Film gereken korkuyu ve gerilimi dozunda oldukça güzel veriyor. Saçma bir iki sahne var ancak çok da göze batmayan tolere edilebilir sahneler. Bunun dışında zaten görsel bir şölen sunuyor. Blake Lively tek kişilik oyunculuğuyla başarılı olurken tek mekan çekimi olan…devamıFilm gereken korkuyu ve gerilimi dozunda oldukça güzel veriyor. Saçma bir iki sahne var ancak çok da göze batmayan tolere edilebilir sahneler. Bunun dışında zaten görsel bir şölen sunuyor. Blake Lively tek kişilik oyunculuğuyla başarılı olurken tek mekan çekimi olan bu film bunun üstesinden çok iyi gelerek sıkmıyor.
Şuan DİNLE KÜÇÜK ADAM diye bir kitap okuyorum. İlk cümlesinde diyor ki: Sevgi, çalışma ve bilgi yaşamımızın tükenmez kaynaklarıdır. Öyleyse, yaşamı onların yönetmesi gerekir. Evet, modern toplumda insanlar birbirine bu kadar uzaklaşmış ve birbirini katlanılmaz görürken yinede en önemli insani…devamıŞuan DİNLE KÜÇÜK ADAM diye bir kitap okuyorum.
İlk cümlesinde diyor ki:
Sevgi, çalışma ve bilgi yaşamımızın tükenmez kaynaklarıdır. Öyleyse, yaşamı onların yönetmesi gerekir.
Evet, modern toplumda insanlar birbirine bu kadar uzaklaşmış ve birbirini katlanılmaz görürken yinede en önemli insani yanımız olan sevgiyi verme cesaretini gösterebilmek, tüm bu betondan tanrılara kulluğun zırhını kuşanmış ve her an harp halinde olan suratı asıklar, yalancılar, samimiyetsizler ordusuna karşı durup içimizdeki o eşsiz kaynağın şırıltısını, suyunu akıtıp yolunu buldurmak için çalışmalıyız. Bakarız ki bir gün yolunu kaybeden yolcu, sayemizde son durağına varıyor hasretinin...
8 aydır izlediğim dizi bitti. Tam net tarih veremiyorum çünkü yeni güncelleme ile sadece izledim veya okudum rafınıza eklerseniz tarihi kaydediyor. O yüzden bidaha izlediğim dizi veya okuduğum kitaba başlarken kendim tarihi not alacağım siz de alın. Evet en sevdiğim…devamı8 aydır izlediğim dizi bitti. Tam net tarih veremiyorum çünkü yeni güncelleme ile sadece izledim veya okudum rafınıza eklerseniz tarihi kaydediyor. O yüzden bidaha izlediğim dizi veya okuduğum kitaba başlarken kendim tarihi not alacağım siz de alın.
Evet en sevdiğim dizi Friends olmuştu. Aradan tamı tamına 4 yıl geçtikten sonra en çok rekabet içinde bulunan, kıyaslanan HIMYM bitirdim ve kararı açıklıyorum. Sonuç olarak kazanan açık ara farkla FRIENDS❤️. Ne ilginçtir ki tam 4 yıl önce, 22 Eylül'de Friends'in son bölümünü izleyip bitirmişim😹.
Bölüm süreleri, işlenen konular, sezon sayıları, Amerikan kültüründe olan o iğrenç ilişki ortamları ve daha birkaç şey benzer zaten bu yüzden onlar kıyas konusu değil. İlk karşılaştıracağımız şey komedi oranı. Evet burada kesinlikle Friends açık ara önde. Keşke onu izlerken şimdi yaptığım gibi güzel olan favori bölümlerimi not alsaydım. Friends'in gülmekten karnımı ağrıtan çok bölümü olmuştur. Bunda o tarz absürt bir şey olmadı ama dediğim gibi favorilediğim bölümleri en sonda yazacağım ki ilerde izlemek istersem bakayım diye. Sizler de faydalanabilirsiniz😸.
Karakterleri kıyaslayalım şimdi. Friends'de Monica hariç tüm karakterlerin komiklik seviyesi gayet güzeldi ama burada Monica hariç geri kalan hiçbir Friends üyesinden daha komik kimse yoktu. Ne kadar çoğunluk Barney çoooook komik dese de bence o kadar da komik değildi. Sadece farklı yapısı, çılgın planları onu herkesten üstün gibi gösterip izleyiciyi 'en iyisi bu' demeye zorlamış gibi. Robinin komik olduğu sahne de en azdı açık ara. Sıralayacak olsam komiklikleri şu şekilde olurdu: Ted>Marshall>Barney>Lily>Robin
Tek kıyas komiklik olamaz tabi karakterlerin bide karakter yapısı var.
Ted: Kendime en çok benzettiğim bağ kurduğum karakterdi. İnsanlara verdiği değer bakımından en üstün olandı. Aşk hayatı, seçimleri ve yaptığı bazı senaryo icabı saçmalıklar sinir etse de 1.lik koltuğu net Teddy Boy'undur. Şunu da belirteyim ama spoiler var bir sonraki cümlemde dikkat.(Bir sonraki paragraf normal olucak)Robin asla Ted'i hak etmedi.
Marshall: Romantikliğin zirve yaptığı, sadece kadınların değil erkeklerin de hayran kalıp örnek almak istediği bir karakter. Arkadaşlık, dostluk diyince de ilk akla gelenlerden. Lily'den çok daha iyilerini hak ediyordu bu arada.
Barney: Cinsel şakalardan oldukça büyük çoğunlukla rahatsız olmam. Ona rağmen Barney'in ara sıra sinirimi bozduğu yerler oldu. Komik olmaya komik tabi ama bazı şakaları cidden kadınları aşağılayıcı. Bazı kadınların da yüksek oranda onu sevmeleri, hayatta bulundukları konumların sebeplerinden biri😸.(Spoiler diğer satır normal) Özellikle Robin ile bir anda ilişkiye girmesi düpedüz şerefsizlik. Robin de iyi biri olmadığından karşı çıkmayıp bu şekilde oldu belki ama yine de suçda paylar büyük. Neyseki ki hep dediğim gibi birbirlerini hak eden karakterleri vardı. Sonuç ne oldu peki? Koskoca bir hüsran. Hak ettiler boşanmayı iyi oldu.
Lily: Alyson Hannigan karakteri nedense bana hep aşırı itici gelmiştir. O yüzden ön yargı ile başladım. Sonra bu düşüncemi tasdikler birkaç şey oldu. Sonrasında ise yumuşadım ve sevmeye başladım onu. Dram sahnelerinde açık ara en iyi oynayan oyuncuydu. Belki de en yeteneklisi ama karakter olarak yinede benden geçerli not alır yanı yok. Marshall'ın daha güzel ve aklı başında bir eşi olmasını isterdim. Onu hak ettiğini düşünmüyorum.
Robin: En çok eleştirilen karakter olması tesadüf değil. Ne güldürdü ne üzdü genellikle sinirlendirdi. Tek iyi yanı güzel olması. Ted'in onu sevmesi bir haksızlık. Bu yüzden Ted'e de kızgınım. Onun sevgisine asla layık değildi.(Spoiler bir sonraki paragraftan devam) Sonda başına gelenler, suçunun karşılığı olarak Barney ile evlenmesi, başına düşen piyango ise Ted'in hep ona aşık olması ve eşinin erken ölümü.
Baştan sona ortalama güzelliği benzerdi. En iyi sezonun 6.sezon olduğunu düşünüyorum. Final ters köşeliydi. Sonunu çoğunluk beğenmemiş ama alttan alttan o mesaj veriliyodu bence güzeldi. En büyük hayal kırıklığı anneyi görmek oldu. Çok mu aradınız cidden Tracy karakterini. Çok daha güzel, sempatik Ted ile yakışan birini beklerdim ama tüm bunlarla alakası yoktu.
Dizinin adam akıllı bir introsu bile yok. Friends'de müzik hep aynı kalsa da intro kısmındaki sahnelerini arada izlerdim ama bunda geçen o 10 saniyelik kısmı hep atladım. Kısacık olmasına rağmen doğal olarak bana hep boş geldi.
(Burası da Spoiler, bir sonraki paragraftan devam) Dizinin sonunda Barney'in eski yaşantısına girmesini kafamda tam oturtamasam da benim için büyük bir sorun değil ama bir anda baba olması... Yani ne alaka? Annesi kim? Bebeği neden Barney'e bıraktı? Bunun gibi birçok soru işaretinin boşlukta kalması iyi değildi ama Barney'in bebeği ilk kucağına aldığı sahnede geçen konuşma... İşte orası çok güzel ve duygusaldı.
Evet hep Friends'den kötü yanlarını anlattım. Tabi ki güzel yanları da var ki bu özellikleri olmasa herkesin bu ikili karşılaştırmada Friends'i net bir şekilde söylemesi işten bile olmazdı. Bu güzel yanı ise, bir konuyu anlatış şekilleri. Baştan sona zaten günümüzden geçmişe dönük hikayeler anlatılması, bir anda geçmişten günümüze sahnelerin olması, bazen bölümün başında olan olayın sebebinin bölüm sonu verilmesi, ters köşe yapan birçok sahne olması, kurgusunun güzel oluşuna zemin hazırladı. Bu ters köşe edici sahneler, şaşkınlık oluşturan kısımlar Friends'den üstün olduğu az sayıda özelliklerden biriydi. Bir diğer önemli üstünlüğü ise dram sahneleriydi. Friends'e göre daha dokunaklı, göz doldurmaya yakın sahne vardı. Tabi ki ağlatacak düzeyde değil ama bu sahneler de diziyi daha gerçekçi kılmış.
Genel olarak ortalama üstü olup yakınlarıma önermeyeceğim bir diziydi. 8 ay uzun bir süre evet. Bu kadar vaktimi verdiğim bir diziden daha çok verim almak isterdim ama yapacak bir şey yok. Abartıldığını düşünmeden edemiyorum. Umarım Friends sevenler çoğunluğu daha fazladır. Peki sizin önereceğiniz en komik sitcomlar neler? Önerileri alayım.
PUANIM:7.5/10
EN SEVDİĞİM BÖLÜMLER
1-10, 2-9, 2-15, 2-17, 3-5, 3-17, 4-5, 4-15, 4-17, 4-22, 5-6, 5-21, 6-1, 6-4, 6-6, 6-10, 6-11, 6-15(favori), 7-3, 7-10, 8-19, 9-5, 9-13, 9-20
“Natalie Wood: What Remains Behind” (2020) Gerçekten çok etkilendim. Kaliteli bir belgesel. Natalie Wood'un güzelliği, bakışları ve oyunculuk yeteneğiyle dünya starı olmuş bu çok özel kadının sıra dışı hayatına konuk oluyoruz. Dışarıdan muhteşem bir başarı hikâyesi görüyoruz. Fakat bu başarının…devamı“Natalie Wood: What Remains Behind” (2020)
Gerçekten çok etkilendim. Kaliteli bir belgesel.
Natalie Wood'un güzelliği, bakışları ve oyunculuk yeteneğiyle dünya starı olmuş bu çok özel kadının sıra dışı hayatına konuk oluyoruz.
Dışarıdan muhteşem bir başarı hikâyesi görüyoruz. Fakat bu başarının ardında aile olmak ve normal bir hayat kurmak için mücadele eden bir kadın var. Çok küçük yaşta sinema sektörüne girmesi, onun bu dünyada yükselmesinde önemli bir rol oynuyor. 40 yaşına gelmeden mesleğinde zirveye çıkıyor ama özel hayatında aynı başarıyı yakalayamıyor. Maalesef trajik son da onu bekliyor.
Bu çok özel kadının hayatına tanık olmak istiyorsanız kesinlikle kaçırmayın.
⭐ Puanım: 8.0 / 10
HBO Max ta izleyebilirsiniz.
Spoiler içeriyor
10/10 Bu kitap resmen “Voldemort geri döndü ama Sihir Bakanlıği bunu kabul etmiyor, o hâlde Hogwarts’a kayyum atayalım” kitabı. Dolores Umbridge’in okula gelip bütün sistemi pembe kurdeleli bir otoriter rejime çevirmesi gerçekten ayrı bir sinir testi. Kadının Harry’nin yanında sürekli…devamı10/10
Bu kitap resmen “Voldemort geri döndü ama Sihir Bakanlıği bunu kabul etmiyor, o hâlde Hogwarts’a kayyum atayalım” kitabı. Dolores Umbridge’in okula gelip bütün sistemi pembe kurdeleli bir otoriter rejime çevirmesi gerçekten ayrı bir sinir testi. Kadının Harry’nin yanında sürekli o yapmacık gülümsemesi bile başlı başına bir işkence.
Kitabı filmden ayıran en sevdiğim şey ise karakterlerin çok daha fazla nefes alması.
Harry: Bu çocuk bu kitapta gerçekten öfkeli. Sürekli Voldemort, rüyalar, Dumbledore’un kendisinden uzak durması, Bakanlığın ona yalancı muamelesi“Harry biraz sakinleş” dediğim yerler oldu ama sonunda yaşadığı travmanın ağırlığı düşünülünce çocuğa da çok kızamıyorsun. Özellikle Sirius’un ölümüyle birlikte Harry’nin artık çocukluğunun son kırıntısını da kaybettiğini hissediyorsun.
Hermione: Yine grubun beyni. Dumbledore’un Ordusu’nu kurma fikrinin arkasındaki asıl organizasyon gücü olması, Umbridge’e karşı hazırladığı planlar ve gerektiğinde Harry ile Ron’u hizaya getirmesi. Hogwarts’ın müdürü olsaydı Umbridge iki haftada işsiz kalırdı.
Ron: Quidditch seçmelerindeki özgüven problemi, takım arkadaşlarıyla ilişkisi ve Hermione’yle sürekli didişmesi karakteri çok daha canlı yapıyor. Filmdeki “yan karakter” hissinden ziyade kitapta Harry’nin en yakın arkadaşlarından biri olduğunu daha fazla hissediyorsun.
Cho: Filmde neredeyse sadece “Harry’nin hoşlandığı kız” olarak kalırken kitapta işler çok daha karmaşık. Cedric’in ölümünün ardından yas tutması, Harry’den beklentileri ve ikisinin birbirlerini tam olarak anlayamamaları ilişkilerini daha gerçekçi yapıyor. Noel Balosu sonrası değil ama Valentine’s Day civarı o meşhur buluşma. İkisi de iletişim konusunda felaket. 😂
Percy: Weasley ailesinin içindeki bu kırılma bence çok önemli. Percy’nin Bakanlık kariyerine kendini kaptırıp ailesiyle arasına mesafe koyması, özellikle Arthur ve Ron’la yaşadığı kopuş, savaşın sadece dışarıdaki insanları değil aileleri de parçaladığını gösteriyor. Filmde bunun büyük kısmının kaybolması yazık.
Kreacher: Kitabın gizli kaos ajanı. Sirius’la arasındaki gerilim, Black ailesine olan sadakati ve Harry’nin onu başta anlamaması… Sonunda Kreacher’ın Sirius’un ölümünde dolaylı rolünün ortaya çıkması gerçekten “sen de mi?” dedirtiyor. Ayrıca Grimmauld Place’in atmosferini çok daha karanlık ve yaşayan bir yer hâline getiriyor.
St. Mungo’s: Filmin atladığı ve kitabın dünyasını genişleten bölümlerden biri. Neville’ın anne ve babasını görmek, ailesinin yaşadığı trajediyi öğrenmek ve Neville’ın neden bu kadar sessiz ve çekingen olduğunu daha iyi anlamak… Bu sahneler karakteri bir anda çok daha derin hâle getiriyor.
Neville: Bu kitapta resmen yavaş yavaş açılıyor. Başlangıçta sakar ve çekingen Neville varken Dumbledore’un Ordusu sayesinde kendine güven kazanan, sonunda Bakanlık’ta arkadaşlarının yanında savaşan başka bir Neville görüyoruz. Küçük küçük ama çok güzel bir gelişim.
Luna: “Bu kızın kafası başka bir gezegende” diye başlayıp birkaç bölüm sonra “Luna’yı kimse üzmesin” noktasına geliyorsunuz. Ravenclaw ortak salonundaki konuşmaları, babası ve kendine has dünyasıyla serinin en özgün karakterlerinden biri.
Snape: Harry ile birbirlerinden nefret etmek konusunda artık olimpiyat seviyesindeler. 😂 Ama asıl bomba Snape’in anısında geliyor. James Potter’ın gençken Harry’nin düşündüğü kadar kusursuz biri olmadığını görmek ve Snape’in Lily’ye olan duygularını anlamaya başlamak, Harry’nin babası hakkındaki bakışını değiştiriyor. Kitabın en önemli geçmişe dönüşlerinden biri.
Ve tabii ki...
FRED & GEORGE: Ben bu iki adama hayatımı veririm. 😭❤️
Umbridge Hogwarts’ı kontrol etmeye çalışırken Fred ve George’un okulda kaos çıkararak ona karşılık vermesi paha biçilemez. Bataklık, havai fişekler, öğrencilerin isyanı ve sonunda süpürgelere atlayıp Hogwarts’tan ayrılmaları… İkisi resmen “Bu okuldan mezun olmuyoruz, bu okulu terk ediyoruz” diyerek kendi kariyerlerini başlatıyor.
Üstelik kitapta onların dükkân kurma hayalinin ve iş zekâsının daha fazla hissedilmesi çok hoş. Şaka yapıyorlar diye hafife alınan iki kişinin aslında ne kadar yaratıcı ve girişimci olduğunu görüyoruz.
Sirius: Kitapta ölümünün ağırlığı filmdekinden bile daha farklı geliyor. Harry’ye aile olabilecek, onu gerçekten anlayan insanlardan biri. Ama Sirius’un Grimmauld Place’te sıkışıp kalması, savaşın dışında bırakılması ve James dönemindeki özgür hayatını özlemesi de onu çok daha trajik bir karakter hâline getiriyor. Ölümünün ardından Harry’nin yaşadığı boşluk gerçekten ağır.
Ve final…
Bakanlık Savaşı, Ölüm Yiyenler, Sirius’un düşüşü, Harry’nin Bellatrix’in peşinden gitmesi ve ardından Dumbledore ile Voldemort’un düellosu. Voldemort’un Harry’nin bedenini ele geçirmeye çalışması ve Harry’nin sevgi üzerinden ona direnmesi ise serinin ana temasını tekrar yüzümüze çarpıyor.
Bu kitap sadece “Harry Potter ve Umbridge” değil; Harry’nin çocukluktan çıkıp savaşın gerçekten başladığı noktaya gelmesi.
Film güzel ama kitapta karakterler, aile ilişkileri, geçmişler ve yan hikâyeler çok daha dolu. Özellikle Percy, Kreacher, St. Mungo’s, Snape’in anısı ve Fred–George sayesinde kitap bambaşka bir deneyim.
Ve evet, bütün bu kaosun ortasında benim hâlâ en sevdiğim insanlar Fred ve George.
Akıl Defteri 8.4/10 Hafızasını kaybeden bir adamın intikam arayışından çok, insanın kendi gerçeğini nasıl yaratabileceğini anlatıyor. Nolan, seyirciyi de Leonard kadar şaşkın bırakarak hafıza ile gerçek arasındaki çizgiyi siliyor. Film bittiğinde asıl soru şu, gerçeği mi arıyoruz, yoksa inanmak istediğimiz…devamıAkıl Defteri 8.4/10
Hafızasını kaybeden bir adamın intikam arayışından çok, insanın kendi gerçeğini nasıl yaratabileceğini anlatıyor.
Nolan, seyirciyi de Leonard kadar şaşkın bırakarak hafıza ile gerçek arasındaki çizgiyi siliyor. Film bittiğinde asıl soru şu, gerçeği mi arıyoruz, yoksa inanmak istediğimiz şeyi mi.
Hepimiz mutlu olmak için kendimize yalan söyleriz..
Spoiler içeriyor
"Götür bunu sobaya at. Git bak bakalım zarfı sobaya atacak mı? Git bakalım zarfın sobaya atılıp atılmadığına bakacak mı?" Şiir gibi sahne. Bürokrasinin özeti, parolası: -Atıldı, atılıp atılmadığına bakıldı, bakılıp bakılmadığına bakıldı- Ulucanlar'a ilk gittiğimde filmin Ankara'da geçmesi ve kitabının…devamı"Götür bunu sobaya at.
Git bak bakalım zarfı sobaya atacak mı?
Git bakalım zarfın sobaya atılıp atılmadığına bakacak mı?"
Şiir gibi sahne. Bürokrasinin özeti, parolası:
-Atıldı, atılıp atılmadığına bakıldı, bakılıp bakılmadığına bakıldı-
Ulucanlar'a ilk gittiğimde filmin Ankara'da geçmesi ve kitabının yazarının da bir ara Ulucanlar'da yatması sebebiyle sahnelerin çekildiği yerlere bakınmıştım, bulamamıştım. Meğer çoğu Sultanahmet Cezaevi'nde çekilmiş. İnci'nin başkenti seyrettiği yer kaledir umarım.
Mahpus filmlerine bayılırız. Bu hüzünçlü olan idi. Mesajı yoğundu gözleri doldurmuştu. Şimdi izlesem ne hissederim bilmiyorum ama. Gülünçlü olanı ise: Pardon. İkisi de madalyon misali hem replikleri hem hissiyatıyla zihnimizde yer eder, izlenesidirler.
"Kader kim?"
"Bizi buraya düşüren."
"Anahtarlı kadın mı?"
😭.