İki sene önce ilk sezonu izleyip çok beğenmiştim. Değişik bir konusu var ve eğlenceli bir gençlik dizisi. İkinci sezonda çıkınca ilk sezonu çok hatırlayamadığım için ilk sezondan başlayıp bitirdim diziyi. Ve bu sezonu ilk sezondan daha çok beğendim. İlk sezonda…devamıİki sene önce ilk sezonu izleyip çok beğenmiştim. Değişik bir konusu var ve eğlenceli bir gençlik dizisi. İkinci sezonda çıkınca ilk sezonu çok hatırlayamadığım için ilk sezondan başlayıp bitirdim diziyi.
Ve bu sezonu ilk sezondan daha çok beğendim.
İlk sezonda daha çok karakterlerin hikayeleri ve dost olmalarını izlemiştik.
Bu sezonda daha çok macera ve eğlence yer alıyor.
Ben diziyi beğendim. Konusu da oyunculuklarda gayet güzel.
Final biraz yarım bırakılmış. İnşallah ilk sezonla ikinci sezon arası gibi uzun zaman ara vermezler.
Acil devamını da istiyorum.
Puanım 10/8
Filmin başrolünde Sydney Sweeney ve Madison Iseman var. İkiz olmak için uygun bir ikili. Filmde piyanoya hayatını adamış iki kız kardeşi görüyoruz. Kardeşlerin adı Julie ve Vivian. Vi Julieden daha başarılı. Tabii Julie kıskanıyor. Yavaş yavaş bu kıskançlığın da neler…devamıFilmin başrolünde Sydney Sweeney ve Madison Iseman var. İkiz olmak için uygun bir ikili. Filmde piyanoya hayatını adamış iki kız kardeşi görüyoruz. Kardeşlerin adı Julie ve Vivian. Vi Julieden daha başarılı. Tabii Julie kıskanıyor. Yavaş yavaş bu kıskançlığın da neler yapabileceğini görüyoruz. Farklı bir biçimde ele almışlar bu durumu. Julie zamanında trajik bir şekilde olen kızın defterini buluyor falan. Bu şekilde anlatıldığı için korku kısmı da var. Ben korkmadım. Ama zaten korkmak için izlememiştim. Benim için çerezlik izlenebilir bir filmdi. Filmin sonu da ibretlikti güzeldi.
Bu nasıl isim amkkk diyerek merak ettiğim animedir. Ucundan izafiyet teorisine değinilmiş, bol romantik anlı, çizimleri ortalamanın bi tık üstunde, olay örgüsü ve karakterlerin bize sunuluşu harika, romdrama seven dostinyolar göz atabilir. Anime izlememis dostinyolarda izleyebilir.
Huh... Vay be 🚬 🍉 Anime bitti ve ben koca bir yükten, devasa bir pişmanlıktan kurtulmuş, nostalji de takılı kalmanın acısını tatmış gibi hissediyorum şuan. çok çok efsaneydi.. Ölü birinin aynısı bir yüz. Var olmaması gereken bir yer de var…devamıHuh... Vay be 🚬
🍉 Anime bitti ve ben koca bir yükten, devasa bir pişmanlıktan kurtulmuş, nostalji de takılı kalmanın acısını tatmış gibi hissediyorum şuan. çok çok efsaneydi..
Ölü birinin aynısı bir yüz.
Var olmaması gereken bir yer de var olan, var olmaması gereken biri. Anılı mefta ile anısız bir hayatın karışımı. Aşk üzerine kurulu bir dünya. Düşüncesiz teklifin sonu. Yaz güneşinin sıcaklığı, ara sıra kulağa gelen Ağustos böceğinin sesi..
Vermek istediği nostaljik hissiyatını iyi verdi bence.
Garip bir anime olarak ilerledi. Garip hissettiriyordu, rahatsız edici hissettiriyordu. Hem neler olduğunu bir an önce anlamak istedim hem de kızın kendini bulmasını, kendini inşa etmesini istedim. Kujirai B kimdi. Kujirai kendi olabilecek miydi, kujirai bir gecmise sahip miydi, kujirai bu bedenle Kudo-kun'un yanında kalmaya devam edebilecek miydi. Kujirai Kudo'yu seviyor muydu. Peki ya Kudo ne hissediyordu, ne düşünüyordu. Kowloonda ki gariplik neydi..? Yıllarca insanların dilinde dolaşan efsaneler peki?
Çok başarılı bir girişle başladı anime. Romantik bir havası vardı. Evet romantizm vardı ama beklediğimiz alışageldiğimiz romantizm değildi.
Ama aynı zamanda iyi bir romantizm işleyişindeydi.
En garibi hikayeyi kadın karakter üzerinden işlemeleriydi.. ve bu işleyişin devamında bambaşka şeyler olması... Bu işleyişe rağmen Kudo-kun'un acısını hissettirmesi, evet benim için başarılı olan buydu.
Her bölümün sonunda diğer bölüme koşasım ve ne olduğunu anlamak için bir an önce bitiresim gelerek izledim.
Üzerinde bir çok teori üretilebilirdi.
Ya sahte kowloon da yaşıyorlar ya kowloon elemanları karıştı, iki kowloon da olabilirdi. Klonlar birbirlerinin yerine geçmiş olabilirdi.. Kowloon tek olup, insanlar klonlanmış olabilir, baş rolün hafızası karışmış olabilir, çok şey olabilirdi. Ve bunların hepsini düşünüp beynimi yorarak izlemek de ayrıca keyifliydi.
💣Ama hiç tahmin etmediğim şekilde gelişti, ürkütücü hissettirdi. Hıçkırıkların arasında ki yumru gibi oturdu tüm konu.
Ve 7. Bölüme kadar taşlar oturmadı, bu da çok başarılıydı bence. Çünkü sonra birden bire her şey anlamlaşmaya ve anlaşıldıkça ürkütücü olmaya başladı.
Anlamaya başladıkça seviyorsun, anlamaya başladıkça daha çok hissediyorsun, anladıkça daha çok şaşırıyorsun.
Histen hise, mimikten mimiğe geçerek seyrettim.
BOMBA gibi bir animeydi diyebilirim.
Gerçekten efsaneydi, izlediğim en iyi bilim kurgulardan biriydi, diyebileceğim bir anime olacak her zaman..
(Dipnot çok bilim kurgu izlememiş biri değilim ama olsun jdkdkdkskdk)
~~
Tamam beni rahatsız eden şeyler oldu. Gayların ve translarin ev sahibi olduğu bir anime olması özellikle. Çok kapasiteli bir konuydu yani, fazla genişti.
Gay gay sahneleri geçerek izledim. Ana karakterlerin bir şeyler yaşamasını beklerken yeşil kafalının kara sevdasıyla karşılaşmaktan hoşlaşmadım yani.
Bl animesi falan olsa, tercih eden izler ama böyle şeyler izlemek görmek yaşamak benim tercihim değil her şeyin içinde görmeye başlayınca rahatsız oluyorum. Ve son animelerin çoğunda var.
~~
Neyse genel olarak, çok başarılı bir konuydu. Anılarını hatırlamadığın bir sabaha uyanmak.
Annenin sana oluşturduğu benlikten kurtulmak.
Ve diğer yan karakterlerin kendilerince dertleri. Ama en önemlisi kudo-san... Kudo hem düşündürttü, hem hüzün verdi, ürküttü... Sonda ağlatıyordu az kalsın.. ah be kudo.
|Zaman ve nostalji göndermesi de bana korona öncesi dünya ile korona sonrası yaşamı, tüm nostaljimizin, güzel anılarımızın, yaşamaya devam ettiğimiz ve etmeyi istediğimiz şeylerin sanki silinmiş olması hissini verdi. Hani şey var ya, korumanın üzerinden, 3 yıl değil, 7 yıl geçti...
Bilmiyorum bunu düşündüğüm de bana gelen hisle bu animeyi izlerken ki his az çok benzerdi..
Öyle işte, konusunun çekiciliğinden, ilerleyişinin heyecanından, sonunun etkileyiciliginden dolayı tavsiye ederim.
Rahatsız olduğum yanlarından dolayı da tavsiye etmem. Orası size kalmış (✿^‿^)
Son bir şey;
Sürekli düşündüm şöyle yapsaydım, böyle yapsaydım diye. Ya da hiç yapmasaydım diye... Pişmanlıklarımla çok vakit harcadım. Bir şansım daha olsun isterdim. Ve cevabı buldum evet. Cevap şu; "Başka bir şansım daha yok ve olmayacak." 🌌
ها
Kitabın merkezinde, rasyonalizmi savunan filozof İbn-i Rüşd ile ilahi müdahaleyi savunan Gazali'nin yüzyıllar süren felsefi tartışması yer alır. Ana fikir, bu iki düşünce biçiminin dünyayı nasıl şekillendirdiğidir. Akıl ile inanç, mantık ile kaosun savaşını temel alır. Dünya, akıl ve özgürlük…devamıKitabın merkezinde, rasyonalizmi savunan filozof İbn-i Rüşd ile ilahi müdahaleyi savunan Gazali'nin yüzyıllar süren felsefi tartışması yer alır. Ana fikir, bu iki düşünce biçiminin dünyayı nasıl şekillendirdiğidir.
Akıl ile inanç, mantık ile kaosun savaşını temel alır.
Dünya, akıl ve özgürlük ile korku ve dogmalar arasında sallanan hassas bir dengededir.
@filmrehberi yorumu üzerine daha önce izlediğim filme ben de bir yorum yapayım dedim. Rémi Bezançon’un Le Premier Jour du Reste de Ta Vie (Kalan Hayatının İlk Günü) filmi, klasik bir "büyüme hikayesi" olmanın ötesinde, bir ailenin anatomisini beş kritik tarih…devamı@filmrehberi yorumu üzerine daha önce izlediğim filme ben de bir yorum yapayım dedim. Rémi Bezançon’un Le Premier Jour du Reste de Ta Vie (Kalan Hayatının İlk Günü) filmi, klasik bir "büyüme hikayesi" olmanın ötesinde, bir ailenin anatomisini beş kritik tarih üzerinden muazzam bir hassasiyetle çıkarıyor. Film, her karaktere kendi "ilk gününü" vererek, zamanın ne kadar hızlı akıp gittiğini ama izlerinin ne kadar derin kaldığını gösteriyor.
En büyük çocuk olan Albert, ailenin "mantıklı" ve "mesafeli" yüzü. Tıp okuyarak rasyonel bir yol seçmesi, aslında babasıyla olan sessiz çatışmasının bir yansıması. Ergenliğin en sert rüzgarlarını estiren Fleur, ailenin uçlarda yaşayan üyesi. 16. yaş günü, onun için sadece bir çocukluktan çıkış değil, ailesinin ona biçtiği "küçük kız" rolüne karşı bir başkaldırı. Ortanca çocuk olarak Raphaël, ailenin denge unsuru ve en romantik karakteri. Abisinin düğünündeki varlığı ve o gün yaşadıkları, onun hayatı boyunca hissedeceği "geç kalmışlık" veya "yarım kalmışlık" duygularının temeli gibi. Anne karakteri, filmin duygusal merkezinde yer alsa da aslında en büyük yalnızlığı o çekiyor. Çocuklar büyüdükçe ve evden uçup gittikçe kendi "işlevini" kaybeden bir kadının varoluşsal sancısını yaşıyor. Evin reisi, bir taksi şoförü olarak hayatını başkalarını bir yerden bir yere taşıyarak kazanan Robert, ironik bir şekilde kendi ailesini gitmek istedikleri yere ulaştırmakta zorlanıyor.
Film, bu beş karakteri bir araya getirdiğinde; zamanın aslında doğrusal değil, hatıralardan ibaret bir kolaj olduğunu kanıtlıyor. Her biri kendi hayatının kahramanı gibi görünse de, finalde hepsi birbirinin hikayesinin yan karakteri olduklarını fark ediyor.
Air’den Lou Reed’e uzanan soundtrack seçkisiyle bu film, izleyicide sadece bir film izlemiş hissi değil, hiç tanımadığı bir ailenin eski fotoğraf albümüne bakmış ve o tozlu kokuyu içine çekmiş hissi bırakıyor. Özellikle filmin müziklerine bayıldığımı söyleyebilirim. Bir şans verilmeyi hak eden bir film.
herkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar kendi külünde söner bütün rüzgârlarına yazıldığın akşam ateş tadında kum tadında kalarak derinleştirir bazı ayrılıkları zaman al ağrını git buradan en uzun eylülü ömrümüzün uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur ne göğsündeki kaplan seçilmiş…devamıherkes kendi ateşini başkasının cehenneminde sınar
kendi külünde söner bütün rüzgârlarına yazıldığın akşam
ateş tadında kum tadında kalarak
derinleştirir bazı ayrılıkları zaman
al ağrını git buradan
en uzun eylülü ömrümüzün
uyutmuyor seni ne kömürleşmiş bu gurur
ne göğsündeki kaplan
seçilmiş taş milyonlarca taş arasından
başını vurduğun
çok gençti genç olmak için bile
kendi zamanına muhtaç
kendiyle dalgın
daha yolun başında görülüyordu
menzilindeki noksan
ömrünce sızlayacak
kayıplar sarayında ateşte unuttuğun ferman
Burdaki “lavuk gibi olmama” isimli kişisel gelişim kitabının, nescafenin yanındaki kupa gibi ekstradan gelmesi lazım bence. Çok güzel bir kitap, güzel nüansları var bence; ama okuduktan sonra bu triplerden uzaklaşmak lazım. Bence farklı bir perspektif sunuyor. Okuduğumda sevmiştim.