Ahlat Ağacı'nın çıktığı yıla ilk baktığımda şaşırmıştım, çünkü bana 2018 gibi değil de daha çok 2000'li yılların başında çıkmış, benim küçüklüğümde de bu film varmış gibi geliyordu. Başrolünde oynayan kişinin Doğu Demirkol olduğunu bilmiyordum, çünkü bu ismi daha yeni yeni…devamıAhlat Ağacı'nın çıktığı yıla ilk baktığımda şaşırmıştım, çünkü bana 2018 gibi değil de daha çok 2000'li yılların başında çıkmış, benim küçüklüğümde de bu film varmış gibi geliyordu. Başrolünde oynayan kişinin Doğu Demirkol olduğunu bilmiyordum, çünkü bu ismi daha yeni yeni tanıdım diyebilirim. Filmi izlerken de hep o eskilik havasını hissettim, ve kendi kendime "nasıl 2018'de çıkmış olabilir ya?" dedim.
Her neyse film hakkında konuşacak olursak çok fazla eleştiriye açık bir film değil, çok doğal ve fazlasıyla kusursuz bir iş çıkarmış ortaya Nuri Bilge Ceylan ve ekipteki diğer kişiler. Doğu Demirkol'un oyunculuğunu beğenmeyenler, yapmacık bulanlar olmuş. Bana göre Doğu rolünün hakkını vererek oynamış, filme de çok yakışmıştı. Karantinanın ilk zamanları sıkıntıdan Tutunamayanlar izlediğim vakitlerde Doğu Demirkol'u yapmacık bulmuştum. Esprileri zorlama yapıyor gibiydi ve ruhsuz gelmişti. 'Ruhsuz' söylemimin hâlâ daha arkasındayım. Bana göre Doğu Demirkol çok ruhsuz bir oyuncu. Fakat bu filme bu ruhsuzluk en basit tabirle cuk diye oturmuş. Sinan karakterinde de hiçbir şeyden memnun olmayan, kimseyi sevmeyen o ruhsuz kişiliği görüyoruz. Hatta bir sahnede annesi ile yaptığı konuşmada insanları sevmediğinden bahsediyor. 'Yazar olma hayalleri kuran bir ruhsuz olur mu?' konusuna hiç değinmeden filmin en kilit ismine geçiş yapacağım. İdris karakteri ile Murat Cemcir'e. Bu isim aklıma hep komedi yapımlarını getiriyor olsa da dram türünde bir yapım olan bu filmde de çok iyi bir iş çıkarmıştır. Hem karakter olarak hem de oyuncu olarak filmin en iyi ismidir, Murat Cemcir.
Filmin sağlam bir metaforu var. Ne kadar çabalarsa çabalasın yazarlık kariyerinde istediği noktaya ulaşamayan Sinan, ne kadar kazarsa kazsın kuyudan su çıkarmayı başaramayan babasının yani İdris'in bir kopyası olarak çıkıyor karşımıza. Aslında film bize kötü bir baba-oğul ilişkisi yansıtmış olsa da Sinan'a en çok değer veren kişinin babası olduğunu yine filmin sonunda görüyoruz. Buradaki kötü baba-oğul ilişkisi sözel veya fiziksel şiddet bağlamında değil, birbirilerine yakınlık duymuyorlar, ve gerekmedikçe pek sohbetleri de yok. Aslında bizim toplumumuzda çoğu ailede ilişkiler bu şekildedir. Baba ve oğul arasında yıkılmaz bir duvar vardır, sanki iki taraftan biri ya da her ikisi yıkmaya çalışırsa kötü bir suç işleyeceklermiş algısı vardır, bu yüzden baba ve oğullar arasında otoriteden doğan ciddi bir mesafe vardır. Film bu duvarı tam anlamıyla yıkmıyor olsa da baba ve oğulu biraz yakınlaştırıyor. Fazlasıyla da birbirlerine benzetiyor. Filmin bir sahnesinde babasıyla kendisi arasındaki benzerlikten de bahsettiğini görüyoruz Sinan'ın.
Filmin bir diğer öne çıkan metaforu ise karınca. Karınca için çalışkanlığı simgelediğini söyleyebiliriz. Fakat bebeğin etrafını saran karıncalar ise bize bir ölünün ya da çürümeye yaklaşmış bir yiyeceğin etrafını saran karıncıları hatırlatıyor. Bu bağlamda İdris karakteri için şunu söyleyebiliriz. Son derece çalışkan bir adam. Ama aynı zamanda ruhu ölmüş. Sinan karakteri de aynı şekilde.
Nuri Bilge Ceylan'ın en uzun repliklere sahip filmidir Ahlat Ağacı. Replikler o kadar uzun ve derindir ki bazılarını çözümlemek için yeniden ve yeniden dinlemek gerekir. Ortamın doğal olduğı kadar repliklerde doğal gelişmiştir. Uzun uzun repliklerde bile yapmacıklık yoktur, sanki bir senaryoya bağlı kalınmış gibi değil de her şey doğal gelişmiş gibiydi. Konusu açıldıktan sonra ve gerekli felsefik, dini bilgilere sahip olduktan sonra gerçek yaşamda da bu tür konuşmalar doğaçlama bir şekilde ortaya çıkabilir. Bazen ne söylediğimizi kendimiz dahi anlamayız, ama çıkar. Filmi de tam olarak buna benzetebiliriz. Doğal bir mekan, doğal oyunculuklar ve uzun uzun ama doğal replikler. Bir sinema filmi değil de basit ama anlamlı ders çıkarabileceğimiz gerçek bir yaşam öyküsü izledik.
Bahsi geçen uzun felsefik ve dini sohbetlere en önemli örnek olarak Sinan,. İmam Nazmi ve İmam Veysel arasındaki konuşmaları gösterebiliriz. Konuşmaların ayaküstü ya da yolda yürürken yapılmış olması olayı daha doğal kılıyor.
Son sahne hakkında da konuşup bitirmek istiyorum yazımı. Son sahneye anlam vermek aslında biraz zor. Sahneyi tekrar tekrar izleme gereği duydum bu yüzden. Lakin anlamdırmak için sahneyi bireysel değil de filmin geneline bakarak değerlendirmek gerekir. Tüm metaforları gözden geçirdiğimizde Sinan'ın babası gibi kör bir kuyu uğruna kendini öldürdüğünü (!) hem de herkesin boş çaba demesine rağmen su umuduyla kazması babası gibi tek bir umuda bağlanıp onu öldürmediğini görürüz bu son sahnede. Basit metaforlarla baba ve oğlu arasındaki derin benzerliği 3 saat gibi uzun bir sürede en ince ayrıntılarına girerek anlatmıştır Nuri Bilge Ceylan ve yeni dönem Türk sinemasının en başarılı eserini çıkartmıştır ortaya.