Siz daha doğmadan, sizin için bir plan ve bir dünya yaratıldığını düşünün ; ve bu yapay dünyanın reklamsız 7/24 canlı olarak gerçek dünyaya sunulduğunu düşünün. Doğumunuz, ilk adımlarınız, bebekliğiniz, okul döneminiz ve iş hayatınız da dahil 30 yıl boyunca bir…devamıSiz daha doğmadan, sizin için bir plan ve bir dünya yaratıldığını düşünün ; ve bu yapay dünyanın reklamsız 7/24 canlı olarak gerçek dünyaya sunulduğunu düşünün. Doğumunuz, ilk adımlarınız, bebekliğiniz, okul döneminiz ve iş hayatınız da dahil 30 yıl boyunca bir oyunun içindesiniz ve bunu sizden başka herkes biliyor ve canlı yayında izliyor. İnanılmaz korkunç gelse de hayatımızı düşününce Truman'dan tek farkımız canlı yayında olmayışımız değil mi ? Bilmediğimiz dünyanın, bize layık görülen bir hayatın içine doğmadık mı bizde? Biz doğmadan bizim için kurulan bir hayat, ve onu kabullenişimiz..
Kurgusu çok farklıydı. Ben gerçekten çok sevdim. İzlemeyenler için Netflixte son gün 24 Ekim yazıyordu dostlar
Ben biliyordum.zaten. Ama bilmemek istedim. Bilmezden gelmek bazen en iyisi. Bilmemeyi istiyorsun çünkü. Öyle olmamasını istiyorsun. Gerçeğin öyle olmamasını. Ama elinden bir şey gelmiyor. Kendi gerçeğini yaratıyorsun sonra, o gerçeğe öyle bir sarılıyorsun ki seninle beraber herkes inanıyor. Söyleme Bilmesinler…devamıBen biliyordum.zaten. Ama bilmemek istedim. Bilmezden gelmek bazen en iyisi. Bilmemeyi istiyorsun çünkü. Öyle olmamasını istiyorsun. Gerçeğin öyle olmamasını. Ama elinden bir şey gelmiyor. Kendi gerçeğini yaratıyorsun sonra, o gerçeğe öyle bir sarılıyorsun ki seninle beraber herkes inanıyor.
Söyleme Bilmesinler - Şermin Yaşar ✨
Emin-Ethem-Ekrem kardeşler ve ailenin diğer üyeleri.. Ailenin annesi Mürüvvet Hanım ölmüş baba Kazım Bey hayattadır. Babaların isteği üzerine her cuma akşamı yemekte ailece bir araya gelen kardeşler, dışarıdan bakıldığında birbirine çok bağlı olarak görünür. Ama işin iç yüzü bambaşkadır. Ana…devamıEmin-Ethem-Ekrem kardeşler ve ailenin diğer üyeleri.. Ailenin annesi Mürüvvet Hanım ölmüş baba Kazım Bey hayattadır. Babaların isteği üzerine her cuma akşamı yemekte ailece bir araya gelen kardeşler, dışarıdan bakıldığında birbirine çok bağlı olarak görünür. Ama işin iç yüzü bambaşkadır. Ana tema çocukluk çağı sevgisizliği ve yetişkin yalnızlığıdır. Ailenin üyelerinin her biri bunlardan dert yanar.
Cuma öğlen saatlerinde başlayan muhabbetle bu ailenin 1 haftalık yaşamına misafir oluyoruz. Konuşulan konular hakkında ailenin her üyesinin hayata bakışını, yaşadıklarına yaklaşımını, duygusal boşluklarını okuyoruz. Dışarıdan şanslı, çok mutlu olduklarını gördüğümüz hayatların her birinin aslında ne dertlerle uğraştığına, her evin sorunlarla dolu olduğunu ve o sorunların yalnızca o evlerin kapalı kapılarının ardında konuşulduğunu ve insanın nasıl giderek yalnızlaştığını okuyoruz
Uzun zamandır bu kadar keyifli ve bu kadar çevreme farklı bir görüşle bakmamı sağlayan bir kitap okumamıştım. Kitabı bırakıp etrafıma baktığımda evler, sokaklar, mahalleler boyunca büyüyen dertler, sorunlar, mutsuzluklar hissettim. Ve insan ikiyüzlüdür dedim. Hepimiz nasıl da mutluluk pozları saçıyoruz etrafa. Neden diye soruyor Ethem karakteri bunun için ; insan bunca dertle uğraşırken neden yalnız, neden bir kişi de çıkıp da derdin ne demiyor, neden herkes mutsuz ve neden hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorundayız?
Kitabı okurken annesini üzmemek için öğretmen olan ve bir gün bile mesleğini sevmeden emekli olmuş Emin gibi kaygılı ; Ethem gibi hiç sevmemiş, sevilmemiş ve yalnız, Ekrem gibi çaresiz, Hülya gibi mutsuz, sinirli, Sevgi gibi saplantılı, Nurten gibi her şeyi kadere ve dine bağladığınızı hissediyorsunuz. Öylesine hikayenin içine alıyor okurken.
Kitabın sonundaysa Nurten gibi vardır bunda da bir hayır diye affediyorsunuz içinize sıkıntı olan her şeyi, yaptıklarının mutlaka bir nedeni vardır diye affediyorsunuz her yapılan yanlışı ve kitapla birlikte siz de bitiriyorsunuz herkesle hesaplaşmalarınızı .
En azından ben öyle yaptım. Keyifli okumalar :)
1994 yapımı Forrest Gump filminin Hint uyarlamasıymış meğer. İzleyip bitirdikten sonra farkettim. Diyorum bu senaryo bu sahneler bana çok tanıdık geliyor :) Neden acaba:)
174 bölümden çıkarılması gereken en açık ders kimseyi kınamamaktı galiba. İlk bölümlerden veda bölüme dek karakterlerden kim ne dediyse, başkasının hangi davranışını eleştirdiyse ve küçümsediyse hepsi aynısını yaptı ve yaşadı. Sedefi pencere kenarlarında köşkü gözetlemekle suçlayan Ferhunde'nin bir pencere kenarında…devamı174 bölümden çıkarılması gereken en açık ders kimseyi kınamamaktı galiba. İlk bölümlerden veda bölüme dek karakterlerden kim ne dediyse, başkasının hangi davranışını eleştirdiyse ve küçümsediyse hepsi aynısını yaptı ve yaşadı. Sedefi pencere kenarlarında köşkü gözetlemekle suçlayan Ferhunde'nin bir pencere kenarında sürekli köşkü gözetlemesi, Necla'ya Oğuz'un çocuğunu Ceyda'yla beraber büyütür diyen Leyla'nın sonunda Kağan'a kendisini bakması, Altın Yaprak şirketinde hızlı para kazanma hırsı yüzünden Oğuz'u küçümseyen Ali Rıza'nın oğlu Şevket'in parasını üçe beşe katlamak uğruna kumar oynadığını ve bankayı dolandırdığını görmesi... Dizide bu ve buna benzer bir sürü detay vardı.
İlk bölümler özellikle en çok keyif aldığım kısımlar oldu. Sanki birkaç komşunun evine kamera yerleştirilmiş de bizler de onların yaptıklarını, hayatlarını izliyormuşuz gibiydi. Evin dekorları, yemekler, sıkıntılı günlerdeki ev halleri o kadar gerçek hayatımızı anlatıyordu ki, bir dizi, senaryo olması imkansızmış gibiydi. En keyif aldığım kısımlarsa yemek masası etrafında toplanılan zamanlardı. Neyyir hanımın evi, yaşamı, tavırları çok huzurlu hissettiriyordu. Ayrıca Hayriye cadısı Neyyir'i hiç haketmedi :)
Dizinin en gereksiz detaylarına gelecek olursak ; Ali Rıza Bey'in eski sevgilisi, halası, Karadenizli usta, şarkıcı bahar.. Onların sahnesi geldiğinde ilerletmekten parmaklarım mahvoldu yani :)
Diziyi dün akşam bitirdim. 160lı bölümlere bakıldığında finale sevindim bile diyebilirim. Ama yine de hüzünlü bir sondu.
Bir kez daha ne kadar şanslı bir ülkeyiz dedim film bitince. Şanslıyız ; Atatürk'ümüz var, mücadeleyi seven ve yapacağı işi yılmadan usanmadan yapan milletimiz var, başladığı her işi başaracağına inanan ve sonunda yokluktan harikalar yaratan atalarım var. Ne güzel bir…devamıBir kez daha ne kadar şanslı bir ülkeyiz dedim film bitince. Şanslıyız ; Atatürk'ümüz var, mücadeleyi seven ve yapacağı işi yılmadan usanmadan yapan milletimiz var, başladığı her işi başaracağına inanan ve sonunda yokluktan harikalar yaratan atalarım var. Ne güzel bir ülkeyiz, ne güzel bir vatanız ♥️
1930larda yeni Türkiye'yi ziyarete gelen İran Şahı Rıza Pehlevi'nin gelişinde ona güçlü ve başarılı Türkiye'yi göstermek için Gazi Paşa bir opera yapılmasını ister. Ülkenin başarılı sanatçıları toplanır, yapımı ve çalışmaları normalde 2 sene süren operayı 26 günde yapmaya çalışırlar.
Türkiye'nin ilk yerli arabasını anlatan Devrim filminde de görmüştüm burada da yine aynı şey vardı. Kendi içimizden insanlar bile yeri gelmiş ülkenin bir şeyler başarmasını engellemeye çalışmış. Burada da Zeki Üngör opera görevi kendisine verilmediği için kıskanıp süreci engellemeye çalışmış. Üzücü..
Filmle ilgili olumsuz olan tek şey Gazi Paşa rolünü oynayan kişinin çok kasması olmuş. Sürekli sert bakışlar vs korkulması gereken bir kişi imajı verilmiş onu sevmedim. Onun haricinde kadro muhteşem. Filmin sonunda da adı geçen kişilerin kısacık bilgileri ve görselleri yer alıyordu, harika ✨
Spoiler içeriyor
İkinci dünya Savaşını anlatan bir film. Guido yahudi bir garson. Çeşitli zorluklar sonunda evlendiği eşi Dora ve oğlu Giosué ile yahudi toplama kamplarına düşüyor. Guido, oğlu korkmasın diye yaşanan her şeyi büyük bir oyunun parçasıymış gibi anlatıyor. Bu oyunun sonunda…devamıİkinci dünya Savaşını anlatan bir film. Guido yahudi bir garson. Çeşitli zorluklar sonunda evlendiği eşi Dora ve oğlu Giosué ile yahudi toplama kamplarına düşüyor. Guido, oğlu korkmasın diye yaşanan her şeyi büyük bir oyunun parçasıymış gibi anlatıyor. Bu oyunun sonunda bin puan biriktiren gerçek bir tank sahibi olacak diye çocuğu ikna ediyor.
Uzun zaman önce bu filmi izlemek için açtığımda romantik komedi tarzında bir başlangıcı olunca kapatmıştım savaş dönemini anlatmıyor diye. İlk 1 saate yakın kısmı Guido'nun eşi Dora ile tanışmasını anlatıyor. Sonrasında savaş süreci ve toplama kampındaki yaşadıkları anlatılıyor.
İlk kısımları gerçekten keyif alarak izledim. Özellikle Guido'nun toplama kampındaki her şeyi oğluna bir oyun gibi aktarmasındaki başarısı, yaşanan onca kötü olaya rağmen Guido'nun çocuğu için neşesinden bir şey kaybetmemesi inanılmazdı.
Film bitmeden önce girip buradaki yorumları okuyunca "umut dolu, sonu güzel biten bir film..." gibi nice güzel yorumu görünce filmin mutlu bittiğine inanmıştım. Ama "benim için" film kesinlikle kötü bitti. Spoiler vermemek adına bu konuda fazla detay vermeyeceğim ama film mutlu sonla bitmiyor dostlar :(
Dul, yazarın 40 yıllık eşinin ölümü üzerine onunla ilgili hissettiklerini, anılarını, hayatlarını kendiyle konuşuyormuş gibi yazıyor. Ben öyle yaptığımdan mıdır bilmiyorum ama sanki yazar defteri eline almış 'eğer hayatta olsaydı' eşiyle konuşmak istediği şeyleri gün gün yazmış gibi hissettirdi. Yas…devamıDul, yazarın 40 yıllık eşinin ölümü üzerine onunla ilgili hissettiklerini, anılarını, hayatlarını kendiyle konuşuyormuş gibi yazıyor. Ben öyle yaptığımdan mıdır bilmiyorum ama sanki yazar defteri eline almış 'eğer hayatta olsaydı' eşiyle konuşmak istediği şeyleri gün gün yazmış gibi hissettirdi. Yas sürecinde olan insanların bol bol kendini bulacağı, bunları hissetmekle yalnız değilmişim diyeceği cümleler var kitapta. Mutlu ve her şeyi doya doya yaşadıkları hayatın ardından tek başına, yaşadıkları güzel şeylerden bahsediyor yazar. Dili inanılmaz sade, sayfalar uzun uzadıya cümlelerle dolu değil. Kısa ama düşündürücü cümleler..
Kitabı bitirip kenara bırakınca yas sürecinin ne kadar evrensel benzerlikte olduğunu gördüm. Kaybettiğimiz sevdiklerimizin yaşı, cinsiyeti, yakınlığı ne olursa olsun insan kendini ifade edemediği bir boşluğun içinde buluyor. Sanki dünyada yapayalnızmış gibi, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını hissediyor ve bu hisle mücadele etmeye çalışıyor.
Eğer bir yas süreci içindeyseniz bol bol kendinizi, hislerinizi bulacağınız cümlelerle dolu olan bu kitabı okumanızı öneririm.