Siyah-beyaz flashback sahnelerinin televizyonun renkli dünyası ile birleştiği muhteşem bir suç draması. Sanırım bu noktada "muhteşem" kelimesi oldukça basit kalıyor, lakin bu filmi tanımlayacak daha iyi bir kelime bulamadım. Filmi izlediğimizde aklımızda kalan ilk şey 'ırkçılık' oluyor. Fakat filmin verdiği…devamıSiyah-beyaz flashback sahnelerinin televizyonun renkli dünyası ile birleştiği muhteşem bir suç draması. Sanırım bu noktada "muhteşem" kelimesi oldukça basit kalıyor, lakin bu filmi tanımlayacak daha iyi bir kelime bulamadım.
Filmi izlediğimizde aklımızda kalan ilk şey 'ırkçılık' oluyor. Fakat filmin verdiği mesaj bunun üstünde. Irkçılık konusunu ele alan bir sürü film listeleyebiliriz. Önemli olan ele aldığı konu değil, bunu nasıl anlattığı. Ana fikri kontrolsüz gelişen duygular ve yarattığı sonuçlar üzerinden anlatmış. Aslında yaptığımız her hata bize bir öğretidir. Belki de Derek o cinayeti işlemeseydi bakış açısı değişmeyecek, hayatı boyunca Yahudi ve siyahilerden nefret eden bir Nazi savunucusu olarak kalacaktı. Bitmez tükenmez öfkesi ona hem çok zarar verdi, hem de hayatının en büyük öğretisini gösterdi. 'Bazen tehlike en güvendiğinizden gelirken, yardım elini ise hiç güvenmediğiniz insan uzatır.' Birinden nefret etmek, öfke çok büyük ve yükü ağır duygulardır, bu filmde öyle ağırdı. Tıpkı öfke ve nefret gibi herkesin kaldırabileceği bir film değildi. Baştan sonra yüksekliğini hiç düşürmedi, hızlı ve yüksek bir suç dramasına yakışan bir havası vardı. Bu yönüyle film sahnelerinin içine daha fazla çekti. Eğer ani öfkenizin kurbanı olmak istemiyorsanız meditasyon, yoga, klasik müzik gibi ruh dinlendirci etkinlikler öneririm. Kısa süreliğine de olsa hem hayatın stresinden uzaklaşıyorsunuz, hem de duygularınızı kontrol altında tutmayı başarıyorsunuz. (Film eleştirisi yaparken hayata dair tavsiye verdiğime göre zirvede bırakabilirim galiba sjsjsjsk)
Gelelim filmin asıl konusuna; "IRKÇILIK!" Irkçılık çok yoğun bir konudur, üzerinde uzun uzun düşünülmesi, konuşulması gerekir. Bunu yapmayacağım, sadece bir soru sormak istiyorum. Kaçımız tüm içtenliği ile "ben asla ırkçılık yapmadım." diyebilir? Irkçılığı sadece siyahi ırkçılığı olarak düşünmeyelim, bir sürü millet, bir sürü ırk var. Hepsini, tarihimizi, dünyamızı gözden geçirdiğinde kaçımız bu soruya "hayır, yapmadım." diyebilir ki... Bana ne cevap verdiğiniz önemli değil, bu soruda kendinize karşı dürüst olmanızı istiyorum. Soruyu daha açık şekilde soracak olursam "pozitif veya negatif ayrımcılık hiç yapmadım" diyebilir misiniz?
Filme yeniden dönecek olursam bu kadar yüksek olması filme bağlasa da beni rahatsız etti, biraz daha durağan olmasını beklerdim. Konuyu çok iyi ele almıştı, oyunculuklar üstüne konuşulmayacak kadar mükemmeldi. Ana fikri açıktı, film yapı olarak ağır olsa da herkesin alabileceği ufak tefek mesajlar vardı.
Ve o sonu... Ne mükemmel bir sondu öyle. Bekliyor muydun? derseniz tüm içtenliğimle hayır diyebilirim, bir suç dramasından bu şekilde son beklenen bir şeydir. Lakin ben bu şekilde beklemiyordum, beklediğim son buna benzerdi, ama tam olarak bu değildi. Öyle bir noktada bitti ki filme dair tüm duygularımı o sahnede bıraktım. Hızlı başladı, derin ve hızlı ilerledi, bazen yavaşladı ama sesini hiç düşürmedi, yavaşlamaya başladı, ve tam o noktada son mermisini attı film.
Geçmişin Gölgesinde... Sanırım bu film için konulacak en iyi isim bu olurdu. Amerikan Tarihi çok basit kalıyor, evet Amerika'da günümüzde bile ırkçılık büyük bir sorun lakin filmi direkt ırkçılığa bağlamak ne kadar doğru olabilir? Geçmişteki hatalarımız peşimizi asla bırakmaz, ya da biz geçmişten kopamayız. Ya o bizim gölgemizdedir, ya da biz onun gölgesinde yaşarız. O anı hatırlatacak en ufak bir anı tekrar yaşadığımızda geçmişimizdeki gerçek tokat gibi çarpar yüzümüze. Burada da geçmişi Derek'e tokat atıyor, acısı hiç geçmeyecek ama büyük ders olan bir tokat...