Dördüncü sezon yayınlanmış bu kadar tantananın sonunda umarım güzel bir hikaye ortaya çıkmıştır. Üç sezondur bir şeyler olmuyor olsa bile kesin bir şeyler oluyor tadında ilerledi.
Pencere önündeki çiçekler ne kadar taze görünürse görünsün, kökü başkasının toprağındaysa çürümeye mahkumdur. Camdaki o yansıma seni kandırmasın; birinin 'merdiveninden çıkıyor olması' oraya ait olduğu anlamına gelmez, sadece geçip gittiğini gösterir. Gerçek erdem, başkasının gölgesinde saklanmak değil, kendi gün ışığında…devamıPencere önündeki çiçekler ne kadar taze görünürse görünsün, kökü başkasının toprağındaysa çürümeye mahkumdur. Camdaki o yansıma seni kandırmasın; birinin 'merdiveninden çıkıyor olması' oraya ait olduğu anlamına gelmez, sadece geçip gittiğini gösterir. Gerçek erdem, başkasının gölgesinde saklanmak değil, kendi gün ışığında lekesiz durabilmektir
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, haddini bilen, doğruları bilen, konuşan, alakası olmayan konulara saçma sapan yorumlar yapmayan, gereksiz duyar kasmayan, "aydın" kesimim ben demeden aydın biri olduğunu gösteren nadir sanatçılardan biri. Böyle bir giriş yapmam şarttı çünkü günümüzde Türkiye'de bulunan sanatçıların yüzde…devamıTürkiye Cumhuriyeti topraklarında, haddini bilen, doğruları bilen, konuşan, alakası olmayan konulara saçma sapan yorumlar yapmayan, gereksiz duyar kasmayan, "aydın" kesimim ben demeden aydın biri olduğunu gösteren nadir sanatçılardan biri.
Böyle bir giriş yapmam şarttı çünkü günümüzde Türkiye'de bulunan sanatçıların yüzde 80inin ya içi boş ya da zihni kirli. Gerçekler. 🤷🏼♂️
Gelelim Arkadaşım Hoşgeldin'e. 23 yaşındayım ve her yaşımda güldüğüm bir program bu benim. Neredeyse her isimli serisinde çok eğleniyorum. Müdür N'aptın serisi dışında falsosu yok bana göre ki o da diğerleri kadar iyi değil ondan. Hayatım boyunca takip ettiğim bir ekip ve şov. Birincisi bu işin inanılmaz bir emekle ilerlemesi var. Çünkü her şovda bir bilginiz olur. En doğaçlama yapanında bile vardır bir fikir. Burada sadece giyilecek kostüm belli o da son 1 saat kala falan yani. İnsanın kendini oraya atması büyük çılgınlık. Üstelik ilk gösterinin üzerinden 20 yıl geçse bile her günün senin için son olabilir. O gün birilerini güldürememeye başlamak bitirir her şeyi. Bu adam 3000'e yakın kez yapmış bunu ya. 3000. Üç bin. Aklım hayalim almıyor benim. Saçma sapan bir başarı bu. Elbette Tolga Çevik ile beraber ekibini de övüyorum fakat, Fırat Parlak ilk yıllarındaki rolünü son zamanlarda o kadar mükemmel oynayamıyor bana göre. Düştüğü ya da dalgalandığı anlar daha çok onun. Ama onu her şekilde tolere edebilecek biri var sahnede ve Fırat Parlak sahnede değil eninde sonunda. Bunu bir de bu kadar uzun süre sürekli yollarda sürekli yapmayı kabul etmek de çok ilginç ya. Elbette kazandıkları para bununla geliyor o yüzden normal iş olarak bakarsın ama eğlence sektöründe çalışan insanların bu kadar kolay baktığını sanmıyorum ben. Çünkü birçok işte insan etkileşimi var ama hiçbirinde bu denli karşılıklı eğlence yok. Birbirini gülerek etkileme durumu başka hiçbir işte yok. Bu ister istemez eğlendireni de çok etkiler bence. Bu yüzden daha insani bir iş olduğuna inanıyorum ben.
İnsanların izlediği bir şeye ilgi duyması için temel istek çatışma ve burada sonsuz tekrarsız bir çatışma var. Elbette aynı şekilde ilerliyor hep ama neredeyse hiçbirinde aynı şeyleri duymuyorsunuz. Tolga Çevik'in oynadığı karakter her zaman çok keyifli oluyor fakat o an oynadıkları oyuna göre, Fırat Parlak'ın kendini soktuğu durumlarda yarattığı absürtlükler iyi olduğunda gösteriyi çok başka yerlere taşıyor hep. Bu sebepten en iyi bölümleri hep Fırat Parlak'ın da çok eğlenceli olduğu bölümler bence. Her bölümde eğleniyorsunuz ama bunlarda çok başka keyifli oluyor. Ben sürekli gülümsüyorum bu programı izlediğimde. Benim için en büyük konfor alanlarından biri Komedi Dükkanı ve diğerleri. Sizi yormayan, arkadan dinleyebileceğiniz, izlediğinizde başka şeyler görebileceğiniz bir seri. Gerçekten çok ince şeyler oluyor bazen onları yakalamak, anlamak ya da fark etmek ayrıca tatlı oluyor. Eğer hâlâ izlemeyen varsa bir an beklemesin ve eğer önyargısı varsa kesinlikle kırıp izlesin. Size başlamanız için rehber bölümler de vereceğim.
Şimdi bir sıralama yapacak olsam Komedi Dükkanı kesinlikle en iyisi. Arkadaşım Hoşgeldin ikinci en iyisi derim. Tolgshow üçüncü en iyi, Müdür N'aptın dördüncü en iyi derim. Üstelik ben geçen sene canlı da izledim. Son zamanlarda daha az güldüğümü düşündüğüm için "acaba o kadar güldürmek mi" gibi bir gaflete düştüm ama sevgili Tolga Çevik sus ve izle dedi bana kısaca. Gerçekten çok eğlendim ve kahkaha da attım. Bence bu çok kritikti. Çünkü ben çok kez kahkaha attım Tolga Çevik'e. Canlı yaşamak da güzeldi.
Programla ilgili zaten insanlara ne olduğunu anlatmak falan gerek yok herkes biliyor ama şimdi size birkaç tane gurme bölüm sayacağım onları izlemenizi, izlediyseniz de tekrar izlemenizi önereceğim.
Tolga Çevik, teşekkür ederim.
(YouTube aramasına böyle yazın)
Komedi Dükkanı 30. Bölüm
Komedi Dükkanı 28. Bölüm
Komedi Dükkanı 26. Bölüm
Komedi Dükkanı 31. Bölüm.
Komedi Dükkanı 45. Bölüm
Komedi Dükkanı 37. Bölüm
Komedi Dükkanı 35. Bölüm
Komedi Dükkanı 25. Bölüm (alkollü diye belirtebilirsini)
Komedi Dükkanı 27. Bölüm
Komedi Dükkanı 45. Bölüm (Favorim)
Komedi Dükkanı 39. Bölüm
Komedi Dükkanı 44. Bölüm
Arkadaşım Hoşgeldin 31. Bölüm
Arkadaşım Hoşgeldin 36. Bölüm
Tolgshow 2. Bölüm
Tolgshow 7. Bölüm
İnsan hiç bir kitaptan korkar mı? Ben korktum. Bu kadar derinden anlamamayı dilerdim. Kendimi de anlamaya yeni yeni başlamiştim zaten. Kitap al işte al buyur dedirtti bana. Bazı şeyleri çok istiyordun al bak. Bu kadar derinden hisseden bu kadar karışıklığı…devamıİnsan hiç bir kitaptan korkar mı? Ben korktum.
Bu kadar derinden anlamamayı dilerdim.
Kendimi de anlamaya yeni yeni başlamiştim zaten. Kitap al işte al buyur dedirtti bana. Bazı şeyleri çok istiyordun al bak. Bu kadar derinden hisseden bu kadar karışıklığı çözen bunu inatla kendi olarak kendi kalarak yapan ruhlar nasıl oluyormuş? İp gibi olmak ipin ucu uzadıkça uzaması bazı yerlerde kopacak hâle gelmesi bazı yerlerin gereksiz yere defalarca düğümlenmesi farklı renklerin dahil olması bazen iplikten çıkması hatta tarihin ortasında var olan herhangi bir yünümsü şeye dönmesi yine de var olması uzaması uzaması...
Başta nasıldı bilmemesi sonunu görmemesi. Sadece her zaman ince olması gerçekti. Ben güçlü olmak için düğüm düğüm olmamayı tercih ediyorum artık. Tezercim keşke ipteki en çok hissedilen yerin buralar olduğunu görebilseydin. Sonuçta düğümsüz olmak da var olmamak da aynı şey değil mi hepsinde de görülme ihtimalin hissedilme ihtimalin en az?
Film boyunca karakterin keskin, mesafeli ve yer yer saldırgan gibi duran hali sanki “ben böyleyim çünkü başka türlü kalamadım” diyen bir tarafın sesi gibiydi. İnsan anlaşılmadıkça keskinleşmeyi öğreniyor. Ve sonra o kısa aşk hikayesi başlıyor. “Kısacık bir hikayeydi ama o…devamıFilm boyunca karakterin keskin, mesafeli ve yer yer saldırgan gibi duran hali sanki “ben böyleyim çünkü başka türlü kalamadım” diyen bir tarafın sesi gibiydi. İnsan anlaşılmadıkça keskinleşmeyi öğreniyor.
Ve sonra o kısa aşk hikayesi başlıyor.
“Kısacık bir hikayeydi ama o kadar güzeldi ki. Hani radyoda çok sevdiğin bir şarkıya denk gelirsin tam sesini açacağın sırada şarkı biter ya… Öylesine yarım kalmış bir hikayenin tüm ömür boyu sürmesine yol açtı.”
Belki dışarıdan bakınca sıradan bir karşılaşma, kısa bir yakınlık. Ama içeride başka bir şey oluyordu. İlk kez biri onu gerçekten dinliyordu. İlk kez biri, onun o “fazla” görülen taraflarını törpülemek yerine olduğu gibi kabul ediyordu.Bu sadece aşk değil bir insanın hayatında ilk kez tam anlamıyla görülmesiydi. O kısa ilişki aslında karakterin hayatındaki ilk koşulsuz kabul deneyimidir. Yani biri onu değiştirmeye çalışmadan, törpülemeden, susturmadan, olduğu gibi görmüş ve o haliyle yanında kalmıştır. İnsan zihni böyle anları sıradan bir anı gibi saklamaz. Onu büyütür, genişletir, hatta bazen bir ömre yayar. Bu aşkın kalıcılığı sadece “aşkın büyüklüğü” değil, aynı zamanda karakterin hayatı boyunca aradığı şeyin yani kabul edilmenin ilk kez gerçekleşmiş olmasıdır.
Bu yüzden o adam sadece bir sevgili değil;
bir aynadır.
Ve o aynaya bir kez bakmış bir insan, bir daha eskisi gibi olamaz.
Bu yüzden o ilişki “büyük” olduğu için değil, gerçek olduğu için unutulmazdır.
Bazen bir an, bir bakış, birinin seni gerçekten gördüğü küçücük bir zaman dilimi… Yıllarca eksik kalan bir duygunun yerini doldurabiliyor. Belki de o yüzden o hikâye hiç bitmiyor. Çünkü aslında biten bir ilişki değil, ilk kez tamamlanan bir his oluyor.
Belki de hepimiz, biraz o ateşböceklerini arıyoruz. Kısa süren ama içimizi aydınlatan o anları…
İhsan Oktay Anar, öyle bir eser meydana getirmiş ki, kitapta biz de varız. Yazarın (İ.O.A) kendisi de var. Yazarın düşledikleri de, düşlediğinin düşledikleri de kitap içindeler. Kısacası hepimiz bir roman içine sıkışmış haldeyiz. Öyle ki bazen düş içindeki karakterler, kaşlarını…devamıİhsan Oktay Anar, öyle bir eser meydana getirmiş ki, kitapta biz de varız. Yazarın (İ.O.A) kendisi de var. Yazarın düşledikleri de, düşlediğinin düşledikleri de kitap içindeler. Kısacası hepimiz bir roman içine sıkışmış haldeyiz. Öyle ki bazen düş içindeki karakterler, kaşlarını çatıp şaşırır halde bir gizi sezer gibi oluyorlar; yani kurmacadan fırlayıp, gerçek ile düş arasındaki sınırdan bir adım öteye geçecek hale geliyorlar. Lakîn bu yazarca bir hadsizlik olmalı ki karakter (misal Bünyamin) derhal kurmacaya (romana) tekrar dönüp kendisine ayrılan maceranın devamını getiriyor.
Biz de böyle değil miyiz? Nasılız biz? Bizi kim yarattı? Bir yaratıcımız var değil mi? Allah. Gündelik işler sırasında; evi viledalarken, kitap okurken, film izlerken, yolda yürürken, koltukta otururken, lavabodayken... Aniden kafamızda bir düşünce belirir: Ben şu an varım. Sanki mekanik şekilde yemeye, içmeye, hayat düzenine alışmışız da gelen bir parlama ile gerçekten yaşadığımızın, vücudumuzun, düşünüyor oluşumuzun farkına varırız. Biraz daha öteye geçmeye çalışıp evreni sorgularken veya yaradılış sırrına müthiş bir merak içinde azıcık ucundan erişmek isterken yine aniden bu parlayış kaybolur. Günlük işlerimize yeniden döner, hayatımızı sürdürürüz.
Neden bu ikinci paragrafı yazdım? Çünkü biz de Tanrı'nın kullarıyız ve elbette büyük meraklar içindeyiz ama o kadar da küçüğüz ki kurmacanın (dünyanın) üstüne çıkamıyoruz, olduğumuz yerde kalıyoruz...
Başta neler olduğunu anlamak çok güç hatta okudukça da bir anlama ulaşmak daha da zorlaşıyor. Çünkü yazar okuru kandırırcasına her bölüm başı "Rivayet ederler ki" diyerek bir başka hikâyeye geçiyor. Ama elbette tüm anlatılanlar birbirine bağlı. Ama kitabın son sayfalarına geldiğimizde elbette kafalar iyice aydınlanıyor. Hatta kapağı kapattığımızda, biz de bir düşten uyanıyoruz ve elimizde kitabı fiziksel olarak hissediyoruz. Karakterlerin de kitapta kaldıklarının farkına varıyoruz. Öyle ki aslında biz kitabın sonundaki bekçi olabiliriz.... Çünkü o uykudan uyanıp gözlerini açtığında her yer karanlıktı; çünkü kitap bitmişti...
Aslında uzun bir gönderi yazmayı düşünmemiştim ama basit gibi görünse de harika bir roman. İnce bir işçilik olduğu çok belli. Hem eğlendiriyor hem de düşündürüyor. Helal olsun yazara.
✨"Kadınlar ne kadar severse o kadar korkar. Sevgileri de kuşkuları da varsa aşırı var. Yoksa hiç yoktur." ✨Evet, bayım; dünyamızın bugünlerinde Namuslu insan binde bir çıkıyor. ✨"Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını!" ✨Buzlar kadar el değmedik, karlar gibi temiz de olsan…devamı✨"Kadınlar ne kadar severse o kadar korkar. Sevgileri de kuşkuları da varsa aşırı var. Yoksa hiç yoktur."
✨Evet, bayım; dünyamızın bugünlerinde
Namuslu insan binde bir çıkıyor.
✨"Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını!"
✨Buzlar kadar el değmedik, karlar gibi temiz de olsan çamur atılmaktan kurtulamayacaksın.
Bir dönemin ateşli ideallerini anlatır. Vatan kutsaldır. Namus vazgeçilmezdir. Birlik olmadan güç olmaz. Dağılmak, çöküşün başlangıcıdır. Sözler serttir. Ama zaman daha serttir. Ayakta kalmanın yolunu birlikte arayanlar bir çağrıdır.
Spoiler içeriyor
Çok önceden kardeşim ile izlemiştim çok iyi flim tavsiye ederim🩵 Karanlık Sular,annesinin ölümünün ardından teselli arayan Nancy'nin Meksika'da tenha bir sahilde sörf yaparken köpek balığı saldırısına uğramasını konu alan 2016 yapımı bir gerilim filmidir.Kıyıya yakın bir kayalıkta mahsur kalan genç…devamıÇok önceden kardeşim ile izlemiştim
çok iyi flim tavsiye ederim🩵
Karanlık Sular,annesinin ölümünün ardından teselli arayan Nancy'nin Meksika'da tenha
bir sahilde sörf yaparken köpek balığı saldırısına uğramasını konu alan 2016 yapımı bir gerilim filmidir.Kıyıya yakın bir kayalıkta mahsur kalan genç kadın, hayatta kalmak için zekasını ve azmini kullanarak canavarca bir köpek balığıyla mücadele eder.