Uzun süre etkisinden çıkamayacağınız türden… Empati kurmayı, önyargıları sorgulamayı ve insanlığın karanlık yüzüyle yüzleşmeyi hatırlatan güçlü bir yapım. İzledikten sonra bir süre sessiz kalmak isteyebilirsiniz.
Bir kapak kızı etrafında şekillenen hayatlar, insanlara cesareti ve cüreti uzak bir pencereden izletir. Her bakış, kendi yaşamına dönüp yeniden düşünmeye açılan bir kapı olur. Bir fotoğrafın vesilesiyle, insanlar kendi değerlerine; aşkın, ahlakın ve hayranlığın penceresinden yeniden bakmaya başlar. Her…devamıBir kapak kızı etrafında şekillenen hayatlar, insanlara cesareti ve cüreti uzak bir pencereden izletir. Her bakış, kendi yaşamına dönüp yeniden düşünmeye açılan bir kapı olur.
Bir fotoğrafın vesilesiyle, insanlar kendi değerlerine; aşkın, ahlakın ve hayranlığın penceresinden yeniden bakmaya başlar. Her birey, kendi iç dünyasında farklı bir renkte soluk alıp verir; varoluşun katmanları sessizce değişir.
Farklı insanların yolları kesiştiğinde, yalnızca karşılaşmalar değil; ortak anlamlar, örtüşen duygular ve görünmeyen bağlar da ortaya çıkar. Böylece her buluşma, insanın kendine tuttuğu bir aynaya dönüşür.
"Sen gidiyorsun, tozlar içinde kayboluyorsun. Ben sözümden çıkmadım , sende sözünden çıkma. Bu defa öyle döneceksin ki sonsuza kadar birlikte olacağız.Şimdi ne zaman bir yağmur yağsa, çiçekli başörtümü örtüyorum. Kırmızı yeleğim ve o çiçekler ki sen benim için getirmiştin Bisikletin…devamı"Sen gidiyorsun, tozlar içinde kayboluyorsun. Ben sözümden çıkmadım , sende sözünden çıkma. Bu defa öyle döneceksin ki sonsuza kadar birlikte olacağız.Şimdi ne zaman bir yağmur yağsa, çiçekli başörtümü örtüyorum. Kırmızı yeleğim ve o çiçekler ki sen benim için getirmiştin Bisikletin önünde sen oturuyorsun arkasında ben. Bisiklet ilerledikçe o eski günlere geri dönüyorum."
Film, İranlı lise öğrencisi Mahi ile Afganistan’dan İran’a kaçak yollarla gelmiş Heiran’ın aşkını anlatıyor.
Bir kadının ailesi ve sevdiği insan arasında kalmasının sıkıntısını, aşkı, hasreti ve çaresizliği çok gerçekçi bir şekilde işliyor ve tabii mülteci meselesine de değiniyor. Bu meselenin an zor yanı da bu zaten. Mahi'nin ailesine de hak verdim, ona da böyle bir konuda.
Filmin sonu çok acıydı, zordu hissedebilene...
Tam anlamıyla 10 üzerinden 10'luk (abartmıyorum) bir film; sinemanın sınırlarını zorlayan gerçek bir şaheser. Hele o Hans Zimmer'ın dehasıyla birleşince, insanı resmen bu dünyadan koparıp duygusal bir nirvanaya ulaştırıyor. Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile ama her defasında aynı yüksek duygu…devamıTam anlamıyla 10 üzerinden 10'luk (abartmıyorum) bir film; sinemanın sınırlarını zorlayan gerçek bir şaheser. Hele o Hans Zimmer'ın dehasıyla birleşince, insanı resmen bu dünyadan koparıp duygusal bir nirvanaya ulaştırıyor. Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile ama her defasında aynı yüksek duygu seviyesini yaşatmayı başarıyor. Benim için sinema tarihinde bu kalibrenin, bu etkinin üzerine çıkabilecek başka bir yapım daha yok.
Bu seriyi seviyorum, ayılıp bayılmıyorum ama her zaman elimin altında olmasını istediğim tarzda filmler. izlerken Agatha Christie kitaplarından birini okuyor gibi hissediyorum. Bu filmde bunu daha çok hissettim. Serinin İlk filmi Knives out'ı izleyeli bir yılı geçmiştir. Hafızamda çok sevmediğim…devamıBu seriyi seviyorum, ayılıp bayılmıyorum ama her zaman elimin altında olmasını istediğim tarzda filmler. izlerken Agatha Christie kitaplarından birini okuyor gibi hissediyorum. Bu filmde bunu daha çok hissettim. Serinin İlk filmi Knives out'ı izleyeli bir yılı geçmiştir. Hafızamda çok sevmediğim kalmış, zaten iki buçuk yıldız vermişim. Şimdi düşününce biraz haksızlık etmişim gibi geldi ama atmosferi hariç beni içine almadığını hatırlıyorum. Ana de Armas'tan kaynaklı olabilir ben oyunculuğunu hiç beğenmiyorum. Herkes yorumlarda serinin en iyi filminin ilk film olduğuna dair benzer fikirler belirtince "Benim mi bir yanlışım var?" diye düşündüm ama bence serinin en iyi filmi buydu bayıldım. Daha dün izlediğim ikinci filmde de oyunculuklar çok kötüydü deniz, kum, güneş de bana çok hitap etmiyordu (bence gizem duygusunu öldürüyor). İkinci filmin Tam tersine burdaki sinematografi çok hoşuma gitti. Tam olarak bu filmin atmosferi gibi filmleri seviyorum. Üstelik burada oyunculuklar da çok iyiydi. Şimdiden dördüncü filmi bekliyorum. Mümkünse bu seriye bi on film falan daha çeksinler.
Spoiler içeriyor
Film, Mi-so ismindeki genç bir kadının gündelik temizlik işlerine gitmesiyle başlıyor. Mi-so ailesinin ardından kaldığı tek odalı bir dairede hayatını iş-ev döngüsünde geçiriyordur. Ne kadar çalışsa da kazandığı para ilaçları, kira ve kendisine bi kadeh alkol ve sigara paketine harcama…devamıFilm, Mi-so ismindeki genç bir kadının gündelik temizlik işlerine gitmesiyle başlıyor. Mi-so ailesinin ardından kaldığı tek odalı bir dairede hayatını iş-ev döngüsünde geçiriyordur. Ne kadar çalışsa da kazandığı para ilaçları, kira ve kendisine bi kadeh alkol ve sigara paketine harcama yapabilmektedir. Bir gün ev sahibi kirayı artırınca elindeki olanaklarla ödeyemeyeceğini söyleyip evden çıkar. Bundan sonra Mi-so'nun durağı arkadaşlarının evleridir. Film, bu genç kadının arkadaşlarının evinde geçirdiği günleri anlatıyor. Başlardan itibaren ağır işleyen bir yapıma sahip, ayrıca herkesin beğenebileceği tarzda bir film değildir. Bu film daha çok hayatın acı ama gerçek bir tarafını bizlere gösteriyor. Mi-so gerektiğinde konuşup, onu yanında istemeyenlere ardında bırakmayı bilmesi ya da anlattığını kendine göre evirip çevirip o şekilde karşılık veren insanlara laf anlatmayı bırakması gibi pek çok davranışıyla beni etkiledi. Bilirsiniz, insan hayatın belli bir aşamasından sonra artık eskisi gibi hayata bakamayacak şeyler yaşayabilir. Mi-so tam da 'şartlar ve koşullar değiştiğinde seçimler de değişir' cümlesindeki hayatı yaşamaktadır. Yaşın getirdiği bir durgunluk, sakinlik vardı Mi-so da. Bu film bana şunu sordurttu; hayatta zaten yeterince zorluk çeken bu genç kadından kalkıp da onu hayata bağlayan zevklerinden vazgeçmesini beklemek doğru mu? Ben Mi-so'nun arkadaşlarının onun hayatını, seçimlerini eleştirmesini sevmedim ama bu bir gerçekti de. Mi-so uğradığı her evdeki kişilerin hayatına baktığında her ne kadar Mi-so'nun aksine evleri olsa bile o evlerde aile sıcaklığı, huzur ya da sakin bir ortam yoktu. Gittiği evlerde o kişi evliyse boşanmış ya da aile içinde tartışma mevcuttu. Bekarsa da Mi-so'ya evlenilecek ya da yargılayıcı bakışlarla bakıyorlardı. Aklımda kalan bir sahne var o da filmin sonlarına doğru bu arkadaş grubu, gruptaki birinin aile üyesini kaybetmesiyle bir araya geliyordu. O sahnede karakterlerden biri şunu dedi; 'demek artık birilerinin cenazesinde görüşeceğiz.' Bu çok altı çizilesi bir cümleydi. Arkadaşlık, dostluk denen kavramın geriye dönüp bakınca bi yerlerde artık sisli görüntülü bir duyguydu. Bunlar bir yana Mi-so'nun sevgilisinin, kızın kalacak bir yeri olmadığını bilmesine rağmen boşanmış arkadaşının yanında kalmasını istemeyip sonra da kalkıp kızı öylece ortada bırakması...Bilemiyorum, ister şartlar diyin ister seçim ama yaptığı bir yerde bencillik gibi hissettirdi. Film atmosferik olarak kızın hayatını yansıtan soğuk bir atmosferle çekilmişti. Böyle yapımları beğeniyorum doğrusu. Ben öneriyorum fakat yine de takdir sizde, efenim.🎬
Bence dizinin temelinde yatan şey; bir insanın olduğu haliyle var olabilme çabası. Başroldeki karakterin kafası bu konuda karışıktı; elbette ki onun durumunda olan birçok insan vardır bu hayatta. Hepimiz en az bir kez olsun kendimize şu soruyu sormuşuzdur: "Ben kimim…devamıBence dizinin temelinde yatan şey; bir insanın olduğu haliyle var olabilme çabası. Başroldeki karakterin kafası bu konuda karışıktı; elbette ki onun durumunda olan birçok insan vardır bu hayatta. Hepimiz en az bir kez olsun kendimize şu soruyu sormuşuzdur: "Ben kimim ve ne yapıyorum? Bu dünyaya neden geldim?"
Herkes bulunduğu toplumun kültürü ile şekillenir ve o topluma benzer; ama bazen her ne kadar içine doğmuş olsak da içerisinde benimsemediğimiz şeyler olabilir ve sonrasında farklılaşabiliriz. Ama farklılaşmakla ötekileşmek bence aynı şey değil. Bir insan sırf inancına uygun şekilde giyiniyor diye ötekileştirilmemeli. Hiç kimse sırf bir ortama ayak uydurmak için kendi benliğinden ve değerlerinden vazgeçmemeli.
Başroldeki karakterimiz memleketinden İstanbul'a okumak için gittiğinde, kendini bu sancılı ikilemin içinde buluyor ve aslında onun yolculuğunu izlemiş oluyoruz. Bir yandan da ülkemizde var olan o ikilemi görmüş oluyoruz aslında; belki ikiyüzlülüğü de diyebiliriz. Çünkü bir kısım var ve maalesef özgürlüğün sadece kendilerine ait olduğunu düşünüyorlar; diğer tarafın sırf inancına uygun hareket ettiği için özgürlüğünü kısıtladığını düşünüyorlar. Bu sığ bakış açısı, onların kendilerini çok aydın sanmalarına rağmen aslında ne kadar karanlıklarda kaldığını gösteriyor bence.
Bu, ülkemizin ve ülkemizde olan, hala aşamadığımız bir sorun maalesef. Umarım bir şeyler bir gün değişir. Bu yüzden "saygı" dediğimiz şeyin gerçek manada birbirimize gösterilmesinin taraftarıyım. Din, dil, ırk ayırt edilmeksizin görüntüye değil de karaktere baktığımız bir tarafta olmak dileğiyle...
Serinin en iyi filmi diyebilirim. Dr. Kelson'ın hayat görüşünden acayip etkilendim "memento mori" felsefesiyle yaşaması falan seyir zevki ve altta yatan mesajıyla son zamanlarda izlerken keyif aldığım en iyi kurgusal karakterlerden, Ralph fiennes abimiz de çok iyi oynamış. İşte zombi…devamıSerinin en iyi filmi diyebilirim.
Dr. Kelson'ın hayat görüşünden acayip etkilendim "memento mori" felsefesiyle yaşaması falan seyir zevki ve altta yatan mesajıyla son zamanlarda izlerken keyif aldığım en iyi kurgusal karakterlerden, Ralph fiennes abimiz de çok iyi oynamış. İşte zombi filmi der geçersin ama böyle de ters köşeye yatırırlar insanı.
Millet fazla beğenmemiş, dümdüz korku filmi izleme umudunuz varsa sizi pek tatmin etmez millet, başka seriye bakın en iyisi.