Bişi söyleyeceğim. Bütün Türkçe hocaları böyle mi yoksa sadece benimki mi böyle? Yok işte şu kitabı okumayacaksın senin için uygun değil... Ya tamam evet bazı kitaplar yaşıma uygun değil ama bazılarını zaten ailem okutturuyor ama ben de seviyorum...
“Hiç bitkilerin hissedebildiklerini, hatta algılayabildiklerini düşündünüz mü? Ağaçlar, bu fındık ağacı, şu kızılağaç, hiçbirinin acelesi yok. Oysa biz etrafta koşturup, yaygara koparıyoruz ve sıradanlığımızı haykırıyoruz. Çünkü iç doğamıza güvenmiyoruz. Sürekli şüphe içindeyiz ve telaşlıyız. Durup düşünmeye zamanımız yok..” "3 gündür…devamı“Hiç bitkilerin hissedebildiklerini, hatta algılayabildiklerini düşündünüz mü? Ağaçlar, bu fındık ağacı, şu kızılağaç, hiçbirinin acelesi yok. Oysa biz etrafta koşturup, yaygara koparıyoruz ve sıradanlığımızı haykırıyoruz. Çünkü iç doğamıza güvenmiyoruz. Sürekli şüphe içindeyiz ve telaşlıyız. Durup düşünmeye zamanımız yok..”
"3 gündür kimseyle konuşmamıştım. Bu durum hoşuma gitti. Bir süre sessiz kalmak iyi geldi. Kelimeler bazen tüm duygularımızı ifade etmeye yetmiyor. Çok sönük kalıyor.’’
"İkiyüzlü bir şekilde dolanıp herkesi mutlu etmeye çalışmanız midemi bulandırıyor."
"Bir şair, ruhu harekete geçirmek için yazar.
Putperestleri beslemek için değil."
“İnanılmaz bir şekilde aynı rüyayı görüp duruyorum. beni keder dolu bir sevgi ile sevdiğim eve götürüyor, kırk yıl önce masanın üzerinde doğduğum büyükbabamın evine. içeri girmek istediğimde bir şey engelliyor beni. rüyayı çok sık görüyorum. kütükten yapılmış yüksek duvarları ve karanlık girişi gördüğümde, rüyadayken bile bunun sadece bir rüya olduğunu anlıyorum. aşırı neşem, uyanacağımı bildiğim için gölgeleniyor. bazen bir şey oluyor, rüyamda çocukluğumdaki evi ve etrafındaki çam ağaçlarını görmüyorum. sonra kederlenip, aynı rüyayı görmek için sabırsızlanıyorum; beni her şeyin mümkün olduğuna inandığım çocukluğuma ve mutluluğa götürecek rüyayı”
Şiirsel bir anlatımı olan kelimerle ifade etmek yerine anılarla görsel bir anlatım seçen, daha çok ruhunu beslemek için yaptığı kişisel bir Tarkovsky filmi.
2026 (57. Film) 2 filmden oluşan Koleksiyoncu serisinin ilk filmi. Bir arkadaşımın Testere filmi üzerine yaptığımız muhabbet sırasında "Koleksiyoncu şöyle film, Koleksiyoncu böyle film!" demesi üzerine başladık izlemeye. Filmi hem anlatıp hem de aynı anda yorumlamak istiyorum. Arkin tesisatçı olarak…devamı2026 (57. Film)
2 filmden oluşan Koleksiyoncu serisinin ilk filmi. Bir arkadaşımın Testere filmi üzerine yaptığımız muhabbet sırasında "Koleksiyoncu şöyle film, Koleksiyoncu böyle film!" demesi üzerine başladık izlemeye.
Filmi hem anlatıp hem de aynı anda yorumlamak istiyorum. Arkin tesisatçı olarak çalıştığı evi soymaya karar verir. Planını yaptığı gece ise evde bir seri katille kapana kısıldığını fark edecektir. Film açıkçası Testere'nin kılı olamaz. Bu konuda bir anlaşalım. Testere serisi benim gözümde 10 film üzerinden bakarsam 9/10 filmi başarılı bir seridir. Hem mekanlar hem replikler hem her film düğümün çözüldüğü o ustalıkla hazırlanan son sahneleriyle çok iyi bir iş. Bu filmde açıkçası çokta tatmin olmadım. "Neden izledim ben bunu!" demedim ancak açıkçası çokta büyüsüne da kapılmadım. Bir kere mantık hataları bana göre oldukça fazlaydı. Koleksiyoncu bir sahnede çok zeki gibi gösterilirken bir diğer sahnede o az önceki zeka parıltısını onda görmemişiz gibi yazılmış. Arkin'in eline onca fırsat geçmesine rağmen doğru zamanda Koleksiyoncu'nun üstüne gitmemesi de cabası. Filmin geneli tek bir evde geçiyor. Mekanın kısıtlı olduğu yapımlardan açıkçası daha fazlasını beklerim ki filmin sonunda bana mekan azdı dedirtmesin o açıdan da ben filme çok çok yükselemedim. Oyuncu kadrosu çok tanıdık yüzler değildi. Oyunculuklar da ortalamaydı demek doğru olur.
Genel olarak vahşet, seri katil vb. tarzlar hoşunuza gidiyorsa eğer bu filme de bir şans verin derim. Bir 10-15 yıl önce bu filmden çok bahsedildiğini ve o dönem popüler olduğunu hatırlıyorum. Bende her ne kadar beklediğim etkiyi oluşturamasa bile en kötü çerezlik niyetiyle izlenebilir.
6.4/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Testere Bağlantısı: Filmin senaristleri Marcus Dunstan ve Patrick Melton, aslında bu senaryoyu bir "Saw (Testere)" prequel'i (öncesini anlatan film) olarak tasarlayıp stüdyoya sundular. Ancak reddedilince hikayeyi bağımsız bir filme çevirdiler.
2- Filmin ilk adı "The Midnight Man" (Gece Yarısı Adamı) olarak planlanmıştı.
3- Arkin rolü için pek çok ünlü isim düşünülse de yönetmen, Josh Stewart'ın o "çaresiz ama dirençli" duruşunu çok beğendiği için onda karar kıldı.
4- Film yaklaşık 3 milyon dolar gibi korku sineması için oldukça düşük bir bütçeyle çekildi.
5- Filmdeki tuzakların çoğu CGI (bilgisayar efekti) değil, sette fiziksel olarak kurulan mekanik düzeneklerdi.
6- Filmin en çok tepki çeken ve "bu kadar da olmaz" dedirten sahnesi olan kedi sahnesi, vizyona girmeden önce sansürlenmekten kıl payı kurtuldu.
7- Koleksiyoncu film boyunca tek bir kelime bile etmez; bu, karakteri daha gizemli ve "insanlıktan uzak" kılmak için yapılmış bir tercihtir.
8- Katilin maskesi, oyuncunun yüzüne tam oturması için özel bir kalıpla hazırlandı ve gözeneklerinden sürekli bir "terleme" hissi vermesi için yağlandı.
9- Filmi diğer slasherlardan ayıran en büyük detay, başrolün bir hırsız olması ve aslında suç işlemek için girdiği evde kahramana dönüşmesidir.
10- Evin içindeki o sarımtırak ve kirli ışık, izleyicide klostrofobi hissini tetiklemek için özel filtrelerle sağlandı.
11- Film, oldukça yoğun bir çalışma temposuyla sadece 20 küsur günde tamamlandı.
12- Filmin müziklerini yapan Jerome Dillon, endüstriyel sesleri kullanarak izleyicinin sinir uçlarıyla oynamayı hedefledi.
13- Filmdeki o zeka dengesizliği, aslında senaryonun iki farklı yazar tarafından sürekli revize edilmesinden kaynaklanıyor.
14- İlk filmde katilin kim olduğuna dair hiçbir ipucu verilmez; bu gizem devam filmine saklanmıştır. Ancak az çokta belli edilmiştir sanki.
15- Yönetmen, filmi çekerken 70'lerin kült korku filmi The Texas Chain Saw Massacre'ın çiğ ve rahatsız edici atmosferinden esinlendiğini söylemiştir.
16- Bazı tuzaklar (asitli yerler gibi), fiziksel olarak gerçek dünyada kurulması imkansıza yakın olsa da sinematografik açıdan "görsel vahşet" için eklendi.
17- Çekimlerin yapıldığı ev, çekimler bittikten sonra "lanetli ev" imajı yüzünden bir süre satılamamıştır.
18- Filmin sonundaki o "kutulu" final, 2012 yılında gelen The Collection (Koleksiyon) filminin doğrudan habercisidir.
19- Josh Stewart, aksiyon sahnelerinin %80'inde dublör kullanmadan bizzat kendisi oynamıştır.
20- Vizyona girdiğinde eleştirmenlerce yerden yere vurulsa da, film yıllar içinde "Home Alone'un (Evde Tek Başına) korku versiyonu" gibi olarak kült bir kitle edindi.
Umarım seri daha devam etmez mümkünse. Her film bir öncekinden çok daha kötü. Şimdi de zombileri bıraktık şeytanlarla uğraşıyoruz. Hoş bundan daha kötü film çekilmez orası ayrı. 10/1
Moğolistan’ın Gobi Çölü’nde geçen “The Story of the Weeping Camel” (Ağlayan devenin öyküsü) adlı 2003 tarihli belgesel filmde, bir deve zor bir doğumun ardından yavrusunu reddeder. Böyle bir durumda yavru hayatta kalamaz çünkü annesi ona süt vermez. Develerin sahibi aile…devamıMoğolistan’ın Gobi Çölü’nde geçen “The Story of the Weeping Camel” (Ağlayan devenin öyküsü) adlı 2003 tarihli belgesel filmde, bir deve zor bir doğumun ardından yavrusunu reddeder. Böyle bir durumda yavru hayatta kalamaz çünkü annesi ona süt vermez. Develerin sahibi aile direnir, zorlar ama yaptıkları hiçbir şey işe yaramaz.
Sonunda çok eski bir geleneği hatırlarlar; bir müzisyen çağrılır.
Adam elinde iki telli çalgısıyla gelir ve çalmaya başlar.
Müziğinin sesi bağırmaz. Zorlamaz.
Anne deve ve aile çalgının ağlayan çığlığını sessizce dinlerler. Bir süre sonra olağanüstü bir şey olur. Deve titremeye başlar, gözlerinden yaşlar süzülür. Ve yavrusunu kabul eder.
Bu çok etkileyici sahne, bağların, zorla değil, duyguların sesiyle kurulduğunu hatırlatır.
---------
Şimdi sizi bambaşka bir yere ve bambaşka bir zaman götüreceğim.
1827 yılında Franz Schubert isminde beş parasız bir adam henüz 31 yaşında ve ağır hastayken, ölümünden birkaç ay önce, kendisini derinden etkileyen Ludwig Rellstab'ın bir şiirini müziğe dönüştürür.
Şiir şöyle başlar;
“Şarkılarım usulca sana doğru akar,
gecenin içinden…”
Ve sonunda sadece tek bir sözcük vardır.“Korkma.”
Bu metni okumaya devam etmeden önce, lütfen siz de ekte sizinle paylaştığım müziği açın.
Schubert’in Ständchen’i bu!
Çünkü bu yazı okunarak değil, duyularak anlaşılır.
Bu müzik parçasına kısaca “Serenat” deniyor.
Gece sevgiliye kendini kabul ettirmek için sunulan müzik!
Kapıyı çalmaya cesaret edemeyen bir sevgilinin ümitsizce fısıldadığı; “Ben buradayım. Sen duysan da duymasan da.” sözcüklerini hissettiren bir ezgi.
Ama bu serenat farklı.
Bağırmıyor.
İkna etmeye çalışmıyor.
Kendini kabul ettirmiyor.
Hatta bir sevgiliye bile yazılmamış.
Yine de notaların arasında hissedilen bir şey var; Besteci unutulmayacak bir şeyi anıyor.
Geç kalmış ama vazgeçilmemiş bir sesi,
yönünü bilen ve beklemesini bilen bir melodiyi.
Şunu hissettiriyor “bazı sesler, duyulmak için değildirler, unutulmaya direnirler.”
Rellstab bu şiirinin bestelendiğini göremedi. Schubert de bu eserinin yayımlandığını göremeden öldü. Ama o şarkı 200 yıl sonra bile dinleniyor.
Çünkü bazı şeyler, yazıldıkları zaman için değil, uyanacakları zaman için vardırlar.
Moris Levi'ye teşekkürlerimle .. 👏
Sanki her bölümde aynı senaryo kullanılıyor gibi geliyor. İçerik bir noktada esasen aynı. Kötü olduğunu söylemiyorum; film kesinlikle iyi. Efektler ve genel kalite birinci sınıf. Bu yönlerden şikayet etmeyeceğim, ancak eskisi gibi tek oturuşta bitiremiyorum. Artık ilgimi çekmiyor; sıkılıyorum. Sürekli…devamıSanki her bölümde aynı senaryo kullanılıyor gibi geliyor. İçerik bir noktada esasen aynı. Kötü olduğunu söylemiyorum; film kesinlikle iyi. Efektler ve genel kalite birinci sınıf. Bu yönlerden şikayet etmeyeceğim, ancak eskisi gibi tek oturuşta bitiremiyorum. Artık ilgimi çekmiyor; sıkılıyorum. Sürekli farklı bir şey bekliyorum. Neyse, yine de efsanevi bir seri, harikaydı.
Konusu ilgimi çektiği için izlemek istedim. Oyunculuğu hiç beğenmedim. Ayrıca, kamera açıları gerçekten kötüydü. Bir olay olduğunda, kamera olması gereken yerden değil, olmaması gereken en son yerden başlıyormuş gibi geldi. Baştan sona bir dram filmi. Genellikle sevdiğim bir tür değil…devamıKonusu ilgimi çektiği için izlemek istedim. Oyunculuğu hiç beğenmedim. Ayrıca, kamera açıları gerçekten kötüydü. Bir olay olduğunda, kamera olması gereken yerden değil, olmaması gereken en son yerden başlıyormuş gibi geldi. Baştan sona bir dram filmi. Genellikle sevdiğim bir tür değil ve film berbattı. İki saatim boşa gitti diyebiliriz.
"Herkesi anlamak isterdim şu hayatta. Allah var herkesi anlamaya çalışıyorum da zaten. He bana soruyorlar: 'neden?' diye. Herkesin anlamı farklı çünkü. Herkesin maskesi farklı. Herkesin kılıfı farklı. Herkesin acıdığı şey farklı. Güldüğü, eğleniyor gibi gözüktüğü şeyler farklı. Kimine göre can…devamı"Herkesi anlamak isterdim şu hayatta. Allah var herkesi anlamaya çalışıyorum da zaten. He bana soruyorlar: 'neden?' diye. Herkesin anlamı farklı çünkü. Herkesin maskesi farklı. Herkesin kılıfı farklı. Herkesin acıdığı şey farklı. Güldüğü, eğleniyor gibi gözüktüğü şeyler farklı. Kimine göre can sıkıcı oluyor bir şey. Kimine göre olmak zorunda gibi hissettiriyor. Çünkü orada olmazsa, kendi türüne ihanet edecekmiş gibi geliyor ona. Ben de bunu düşünüyorum işte. Neden olmasın ki? Neden kendine bu soruyu sorduğu için hatalı olsun? Neden işe yaramaz olsun? Neden 'bir kesim' için olsun?
Bilmiyorum işte. Bilsem neden sorayım ki? İnsan bildiği şeyi sorunca deli olurum ben. Ya da öğrenmek istemese de öylesine sormak için sorulan sorular. Ah onlar yok mu? İçimdeki bütün hayat enerjisini alıp soğuruyor adeta. İlkine döneceksek, neden sormayayım? Her zaman, bu acaba ne amaçla söyledi? Böyle bir şey yaptı ama neden yaptı? Arkasında ne var? Kafasından ne geçti? Bunu yaptı bakalım şimdi ne yapacak? Sorularını soranlar olacaktır zaten. Çevremizde onlardan çok var.
Ben de dedim ki biraz farklı soralım. Ne de olsa soru soranı en fazla dokuz köyden kovuyorlar. İşte bu soruları sormak için bilmek istiyorum onları. Çünkü onları bilmezsem onlara soramam. Bu genelde yanlış anlaşılır. Biriyle ilgili bir şey bilmek istiyorsan soru sormalısın der herkes. Benim görüşüme göre birini bilmezsen ona soramazsın. Sorduğun en mantıklı soru, yarışma programında vereceği cevaplar kadardır ya da. Fakat dedim ya! Ben bunu yapacak insan çok tanıyorum zaten. Ne gerek var bir tanesine daha!
Bu kadar soru, soru, soru... Sonuç ne yani diyecekler çıkar kesin.
Benim cümlelerim de böyledir işte. Sizi alır bir yerden başlatır, merak edersiniz. Sonra öyle başka yerlere yelken açar ki o cümleler, siz ne amaçlı yolculuğa çıktığınızı unutursunuz. Çoğu zaman da mürettebat, yani bu cümlelere bakanlar sıkılır, bunalır. Ancak en güzel yanı bu değil tabi. Burası üzücü kısmı.
Güzel kısmı ise, herkesi anlamak isteyecek kadar saçma istekleri olsa da, o kişiyi, tıpkı o kişinin yaptığı gibi merak ediyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki bunu bize neden anlatıyorsun? Sıkça söylediğim gibi, bu soruları soran insan çok. Bence doğru sorular sorduğunuzda, o kadar da karmaşık bir şey görmeyeceksiniz. Çünkü bu yol, benim gözüktüğü kadar, her birinizin yolu.
Bu, insanın yoludur."
-Adı Olmayan Kitap,
Esat Burak KÖPRÜLÜ.
Seri filmmiş ya 😏 ilk film bu bakalım diğer ikisini ne zaman izlicem 🤷 filmden önce kızın annesinin kıza yaptıkları neydi öyle ya bu nasıl bi anne ve kızdan ne istiyo. Sanırım diğer seride öğrencem bunu. Seri katil kasabadaki küçük…devamıSeri filmmiş ya 😏 ilk film bu bakalım diğer ikisini ne zaman izlicem 🤷 filmden önce kızın annesinin kıza yaptıkları neydi öyle ya bu nasıl bi anne ve kızdan ne istiyo. Sanırım diğer seride öğrencem bunu. Seri katil kasabadaki küçük yaştaki kızları öldürüyo ve öldürdüğü kızların saçını tarayıp mahrem yerine kek bırakıyo dere kenarına atiyo. Bu polis kızımız da bu katili bulmak için çocukluğunun geçtiği yere geliyo .