Spoiler içeriyor
●Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov'un okuduğum ikinci kitabı. İlki birçok kişi gibi 'Toprak Ana' kitabıydı benim için de. İki kitabı da çok beğendim. Normalde pek masalsı kitapları sevmem ve bu kitap biraz öyleydi ama yine de çok sevdim. Bana biraz buradaki…devamı●Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov'un okuduğum ikinci kitabı. İlki birçok kişi gibi 'Toprak Ana' kitabıydı benim için de. İki kitabı da çok beğendim. Normalde pek masalsı kitapları sevmem ve bu kitap biraz öyleydi ama yine de çok sevdim. Bana biraz buradaki çocuk 'Şeker Portakalı' kitabındaki 'Zeze'yi hatırlattı ve ikisini de çok iyi hissettim, anladım ve çok sevdim.
Bu kitabı yazarın, en sarsıcı ve en sembolik romanlarından biridir. İlk bakışta küçük bir çocuğun hikâyesi gibi görünür; ama aslında masumiyetin, doğanın, iyiliğin ve insanın acımasızlığının, çocukların korkunç kalabalık içindeki eriyişinin hikayesidir.
Romanın merkezinde adı bile verilmeyen yedi yaşındaki küçük bir çocuk vardır. Annesi onu bırakmış, babasını hiç tanımamıştır. Dedesi Mümin Dede ile dağlarda yaşar. Dağda onlardan başka sadece iki aile vardır, bu ailelerden biri de teyzesinin evidir. Teyzesinin kocası Orozkul zalim ve bencil bir adamdır. Karısı ona bir çocuk veremiyor diye herkese, her şeye karşı öfkeli ve nefret doludur. Mümin Dedeye asla saygı duymaz, onu yanında az bir paraya çalıştırır ve karısını her sarhoş olduğunda çok kötü döver. Ne acı ki her dönemde ve neredeyse dünyanın her yerinde kadınlara yapılan mumaleler hep aynı!
Küçük çocuğun yaşadığı bu dağda, bu ormanlık alanda, bu küçücük çevrede
Büyükler çıkarları için birbirlerini ezer
Sevgi çok azdır.
Çocuk kendini yapayalnız hisseder.
Bu yüzden çocuk gerçek dünyaya dayanabilmek için hayal kurar. Eşyaları ile konuşur. Dürbünü, çantası ile gezer ve onlarla ciddi ciddi konuşur. (Bu çok hoşuma gitti)
Hayal kurmak onun için oyun değildir; yaşama biçimidir. Başka türlü gerçeklere dayanamaz. Öz nenesi olmayan kadının sevgisizliği, eniştesinin acımasızlığı, dedesinin acizliği, teyzesinin yaşadıkları ve annesi ile babasının yanında olmaması... her şey çok zor ve acıdır onun için.
Romanın kalbi aslında Mümin Dede'nin anlattığı Boynuzlu Maral Ana efsanesidir.
Esaneye göre Maral Ana, Kırgız halkını yok olmaktan kurtarmış, insanlara annelik etmiş kutsal bir geyiktir.
Bu nedenle geyik yalnızca bir hayvan değildir.
O; merhamettir, annedir, doğadır, geçmiştir,
vicdandır. Çocuk bu efsaneye bütün kalbiyle inanır. Fakat büyükler inanmaz. Dedesi hariç. Onlar için geyik yalnızca ettir.
İşte romanın trajedisi de burada başlıyor.
Romanın en ağır sahnesi Maral Ana'nın soyundan gelen geyiğin öldürülmesidir.
Bu yalnızca bir av değildir.
Bu olayla birlikte insanlar: doğayı öldürür,
vicdanı öldürür, efsaneyi öldürür, çocuğun bütün inancını öldürür.
Çocuk artık dedesinin anlattığı dünyanın da gerçek olmadığını görür.
Onun için artık hiçbir şey kalmamıştır.
Romanın en acı karakterlerinden biri Mümin Dede'dir. O iyi biridir.
Kimseye kötülük yapmaz. Herkese yardım eder. Fakat kötülüğe karşı da duramaz.
Orozkul'un baskısı karşısında susar. Karısının onu ezmesine ses etmez.
Aytmatov burada çok önemli bir şey söyler:
Sadece kötü insanlar değil, kötülüğe sessiz kalan iyi insanlar da felaketlerin parçası olur. Kötülere fırsat verir. İnsan okurken sürekli keşke bir şey dese, bir şey yapsa ölmek pahasına da olsa yapsa diyor.
Bu yüzden Mümin Dede hem sevilen hem de insanı üzen bir karakterdir.
Çocuk inanır ki bir gün kafası insan kafası olarak kalmak suretiyle bir balık olacak ve dürbünü ile ara ara izlediği Beyaz Gemi'ye gidecek. Babası orda çalışıyor ve ona kavuşacak, bir yeri yurdu olacak. Sevilecek. Her şey iyi olacak...
Aslında önemli olan geminin kendisi değildir. Beyaz gemi umuttur.
Çocuk babasının o gemide çalıştığına inanır. Belki doğru değildir.
Ama çocuk buna inanmak ister.
Gemi, "bir gün beni biri sevecek" umududur.
Ve Beyaz gemi başka bir dünyadır.
Dağdaki dünya: şiddet, yalnızlık, baskı, çaresizlik ve kötülük doludur.
Gemi ise ulaşamadığı temiz dünyadır.
Beyaz rengin seçilmesi de tesadüf değildir.
Beyaz; saflığı, temizliği, masumiyeti simgeler.
Beyaz gemi çocukluğun kendisidir.
Romanın sonunda çocuk kendini suya bırakır. Maral Ana'nın (ya da soyundan olan geyiğin bu kısımdan emin olamadım şu anda) insanlar tarafından avlanıp ziyafet verilerek yenilmesi, herkesin sarhoşluğu onu kahreder. Zaten o ara üşütüp hasta da olmuştur, birde en son gökte görüp teyzesi için boynuzlarına sihirli bir beşik takıp getirmesini, böylece iyilik, güzellik getirmesini istediği Maral Ana'nın bu sonu çocuğun bütün umutlarını, hayallerini yok eder ve çocuk herkesin sarhoşluğunun arasında gidip kendini çaya bırakır.
Kitap çocuğun sonunu söylemez. Öldü mü, kaldı mı bilinmez. Çocuğun kendi kendine son söyledikleri
"Balık olmak daha iyidir, balık olmak en güzeli..." ve belki de gerçekten bir balık olmuştur ve Beyaz Gemi'ye ulaşmıştır ya da küçük çocuk olarak suda veda etmiştir bu korkunç dünyaya.
Başlangıç/Bitiş:
5 Ağustos Çarşamba
6 Ağustos Perşembe-2026