıltıyla alevlenecek.
Anlam da böyle olgunlaşır bizde ve kararsız kışta tadın siz de,
Isıtan ateşine müteşekkir, hatıraların şarabından,
Ve akıp gitmiş günlerden çırpınıp gelen şölenler, sevinçler,
Salar suskun danslarla mutlu gölgeleri yüreğe."
(Sayfa 75)
"Esasında, hem bizde hem de doğada aynı bölünmez tanrısal varlık faaliyet gösterir, öyle ki dış dünya yıkılsaydı bile içimizden biri onu yeniden kurmaya muktedir olurdu, zira dağ ve nehir, ağaç ve yaprak, kök ve çiçek, doğadaki tüm varlıklar içimizde önceden şekillenmiştir, zira özü sonsuzluk olan, özünü bilmesek de çoğu zaman kendini bize sevme gücü ve yaratma gücü olarak hissettiren ruhtur onların kaynağı."
(Sayfa 77)
"Her çiçek meyve olmak ister,
Her sabahın arzusu akşamdır,
Her şey fanidir bu dünyada,
Değişimden, kaçıştan başka.
En güzel yaz bile ister
Hissetmeyi sonbaharı ve solduğunu.
Sessizce dur, yaprak, sabırla dur,
Kaçırmak isterse rüzgâr seni.
Oyna oyunlarını, savunma kendini,
Bırak olsun ne olacaksa.
Bırak, seni kıran rüzgârın esintisi,
Uçursun seni yuvana."
(Sayfa 90)
"Tuhaftır dolaşmak siste!
Yalnızdır her çalı, her taş,
Hiçbir ağaç görmez diğerini,
Yalnızdır her biri.
Dünyam dostlarla doluydu,
Aydınlıkken henüz hayatım
Oysa şimdi, sis inerken,
Yok artık hiçbiri.
Bilge değildir sahiden
Karanlığı bilmeyen biri,
Kaçınılmazdır karanlığın usulca
Onu herkesten ayırması.
Tuhaftır siste dolaşmak!
Yaşamak yalnız olmaktır,
Hiç kimse bilmez diğerini,
Yalnızdır her biri."
(Sayfa 94)
"Bir şairin düşlerinin sarmaşığı Dallanıp budaklanamaz daha zarifçe, Daha kolay bırakamaz kendini rüzgâra, Daha asil yükselemez maviye. Şefkatli, körpe ve ince mi ince Sarkıtırsın upuzun ak dallarını Gizliden gizliye korkuyla Titrerler her nefesle. Böyle usulca salınarak İstersin kendini o ince…devamı"Bir şairin düşlerinin sarmaşığı
Dallanıp budaklanamaz daha zarifçe,
Daha kolay bırakamaz kendini rüzgâra,
Daha asil yükselemez maviye.
Şefkatli, körpe ve ince mi ince
Sarkıtırsın upuzun ak dallarını
Gizliden gizliye korkuyla
Titrerler her nefesle.
Böyle usulca salınarak
İstersin kendini o ince
Ürpertilerinle benzetmeye
Gençliğimdeki saf bir sevgiye."
- Hermann Hesse
"Ya Rab! Olanca gücümle yakarıyorum sana. Gecenin içindeyim, şafağı bekliyorum. Heba olana dek haykırıyorum. Gel de kalbimi yatıştır. Bu mutluluğa şimdi susadım... Yoksa mutlu olduğuma kendimi ikna mı etmeliyim? Şafaktan önce şakıyan sabırsız kuş nasıl ki gün doğumunu haber vermekten…devamı"Ya Rab! Olanca gücümle yakarıyorum sana. Gecenin içindeyim, şafağı bekliyorum. Heba olana dek haykırıyorum. Gel de kalbimi yatıştır. Bu mutluluğa şimdi susadım... Yoksa mutlu olduğuma kendimi ikna mı etmeliyim? Şafaktan önce şakıyan sabırsız kuş nasıl ki gün doğumunu haber vermekten çok çağırırsa, gece kaybolup gidene kadar şarkı söylemeyi beklemesem olmaz mı?"
(Sayfa 126)
Fransız yazar Andre Gide tarafından 1909 yılında yayınlanmış romantik drama eseri. Kendisinden ilk kez okudum ve çok sevdim. Fransız edebiyatında -en azından benim okuduğum kadarıyla- pek görülmeyen bir tema ve drama barındırıyor.
Kitabın konusu; "Jerome" adındaki genç bir adam çocukluğundan beri tanıdığı "Alissa" adındaki genç kıza aşık olur. Alissa'da kendisine ilgi besler ancak Jerome'den tek farkı, asıl aşkı Tanrıda aramasıdır. Kitap boyunca sürekli birbirlerine karşı büyük sevgi besleyen ikili bir türlü bir araya gelemezler. Jerome hiçbir şekilde Alissa'ya duyduğu sevgiyi öldürmez, Alissa'da mutluluğu ve aşkı Tanrı'da aramaktan vazgeçmez.
Toplumda pek ender rastlanan bir çifti, yazar harika bir üslupla kaleme almış. Kitap son derece akıcı ve yer yer hüzünlendirici. Kitabı ilk olarak geçtiğimiz ay okuduğum bir kitapta, Rabindranath Tagore'dan duydum. Kendisine kitabı bizzat Gide hediye etmiş ve o da okuyup duygularını aktarmış.
"Sayın Gide,
Dar Kapı kitabınız için yürekten teşekkürlerimi sunarım.
Kitabınız bende çok büyük bir etki bıraktı. Saydam yalınlığının altında edebiyatta ulaşılması en güç özellik, gerçeğin derinliği yatıyor. Bu öyküde yarattığınız havayı hemen benimsedim. Avrupa'dan ayrılmadan önce sizinle yeniden görüşmeyi umuyorum.
Hayranlıkla,
- Rabindranath Tagore"
Bende aynı görüştüreyim. Gerçeğin derinliği... Bu ve buna benzer bir durumu yaşamayan bir kimse, durumun ciddiyetini kavramakta zorlanabilir. Özellikle günümüzü dünyasında Tanrı'dan veya herhangi bir inançtan yoksun kimseler. Ancak her şeye rağmen anlışılır yönü, okuyucu sıkmıyor ve dünyasına rahatlıkla alıyor. Karakterlere kurulan içsel bağ, sürekli olarak sizi misafir ediyor ve onlarla beraber ortak duygular yaşıyorsunuz. En azından ben yaşadım.
Fransız edebiyatı sevenlere veyahut klasiklerden sıkılıp modern bir şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Hoşuma giden diğer alıntılar;
"Ah keşke, sevdiğimiz ruha doğru eğilip bir aynadaki gibi suretimizi görebilsek, kendimizi okuduğumuz gibi, hatta kendimizden de iyi, başkasını okuyabilsek! Şefkat ne kadar dingin, aşk ne denli saf olurdu!"
(Sayfa 30)
"Yüzümü Tanrı'ya, 'gerçek tesellinin, lütfun ve ihsanın tek kaynağına ' çevirdim. Derdimi ona arz ettim. Alissa'nın da Tanrı'ya sığınacağını düşünmüştüm, onun da dua ettiğini bilmek dualarıma güç ve şevk katıyordu."
(Sayfa 57)
"Bazen onu dinlerken, kendimi düşünürken gördüğümü sanıyorum. Bana beni açıklıyor, tanıtıyor. Onsuz var olabilir miydim? Onunla beraber kendimim.
Hislerim insanların aşk dedikleri şey mi, bazen şüphe ediyorum. Genelde aşkla ilgili anlatılanlar benim çizebileceğim resimden o kadar farklı ki. Hakkında tek söz etmeyelim, onu, haberim dahi olmadan seveyim isterdim, bilhassa da onun haberi olmadan seveyim...
Onsuz yaşamam gereken günler hiç sevinç vermez oldu. Tüm faziletim onun hoşuna gitmek için, ama yanındayken o faziletin zayıf düştüğünü hissediyorum."
(Sayfa 113)
"Ondan kaçıp kitaplara yöneliyorum, kitaplarda yine onu buluyorum. Hatta kendi başıma keşfettiğim bir kitabı bile onun sesiyle okuyorum. Sadece onu ilgilendiren şeylerle ilgileniyorum; zihnim onun zihni oluyor ve onları ayırma konusunda, birbirlerine karışmalarından zevk aldığım zamanlardaki kadar beceriksizim."
(Sayfa 118)
"Tanrım senin de bildiğin gibi, seni sevebilmek için ona ihtiyacım var.
~
~
Tanrım, kalbimi sana verebilmem için onu bana geri ver.
Tanrım, onu sadece bir kez daha görebileyim.
Tanrım, kalbimi sana sundum, aşkımın isteğini geri çevirme.
Hayatımın geri kalanını sadece sana adayacağım.
Tanrım, ettiğim bu adi dua için beni bağışla, ama ismini anmadan yapamıyorum, kalbimdeki acıyı da unutamıyorum.
Tanrım sana yalvarıyorum, beni ıstırap içinde koyup terk etme.
Babadan her ne dileyecek olursanız, benim ismimle...
Tanrım senin isminle dilemeye cüret edemiyorum. Fakat duamı dillendirmesem de, kalbimdeki bu delice arzuyu bilmemen mümkün mü?"
(Sayfa 121-122)
"Şiir bir cennet bahçesi Girmeyene anlatılmaz. Cennet nedir, bahçe nasıl? Görmeyene anlatılmaz. Şair gülü, şükür gülü Yaprak yaprak dokur gülü Her mısradan fikir gülü Dermeyene anlatılmaz. İne gönül, kalka gönül Hep doğruya baka gönül Hak vergisi.. Hakka gönül Vermeyene anlatılmaz.…devamı"Şiir bir cennet bahçesi
Girmeyene anlatılmaz.
Cennet nedir, bahçe nasıl?
Görmeyene anlatılmaz.
Şair gülü, şükür gülü
Yaprak yaprak dokur gülü
Her mısradan fikir gülü
Dermeyene anlatılmaz.
İne gönül, kalka gönül
Hep doğruya baka gönül
Hak vergisi.. Hakka gönül
Vermeyene anlatılmaz.
Şiir toprak kokusudur
Şiir damla damla sudur
Ermişlerin duygusudur
Ermeyene anlatılmaz.
Şairler sultanı Yunus
Her sözü yüz defa yumuş
Aşk bağına dergâh kurmuş
Varmayana anlatılmaz."
- Abdürrahim Karakoç
"Siz hiç duyarsız insanlara Şiirler sundunuz mu? Bir kıraçta kuru dala ‘Belki’ sularını salıp, Yeşerir de al yemişler Verir diye umdunuz mu? Ardı sırsız aynalara Yalnızlığı silmek için, Bakıp bakıp karşınızda Karanlığı buldunuz mu? Aykırı isteklerde Seslerin, sessizliği Silip süpürdüğü…devamı"Siz hiç duyarsız insanlara
Şiirler sundunuz mu?
Bir kıraçta kuru dala
‘Belki’ sularını salıp,
Yeşerir de al yemişler
Verir diye umdunuz mu?
Ardı sırsız aynalara
Yalnızlığı silmek için,
Bakıp bakıp karşınızda
Karanlığı buldunuz mu?
Aykırı isteklerde
Seslerin, sessizliği
Silip süpürdüğü
Odalarda oldunuz mu?
Siz hiç sığ sularda
Boğuldunuz mu?"
- Şükrü Erbaş
En sevdiğim yazar olan Hermann Hesse'den bir roman daha okumuş bulunmaktayım. Kendisine olan sevgim daha da arttı. Tek kelime ile Müthiş bir yazar.. 1906 yılında yayımladığı ikinci romanı. Eğitim ve aile üzerine mükemmel bir eleştiri eseri tabi bu bilindik ve…devamıEn sevdiğim yazar olan Hermann Hesse'den bir roman daha okumuş bulunmaktayım. Kendisine olan sevgim daha da arttı. Tek kelime ile Müthiş bir yazar..
1906 yılında yayımladığı ikinci romanı. Eğitim ve aile üzerine mükemmel bir eleştiri eseri tabi bu bilindik ve alışkın olduğumuz sert eleştirilerden değil. Hesse'nin kalemine yakışır bir özgünlükte...
"Hans Giebenrath" adında ortaokul son sınıf öğrencisi bir genç bulundukları kasaba da gelecek vaat eden tek kişidir. Bunun farkında olan bütün insanlar, Hans'ın çok iyi eğitim alabilmesi için önemli bir sınava hazırlarlar. Bu süreç çok meşakkatlidir ama Hans sanıldığından çok daha sabırlı ve gayretlidir. Sınavı, beklediğinden daha iyi bir sonuçla kazanan Hans, gittiği manastır okulunda tanıştığı bir arkadaşıyla hayatını, daha önce hiç görmediği açılardan görecek ve bulunduğu konumu sorgulayacaktır.
Hesse'yi bu kadar çok sevmemdeki en büyük nedenlerden biri okuyucu doğrudan şaşırtmak veya sulu drama yaparak ağlatmaya çalışmak gibi bir niyetinin olmaması.. Tam bir Alman ve Avrupa kültürüne sahip. Olayları olabildiğince gerçekçi aktarıyor.
Hayatını büyük oranda değiştiren Doğu gezisi sonrası yarattığı karakterler, "Siddhartha" (1922) veya "Demian" (1919) gibi fazla detay içermemesinin yanında, hikayeye olan bağlılığı, kendi hayatından izler taşımasından kaynaklanıyor. Hans karakterinin çoğu duygu ve düşüncesi doğrudan Hesse'den gelmekte. Bu önceki okuduğum romanlarında pek yoktu.
Kitaba dönecek olursak Hesse 19. Yüzyılın sonlarında gördüğü "Avrupa" kültürünün, başta din olmak üzere çeşitli etmenler ve birtakım sosyal kodlar nedeniyle eğitimi nasıl kötü yönde etkilediğini, yukarıda da belirttim üzere; kendine özgün kalemiyle aktarmaktadır.
"Doğanın yarattığı haliyle insan sağı solu belli olmayan, içyüzü kavranamayan netameli bir varlıktır. Bilinmedik dağlardan, bayırlardan kopup gelen bir seldir adeta, balta girmemiş bir ormandır, ne bir yol geçer içinden, ne bir düzene sahiptir. Nasıl balta girmemiş bir ormanın ağaçtan yana biraz hafifletilmesi, bir temizlik işleminden geçirilerek belli sınırlar içinde tutulması gerekiyorsa, okulun da doğal insanı ilkin parçalayıp dağıtması, dize getirmesi ve zor kullanarak onu belli sınırlar içine hapsetmesi gerekir."
(Sayfa 59)
Alıntıda görüldüğü üzere Hesse, eğitimi doğrudan olumsuz bir şekilde ele almamaktadır. Bunun insan için bir zorunluluk ve önem arz ettiğini vurgulamakta. Ancak eserde yer alan hikaye tam da bu bahsedilen durumu farklı - burada aslında "sanılan" demek doğru olur - yollardan ve farkında olmadan yapılan bir sistem hatası olarak görmekte.
"Eleştiri ile yaratı, bilimle sanat arasında öteden beri sürüp gelen bir savaştır bu, birbirine denk sayılmayacak güçlerin savaşı; öyle bir savaş ki, bilim hep zaferle çıkar savaştan ama bunun kimseye yararı dokunmaz; oysa sanat dönüp dolaşıp inanç, sevgi, teselli, güzellik ve edebiyat sezgisinin tohumlarını saçar çevreye ve her zaman için de karşısında verimli topraklar bulur. Çünkü yaşam ölümden daha güçlüdür, inanç ise kuşkudan daha kudretli."
(Sayfa 51)
Önemli noktalardan biri de bu kısım. Hesse bilimin son derece önemli olduğunu ancak hayatın kodlarını öğrenmekte sanatın önüne geçemeyeceğini belirtiyor. Hikayede yer alan karakterler, toplumun özellikle dinin baskın olduğu kültür kodlarında, eğitimin nasıl kötüye gideceğini, öğrencilerin nasıl yoldan çıkacağını "Hans" üzerinden göstermektedir.
Hesse eğitimin ne kadar önemli bir nitelik taşıdığını ama sandığımız gibi çocuklarımıza bunu doğru aktarmadığımızı açık bir şekilde göstermekte.
Hoşuma giden iki alıntıyı daha ekleyerek, bu güzelim eseri şiddetle tavsiye ederim. Özellikle anne ve babaların okuması gerek (bence).
"Belki o merhametli belletici dışında hiç kimse Hans'ın incecik çocuksu yüzündeki umarsız gülümsemenin ardında batağa saplanmış bir ruhun acılar içinde kıvrandığını, batakta boğulup giderken korku ve çaresizlikle çevresine bakındığını göremiyordu. Ve yine hiç kimse okulun, bir babayla birkaç öğretmendeki barbarca hırsın bu narin ve körpe varlığı bulunduğu noktaya getirdiğini aklından bile geçirmemekteydi. Neden o alabildiğine duyarlı ve nazik çocukluk yıllarında durmaksızın her gece geç vakitlere kadar ders çalışmak zorunda bırakılmıştı Hans? Neden tavşanları elinden çekilip alınmıştı? Neden Latince okulundaki arkadaşlarına bile bile yabancılaştırılmış, oltayla balık tutması ve gezip tozması yasaklanarak insanı yiyip bitiren kepaze bir açgözlülük ideal olarak kendisine benimsetilmek istenmişti? Neden manastir okulunun giriş sınavından sonra bile alnının teriyle kazanıp hak ettiği tatil ona çok görülmüştü?"
(Sayfa 139)
"Hani öyleydi ki, vaktinden önce olgunlaşan Hans, şimdi hastalıklı günlerinde gerçekdışı ikinci bir çocukluk dönemini yaşamaya başlamıştı adeta. Çocukluğundan yoksun bırakılan ruhu, içinde ansızın patlak veren bir özlemle, alacakaranlıklara gömülmüş o güzelim yıllara kaçıp sığınıyor, sağlıklı denemeyecek kadar güçlü ve duru anımsamalar ormanında ordan oraya koşturup duruyordu. Tüm anıları, gerçekte yaşadığı olaylardan daha az bir sıcaklık ve coşkuyla yaşadığı söylenemezdi; oyuna getirilip ayaklar altına alınmış çocukluğu uzun süre önüne set çekilmiş bir pınar gibi şimdi gürül gürül akmaya başlamıştı içinde.
Bir ağaç budanıp da tepesi kesildi mi, köke yakın bir yerinden yeni filizler, sürgünler verir; bunun gibi, henüz ömrünün baharında hastalanıp ölüm yatağına düşen bir ruh da çokluk ilk yaşam günlerine ve sezgilerle kıpır kıpır bir çocukluk çağına döner sık sık, sanki orada yeni umutlar keşfedecek ve kopan hayat ipliğini yeniden birbirine tutturacaktır. Ağacın kökünden fışkıran sürgünler bir solukta boy atar, büyür, özsularla donanır ama yalancı bir yaşamdır ortada görünen, sürgün gelişip de eskisi gibi doğru dürüst bir ağaca dönüşemez artık."
(Sayfa 151)
"Son çocukluk da bitmişti ömrümde, Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz. Kırlara bahar yetmese de içimde, Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar, Dilimde sözcüklerin çelik direnci, Sesimde ölüm rengine inat aşklar. Mavilikler yasaklandı gökyüzünde, Özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim, Doğduğum gün adına…devamı"Son çocukluk da bitmişti ömrümde,
Düşlerim belki kış ölüsü belki yaz.
Kırlara bahar yetmese de içimde,
Yüreğim nar çatlamasıydı sana kadar,
Dilimde sözcüklerin çelik direnci,
Sesimde ölüm rengine inat aşklar.
Mavilikler yasaklandı gökyüzünde,
Özgürlüğü kuş kanatlarında bekledim,
Doğduğum gün adına "imge" dedim.
Sevdim bütün insanları insan yanlarını,
Sen de seveceksin.
Dallarına su yürümüş ağaçlara, güleceksin.
Kar yağsa da yaktığın ateşler üstüne,
Ateşi yüreğinle körükleyeceksin.
Kuş sesleri de ertelenebilir güne karşı,
Çiy de düşebilir anıların üstüne,
En güzel ezgileri nehirağzı denizlerde,
Hep kendi sesinle türküleyeceksin.
Hüzün ağaçlarının sevinç açtığını,
Adının sonsuz anlamında göreceksin.
Sevdim soluğunu rüzgar kılan insanları,
Soluğumu soluklarına kattım.
Bir damla uğruna gökyüzünü omuzladım,
Bir çocuk ölümleri ağlatti beni.
Bir de türkülerde kalabalık ihanetler,
Gülüp geçtim yalan iktidarlar görkemine,
Aşk adına sesimi sürdüm namlulara,
En büyük eylemleri söz eyledim.
Doğduğun gün adına "imge" dedim.
Sen elbette sen olacaksın biliyorum,
Sesinde yirmibirinci yüzyılı dinliyorum."
- Adnan Yücel
"Ürkek yıldız yükseldiğinde gökyüzünde Öylesine mahcup, kederle, Dinle uykulu akşamda Şarkı söyleyeni kapında. Çiyden daha yumuşaktır şarkısı Ziyarete gelmiş seni. Ah artık dalma hayale Akşam vakti o seni çağırırken, Dalma düşünceye: Kim olabilir bu diye Şarkısı yüreğime çöken? Anla ki…devamı"Ürkek yıldız yükseldiğinde gökyüzünde
Öylesine mahcup, kederle,
Dinle uykulu akşamda
Şarkı söyleyeni kapında.
Çiyden daha yumuşaktır şarkısı
Ziyarete gelmiş seni.
Ah artık dalma hayale
Akşam vakti o seni çağırırken,
Dalma düşünceye: Kim olabilir bu diye
Şarkısı yüreğime çöken?
Anla ki bu, âşığın şarkısı,
Benim akşam vakti çalan kapını."
(Sayfa 10)
¬¬
¬¬
¬¬
"Bu giden kim yeşil korulukta
Ona tapınan bahar rüzgârıyla?
Bu giden kim şen yeşil korulukta
Daha da şenlendirerek koruyu?
Bu geçen kim güneş ışığında
Hafif ayak seslerini tanıyan yol boyunca?
Bu geçen kim tatlı güneş ışığında
Bir bakire edasıyla?
Koruluğun bütün yolları
Tatlı ve altın bir ateşle parıldıyor
Kimin için taşıyor güneşli koruluk
Böylesine cesur bir giysiyi?
Ah, benim gerçek tatlı aşkım için tabii ki
Giyiyor koruluk en güzel elbisesini
Ah, benim gerçek aşkım için tabii ki
Öylesine güzel ve sevimli"
(Sayfa 14)
¬¬
¬¬
¬¬
"Şu çırpınan yürek yüreğimin yanında
Ümidimdir benim, her şeyim,
Ayrı kaldığımızda mutsuzdur,
Mutludur öpücükler arasında;
Ümidimdir-evet!- bütün her şeyim,
Bütün mutluluğum.
Çalıkuşlarının, yosunlu bir tünekte
Saklaması gibi hazinelerini,
Gözyaşı dökmeyi öğrenmeden önce
Serdim orta yere bütün hazinelerimi
Onlar gibi bilge olmayacak mıyız biz de
Aşkın bir günlük ömrü olsa da?"
(Sayfa 29)
¬¬
¬¬
¬¬
"Neşeyle gel veya git neşeyle:
Yüreğin sana gösterse de kederi,
Küçük vadileri, batmış güneşleri,
Bırak dans etsin gülüşlerin, dağperisi,
Saygısız dağ rüzgârları
Dağıtıncaya kadar uçuşan saçlarını.
Neşeyle, neşeyle -hep neşeyle:
Aşağıdaki vadileri sarmalayan bulutlar
Akşam yıldızı yükseldiği zamanlar
Gösterişsiz arkadaştırlar;
Aşk ve gülüşler şarkılar söyler
Yürek ümitsizlik içindeyken."
(Sayfa 31)
¬¬
¬¬
¬¬
"Sevgili yürek, niçin eziyet ediyorsun bana?
Beni şefkatle azarlayan sevgili gözler,
Hâlâ çok güzelsiniz -ama ah,
Nasıl da yakışıyor güzelliğin sana!
Tertemiz aynasından gözlerinin,
Öpüşler içinde tatlı inleyişlerden,
Kimsesiz rüzgârlar saldırıyor haykırışlarla
Aşkın gezdiği karanlık bahçeye.
Eriyip yokolacak aşk yakında
Yabanıl rüzgârlar estiğinde üzerimize --
Ama sen, sevgilim, en sevgili bana,
Heyhat! Niçin eziyet ediyorsun böyle?"
(Sayfa 35)
¬¬
¬¬
¬¬
"Yağmur yağdı gün boyunca.
Ah gel yağmur yüklü ağaçların arasına:
Yapraklar yığılmış yoluna,
Yoluna hatıraların.
Biraz yürüyüp yol boyunca
Hatıraların, ayrılacağız sonra.
Gel, sevdiğim, gel de belki orada
Girebilirim gönlüne."
(Sayfa 38)
¬¬
¬¬
¬¬
"Karanlık maziden
Bir çocuk doğuyor;
Neşe ve kederle
Kalbim parçalanıyor.
Sükûn içinde beşikte
Yaşayan yatıyor.
Sevgi ve merhamet
Açsın gözlerini!
Genç yaşam buğulandı
Camın üzerinde;
Hiç olmayan dünya
Geliyor geçmeye.
Bir çocuk uyuyor:
Yaşlı adam göçtü.
Ah, terk edilen baba,
Bağışla oğlunu!"
(Sayfa 65)
Modern edebiyatın en büyük kalemlerinden biri olarak görülen İrlandalı yazar James Joyce'un 1904 ve 1932 yılları arasında yazdığı şiir eseri. Kendisini daha önce hiç okumamıştım. Romanlarından önce şiirlerini okumak istedim. İyi ki de okumuşum. Müziğe olan ilgisi, onu şiir yazmaya itmiş. Ben çok sevdim. Türkçesinin yanında ingilizcesi de mevcut.
Her şiir severin okuması gereken bir eser.
Geçtiğimiz yıllarda vefat eden büyük Çek yazar Milan Kundera'nın en çok ilgi gören, başyapıt niteliğindeki eseri. 68 Prag baharında geçen hikayede iki çiftin (Tereza-Tomas, Sabina-Franz) yaşadıkları ilişkiler ve bu ilişkilerin derinine doğru uzanan katmanlı boyut ele alınıyor. Kundera hikayeyi anlatırken…devamıGeçtiğimiz yıllarda vefat eden büyük Çek yazar Milan Kundera'nın en çok ilgi gören, başyapıt niteliğindeki eseri.
68 Prag baharında geçen hikayede iki çiftin (Tereza-Tomas, Sabina-Franz) yaşadıkları ilişkiler ve bu ilişkilerin derinine doğru uzanan katmanlı boyut ele alınıyor. Kundera hikayeyi anlatırken bolca felsefik düşünceyle okuyucu düşündürtüyor. İçeriğinde doğallığı ve gerçekliği yakalayabilmek için sınırları zorlandığını fark ettim. Bazı okuyucular bu yönlerinden bir olumsuzluk sonucunu çıkarmışlar, pek şaşırmadım. İyi roman için sınırları zorlamak şart arkadaşlar, kaldı ki adam bunu sırf farklılık olsun diye yapmamış. Her sayfası dolu bir eser. Kesinlikle okunması gerekiyor. Kundera artık favori yazarlarımdan birisi oldu.
Hoşuma giden bazı alıntılar;
"Kişinin kendi acısı bile, başkasıyla başkası için hissettiği, imgelemle yoğunlaşan ve yüzlerce yankıyla uzadıkça uzayan bir acı kadar ağır çekmez."
(Sayfa 41)
"Bu dünyada gençlikle güzelliğin bir anlamı yoktu; birbirinin tıpatıp eşi, ruhları görünmez olmuş bedenlerle dolu uçsuz bucaksız bir toplama kampından başka bir şey değildi yaşadığımız dünya."
(Sayfa 57)
"Freud rüya kuramında bu noktayı gözden kaçırmış anlaşılan. Rüya görmek sadece bir iletişim (ya da şifreli iletişim diyelim isterseniz) edimi değildir; aynı zamanda estetik bir etkinlik, bir imgelem oyunu, kendi başına değeri olan bir oyundur. Rüyalarımız bize düş kurmanın olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın en köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar. Tehlike buradadır işte. Rüyalar güzel olmasa, çarçabuk unutulurdu."
(Sayfa 69)
"İnsanlar genellikle dertlerinden kurtulmak için geleceğe kaçar; zamanın yoluna düşsel bir çizgi çeker, bu çizginin ötesinde o anki dert ve sıkıntılarının sona ereceğini sanırlar."
(Sayfa 179)
"Orta Avrupa'daki komünist yönetimlerin sadece mücrimlerin eseri olduğunu düşünenler temel bir gerçeği göz ardı ediyorlar demektir; suç üzerine kurulu bu yönetimler mücrimler değil, cennete giden tek yolu bulduklarını sanan coşkulu yandaşlar tarafından kurulmuştur. Bu yolu öylesine yiğitçe savundular ki bunlar, sürüyle insan öldürmek zorunda kaldılar. Sonraları ortada cennet filan olmadığı anlaşıldı, demek ki coşkulu yandaşlar birer katilden başka bir şey değildiler."
(Sayfa 190)
"Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır."
(Sayfa 239)
"İnsan hayatı ancak bir defa yaşanır ve kararlarımızın hangilerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu kestiremememizin nedeni, verili bir durumda ancak bir tek karar verebilecek olmamızdır."
(Sayfa 240)
"Dünyanın Tanrı tarafından yaratıldığına inananlarla kendi kendine varlığa kavuştuğunu düşünenler arasında ki tartışma, aklımızın ya da deneyimlerimizin çok ötesindeki fenomenler alanına girmektedir. Çok daha çek olan, varlığı insana armağan edildiği biçimiyle (nasıl ya da kimin tarafından olursa olsun) kuşkuyla karşıla yanlarla onu olduğu gibi, hiç karşı çıkmadan kabul edenleri birbirinden ayıran çizgidir."
(Sayfa 266)
"Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir."
(Sayfa 317)
"İnsan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir."
(Sayfa 318)