Affetmek de bir mit. Sevmek de bir mit. Kendini bulmak da bir mit. Ama bunların hiçbiri ayrı ayrı doğmadı — hepsi aynı anda, aynı yerden, tek bir bilinçten fışkırdı. Sonra o bilinç farklı zihinlerden geçti, farklı dillerde konuştu, farklı yüzler…devamıAffetmek de bir mit. Sevmek de bir mit. Kendini bulmak da bir mit. Ama bunların hiçbiri ayrı ayrı doğmadı — hepsi aynı anda, aynı yerden, tek bir bilinçten fışkırdı. Sonra o bilinç farklı zihinlerden geçti, farklı dillerde konuştu, farklı yüzler taktı. Ama kökte hep aynı şeydi.
Dağların ortasında, yapayalnız, dünya ile bağlantısı çok zayıf kaldığı için kendi hayal dünyasında yaşayan bir çocuğun hikayesi... Issık Göl kenarındaki bir orman köyünde anne ve baba hasretiyle, arkadaşsız yaşayan çocuğun kendi kurduğu masum dünyasını anlatır. Kayalarla, çantasıyla, dürbünüyle yoldaşlık eder.…devamıDağların ortasında, yapayalnız, dünya ile bağlantısı çok zayıf kaldığı için kendi hayal dünyasında yaşayan bir çocuğun hikayesi...
Issık Göl kenarındaki bir orman köyünde anne ve baba hasretiyle, arkadaşsız yaşayan çocuğun kendi kurduğu masum dünyasını anlatır. Kayalarla, çantasıyla, dürbünüyle yoldaşlık eder. Dış dünya bağlantısı olmadığı için masumiyetini de korur, kirlenmez. Ancak bu dünyanın rengine boyanmadığı için eğreti durur, sırıtır sürekli. Uyum sağlayamadığı kötülüğe fazla da dayanamaz zaten. Kendini çayın soğuk sularına bırakıp terkeder kötülüğün temsilcilerini. Mücadele etmeye başka yolu da yoktur onun.
Kitapta kötülüğün bütün hasletlerini barındıran orozkul'a karşı da üç tavır görürüz; biri her daim menfaatlerine zarar gelmemesi için boyun eğen, hatta zaten onu haklı da gören kötülüğün destekçileridir; ikincisi özünde iyi olsa da kötülüğe karşı bir tavır koyamayan mümin'dir-ki kötülük eninde sonunda kendisine de bulaşmıştır-; üçüncüsü de bu kötülüğe karşı koymak için tek yolu seçen çocuğun tavridir. Düzeltemiyorsa da kendisini beri tutmuştur.
Velhasıl Beyaz Gemi'ye ulaşmak veya balık olmak her zaman mümkün olmayabilir, hayat bizi her zaman mutlu sona ulaştırmak borcu altında değildir.
Beni Sen İnandır - Pinhani Çizdim kendi aklımca Hayatın resmini Bi' şey bilmezdim aslında Karıştırdım tüm renkleri Hata yaptım tabii Herkes başka bir şeyden Kaçırmış kendini Bazen yaşlı gözlerle Kabullenmiş gerçekleri Bazen memnun gibi …
Spoiler içeriyor
"Ne olursa olsun, hayata, kadere tâbi olalım... ve artık düşünmeyelim.." "Bir kadın ki beni düşündürsün, acı versin, istemeyerek, bilmeyerek kederlendirsin... Bir kadın ki karşı konulması, yok edilmesi mümkün olmayan engeller beni kendisinden ayırsın, söyleyemeyeyim, aşkımı kabil olup da, cüret edip…devamı"Ne olursa olsun, hayata, kadere tâbi olalım... ve artık düşünmeyelim.."
"Bir kadın ki beni düşündürsün, acı versin, istemeyerek, bilmeyerek kederlendirsin... Bir kadın ki karşı konulması, yok edilmesi mümkün olmayan engeller beni kendisinden ayırsın, söyleyemeyeyim, aşkımı kabil olup da, cüret edip de ona söyleyemeyeyim. O kadar mukaddes, o kadar muhterem...
O kadın o derece her şeyin üstünde olsun!"
*Servet-i Fünun denildiğinde akla çoğunlukla Halit Ziya Uşaklıgil ya da Mehmet Rauf gibi isimler gelse de, Safveti Ziya'nın Salon Köşelerinde adlı eserinin de dönemin ruhunu en başarılı şekilde yansıtan romanlardan biri olduğunu düşünüyorum. Romanı okurken balolar, valsler, Pera Palas'taki salon hayatı ve Batılı yaşam tarzı sayesinde kendimi adeta o dönemin içinde hissettim. Eser, yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmıyor; aynı zamanda Servet-i Fünun'un sosyal çevresini, Batılılaşma anlayışını ve dönemin insan ilişkilerini de başarılı bir şekilde yansıtıyor..
İngiliz kökenli genç kız Lydia'ya ise bir türlü ısınamadım. Türklere karşı kulaktan dolma bilgilerle hareket etmesi, önyargılı tavırları ve zaman zaman kendini beğenmiş, biraz da şımarık gelen davranışları bende olumsuz bir izlenim bıraktı. Buna karşılık Şekip'in kadınlara ve ilişkilere bakışındaki incelik, anlayış ve duygusal derinlik dikkatimi çekti. Bu yönü etkileyici olsa da bana biraz idealize edilmiş geldi. Günlük hayatta bu kadar hassas ve ince düşünen bir karaktere çok sık rastlanmadığı için Şekip'i okurken zaman zaman gerçek bir insandan çok yazarın zihninde şekillendirdiği bir karakter gibi hissettim.
Genel olarak Salon Köşelerinde, çok fazla adı anılmasa da Servet-i Fünun döneminin atmosferini, salon kültürünü ve dönemin insan ilişkilerini başarılı bir şekilde yansıtan, okurken beni o yılların dünyasına götüren ve keyifle okuduğum bir roman oldu diyebilirim.
Offf insan durduk yere fobisini nasıl tetikler ya yatakta uyumak üzereyim durduk yere bı böceğin kolumu isirdigini zehrinin bı anda beni öldürdüğünü fln düşünüp kalkıp yatağı kontrol ediyorum ya tavanda geziosa ve yüzüme düşerse napicam diye düşünüyorum ya bı anda…devamıOfff insan durduk yere fobisini nasıl tetikler ya yatakta uyumak üzereyim durduk yere bı böceğin kolumu isirdigini zehrinin bı anda beni öldürdüğünü fln düşünüp kalkıp yatağı kontrol ediyorum ya tavanda geziosa ve yüzüme düşerse napicam diye düşünüyorum ya bı anda burnumdan minik bı böcek girse naparim diyorum o kadar huylaniyorum ki sürekli gözümü açıp etrafı kontrol ediyorum artık
"Alma mazlumun ahını" Film, günah, vicdan ve korkunun harmonisidir. Filmin ilk yarısı klasik bir "ruh musallat olur ve intikam alır" hissiyatı veriyor, fakat devamında aslında bunun intikamdan çok daha derin bir mesele olduğunu anlıyoruz. Film boyunca Tun'un kaçtığı ruhun aslında…devamı"Alma mazlumun ahını"
Film, günah, vicdan ve korkunun harmonisidir. Filmin ilk yarısı klasik bir "ruh musallat olur ve intikam alır" hissiyatı veriyor, fakat devamında aslında bunun intikamdan çok daha derin bir mesele olduğunu anlıyoruz.
Film boyunca Tun'un kaçtığı ruhun aslında kelimenin tam anlamıyla omuzlarındaki yük olduğunu görüyoruz. Tun'un boyun ağrılarının sebebi de buydu.
Filmin atmosferi ortalama olsa da, kamera işi takdire layıktı. Kamera perspektiflerini beğendim. Filmin en beğendiğim kısmı ise sondaki plot twist oldu. Kapının camından Natre'nin hâlâ Tun'un omuzlarında olduğunu görmek, açıkçası tatmin edici bir histi.
Bununla birlikte Tun'un yaptığı şeyin cezasının onunla bir ömür yaşayacağını anlıyoruz.
Sonuç itibarıyla beğendiğim bir korku filmi oldu. Sıkmadı, yer yer korkutmayı başardı.
Spoiler içeriyor
Esme, ailesi tarafından hayatı elinden alınan, büyük bir haksızlığa uğrayan bir kadının hikâyesi. Aslında “hayatı çalınan” demek bile yetersiz kalıyor. Kendimi onun yerine bir saniyeliğine bile koyduğumda buna tahammül edemeyeceğimi hissettim. Sadece düşünce yapısı ailesinden farklı olduğu, onların koyduğu kalıplara…devamıEsme, ailesi tarafından hayatı elinden alınan, büyük bir haksızlığa uğrayan bir kadının hikâyesi. Aslında “hayatı çalınan” demek bile yetersiz kalıyor. Kendimi onun yerine bir saniyeliğine bile koyduğumda buna tahammül edemeyeceğimi hissettim. Sadece düşünce yapısı ailesinden farklı olduğu, onların koyduğu kalıplara uymadığı, okumak istediği, annesinin elbisesini denediği, evlilik meraklısı olmadığı ve seslere karşı biraz hassasiyet gösterdiği için tam 60 yılını bir akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalan bir kadın… Çocukluğu, gençliği, özgürlüğü, bebeği; kısacası bütün hayatı elinden alınmış. Buna gerçekten çok üzüldüm. Bir anne, bir baba, bir abla; kısacası bir aile, kendi evladına bunu nasıl yapabilir? Bunu aklım bir türlü almadı. Bu kitapta bir kadının nasıl dışlandığını, nasıl yok sayıldığını ve hiç var olmamış gibi davranıldığını okuyoruz. Bu yönüyle gerçekten çok sarsıcı ve üzücü bir hikâyeydi.
Ancak kitabı çok büyük bir hevesle okumaya başlamama rağmen benim için hayal kırıklığı yaratan birçok nokta oldu.
Öncelikle yazarın anlatım dili bana göre fazlasıyla karmaşıktı. Kitabı üç farklı kişinin bakış açısından okuyoruz ve özellikle ilk bölümlerde bu karakterleri birbirinden ayırt etmek oldukça zor oluyor. Kitabın ortalarına doğru diline alışılsa da anlatım yine de bana çok bölük pörçük geldi. Hikayede sürekli zaman geçişleri var. Bir çok yerde 60 yıl öncesine gidiyor, ardından tekrar günümüze dönüyor. Üstelik bunu bir anda yapıyor. Bu da okurken sık sık kafamın karışmasına neden oldu. Hatta bazı bölümleri anlayabilmek için bir-iki kez başa dönüp tekrar okumak zorunda kaldım.Bir diğer eleştirim ise betimlemeler. Bir kitapta elbette betimleme olmalı ancak bana göre bu kitapta gereğinden çok fazlaydı. Bazı sahnelerde hikayeye hiçbir katkısı olmayan uzun betimlemeler yüzünden konu sürekli dallanıp budaklanıyor ve tempo ciddi şekilde düşüyor. Aslında okuması kolay akıcı bir kitap olacakken abartılı betimlemeler ve yorucu zaman atlamaları yüzünden okumak zorlaşıyor. Keşke bu kadar ayrıntılı betimlemeler yerine, son bölümler daha detaylı yazılsaydı. Ayrıca iris karakterinin özel hayatının işini şekli ve rahatsız ediciliğine gerek yoktu bence hikayeye hiçbir katkısı olmadı. En çok üzüldüğüm nokta kesinlikle finali oldu. Sanki aceleye getirilmiş gibiydi. Hikaye bir anda bitiyor ve birçok konu yarım kalıyor. Özellikle Esme ile ablasının yüzleşmesini okumayı çok isterdim. Bu kadar güçlü bir konuya sahip bir hikayenin çok daha etkileyici bir sonu hak ettiğini düşünüyorum. Bence bu kitabın en büyük sorunu, harika bir konuya sahip olmasına rağmen bunu anlatış biçiminin aynı derecede güçlü olmamasıydı. Konusu gerçekten çok etkileyiciydi ancak anlatım tarzı nedeniyle potansiyelinin tam anlamıyla karşılamadığını düşünüyorum.
kitaba puanım 7/10
Bu, yazardan okuduğum ilk kitaptı. Hamnet’i de okumayı düşünüyorum. Ancak onun anlatım dili de buna benzerse yazarın üslubunun bana çok hitap edeceğini sanmıyorum. Yine de kesin bir yargıya varmadan önce ona da bir şans vericem.