Kitabı okumaya internet üzerindeki bir tavsiye ile karar verdim, ama ne kitap hakkında bir yorumu ne de kitabın konusunu okumuştum. Adı ilgimi çekti ve okumaya başladım. Başlamadan önce bilimkurgu olduğu için aklımda şüphelerim vardı, uzun uzadıya bilimsel cümlelerin olduğunu düşünüyordum.…devamıKitabı okumaya internet üzerindeki bir tavsiye ile karar verdim, ama ne kitap hakkında bir yorumu ne de kitabın konusunu okumuştum. Adı ilgimi çekti ve okumaya başladım. Başlamadan önce bilimkurgu olduğu için aklımda şüphelerim vardı, uzun uzadıya bilimsel cümlelerin olduğunu düşünüyordum. Yanlış anlaşılma olmasın her türlü kitabı okuyup bitirecektim, lakin akıcı betimlemelerden oluşan bir kitabı okumanın verdiği istek ve okuma sürem ile uzun bilimsel cümlelerden oluşan bir kitabı okumanın verdiği istek ve o kitabı okuma sürem bir olmaz. Bu düşüncelerle kitabı okumaya başladım. Ben biraz daha bilimsel kitap beklerken karşıma bambaşka bir dünya çıktı. Hal böyle olunca da birinci sayfa ikincisini, ikincisi üçüncüsünü kovaladı. Sonra kısa bir sürede de kitabın sonuna geldim. Kitap tam olarak şu cümleler ile başlıyor; "Fahrenheit 451 kitap kağıtlarının tutuşup yanma derecesidir." Böylelikle daha ilk sayfadan çok düşünmeye itmeden kitabın adının anlamını açıklamış oluyor. Tabi bunu daha iyi anlamak için kitabın içine girmek Ray Bradbury'nin yarattığı bu hayali dünyayı tanımak gerekir. Kitabın distopik bir kurgusu var. Ray Bradbury "acaba kitap okumak yasak olsaydı nasıl olurdu" diye düşünmüş ve ortaya böyle bir eser çıkmış.
Kitabın ilgi çekici bir konusu var. Bir önceki paragrafta söylediğim gibi distopik bir dünya ele alınmış. 'Böyle bir dünya olur mu?' düşüncesine girmeyeceğim. Zaman neler getirir bilemeyiz, biz karşılaşmasak bile belki de çocuklarımız ya da onlardan sonraki böyle kötü bir dünya ile karşılaşırlar. Bu kitabın yarattığı hayali dünyada itfaiyeler yangınları söndüren, insanları kurtaran halk kahramanları değil, yangın çıkartan kendilerinden korku duyulan kişiler. Görevleri de kitap yakmak. Çünkü bu bir teknoloji çağı ve kitap okumak yasak. Aklımda şöyle bir düşünce oluştu; 'Dijital ortamdan okusalar da yasak olur muydu? Sonuçta teknolojiyi yine kullanıyoruz.' Tabi 1950'lerde yaşamış olan bir yazarın bunları düşünebilmesi imkansız.
Kitap fazlasıyla akıcıydı, betimlemeler çok güçlüydü, ve ayrıca cümlelerde daha bir anlamlıydı. İnsanı direkt düşünmeye itiyor, ve kitap kurtları için böyle bir dünya kabustan ötedir herhalde. Çok kitap bağımlısı bir insan değilim ama bu distopik dünya beni de korkuttu. Siyasal bir eleştiri var kitapta. Yönetimi farklı bir dille eleştirmiş. "Böyle bir dünya olmaz. Bu distopik bir kurgu, hayal edilemeyecek kadar uzak." diyoruz, ama darbe zamanlarında insanlar tam olarak bunları yaşıyor. Fikirleri yakılıyor, yıkılıyor. Düşünmek, düşünceyi dile getirmek yasaklanıyor. Belki itfaiyeler kitap yakmıyor, ama çok şey yanıyor.
Kısa bir süreliğine dünyanın karmaşasından uzaklaşıp daha karmaşık bir dünyaya girmek isteyenler için önerebileceğim bir roman. Hem akıcı hem de kısa olmasıyla da su gibi okunabilir.
Bu romanda nedense bir şeyler hayal edemedim, sadece bu distopik denilen evren zihnimde canlandı, onun dışında ne karakterleri hayal ettim, ne de kitaptaki diğer şeyleri. Örümcek, tazı denilince zihnimde hayvan olanları canlandı, ama galiba kitabın bahsettiğim örümcek ya da tazı robot tarzı şeylerdi, ya da öyle bir şey. Çok akıcıydı, fakat dili de bana uzaktı. Tabi bu okumama ve kısa sürede bitirmeme engel olmadı. Kesinlikle okunması gereken eserlerden.
"Otları sadece biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır. Otları biçen adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır."