7/10. İzlediğiniz dizininiz artık monoton geliyor ama kendinizi korku filmi izleyecek kadar da yürekli hissetmiyorsanız izleyebileceğiniz bir katil kim filmi. Prime bunu "Komedi - Korku" olarak etiketlemiş ancak ikisiyle de alakası yok. Gerilim bile denemez belki, arada jumpscare olsa da…devamı7/10.
İzlediğiniz dizininiz artık monoton geliyor ama kendinizi korku filmi izleyecek kadar da yürekli hissetmiyorsanız izleyebileceğiniz bir katil kim filmi. Prime bunu "Komedi - Korku" olarak etiketlemiş ancak ikisiyle de alakası yok. Gerilim bile denemez belki, arada jumpscare olsa da genel olarak yemek yerken izlenebilecek derecede güvenli sayılabilir. Hızlı akan, keyifli, görsel olarak da iyi işlenmiş bir film. Katil kim filmlerinde katille ve diğer şüphelilerle daha fazla haşır neşir olmamız, anlamaya çalışırken arada kalmamız, motivasyonu daha iyi anlamamız için biraz daha zaman verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama zaten film sinematografik bir etki, üzerine sonradan düşündürmek tartıştırmak gibi amaçlarla değil, hızlı tüketim amacıyla çekildiğinden -odaklanma kabiliyetimiz malum- çerez olarak, vakit değerlendirme açısından başarılı buldum.
Spoiler içeriyor
The Servant Prince editleri sayesinde izlemeye başladığım bir dizidir. Konusundan kısaca bahsedeyim öncelikle.Naoya ve Takaaki birbirlerini liseden beri tanıyorlardır ve aralarında efendi-köle tarzında bir ilişki vardır.Ve ikisi de artık yetişkin bireyler olsalarda ilişkileri hala aynı şekilde devam etmektedir. Naoya ve…devamıThe Servant Prince editleri sayesinde izlemeye başladığım bir dizidir.
Konusundan kısaca bahsedeyim öncelikle.Naoya ve Takaaki birbirlerini liseden beri tanıyorlardır ve aralarında efendi-köle tarzında bir ilişki vardır.Ve ikisi de artık yetişkin bireyler olsalarda ilişkileri hala aynı şekilde devam etmektedir.
Naoya ve Takaaki'nin ilişkisi bağımlı ve sağlıksız bir ilişkiydi.Ayrıca Takaaki Naoya'ya karşı bazen çok saplantılı ve hastalıklı düşüncelere kapılıyordu ama dizi soft bir dizi olduğundan neyseki karakter sapıtıp red ya da black flag falan olmadı.Ama Takaaki'de black flag olacak potansiyel bile vardı bence söylemiş olayım da🤭
Ayrıca Takaaki ve Naoya'nın kimyası oldukça iyi olmasına rağmen dizide bunu kullanamamışlardı ne yazık ki.O kadar saçma ve amatör kiss sahneleri vardı ki izlerken "Bu ne abi ya?"oldum bi ara.Çünkü iki yetişkin birey bu şekilde öpüşmez ve öpüşmemeli yani,hadi liseli karakterleri falan canlandırsalar okey ama neredeyse 30 yaşındaki adamlardı Takaaki ve Naoya.
Puan:7/10
2026/52.Dizi
Bebekliğinden itibaren duygularıyla nesneleri yerinden oynatabilme gibi gizemli ve büyülü gerçekçi yeteneklere sahip Harika'nin etrafında dönmektedir. Küçüklükten yetişkinliğine kadar olan hayatı, mücadelesi ve zorluklarini ayrıca Osmanlı'nın son zamanlarını, İstanbul'un işgalini ve 2.Dunya savaşınıda tanıklık ettiğinden tarihsel olaylar ile iç içe…devamıBebekliğinden itibaren duygularıyla nesneleri yerinden oynatabilme gibi gizemli ve büyülü gerçekçi yeteneklere sahip Harika'nin etrafında dönmektedir.
Küçüklükten yetişkinliğine kadar olan hayatı, mücadelesi ve zorluklarini ayrıca Osmanlı'nın son zamanlarını, İstanbul'un işgalini ve 2.Dunya savaşınıda tanıklık ettiğinden tarihsel olaylar ile iç içe bir konusu bulunmaktadır.
Bir romandan ziyade daha çok otobiyografi gibi bir kitap Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türkiye'nin değişimine tanıklık ediyor.
Hem sürükleyici kurgusu hem de dönemin siyasi ve toplumsal çalkantılarını yansıtmadaki başarısı ile 2023 Yunus Nadi roman ödülü almış bir kitap.
İyi yaşamak sizce nedir, bence her zaman kendini düşünerek sorumluluk alarak ölçülü yaşamaktır bazı şeyleri maksimumda yapmaya gerek yok ve iyi yaşamak için sevgi empati gerek, insanın içinde bir ruh olduğunu görmek gerek acıyı hissettiğini bilmek gerek üzüldüğünü sevindiğini bilmek…devamıİyi yaşamak sizce nedir, bence her zaman kendini düşünerek sorumluluk alarak ölçülü yaşamaktır bazı şeyleri maksimumda yapmaya gerek yok ve iyi yaşamak için sevgi empati gerek, insanın içinde bir ruh olduğunu görmek gerek acıyı hissettiğini bilmek gerek üzüldüğünü sevindiğini bilmek gerek
Spoiler içeriyor
Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden sonra izlediğim en iyi Orta Dünya filmi net olarak bu. İlk film de çok keyifliydi, hakkını yememek lazım ama Çorak Topraklar onun da üstüne çıkmış. Filmin zirvesi net olarak Smaug ile olan sahneler. Smaug'un o ihtişamı, altından…devamıYüzüklerin Efendisi üçlemesinden sonra izlediğim en iyi Orta Dünya filmi net olarak bu. İlk film de çok keyifliydi, hakkını yememek lazım ama Çorak Topraklar onun da üstüne çıkmış.
Filmin zirvesi net olarak Smaug ile olan sahneler. Smaug'un o ihtişamı, altından uyanışı, o tok sesi karşısında nefesim kesildi. Ama asıl büyülendiğim Bilbo'ydu, o koca ejderhanın karşısına tek başına çıkacak cesareti göstermesi, onunla konuşması, zekası ve çevikliğiyle o devasa yaratığı oyalaması... Frodo'dan sonra Bilbo ilaç gibi geldi. Dürüst olmak gerekirse Frodo'nun yükü çok ağırdı, yüzüğün ağırlığını ve acısını anlıyorum ama karakter olarak pasif kalması, sürekli Sam'in desteğine ihtiyaç duyması ve inisiyatif alamaması beni film boyunca biraz yormuştu. Bilbo'da ise tam tersi bir kurnazlık ve aktif zeka var.
Legolas ve Tauriel'in olduğu her sahne ayrı bir şölendi. Kitabı okumadım ama duyduğum kadarıyla bu sahnelerin çoğu kitapta yokmuş, ekleme karakterlermiş ama iyi ki eklemişler. Filme acayip bir dinamizm katmışlar.
Spoiler içeriyor
Kayıtsız kalarak izlenemeyecek bir dizi.Funda'yı izlerken Funda gibi, Nazlı'yı izlerken Nazlı gibi hissettiriyor. İşin garibi ikisine de öfkelenip ikisine de hak verdim.Salt kötü karakterler yaratılmamış.Onların iç dünyası seyirciye aktarılmış.Belki tüm izlediğimiz kötüleri kendi iç sesleri ile dinleseydik bir çoğuna aslında…devamıKayıtsız kalarak izlenemeyecek bir dizi.Funda'yı izlerken Funda gibi, Nazlı'yı izlerken Nazlı gibi hissettiriyor.
İşin garibi ikisine de öfkelenip ikisine de hak verdim.Salt kötü karakterler yaratılmamış.Onların iç dünyası seyirciye aktarılmış.Belki tüm izlediğimiz kötüleri kendi iç sesleri ile dinleseydik bir çoğuna aslında o da mağdur olmuş derdik .
Bütün mesele de o değil mi , hikayeye nereden baktığımız algımızı değiştiriyor.
Büyük resimde Nazlı ,İlker'in yarattığı mağduriyetin acısını Funda'dan çıkarmış oldu ve İlker'i de hayalini kurduğu ailenin bir objesi yaptığı için o daha bencil ve daha eleştrilesi bir konumda durdu.Funda, kadınlık rolleri arasında sıkışmışlığın zayıf düşürdüğü bir ruh ile bu savaşta güçsüz kaldı.
Spoiler içeriyor
The Green Mile’ı ilk izlediğimde de yıllar sonra tekrar izlediğimde de beni en çok rahatsız eden şey elektrikli sandalye sahneleri olmadı. Asıl rahatsız edici olan Paul’ün ve diğer gardiyanların çaresizliğiydi. Çünkü filmlerde hapishane gardiyanlarını genelde ya sadist insanlar olarak görürüz…devamıThe Green Mile’ı ilk izlediğimde de
yıllar sonra tekrar izlediğimde de beni en çok rahatsız eden şey elektrikli sandalye sahneleri olmadı. Asıl rahatsız edici olan Paul’ün ve diğer gardiyanların çaresizliğiydi.
Çünkü filmlerde hapishane gardiyanlarını genelde ya sadist insanlar olarak görürüz ya da sisteme karşı çıkan kahramanlar olarak. Burada ise ikisi de yok. Paul Edgecomb ve diğer gardiyanlar özünde iyi insanlar. Ama sonuçta onlar da görevlerini yapan devlet memurları. Masum olduğunu bildikleri, üstelik açıklanamaz bir şifa gücüne sahip olan bir adamı kendi elleriyle sandalyeye oturtup kayışlarını bağlıyorlar. Bunu ağlayarak yapmaları da durumu daha masum hâle getirmiyor. Tam tersine, insanın kötü bir sistemin içinde istemeden nasıl suç ortağı olabileceğini gösteriyor.
John Coffey ise Michael Clarke Duncan’ın performansı sayesinde kolayca karikatüre dönüşebilecek bir karakter olmaktan kurtuluyor. Kocaman bir adam, karanlıktan korkuyor, çocuk gibi konuşuyor ve dokunduğu insanları iyileştiriyor. Kâğıt üzerinde bakınca oldukça yapay, hatta fazla açık bir Hristiyanlık alegorisi gibi duruyor. Ama filmde Coffey’nin asıl trajedisi mucizeler yaratması değil. İnsanların yaptığı kötülükleri ve acıyı sürekli içine çekmesi. Dünyadaki bütün o pisliği taşıyor ama bununla ne yapacağını bilmiyor.
Bu yüzden sonunda kaçmak istememesi bana kahramanlık gibi gelmiyor. Adam gerçekten yorulmuş. İnsanların birbirine yaptıklarını görmekten ve hissetmekten bıkmış. Ölümü istemesinin altında biraz da artık sessizlik istemesi var.
Finaldeki uzun ömür meselesi de filmi sıradan bir dramdan çıkaran en ağır taraflardan biri. Paul’e kalan 108 yıl bir ödül gibi değil, daha çok bir ceza gibi. Sevdiği insanların birer birer yaşlanıp ölmesini izliyor. Karısı, arkadaşları, hatta o küçük fare bile hayatından geçip gidiyor. Kendisi ise yaşamaya devam ediyor.
Frank Darabont filmin uzun süresini de çok iyi kullanmış. Film sürekli seyirciyi ağlatmaya çalışmıyor. Yeşil koridorların o ağır sessizliği, bekleyiş ve karakterlerin çaresizliği zaten yeterince ağır. Bu yüzden Yeşil Yol benim için sadece ağlatan bir film değil. İyi insanların bile kötü işleyen bir sistemin içinde ne kadar çaresiz kalabileceğini anlatan, düşündükçe daha da rahatsız edici bir film.
Aslında baya eski olan bir dizi ama ben yeni izlemeye başlamıştım. Bir yandan özellikle Khaleesi sahneleri çok sarıyor. Ama ben maalesef 3.sezonda bıraktım çünkü devam edesim gelmedi.